Dun yazdigim yaziyi ingilizce bilmeyen biri okur da, verdigim linklerden birsey anlamaz diye, bugun bir bakayim dedim internette neler yaziyor. Ne cizgisini bilirim, ne felsefesini, sadece uzun zamandir yaptigim arastirmalarla yazilan bilgiler ortustugu icin internette buldugum bu yaziyi burda yayinlayacagim. Arada verilen Kur'an ayetlerini de bundan anlayan, buna inanan insanlara birakiyorum.
Saygilarimla,
AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER
(Zorunlu tutulan veya kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)
Ağustos 2009´da İngiltere ve Fransa´da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD´de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye´de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye´nin göreceği en büyük tehlike olabilir.
Aşılar Zararlı mı?
Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.
Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.
Grip aşılarının Bilinen İçeriği
1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
6-Maymun böbrek hücreleri
7-Yıkanmış Koyun kanı
8- Monosodyum Glukomat
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
10- İnsan spermi
11- Etilen gliserol (antifriz)
12- Antibiyotikler
13- Skualen
Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.
İmmünolojist Hugh Fudenburg´un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)
Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.
Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.
Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.
Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.
Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.
Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.
Aşı Denen Şey Korur mu?
Dr. G. Buckwald´a göre: Herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.
Peki Bu Israrın Sebebi Ne?
Tüm bunlar karşısında neden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.
Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki Rekombinant DNA insan DNA’sına ´sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.
Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.
Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!
Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an´ı Kerim´de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.
Ancak kök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.
Genetik Yapıyı Değiştirmek... Ne Demek?
Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.
Halbuki Kur´an-ı Kerim´de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:
“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”
Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı
İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ´koruyucu hekimlik´ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.
İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ´zaruret´ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.
Korunmak İçin Ne Yapmalı?
Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”
Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.
Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?
Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.
Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.
Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.
Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”
Dünya, Aşılara Karşı Mesafeli
2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.
ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul´un ifade ettiği üzere “1997´de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”
İngiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).
Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor
1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
500 kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.
Guillain-Barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.
Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:
Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e
Tetanos: Beyin iltihabı’na
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne
Grip Aşısı: Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır
Düşünün ve Karar Verin
Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.
Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.
Sade Hayat Derneği -dunyabizim.com
Devamı için tıklayınız: http://www.aamedya.com/fikralar-saglik-ruya-tabirleri-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi/haber-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi-19712#ixzz1IkZmakcJ
Yeni site:
www.asihakkinda.com
5 Nisan 2011 Salı
Ssttt
Yolda biri dusmus, ne oldugunu anlamiyor yuruyor insan yanindan bakarak,
Araba kenarda kaza yapmis hayretler icinde bakarak geciyor araba kaza mahalinden,
6 yasinda otistik cocuga tren carpmis, cocugu 38 kisi gormus, bir kisi polise basibos dolasan kucuk bir cocuk var diye telefon acmamis. Acsaymis, kurtulurmus.
Metroda iki kisi kavga ediyor, dergiler kitaplar yukari kalkiyor gormemek icin.
Kulaklarda muzikcalarlar, etrafta olan biteni duymamak icin.
Bu bir sendrommus.
Secici olmak cok onemli, Tv'de haberleri seyretmemek mesela, sabah haber seyretmek yerine gol kenarinda kosmaya gitmek mesela. Insanin hayatinda cok buyuk fark yaratir. Gunu guzel baslayan kisi, digerine bulastirir. Gunu kotu gecenlerin de gunlerinin guzel gecme olasiligi artar.
Peki ya bilip susmak? Ogrendiklerini paylasamamak. Senin isin degil Umaji, senin cocugun degil diye susturmak kendimi her daim. Oysa hercocuk BEN'in cocugu, dolayisiyla paylasiyoruz her cocugu derinden. Biziz herbiri...
Ama olmaz, sus Umaji. Insanlar alisilmis duzenlerinde gidiyorlar, hayatlarinda yeterince huzursuzluk var. Sana kalmadi Umaji.
Evet ama ya bilmiyorlarsa, ya hic duymadilarsa, ya duyarlarsa, belki farkederler neler oldugunu. Belki fikirlerini degistirirler.
Sus Umaji, fikirlerini degistirdiler diyelim, ya o fikrini degistirenin cocuguna birsey olursa. Kendi cocugun degil sorumlulugu tasiyabilir misin ?
Sorumluluk O'na ait ama, belki de bana konus diyor simdi.
Sus Umaji, ssst.
Olmaz olmaz, bunca aci var, bunca bilinmeyen. Bari arastirsinlar, bari baksinlar, bari biraz aralasinlar kapilari. Soru sorsunlar. Bu ne kardesim desinler. Icinde ne var desinler, ne ise yarar desinler, ne kadar sure etkisi kalir desinler, yan etkisi nedir desinler. Arastirmalari var mi desinler. Soramiyorlarsa, kendileri okusunlar. Bak internet, sadece gunluk yazmak icin kullanmiyoruz ya bunu, sadece dedikodu icin, sadece haber icin. Degil mi ?
Insanlarin isine gelmez Umaji boyle seyleri arastirmak, herkes yeni pencere acmak istemez. Hem guveniyor o da sen nasil guvendiysen doktoruna.
Guveniyor guvenmesine ama diyorum ki o doktor acaba soru soruyor mu? Yoksa sunu yapacaksin diyor bakanlik, o da onu mu yapiyor. Tipki doktorlarin bize sunu yapacagiz simdi dediginde, peki yapin dedigimiz gibi.
Cocugumu doguruyorum oylesine kiymetli. Aliyor bir kadin onu elimden. Guveniyorum o herkimse. Sonra goturuyor icerde bir odaya. Dogar dogmaz elimi surmeye kiyamayacagim etine batiriyorlar igneyi. Gun geliyor 5 asiyi birden, gun geliyor 11 asiyi birden, gun geliyor oldugu asiyi, vuruyorlar ardi ardina. Oyle cahilim ki. Bu ne icinde ne var diye sormasini akil bile edemiyorum. Icinde 60 kimyasal madde var deseler, delirdiniz herhalde ben bunu kendimi siringa ettirmem, kaldi ki su el kadar cocuga nasil ettireyim. Biz her pazar kalktik Istanbul'da kopru gectik, organik pazarlara gittik. Organik yedirdik. Misafirlige giderken bile yemegini yanimizda goturduk. Sehirlerarasi yolculuklarimizda bile ekmeklerimizi, Kanlica yogurtlarimizi yanimizda goturduk. Egzos dumanindan, sigara dumanindan, sakinabildigimiz herseyden sakindik.
Ahh Mira'cim bilsem yaptirir miydim.
Mira DBaT asisin sonrasinda havale gecirdi. Bir daha hicbir asi vurdurmadik. O zamana kadar 18 aylik olana kadar 21 tane asi olmus. DBaT, MMR gibi karma asilar ki onlarin icinde birden fazla asi var. Hicbir gun verin bakayim su asinin icinde ne varmis bir de ben bakayim demedim. Alsaydim ve okusaydim maymun beyni var, domuz kani var, insan DNAsi var, 60 tanede kimyasal. Delirmis olmaliydim...
Ben sansliydim. Asi sonrasi birden kaybetmedim bebegimi. Adina SIDS diyeceklerdi. Ani olum sendromu. Kimse yazmayacakti asidan diye. Hala kimsenin yazmadigi gibi. Cocuklarini kaybeden annelerle beraber agliyorum son gunlerde.
Ssstt dedi duydum, ama susamadim.
Bahce benim ya, konus demis, bugun bu konusuldu....
23 ay emzirdim, iyi besledim, Allah'a emanet ediyorum. Hastaliklar gelir ve gecer demisler. Ben bagisiklik sistemini guclendirmeye niyet ettim bastan beri. Piril piril beyinlerine batirtmayacagim artik o ucu sivri igneleri...
Hakkimizda hayirlisi olsun...
Okumak isteyenlere;
http://drtenpenny.com/default.aspx
http://www.vaccineriskawareness.com/Why-I-Don-t-Vaccinate-My-Children
http://vran.org/personal-stories/
http://www.amazon.com/tag/health/forum/ref=cm_cd_dp_rft_tft_tp?_encoding=UTF8&cdForum=Fx1EO24KZG65FCB&cdThread=Tx1TBFI9792E6Y4
(bu iki tarafinda fikirlerini sundugu bir forum)
http://www.vaccinationnews.com/home-page
http://www.nvic.org/
http://forums.ivillage.com/t5/Vaccination-Debate/How-to-research-the-decision-to-vax/m-p/67118161
Araba kenarda kaza yapmis hayretler icinde bakarak geciyor araba kaza mahalinden,
6 yasinda otistik cocuga tren carpmis, cocugu 38 kisi gormus, bir kisi polise basibos dolasan kucuk bir cocuk var diye telefon acmamis. Acsaymis, kurtulurmus.
Metroda iki kisi kavga ediyor, dergiler kitaplar yukari kalkiyor gormemek icin.
Kulaklarda muzikcalarlar, etrafta olan biteni duymamak icin.
Bu bir sendrommus.
Secici olmak cok onemli, Tv'de haberleri seyretmemek mesela, sabah haber seyretmek yerine gol kenarinda kosmaya gitmek mesela. Insanin hayatinda cok buyuk fark yaratir. Gunu guzel baslayan kisi, digerine bulastirir. Gunu kotu gecenlerin de gunlerinin guzel gecme olasiligi artar.
Peki ya bilip susmak? Ogrendiklerini paylasamamak. Senin isin degil Umaji, senin cocugun degil diye susturmak kendimi her daim. Oysa hercocuk BEN'in cocugu, dolayisiyla paylasiyoruz her cocugu derinden. Biziz herbiri...
Ama olmaz, sus Umaji. Insanlar alisilmis duzenlerinde gidiyorlar, hayatlarinda yeterince huzursuzluk var. Sana kalmadi Umaji.
Evet ama ya bilmiyorlarsa, ya hic duymadilarsa, ya duyarlarsa, belki farkederler neler oldugunu. Belki fikirlerini degistirirler.
Sus Umaji, fikirlerini degistirdiler diyelim, ya o fikrini degistirenin cocuguna birsey olursa. Kendi cocugun degil sorumlulugu tasiyabilir misin ?
Sorumluluk O'na ait ama, belki de bana konus diyor simdi.
Sus Umaji, ssst.
Olmaz olmaz, bunca aci var, bunca bilinmeyen. Bari arastirsinlar, bari baksinlar, bari biraz aralasinlar kapilari. Soru sorsunlar. Bu ne kardesim desinler. Icinde ne var desinler, ne ise yarar desinler, ne kadar sure etkisi kalir desinler, yan etkisi nedir desinler. Arastirmalari var mi desinler. Soramiyorlarsa, kendileri okusunlar. Bak internet, sadece gunluk yazmak icin kullanmiyoruz ya bunu, sadece dedikodu icin, sadece haber icin. Degil mi ?
Insanlarin isine gelmez Umaji boyle seyleri arastirmak, herkes yeni pencere acmak istemez. Hem guveniyor o da sen nasil guvendiysen doktoruna.
Guveniyor guvenmesine ama diyorum ki o doktor acaba soru soruyor mu? Yoksa sunu yapacaksin diyor bakanlik, o da onu mu yapiyor. Tipki doktorlarin bize sunu yapacagiz simdi dediginde, peki yapin dedigimiz gibi.
Cocugumu doguruyorum oylesine kiymetli. Aliyor bir kadin onu elimden. Guveniyorum o herkimse. Sonra goturuyor icerde bir odaya. Dogar dogmaz elimi surmeye kiyamayacagim etine batiriyorlar igneyi. Gun geliyor 5 asiyi birden, gun geliyor 11 asiyi birden, gun geliyor oldugu asiyi, vuruyorlar ardi ardina. Oyle cahilim ki. Bu ne icinde ne var diye sormasini akil bile edemiyorum. Icinde 60 kimyasal madde var deseler, delirdiniz herhalde ben bunu kendimi siringa ettirmem, kaldi ki su el kadar cocuga nasil ettireyim. Biz her pazar kalktik Istanbul'da kopru gectik, organik pazarlara gittik. Organik yedirdik. Misafirlige giderken bile yemegini yanimizda goturduk. Sehirlerarasi yolculuklarimizda bile ekmeklerimizi, Kanlica yogurtlarimizi yanimizda goturduk. Egzos dumanindan, sigara dumanindan, sakinabildigimiz herseyden sakindik.
Ahh Mira'cim bilsem yaptirir miydim.
Mira DBaT asisin sonrasinda havale gecirdi. Bir daha hicbir asi vurdurmadik. O zamana kadar 18 aylik olana kadar 21 tane asi olmus. DBaT, MMR gibi karma asilar ki onlarin icinde birden fazla asi var. Hicbir gun verin bakayim su asinin icinde ne varmis bir de ben bakayim demedim. Alsaydim ve okusaydim maymun beyni var, domuz kani var, insan DNAsi var, 60 tanede kimyasal. Delirmis olmaliydim...
Ben sansliydim. Asi sonrasi birden kaybetmedim bebegimi. Adina SIDS diyeceklerdi. Ani olum sendromu. Kimse yazmayacakti asidan diye. Hala kimsenin yazmadigi gibi. Cocuklarini kaybeden annelerle beraber agliyorum son gunlerde.
Ssstt dedi duydum, ama susamadim.
Bahce benim ya, konus demis, bugun bu konusuldu....
23 ay emzirdim, iyi besledim, Allah'a emanet ediyorum. Hastaliklar gelir ve gecer demisler. Ben bagisiklik sistemini guclendirmeye niyet ettim bastan beri. Piril piril beyinlerine batirtmayacagim artik o ucu sivri igneleri...
Hakkimizda hayirlisi olsun...
Okumak isteyenlere;
http://drtenpenny.com/default.aspx
http://www.vaccineriskawareness.com/Why-I-Don-t-Vaccinate-My-Children
http://vran.org/personal-stories/
http://www.amazon.com/tag/health/forum/ref=cm_cd_dp_rft_tft_tp?_encoding=UTF8&cdForum=Fx1EO24KZG65FCB&cdThread=Tx1TBFI9792E6Y4
(bu iki tarafinda fikirlerini sundugu bir forum)
http://www.vaccinationnews.com/home-page
http://www.nvic.org/
http://forums.ivillage.com/t5/Vaccination-Debate/How-to-research-the-decision-to-vax/m-p/67118161
29 Mart 2011 Salı
Yardim ustune ...
Iki gundur durum su;
Mira'yi okuldan almaya gidiyorum, ustunu giyinmemis halde buldugum findik kurdu, bir yandan lak lak yaparak etrafta dolaniyor, bir yandan da yardima ihtiyaci olanlarin pesinde kosuyor. Biri botunu ariyor, Mira kar pantalonunu giymek uzereyken, herseyi birakiyor kosa kosa gidip botu buluyor, veriyor. Cantasini birakmis birinin pesinde kosuyor. Yere dusen defteri kaldiriyor. Ogretmenin daginikliklarini topluyor. Ben de sabrim varsa duvara dayanip seyrediyorum, sabrim yoksa iki gundur yaptigim gibi, "annecim sen giyindin mi ? Giyinmedin. Once kendine yardim et, sonra baskalarina" diyorum.
Mira'nin motifi ne bunu yaparken; ona dedi ki ogretmeni bir gun butun sinifin ortasinda "You're a great helper!" "Cok iyi bir yardimcisin" O gun bugun, herkese yardim ediyor. Ve bu yardimin sonunda insanlar ona yaklasiyor, seviyor, onurlandiriyor, paylasiyor, oynuyorlar. Demek ki yardim etmek guzel birsey dedi o da haliyle.
Ne tanidik senaryo degil mi...
Oksijen maskesi once kendimize, sonra yanimizdakine.
Disardan alinacak sevgi ve mutluluk yok maalesef. Ama insanin dogasi bunu boyle yanilsayarak gormeye meyilliymis anlasilan, Mira'yla izliyorum.
Yardim etmek tabii ki guzel bisey ama gercek yardim kendimizi bildikten, kendimizi O'nda demirledikten sonra yardim oluyor. Oncesinde ise egoya benzin...
O guzel his, ben yardim ettim. Ben ona yardim ettim. Ben olmasam ne yapardi. Ben yardim ettim, boyle oldu, soyle degisti. Ahh canimmm benim. Ne guzel yaniliyoruz hergun. Ne guzel oynatiyor bizi ruyalarimizin icinde.
Gecenlerde yazmistim ya sohbet ustune, iki halim var diye. Birinde ben yardim ettigimi dusundugumde kabak basima patliyor, ikincisinde ise vesile oluyorum, diye. Ikincisin de bile, vesile oluyorum derken bile, kendimi bisey saniyorum goruyorsun ya :)
Once kendine Uma'ji, once kendine :)
Mira'yi okuldan almaya gidiyorum, ustunu giyinmemis halde buldugum findik kurdu, bir yandan lak lak yaparak etrafta dolaniyor, bir yandan da yardima ihtiyaci olanlarin pesinde kosuyor. Biri botunu ariyor, Mira kar pantalonunu giymek uzereyken, herseyi birakiyor kosa kosa gidip botu buluyor, veriyor. Cantasini birakmis birinin pesinde kosuyor. Yere dusen defteri kaldiriyor. Ogretmenin daginikliklarini topluyor. Ben de sabrim varsa duvara dayanip seyrediyorum, sabrim yoksa iki gundur yaptigim gibi, "annecim sen giyindin mi ? Giyinmedin. Once kendine yardim et, sonra baskalarina" diyorum.
Mira'nin motifi ne bunu yaparken; ona dedi ki ogretmeni bir gun butun sinifin ortasinda "You're a great helper!" "Cok iyi bir yardimcisin" O gun bugun, herkese yardim ediyor. Ve bu yardimin sonunda insanlar ona yaklasiyor, seviyor, onurlandiriyor, paylasiyor, oynuyorlar. Demek ki yardim etmek guzel birsey dedi o da haliyle.
Ne tanidik senaryo degil mi...
Oksijen maskesi once kendimize, sonra yanimizdakine.
Disardan alinacak sevgi ve mutluluk yok maalesef. Ama insanin dogasi bunu boyle yanilsayarak gormeye meyilliymis anlasilan, Mira'yla izliyorum.
Yardim etmek tabii ki guzel bisey ama gercek yardim kendimizi bildikten, kendimizi O'nda demirledikten sonra yardim oluyor. Oncesinde ise egoya benzin...
O guzel his, ben yardim ettim. Ben ona yardim ettim. Ben olmasam ne yapardi. Ben yardim ettim, boyle oldu, soyle degisti. Ahh canimmm benim. Ne guzel yaniliyoruz hergun. Ne guzel oynatiyor bizi ruyalarimizin icinde.
Gecenlerde yazmistim ya sohbet ustune, iki halim var diye. Birinde ben yardim ettigimi dusundugumde kabak basima patliyor, ikincisinde ise vesile oluyorum, diye. Ikincisin de bile, vesile oluyorum derken bile, kendimi bisey saniyorum goruyorsun ya :)
Once kendine Uma'ji, once kendine :)
25 Mart 2011 Cuma
Ruya
Bu sabah ruyam yine korku filmi tadindaydi, ama sonu guzel bitti. Bir yere gidecekmisim. Kendime dikkat etmem soyleniyor. Gidiyorum. Once kulube gibi evlerin arasina giriyorum. Birden karsidan 3-4 tane elinde makinali tufeklerle ates ederek adamlar cikiyor. Hemen diger tarafa dogru kaciyorum. Evlerin arasindan gecip bir eve giriyorum. Saklanarak ilerliyorum. Heyecanliyim. Birden karsima fiziksel olarak Tibetli bir rahibe benzeyen biri cikiyor, hatta Dalai Lama'ya o kadar cok benziyor ki, belki de oydu. Neyse ellerini bana dogru uzatiyor, buyucu edasiyla, mantralar soyleyerek biseyler yapiyor bana. Ben oyle donakaliyorum karsisinda. Yuzunde huzurlu bir gulumseme. Ellerinin son hareketinde Om Namah Shivaya diyor. (Hindistan'daki en kuvvetli ve en yogun kullanilan mantralardan biridir, Lord sana siginiyorum demektir.) Inanilmaz bir his dolasiyor bunun sonunda bedenimde. Gulumsuyorum, adam kayboluyor. Ayak sesleri duyuyorum, camdan disari baktigimda, sahilde kesik kollar, kesik kafalar, sismis olu vucudlar goruyorum. Burdan kacmam lazim ama nasil diye dusunuyorum, bakiyorum kapinin onunde bi sandal, icinde iki kisi. Iyi insanlara benziyorlar. Kapidan cikip beni goturebilir misiniz diye soruyorum. Ozur dileyerek reddediyorlar. Ama yaklasan ayak seslerinden hemen kendimi atiyorum denize basliyorum yuzmeye, uzaklasiyorum evden. Ilerde gordugum tekneye gidiyorum. Icerde insanlar var. Oralari pek animsamiyorum. Onlar beni yakaliyorlar. Biri ellerimden tutuyor, digeri koskocaman bir bicak cikarip, bilegimden kesmeye basliyor beni. Fakat o bilegimi kestikce bilegim hizla iyilesiyor. Panik oluyorlar benim elimi kesemediklerini, bana zarar veremediklerini anlayinca. Olumsuz oldugumu anliyorum o sirada. (Su ana kadar ruyadaki beni hep seyrediyorum. Yani kadini goruyorum. ) Ve birden kendimi yildizlarin otesinde buluyorum. (Bu sahneden sonra hic beden yok, sadece seyredis) Bir yerdeyim. Sadece ben varim. Onumde ucsuz bucaksiz yildizlar. Om Namah Shivaya diyorum aciyorum perde gibi siyah gokyuzunun ustune dizilmis yildizlari. Sonra mavi piril piril gunesle parlamis gokyuzunu aciyorum perde gibi. Sonra evi aciyorum perde gibi ve kendimi iki kisinin karsisinda iste sonsuzluktan boyle ben dedigin insana donusuyorsun diye anlatirken buluyorum. O iki kisi "simdi anladim" diyorlar. Seviniyorum onlar da anladi diye :)
Sonra Mira geldi, anne hadi oynayalim mi diye durttu :)
Oyun yine basladi,
ASKla...
Sonra Mira geldi, anne hadi oynayalim mi diye durttu :)
Oyun yine basladi,
ASKla...
24 Mart 2011 Perşembe
THE SUPREME GIFT by GURUDEV
Yoga is the supreme gift of India to the world at large. Yoga does not quarrel with science; it supplements it. Yoga is a methodical way to attain perfection, through the control of the different elements of human nature - both physical and psychical.
Yoga is the supreme science of contacting reality. It is perfection in action. It is equanimity of attitude. It is perfect peace. Yoga is union with God.
Yoga is not a thing merely to be heard. Yoga is a thing that has to be assimilated and put into practice in daily life. The practice of yoga enables one to realise unity with the whole world. It is living in tune with God.
Yoga is abiding by the principles of truth and avoiding the path of untruth. Yoga is a science which is meant for the study of the reflective. It is for those who are convinced that the world of the senses has nothing substantial to offer.
Yoga is a process of continuous transformation. The inner perfection of Self-realisation can only come to be revealed by experience. This happens only progressively. The transformation of one's personality is achieved through stages.
As you advance in yoga, the ego is progressively replaced by the spirit. It is through this that the will of God works. By the practice of yoga, the sadhaka (seeker) is freed from the tyranny of the lower mind and he becomes divine. At a later stage the transformation takes the shape of a progressive unfoldment of the spirit.
---
A preceptor or guru is indispensable for the practice of yoga. The aspirant should be humble, simple, gentle, refined, tolerant, merciful and kind. You will not have success in yoga if you have desire to get psychic powers. Yoga does not consist of sitting cross-legged for six hours, nor in stopping the heart-beat, nor in getting buried in the ground for a week or a month.
Yoga is the supreme science of contacting reality. It is perfection in action. It is equanimity of attitude. It is perfect peace. Yoga is union with God.
Yoga is not a thing merely to be heard. Yoga is a thing that has to be assimilated and put into practice in daily life. The practice of yoga enables one to realise unity with the whole world. It is living in tune with God.
Yoga is abiding by the principles of truth and avoiding the path of untruth. Yoga is a science which is meant for the study of the reflective. It is for those who are convinced that the world of the senses has nothing substantial to offer.
Yoga is a process of continuous transformation. The inner perfection of Self-realisation can only come to be revealed by experience. This happens only progressively. The transformation of one's personality is achieved through stages.
As you advance in yoga, the ego is progressively replaced by the spirit. It is through this that the will of God works. By the practice of yoga, the sadhaka (seeker) is freed from the tyranny of the lower mind and he becomes divine. At a later stage the transformation takes the shape of a progressive unfoldment of the spirit.
---
A preceptor or guru is indispensable for the practice of yoga. The aspirant should be humble, simple, gentle, refined, tolerant, merciful and kind. You will not have success in yoga if you have desire to get psychic powers. Yoga does not consist of sitting cross-legged for six hours, nor in stopping the heart-beat, nor in getting buried in the ground for a week or a month.
23 Mart 2011 Çarşamba
Sohbet
Dun kardesimle konusurken farkettim ki sohbet etmesini bilmiyorum.
Yani bir konu ustune karsilikli konusurken ki buna sohbet deniyor, soru sorup derine inmek oyle adetim olmus ki, beraberinde de hemen akil verme cumleleri geliveriyor.
Once hic haz etmedim bunu farketmekten. Durdum soyle bir gozden gecirdim butun iliskilerimi. Ucuncu besinci cumleden sonra mutlaka bir tavsiye, bir yol gosterme hali. Boyle icim kalkti kendimden.
Sonra biraz daha oturdum bu halin ustunde, seyrettim gecmisten gunume filmi.
Annem 14 yaslarindayken bana kizardi. "Sen eskiden boyle degildin, 5 yasinda benim derdimi dinler bana akil verirdin."
Insanlari hatirladim sonra, yeni tanistiklarimi, hayatlarini acislarini. "Sana neden bu kadar guvendigimi bilmiyorum ama anlatmak istiyorum" diyenleri.
Esleriyle paylasmadiklari sirlari bana anlatanlari.
Ve yeniden oturdum bu sohbet edemiyorum fikrinin ustune. Tanri hepimizi ozel yaratmisti, beni de boyle yaratmisti arada.
Sukur dedim, O ne dememizi istiyorsa onu diyorduk. Yine silkelendim. Suyum buyum, su degilim bu degilim etiketlerimi attim.
Kardesim tavsiye dinleyecegi donemde degildi, bilsem susardim, ama konusturacaksa, susmayi da basaramazdim :)
Oyle iste gunler bu ikilemleri BIRlemekle gecmekte...
Yukarda yazdigim konu kendi icinde ikiye ayriliyor;
1- Biri halini anlatirken susamayan ben, a- Ortaligi duzeltme cabasi icinde, cunku karsidakinin aci cekmesinden hoslanmiyor
b- Perdenin arkasinda sakli Tanri'yi gormus gostermeye calisiyor, cunku karsidakinin bos yere aci cekmesini istemiyor
2- O'nun diyecekleri var, vesile oluyor.
Birinci durumda "bundan hoslanmiyorum, bunu istemiyorum" kelimelerinin varligi nedeniyle mutlaka kabak basima patliyor.
Ikinci durumda ise alan razi veren razi :)
ASKla...
Yani bir konu ustune karsilikli konusurken ki buna sohbet deniyor, soru sorup derine inmek oyle adetim olmus ki, beraberinde de hemen akil verme cumleleri geliveriyor.
Once hic haz etmedim bunu farketmekten. Durdum soyle bir gozden gecirdim butun iliskilerimi. Ucuncu besinci cumleden sonra mutlaka bir tavsiye, bir yol gosterme hali. Boyle icim kalkti kendimden.
Sonra biraz daha oturdum bu halin ustunde, seyrettim gecmisten gunume filmi.
Annem 14 yaslarindayken bana kizardi. "Sen eskiden boyle degildin, 5 yasinda benim derdimi dinler bana akil verirdin."
Insanlari hatirladim sonra, yeni tanistiklarimi, hayatlarini acislarini. "Sana neden bu kadar guvendigimi bilmiyorum ama anlatmak istiyorum" diyenleri.
Esleriyle paylasmadiklari sirlari bana anlatanlari.
Ve yeniden oturdum bu sohbet edemiyorum fikrinin ustune. Tanri hepimizi ozel yaratmisti, beni de boyle yaratmisti arada.
Sukur dedim, O ne dememizi istiyorsa onu diyorduk. Yine silkelendim. Suyum buyum, su degilim bu degilim etiketlerimi attim.
Kardesim tavsiye dinleyecegi donemde degildi, bilsem susardim, ama konusturacaksa, susmayi da basaramazdim :)
Oyle iste gunler bu ikilemleri BIRlemekle gecmekte...
Yukarda yazdigim konu kendi icinde ikiye ayriliyor;
1- Biri halini anlatirken susamayan ben, a- Ortaligi duzeltme cabasi icinde, cunku karsidakinin aci cekmesinden hoslanmiyor
b- Perdenin arkasinda sakli Tanri'yi gormus gostermeye calisiyor, cunku karsidakinin bos yere aci cekmesini istemiyor
2- O'nun diyecekleri var, vesile oluyor.
Birinci durumda "bundan hoslanmiyorum, bunu istemiyorum" kelimelerinin varligi nedeniyle mutlaka kabak basima patliyor.
Ikinci durumda ise alan razi veren razi :)
ASKla...
21 Mart 2011 Pazartesi
Aydinlik
Dunyanin heryanindan felaket haberleri geliyor. Gozlerimi ceviriyorum heryerde, yikinti, yangin, aclik, aci. Bakiyorum eriyor goruntu, gunes doguyor, cicek aciyor, eriyor goruntu, eriyor aci dolu suratlar.
Baska yone bakiyorum agliyor kiz, aciyor yuzu, gozleri, kalbi. Bakiyor gozlerim, arkasindan sizan gunesi goruyorum, cicegin muhtesem rengini, kusursuz golgesini.
Baska yonde aciyor baskasinin kalbi. Asilmis surati gibi yuregi.
Baska yonde yokluk, fakirlik. Hizmet gelmis donusturmekte gunleri.
Nereye baksam felaket gorunse de tarif edemedigim bir guzellik.
Gozlerin icindeki acida da ayni, guzel cicege gulen gozde de ayni.
Gunes heryer. Aydinlik. Rengarenk.
Akiyor selale. Tasiyor sular. Altin parcalari buluyorum etrafta. Selaleden dusuyorum bir kulube icinde hic zarar gormeden. Indigim yolda rengarenk mercanlar, rengarenk yosunlar. Yurudukce ayaklarimi islatiyor tasan sular, yosunlar dolaniyor parmaklarima.
Dunyadan felaket haberleri gelirken dort bir yandan, bu guzellik tarif edilir gibi degil.
Simdi neye inanmali, gazete ve televizyonlara mi? Tarif edemedigim kalbimden tasip gozbebeklerime dolan guzellige mi?
Ama orda oluyor bunlar diyor sagim solum, yuregimde acan gunes eritiyor resimdeki yuzleri, aciyi, siziyi...
P.S 2004 yilinda Endonezya'da yasanan felaketin ardindan Swamiji'nin satsang'inda bu konu konusuluyordu. Herkes ordaki insanlarin acilarinin nasil adil olup olamadigini tartisiyordu Swamiji'yle. Ben konusmaya hic dahil olamamis aksine kendimi oyle soyutlanmis hissediyordum ki. Cunku gordugum her resme ve videoya ragmen, olan buyuk bir dalga geliyordu, kiyafetleri alip gidiyordu. Burda olan O, OL'maya devam ediyordu. Uzulemiyordum. Kendimi iyi hissetmiyordum dolayisiyla. Satsang sonrasi Swamiji'ye gidip anlattigimda, neden herkesin icinde soylemedin demisti, utanmistim, o kadar duyarli biriyken duyarsiz olarak suclanmaktan korkmustum, soyleyememistim.
Simdi soyleyebiliyorum.
Gunes doguyor, geceden sonra, heryer aydinlaniyor.
Herkes...
ASKla...
Baska yone bakiyorum agliyor kiz, aciyor yuzu, gozleri, kalbi. Bakiyor gozlerim, arkasindan sizan gunesi goruyorum, cicegin muhtesem rengini, kusursuz golgesini.
Baska yonde aciyor baskasinin kalbi. Asilmis surati gibi yuregi.
Baska yonde yokluk, fakirlik. Hizmet gelmis donusturmekte gunleri.
Nereye baksam felaket gorunse de tarif edemedigim bir guzellik.
Gozlerin icindeki acida da ayni, guzel cicege gulen gozde de ayni.
Gunes heryer. Aydinlik. Rengarenk.
Akiyor selale. Tasiyor sular. Altin parcalari buluyorum etrafta. Selaleden dusuyorum bir kulube icinde hic zarar gormeden. Indigim yolda rengarenk mercanlar, rengarenk yosunlar. Yurudukce ayaklarimi islatiyor tasan sular, yosunlar dolaniyor parmaklarima.
Dunyadan felaket haberleri gelirken dort bir yandan, bu guzellik tarif edilir gibi degil.
Simdi neye inanmali, gazete ve televizyonlara mi? Tarif edemedigim kalbimden tasip gozbebeklerime dolan guzellige mi?
Ama orda oluyor bunlar diyor sagim solum, yuregimde acan gunes eritiyor resimdeki yuzleri, aciyi, siziyi...
P.S 2004 yilinda Endonezya'da yasanan felaketin ardindan Swamiji'nin satsang'inda bu konu konusuluyordu. Herkes ordaki insanlarin acilarinin nasil adil olup olamadigini tartisiyordu Swamiji'yle. Ben konusmaya hic dahil olamamis aksine kendimi oyle soyutlanmis hissediyordum ki. Cunku gordugum her resme ve videoya ragmen, olan buyuk bir dalga geliyordu, kiyafetleri alip gidiyordu. Burda olan O, OL'maya devam ediyordu. Uzulemiyordum. Kendimi iyi hissetmiyordum dolayisiyla. Satsang sonrasi Swamiji'ye gidip anlattigimda, neden herkesin icinde soylemedin demisti, utanmistim, o kadar duyarli biriyken duyarsiz olarak suclanmaktan korkmustum, soyleyememistim.
Simdi soyleyebiliyorum.
Gunes doguyor, geceden sonra, heryer aydinlaniyor.
Herkes...
ASKla...
15 Mart 2011 Salı
12 Mart 2011 Cumartesi
Lord Siva'nin testi
Gunlerden birgun Lord Shiva ve karisi Parvati (Uma) mutlu mesut koltuklarinda oturuyorlarmis. Ogullari Ganesh ve Karthikeya da etrafta oynuyormus. Lord Shiva cocuklarini yanina cagirmis. Ilk kim dunyanin etrafini dolasip gelirse ona Ladoo (cok lezzetli bir tatli) verecegim. Karthikeya'nin araci bir tavuskusu, Ganesh'inki ise bir fareymis. Ikise de atlamislar bir nefeste araclarina. Karthikeya hizla uzaklasmis bindigi tavuskusuyla, Ganesh ise faresinin ustunde yavas yavas ilerliyormus. Lord Shiva ve karisi merakla durumu izliyormus. Ganesh faresinin ustunde annesiyle babasinin koltuklarinin etrafinda bir daire yapmis ve babasinin onune geri geldiginde elini uzatmis, Ladoo'mu alayim manasinda :)
Bu davranisi goren Lord Shiva cok memnun kalmis oglunun bu erdemli hareketinden ve vermis Ladoo'yu, Ganesh de afiyetle yemis.
Ganesh heykellerinde gorebileceginiz yuvarlak topa benzer sekiller, iste o ladoo'lardir.
Buyrun simdi siz dusunun bu ne demekti :)
ASKla,
Bu davranisi goren Lord Shiva cok memnun kalmis oglunun bu erdemli hareketinden ve vermis Ladoo'yu, Ganesh de afiyetle yemis.
Ganesh heykellerinde gorebileceginiz yuvarlak topa benzer sekiller, iste o ladoo'lardir.
Buyrun simdi siz dusunun bu ne demekti :)
ASKla,
7 Mart 2011 Pazartesi
Mutlulugun Sirri
Bir zamanlar bir koleksiyoncuya ait, bir altin yuzuk, bir altin kulce ve bir altin kral muhuru varmis. Koleksiyoncu uyurken bu ucu her daim kavga edermis.
Altin yuzuk kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku zengin bir gelinin parmagini susleyecegini soylermis.
Altin kulce kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku madencilerin hayatlarini tehlikeye atarak kendisini cikarttiklarini soylermis.
Altin kral muhuru ise asil kendisinin diger ikisinden cok daha iyi oldugunu soylermis cunku Kral'in mesajlarini muhurlermis.
Gece gunduz ettikleri kavgalar bir gun bu konuyu Tanri'ya danismaya karar verene kadar devam etmis. Tanri'nin hangisinin daha iyi olduguna karar verebileceginden eminlermis. Boylece Tanri'nin huzuruna cikmaislar.
Her biri neden digerinden daha ustun oldugunu anlatmis O'na. Tanri hepsini dikkatlice dinlemis ve "uzgunum kavganiza son verecek bir cevabim yok" demis.
Altin muhur ofke ile yerine oturmus ve " Ne demek son verecek cevabin yok, Sen Tanri'sin" demis.
"Sorun da bu zaten" demis Tanri. Ben bir yuzuk, bir kulce ve bir muhur gormuyorum. Tek gordugum altin..."
Bu hikayeyi Deepak Chopra'nin God is Laughing kitabinda okumustum. Bugun yazmak nasip oldu...
Ahmet, Mehmet, Ayse, Sinem, John, Lisa, Sanjeev, Khalid, Kai Lei mi?
Tanri mi ?
ASKla...
Altin yuzuk kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku zengin bir gelinin parmagini susleyecegini soylermis.
Altin kulce kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku madencilerin hayatlarini tehlikeye atarak kendisini cikarttiklarini soylermis.
Altin kral muhuru ise asil kendisinin diger ikisinden cok daha iyi oldugunu soylermis cunku Kral'in mesajlarini muhurlermis.
Gece gunduz ettikleri kavgalar bir gun bu konuyu Tanri'ya danismaya karar verene kadar devam etmis. Tanri'nin hangisinin daha iyi olduguna karar verebileceginden eminlermis. Boylece Tanri'nin huzuruna cikmaislar.
Her biri neden digerinden daha ustun oldugunu anlatmis O'na. Tanri hepsini dikkatlice dinlemis ve "uzgunum kavganiza son verecek bir cevabim yok" demis.
Altin muhur ofke ile yerine oturmus ve " Ne demek son verecek cevabin yok, Sen Tanri'sin" demis.
"Sorun da bu zaten" demis Tanri. Ben bir yuzuk, bir kulce ve bir muhur gormuyorum. Tek gordugum altin..."
Bu hikayeyi Deepak Chopra'nin God is Laughing kitabinda okumustum. Bugun yazmak nasip oldu...
Ahmet, Mehmet, Ayse, Sinem, John, Lisa, Sanjeev, Khalid, Kai Lei mi?
Tanri mi ?
ASKla...
5 Mart 2011 Cumartesi
Eylemler
Gun icinde istesek de istemesek de birtakim eylemleri icra ederken buluyoruz kendimizi.
Bana sikca olur mesela, bugun aksam yemek yapamayacagim pizza isteriz diye karar veririm, sonra saat 5.30 olunca mutfaga girer buzdolabinda buldugum yetersiz sandigim malzemelerle bir yemek cikaririm, aksam da bayila bayila yer ve iyi ki pizza istememisiz deriz.
Ya da cok sinirlenirim konusmayacagim derim, yuzunu gorunce gulmeye baslarim.
Ya da bundan sonra asla boyle yapmayacagim derim, bir bakarim ertesi gunu ayni sey hic degismeden devam ediyor.
Gece yatmadan soyle bir 10 dk ayirdigimda, gunu inceledigimde butun davranislarin olmasi gerektigi icin yapildigini gorurum. Goremediklerimi de birkac zaman sonra gorurum. Haa bu demek bunun icinmis derim, anlarim gecmiste anlam vermedigim eylemi.
Gecenlerde bloglarin kapanmasi uzerine yazdigim yazi uzerine dusunmeye itti birkac cumle beni. Bazi seyleri daha duzgun anlamayi ve anlatmayi denemek icin actim bu sayfayi.
Benim blogum kapandi, icinde universite tezim vardi. Iki secenegim var bu olay karsisinda.
Birincisi, herkesi suclayip, bilhassa yasadigim ulke ve kanunlarini ofkemi disari atmaya calismak.
Ikincisi, bu olay basima geldi. Simdi nasil davranabilirim, bir sonraki adimim ne olacak diye ileri dondurmek basimi. Bu ikinci sik da, kanuna kanunla itiraz etme haklarimin hepsini kullanabilirim. Protesto yapabilirim. Yuruyusler, pankartlar, istedigim eylem turune katilabilirim. Icimden hangisi geliyorsa. Hangisinin dogru eylem oldugunu hissediyorsam.
Birkac gun once yazdigim yazida ozellikle kendimde olan ve etrafimda bu kendimde olani gordugum seye yazmistim yaziyi.
O da ozetle su:
Bir olay var. Olayin olusu seni bir baska eyleme goturecek. Bunu yaparken eger duygularimizi isin icine karistirirsak katastrofiyle, duygularimizi karistirmadan, yuregimizin sesiyle bir sonraki adimi attigimizda ise Tanri'nin planiyla devam edecegiz. Birincide de Tanri'nin dedigi oluyor, ikincide de. Degisen tek sey, duygulari karsitirmadigimiz icin, perisan olmuyoruz, aci cekmiyoruz.
Blogum kapandi, ya yapabileceklerimi yaparim, ya da ah vah blogum kapandi diye uzulebilirim.
Iste yazdigim yazi bloglari kapandi diye panikleyip, uzulen kisileri kapsayarak yazilmisti. Kendimi gordugum onlari bahane ederek ve yine bana geri donerek yazilmisti.
Kimsenin yasamini elestirmeye hakkim da yok, buna yetkim de yok.
Herkese sukrediyorum sadece, bana "SU ANDA" kim oldugumu gosterdikleri icin.
ASKla...
Bana sikca olur mesela, bugun aksam yemek yapamayacagim pizza isteriz diye karar veririm, sonra saat 5.30 olunca mutfaga girer buzdolabinda buldugum yetersiz sandigim malzemelerle bir yemek cikaririm, aksam da bayila bayila yer ve iyi ki pizza istememisiz deriz.
Ya da cok sinirlenirim konusmayacagim derim, yuzunu gorunce gulmeye baslarim.
Ya da bundan sonra asla boyle yapmayacagim derim, bir bakarim ertesi gunu ayni sey hic degismeden devam ediyor.
Gece yatmadan soyle bir 10 dk ayirdigimda, gunu inceledigimde butun davranislarin olmasi gerektigi icin yapildigini gorurum. Goremediklerimi de birkac zaman sonra gorurum. Haa bu demek bunun icinmis derim, anlarim gecmiste anlam vermedigim eylemi.
Gecenlerde bloglarin kapanmasi uzerine yazdigim yazi uzerine dusunmeye itti birkac cumle beni. Bazi seyleri daha duzgun anlamayi ve anlatmayi denemek icin actim bu sayfayi.
Benim blogum kapandi, icinde universite tezim vardi. Iki secenegim var bu olay karsisinda.
Birincisi, herkesi suclayip, bilhassa yasadigim ulke ve kanunlarini ofkemi disari atmaya calismak.
Ikincisi, bu olay basima geldi. Simdi nasil davranabilirim, bir sonraki adimim ne olacak diye ileri dondurmek basimi. Bu ikinci sik da, kanuna kanunla itiraz etme haklarimin hepsini kullanabilirim. Protesto yapabilirim. Yuruyusler, pankartlar, istedigim eylem turune katilabilirim. Icimden hangisi geliyorsa. Hangisinin dogru eylem oldugunu hissediyorsam.
Birkac gun once yazdigim yazida ozellikle kendimde olan ve etrafimda bu kendimde olani gordugum seye yazmistim yaziyi.
O da ozetle su:
Bir olay var. Olayin olusu seni bir baska eyleme goturecek. Bunu yaparken eger duygularimizi isin icine karistirirsak katastrofiyle, duygularimizi karistirmadan, yuregimizin sesiyle bir sonraki adimi attigimizda ise Tanri'nin planiyla devam edecegiz. Birincide de Tanri'nin dedigi oluyor, ikincide de. Degisen tek sey, duygulari karsitirmadigimiz icin, perisan olmuyoruz, aci cekmiyoruz.
Blogum kapandi, ya yapabileceklerimi yaparim, ya da ah vah blogum kapandi diye uzulebilirim.
Iste yazdigim yazi bloglari kapandi diye panikleyip, uzulen kisileri kapsayarak yazilmisti. Kendimi gordugum onlari bahane ederek ve yine bana geri donerek yazilmisti.
Kimsenin yasamini elestirmeye hakkim da yok, buna yetkim de yok.
Herkese sukrediyorum sadece, bana "SU ANDA" kim oldugumu gosterdikleri icin.
ASKla...
4 Mart 2011 Cuma
Uma'nin Dus'u
Aramizdaki ASKin daim oldugu, ne yasanirsa yasansin kalbime demir atmis Dus'umle, bugun yukardaki video ustune konusmak nasip oldu. Gordugum en guzel videolardan biriydi bu siralar. Insanligi yukselten bilim adamlari oldugu kadar, onlarin kotulugune calisan bilim adamlari olmasi da kacinilmaz. Yoksa o kaslari catik, gozleri guzel bakmayan bilim adamlari sadece cizgi filmlere mahsus degildi. Onlar da burdalardi. Hergun yeni haberlerle karsima da cikiyorlardi, perdelerin arkasinda saklanarak. Kimisi rahim agzi kanserine asi buluyordu kadinlari kanser ediyordu, kimi Aids'i yayiyordu Afrika'da.
Anne sikayet ediyordu, cocugum cok hareketli. Psikiatra gidiyorlardi. Psikiatr ADHD teshisi koyuyordu. Doktor ilac veriyordu. Anne seker vermeye devam ediyordu. Boyle sekerin yol actigi hiperaktivite doktorun ilaciyla egale oluyordu. Oysa o etiketlenen cocugun altinda bir dahi yatiyordu belki. Dehasi ilacla bozguna ugratiliyordu.
Yukardaki etiketler ve altinda saklanan asillar cok dusundurucuydu.
Baglanma sorunu var diye etiketlenen bir digeri, sifaci oluyordu.
Cocuklar dogduklarindan itibaren en deger verdikleri dusunulunen ebeveynlerinden baslayarak etiketlenerek buyuyordu. Bilmeden yapiyorduk ama herseyi. Bilelim diye mesajlar yolluyordu Tanri...
Bugun de videoda kalmistim. Dus'e dedim muhtesemmis altlarinda sakladiklari. Altinda sifaci sakliymis, altinda mucit sakliymis...
Cevap vermis bana: "Ben de sabah seyrettigimde sifacinin altinda saklanana goz kirptim :)"
Sabah gafletiyle gorememistim sifacinin da altinda saklanmis SENi. Oysa hergun Mira'yla saklambac oynamaktan cok formdaydim hani.
Gozlerim tasti yine.
Ben gormeyi unutmustum da ASIKlari oyle coktu ki, onlardan biriyle yine durtuyordu beni.
Sukur dedim...
Mira'nin ogretisi
Her daim ogretmenimdir Tanri'nin verdigi kizim bana. Tanri'nin ogretmenidir. Bazen ogretmene baskaldirsam da cogu zaman baskaldirdigim anlarin ertesi dahil, anlamaya calisirim neyi ogretmeye calisiyor simdi bana.
Iki gundur ust uste ayni dersi veriyor. "Simdi"
Simdi sunu yapalim derken ben, Mira sozumu bile dinlemeden sonra da sunu yapalim diye devam ediyor cumleye.
Ben nefes aliyorum. Mira'cim bana bakar misin, simdi yani su anda bunu yapiyoruz.
Mira yine son kelimeyi atlamis, sonra da sunu yapalim diyor.
Bir derin nefes daha aliyorum. Bu nefes de sakinlestirmezse sesimi yukseltecegim daha keskin bir ifadeyle.
Miracim, biraz sonra ne yapacagimiza biraz sonra olunca karar verilir. Simdi bunu yapiyoruz. Bununla mutlu olalim.
Ikinci gun diyalogta hicbir degisiklik yok.
Bu aslinda Mira'nin genel derslerinden biri. Dersin basligi ogrenilmis ama dersi gunluk hayatta her daim yasamak cok zorlayabiliyor bazi bazi.
Gulumsuyorum. Sonra da sunu yaparsin dediklerimi duyuyorum esime, kendime.
Gulumsuyorum.
Bir bilgi geliyor sonra, mart ayi su anda kalmamiz gereken bir aymis. Eger su anda kalamazsak cok zor gececekmis.
Ne guzel uyardin yine beni diyorum. Firtina oncesi tedbir almam lazim. Daha uyanik, daha farkinda olmak lazim.
Iki gundur ust uste ayni dersi veriyor. "Simdi"
Simdi sunu yapalim derken ben, Mira sozumu bile dinlemeden sonra da sunu yapalim diye devam ediyor cumleye.
Ben nefes aliyorum. Mira'cim bana bakar misin, simdi yani su anda bunu yapiyoruz.
Mira yine son kelimeyi atlamis, sonra da sunu yapalim diyor.
Bir derin nefes daha aliyorum. Bu nefes de sakinlestirmezse sesimi yukseltecegim daha keskin bir ifadeyle.
Miracim, biraz sonra ne yapacagimiza biraz sonra olunca karar verilir. Simdi bunu yapiyoruz. Bununla mutlu olalim.
Ikinci gun diyalogta hicbir degisiklik yok.
Bu aslinda Mira'nin genel derslerinden biri. Dersin basligi ogrenilmis ama dersi gunluk hayatta her daim yasamak cok zorlayabiliyor bazi bazi.
Gulumsuyorum. Sonra da sunu yaparsin dediklerimi duyuyorum esime, kendime.
Gulumsuyorum.
Bir bilgi geliyor sonra, mart ayi su anda kalmamiz gereken bir aymis. Eger su anda kalamazsak cok zor gececekmis.
Ne guzel uyardin yine beni diyorum. Firtina oncesi tedbir almam lazim. Daha uyanik, daha farkinda olmak lazim.
2 Mart 2011 Çarşamba
Herkes gider Mersin'e
Evet ben giderim tersine...
Neyiniz var diye soruyorum, blogumu kapattilar diyorlar. Allah daha buyuk aci gostermesin insallah diyorum, yuzume bakiyorlar, ben de onlarin yuzlerine.
Yalan mi soyledim simdi, Allah daha buyuk aci vermesin!
Blogunuz kapanmis
Artik yazamiyorsunuz istediginiz gibi
Yapanlara karsi baskaldirmazsaniz daha da ezecekler basinizi...
Boyle biliyorsunuz cunku boyle ogrettiler bize.
Cok sarilma simartirsin, cok susma tepene cikartirsin, cok verme birakip gider. Ogretiler yalan yanlis. Ama hepsi O'nun plani. Reddettigim kanisina varilmasin.
Yanlislardan gectik, artik buyume vakti geldi ama diye dusunuyorum.
Tanri her an kucuk kucuk derslerde bakiyor bize ne alemdeyiz.
Kucuk kucuk derslerle uyanmamizi diliyor belki de.
Dun dinledigim bir konusmada muhtesem konusmaci, "Ben sizin yanan demiri yalayarak ogrenmenizi dilemedim" demistir Allah'u Teala diyor. O bize kucuk derslerle ogretiyor, zamani geldikce. Dersimizi aldik aldik. Almadik, ders daha da zorlasiyor. Sinifta kalinca ogretisi pek bir aci oluyor. Sonra bir de donup Allah'im yardim et diye dua ediyoruz. Ediyordu zaten basindan bu yana. Gafletimize bakiniz.
Simdi ben cemberin disindayim, bana da ders veriyor ben baskalarinin derslerini ogrenip ogrenmediklerini seyrederken. Neye ne kadar bagimlisin diye soruyor Tanri. Aliyor elinden birkac gunlugune bakiyor, ne kadar bagimlisin?
Al Tanrim, zaten Sen vermistin, al Tanrim, zaten Sen yaziyordun diyebiliyor muyuz? diye.
Sen yurtdisindasin seninki kapanmadi diye boyle rahat konusuyorsun iste dediler, kimisi iclerinden. Bagimli olmadigim icin benimki kapanmadi.
Peki ben neye bagimliydim.
Esim dun geldi dedi ki soyle bir proje daha var. Birden itiraz ederken buldum kendimi. Calis hayatim, sabah saat 8 dene gece 12'ye kadar. Bu kadar cok calisirsan erkenden oleceksin, kazandigin paralari da ben harcayacagim dedim son noktayi koyarken de. Cok calismak zorunda oldugumuza inanmiyorum. Tanri'nin her haneye rizkini verdigini biliyorum ve inancim tam bu konuda. Ister altin al, ister dolar sat, ister hisse senedi. Bu eve ne kadar para girecekse o kadar girecek su veya bu nedenle. Bir diger zaafim da patladi konusma ya da vidi vidi sirasinda. Benim aksamlari seninle olmaya ihtiyacim yok mu saniyorsun ? dedim. Sonra durdum biraz, baktim soylediklerime, dinledim, gordum. Oyunun diger parcasini oynayan, Tanri'nin bu hanenin ozellikle maddi ihtiyaclarini karsilamasi icin kullandigi arac esim. Icinden ne hissediyorsan o dogrudur dedim. Su anda, bu donemde ekstradan cok calisman gerekiyorsa, o da O'ndandir.
Sana ihtiyacim var cumlesi ezberimden cikmisti. Psikolog kuzinimle konussak mesela, guzelim tabii ki sen de insansin, senin de iletisim kurmaya ihtiyacin var, kendini ifade etmeye, konusamaya derdi. Oysa ben oyle hissetmiyordum artik. Oyle hissetmedigim halde toplumun ideal ailede olmasi gerekenler maddelerini uygulamaya calisiyordum. Oysa asli oyle degildi ki isin.
Bugun soyluyorum:
Esimin ici rahat olmali, icinden ne hissediyorsa onun pesinden gitmeli. Cunku kalbimizdeki heyecan O'nun rehberligi. Duymamiz, takip etmemiz lazim.
Esimin oyununa karismaya hakkim yok yalandan hem de.
Iste ezbere davranislarimizi yakalamak oyle zor ki. Hele de herkes ayni seyleri evetleyip, ayni seylere itiraz ederken. Dersin ilk asamasinda Tanri'nin sesi cok kalabaliklar icinde cok derinlerden gelerek oluyor. Sonra sesler azalip dersin siddeti artiyor. Ama icinde sakli Tanri hep ayni.
Cemalnur Sargut'un bir konusmasini dinledim gecenlerde.
Kizini kaybetmis. Buyuk bir aci yasamis. Annesi "secde et" diyor.
"Oyle yaniyor ki yureginiz, evlat bu," diyor. Sonra ekliyor. "Ama yuce Rabbim o yanan atesin icine saklamis huzurunu." "Simdi bana evladimi kaybettim diye gelenlere, elimde olmadan ohh ohh masallah, diyorum" diyordu.
Allah buyuk acilar yasatmaya gerek biraktirmasin. Bu dunyaya kariyer yapmak, istedigimiz gibi yasamak, istedigimiz evde oturmak, cok begendigimiz arabayi kullanmak, fakire fukaraya yardim etmek, Guzin Abla olmak, 50 yasinda 60 kiloda olmak icin gelmedik. Yetmedi mi hepimize! Yeterince kaybetmedik mi kendimizi!
Hem de oyle bir kaybettik ki, iste burda, surda, gosteriyorum goruyor musun, Tanri'yi bile goremez olduk. Vay halimize...
Neyiniz var diye soruyorum, blogumu kapattilar diyorlar. Allah daha buyuk aci gostermesin insallah diyorum, yuzume bakiyorlar, ben de onlarin yuzlerine.
Yalan mi soyledim simdi, Allah daha buyuk aci vermesin!
Blogunuz kapanmis
Artik yazamiyorsunuz istediginiz gibi
Yapanlara karsi baskaldirmazsaniz daha da ezecekler basinizi...
Boyle biliyorsunuz cunku boyle ogrettiler bize.
Cok sarilma simartirsin, cok susma tepene cikartirsin, cok verme birakip gider. Ogretiler yalan yanlis. Ama hepsi O'nun plani. Reddettigim kanisina varilmasin.
Yanlislardan gectik, artik buyume vakti geldi ama diye dusunuyorum.
Tanri her an kucuk kucuk derslerde bakiyor bize ne alemdeyiz.
Kucuk kucuk derslerle uyanmamizi diliyor belki de.
Dun dinledigim bir konusmada muhtesem konusmaci, "Ben sizin yanan demiri yalayarak ogrenmenizi dilemedim" demistir Allah'u Teala diyor. O bize kucuk derslerle ogretiyor, zamani geldikce. Dersimizi aldik aldik. Almadik, ders daha da zorlasiyor. Sinifta kalinca ogretisi pek bir aci oluyor. Sonra bir de donup Allah'im yardim et diye dua ediyoruz. Ediyordu zaten basindan bu yana. Gafletimize bakiniz.
Simdi ben cemberin disindayim, bana da ders veriyor ben baskalarinin derslerini ogrenip ogrenmediklerini seyrederken. Neye ne kadar bagimlisin diye soruyor Tanri. Aliyor elinden birkac gunlugune bakiyor, ne kadar bagimlisin?
Al Tanrim, zaten Sen vermistin, al Tanrim, zaten Sen yaziyordun diyebiliyor muyuz? diye.
Sen yurtdisindasin seninki kapanmadi diye boyle rahat konusuyorsun iste dediler, kimisi iclerinden. Bagimli olmadigim icin benimki kapanmadi.
Peki ben neye bagimliydim.
Esim dun geldi dedi ki soyle bir proje daha var. Birden itiraz ederken buldum kendimi. Calis hayatim, sabah saat 8 dene gece 12'ye kadar. Bu kadar cok calisirsan erkenden oleceksin, kazandigin paralari da ben harcayacagim dedim son noktayi koyarken de. Cok calismak zorunda oldugumuza inanmiyorum. Tanri'nin her haneye rizkini verdigini biliyorum ve inancim tam bu konuda. Ister altin al, ister dolar sat, ister hisse senedi. Bu eve ne kadar para girecekse o kadar girecek su veya bu nedenle. Bir diger zaafim da patladi konusma ya da vidi vidi sirasinda. Benim aksamlari seninle olmaya ihtiyacim yok mu saniyorsun ? dedim. Sonra durdum biraz, baktim soylediklerime, dinledim, gordum. Oyunun diger parcasini oynayan, Tanri'nin bu hanenin ozellikle maddi ihtiyaclarini karsilamasi icin kullandigi arac esim. Icinden ne hissediyorsan o dogrudur dedim. Su anda, bu donemde ekstradan cok calisman gerekiyorsa, o da O'ndandir.
Sana ihtiyacim var cumlesi ezberimden cikmisti. Psikolog kuzinimle konussak mesela, guzelim tabii ki sen de insansin, senin de iletisim kurmaya ihtiyacin var, kendini ifade etmeye, konusamaya derdi. Oysa ben oyle hissetmiyordum artik. Oyle hissetmedigim halde toplumun ideal ailede olmasi gerekenler maddelerini uygulamaya calisiyordum. Oysa asli oyle degildi ki isin.
Bugun soyluyorum:
Esimin ici rahat olmali, icinden ne hissediyorsa onun pesinden gitmeli. Cunku kalbimizdeki heyecan O'nun rehberligi. Duymamiz, takip etmemiz lazim.
Esimin oyununa karismaya hakkim yok yalandan hem de.
Iste ezbere davranislarimizi yakalamak oyle zor ki. Hele de herkes ayni seyleri evetleyip, ayni seylere itiraz ederken. Dersin ilk asamasinda Tanri'nin sesi cok kalabaliklar icinde cok derinlerden gelerek oluyor. Sonra sesler azalip dersin siddeti artiyor. Ama icinde sakli Tanri hep ayni.
Cemalnur Sargut'un bir konusmasini dinledim gecenlerde.
Kizini kaybetmis. Buyuk bir aci yasamis. Annesi "secde et" diyor.
"Oyle yaniyor ki yureginiz, evlat bu," diyor. Sonra ekliyor. "Ama yuce Rabbim o yanan atesin icine saklamis huzurunu." "Simdi bana evladimi kaybettim diye gelenlere, elimde olmadan ohh ohh masallah, diyorum" diyordu.
Allah buyuk acilar yasatmaya gerek biraktirmasin. Bu dunyaya kariyer yapmak, istedigimiz gibi yasamak, istedigimiz evde oturmak, cok begendigimiz arabayi kullanmak, fakire fukaraya yardim etmek, Guzin Abla olmak, 50 yasinda 60 kiloda olmak icin gelmedik. Yetmedi mi hepimize! Yeterince kaybetmedik mi kendimizi!
Hem de oyle bir kaybettik ki, iste burda, surda, gosteriyorum goruyor musun, Tanri'yi bile goremez olduk. Vay halimize...
28 Şubat 2011 Pazartesi
Cok ozledim
Cok ozledim seni, ozlemek yok desem de, icimdesin zaten desem de, bugun burnumun diregi sizliyor SENi dusundukce. Gozlerimde ha akti ha akacak iki belki daha fazla goz yasi birikmekte. Gozlerimi kirpsam akacaklar, kirpmadim, actim SANA yaziyorum.
Cok ozledim SENi, ayri oldugumuzu dusundugumuzden de degil vallahi. Biliyorum heryerdesin, herseyimde ve herseyimsin zaten. Ama oyle bir ozlemek ki bu...
Gecenlerde konusuyordum belki de ben cok eskilerde biraktim ozlemek duygusunu. Ozlemek acitiyor cunku. Kucukken cok kucukken belki biraktim. Annemle babam beni biraktiginda, bogazim yanardi aglamayacagim diye. Gozlerimdeki yaslar ice akiyordu belki de. Nerdeler diye sorunca sinemaya gittiler derdi anneannem. Haftalar surerdi sinema seansi, o yaslarda zaman nedir bilmezdim. Bilsem belki bu kadar da acitmazdi ozlemek. Bilirdim belki o zaman 1 haftanin veya 1 ayin ne kadar oldugunu, beklerdim, beklemeyi ogrenirdim. Ozlemeyi o gunlerde gommus olmaliyim anneannemlerin bahcesine.
Gecenlerde konusuyordum, hortlayacak bu "ozlemek" sanirim diye. Neyseki boyle cikti.
Bak ne diyordum nereye geldik. SENi cok ozlemistim. Simdi burdasin. Kenarda kosede ne var ne yoksa temizliyorsun. Ahh bir bilsen ne cok ozledim SENI. Birazdan gelecek kendimi icine sakladigim arkadasim. Oturacak bir sandalyeye. Ben ise hala en onde, halinin ustunde, SENi ilk ve son gordugum yerdeyim. Bakacagim onun gozlerinden sana. Onun elleriyle uzanacagim ellerine. Bir tatli ile karisacagim kanina. SENI nasil ozlemisim bir bilsen. SEN gulumseyeceksin. Bir cumle edeceksin belki benim adim gecen. Bir cumlende toplayacaksin beni dagildigim yerlerden...Hic ayrilmadigimizi bilsem de o bir cumlede bir kez daha titreyecek kalbim.
Kendini biraktigin yerdesin. Kendimi biraktigim yerdeyim. Onunde, ayaklarinin dibinde. Kalplerimiz birlestiginde yine yazilamayacak bir tek cumle... Bu ayrilik sanrisinin hikayesi, SENI COK OZLEMISTIM...
27 Şubat 2011 Pazar
Uyum
Sabah paten dersime gitmek uzere ciktim evden. Gordugum en guzel kar yagiyordu. Hava soguk degildi, ruzgar yoktu. Her adimda daha cok yayildi icimdeki sevinc ve huzur butun bedenime. Gittigimde son dersin gecen hafta oldugunu ogrendim. Peki deyip devam ettim yurumeye. Alisveris vardi yapilacak. Subwayle gittim, karsidan karsiya gecme noktalarinda ben adim attigimda yandi butun yesil isiklar. Yururken kacmadi kuslar. Hersey uyum icindeydi. Donus yolunda isiklardan saga donsem subwayle donecektim eve, duz yurusem yuruyerek, baktim, yesil isik yandi, duz yurudum, yuruyerek geldim.
Hersey oyle yumusak, oyle akiskan, oyle huzurluydu ki. Sukur dedim ne guzel bir hayat.
Sonra bu halin karsitini dusundum. Herzaman boyle mi hayat? Bazen kirmizi isik yesile donmez, bazen kirmizi isikta beklerken araba su sicratir, bazen isine yetismen gereken son otobusu kil payi kacirirsin.
Dun gece bir film seyrettim "The Pursuit of Happyness" ismi. Will Smith basrolde kendi ogluyla oynuyor. Filmin konusu gercek hayattan alinmis. Komik oldu simdi bu cumle bu bloga :)
Ucuncu kez yaziyorum ve siliyorum, anladim ki ben film anlatamiyorum. Seyretmenizi mutlaka tavsiye ediyorum. Hayatla uyum icinde yasamanin bir secim oldugunu oyle guzel gosteriyor ki.
Hayat her zaman akiyor ve bizi mutlaka guzel bir yere goturuyor. Bu yolculugu cennet veya cehennem haline getiren bir tek biziz, sonra bir de donup Tanri'yi sucluyoruz. Hayati duyacak kadar durmamiz gerektigini hep unutuyoruz. Durup hayat simdi benden nereye gitmemi istiyor diye dinlemiyoruz cogu zaman. Bunu sunu yapmam lazimlara oyle kaptirmis oluyoruz ki kendimizi hayatin hangi yoldan gitmemiz gerektigini soyledigini, gosterdigini duymuyoruz/gormuyoruz. Bugunku gibi. Eger duymasaydim burdan git sesini, subwayle gitseydim belki icimi daraltacak bir sey olacakti. Bir de oyle zamanlarda hep suclu bize bu sikintiyi veren insanda oluyor niyeyse, ne haksizlik degil mi?
Filmde baba ogluna hep "bana guven" diyor. Seyrederken dusunuyordum, acaba o sirada duyuyor muydu Tanri'nin ona soyledigi bu cumleyi "bana guven". Duysa da duymasa da oyle muhtesem bir ornek ki, hala icim titriyor. Hayat ne derse yapti, aglayarak yapti, gulerek yapti, kizarak yapti ama hep yapti ve hic umidini kesmedi. Mutluluktan da hic vazgecmedi...Mutluluk da ondan!
Hersey oyle yumusak, oyle akiskan, oyle huzurluydu ki. Sukur dedim ne guzel bir hayat.
Sonra bu halin karsitini dusundum. Herzaman boyle mi hayat? Bazen kirmizi isik yesile donmez, bazen kirmizi isikta beklerken araba su sicratir, bazen isine yetismen gereken son otobusu kil payi kacirirsin.
Dun gece bir film seyrettim "The Pursuit of Happyness" ismi. Will Smith basrolde kendi ogluyla oynuyor. Filmin konusu gercek hayattan alinmis. Komik oldu simdi bu cumle bu bloga :)
Ucuncu kez yaziyorum ve siliyorum, anladim ki ben film anlatamiyorum. Seyretmenizi mutlaka tavsiye ediyorum. Hayatla uyum icinde yasamanin bir secim oldugunu oyle guzel gosteriyor ki.
Hayat her zaman akiyor ve bizi mutlaka guzel bir yere goturuyor. Bu yolculugu cennet veya cehennem haline getiren bir tek biziz, sonra bir de donup Tanri'yi sucluyoruz. Hayati duyacak kadar durmamiz gerektigini hep unutuyoruz. Durup hayat simdi benden nereye gitmemi istiyor diye dinlemiyoruz cogu zaman. Bunu sunu yapmam lazimlara oyle kaptirmis oluyoruz ki kendimizi hayatin hangi yoldan gitmemiz gerektigini soyledigini, gosterdigini duymuyoruz/gormuyoruz. Bugunku gibi. Eger duymasaydim burdan git sesini, subwayle gitseydim belki icimi daraltacak bir sey olacakti. Bir de oyle zamanlarda hep suclu bize bu sikintiyi veren insanda oluyor niyeyse, ne haksizlik degil mi?
Filmde baba ogluna hep "bana guven" diyor. Seyrederken dusunuyordum, acaba o sirada duyuyor muydu Tanri'nin ona soyledigi bu cumleyi "bana guven". Duysa da duymasa da oyle muhtesem bir ornek ki, hala icim titriyor. Hayat ne derse yapti, aglayarak yapti, gulerek yapti, kizarak yapti ama hep yapti ve hic umidini kesmedi. Mutluluktan da hic vazgecmedi...Mutluluk da ondan!
26 Şubat 2011 Cumartesi
Sirazi'den
"Sormaz ki bilsin,
Sorsa bilirdi.
Bilmez ki sorsun,
Bilse sorardi"
demis Sirazi...
Son yazi sorularla daha dogrusu soru sorma adetimle ilgiliydi. Yazdim bitti sandim ama hala bitmemis, cunku karsima cikmaya devam ediyor. Yukardaki dizeler, bu kadar az kelime ile bu kadar duru, bu kadar derin nasil anlatilir, hayran olmamak mumkun degil.
Bugun de aklima soru soramadiklarim geliyor. Soru sormaya calistiklarim ve susturulduklarim. Herzaman herkes benim bana gittigimi bilmiyor ya. Iste o zaman sorularim mahrem bolgelere girdigimi gosteriyor ve bazen insanlar kendilerini gormeye hazir olmayabiliyor. Oysa ben bakarken, hissediyorum. Su perdeyi kaldirdik mi bir iki soruyla, bir guzel gunes var, bir guzel hava. Bakmaya, koklamaya doyamazsin. Biliyorum. Oyle istiyorum ki karsimdaki insan acsa kapilarini, alsa sorulari, cevaplarini verse geri, duysa kulaklari, kalbi, nasil da kendi kendini oyaliyor, nasil da bosa oynuyor. Ama bazi insanlar bitirmek istemiyor henuz oyunlari. Zamani degilmis diyor bazilari...
Yasayacagimiz hersey, yasayacagimiz sekliyle yasanacak. Hicbir sey degismeden. Bir tek degisecek olan bizim durdugumuz yer. Uc soruyla dagilacak o kara bulutlar, geriye tamamlanmakta olan muazzam bir tablo cikacak. Soruyu sordukca seyretmeye alisacaksin, gozlerin olmadan.
Sen ne bakiyorsun simdi ressamin fircasindan siyah gelmis, ne gam. Seyretmeye devam, benzetmeden, hikayelestirmeden. Sadece, sessizce seyret resmi. Bittigi gun gordugune inanamayacaksin!
Sorsa bilirdi.
Bilmez ki sorsun,
Bilse sorardi"
demis Sirazi...
Son yazi sorularla daha dogrusu soru sorma adetimle ilgiliydi. Yazdim bitti sandim ama hala bitmemis, cunku karsima cikmaya devam ediyor. Yukardaki dizeler, bu kadar az kelime ile bu kadar duru, bu kadar derin nasil anlatilir, hayran olmamak mumkun degil.
Bugun de aklima soru soramadiklarim geliyor. Soru sormaya calistiklarim ve susturulduklarim. Herzaman herkes benim bana gittigimi bilmiyor ya. Iste o zaman sorularim mahrem bolgelere girdigimi gosteriyor ve bazen insanlar kendilerini gormeye hazir olmayabiliyor. Oysa ben bakarken, hissediyorum. Su perdeyi kaldirdik mi bir iki soruyla, bir guzel gunes var, bir guzel hava. Bakmaya, koklamaya doyamazsin. Biliyorum. Oyle istiyorum ki karsimdaki insan acsa kapilarini, alsa sorulari, cevaplarini verse geri, duysa kulaklari, kalbi, nasil da kendi kendini oyaliyor, nasil da bosa oynuyor. Ama bazi insanlar bitirmek istemiyor henuz oyunlari. Zamani degilmis diyor bazilari...
Yasayacagimiz hersey, yasayacagimiz sekliyle yasanacak. Hicbir sey degismeden. Bir tek degisecek olan bizim durdugumuz yer. Uc soruyla dagilacak o kara bulutlar, geriye tamamlanmakta olan muazzam bir tablo cikacak. Soruyu sordukca seyretmeye alisacaksin, gozlerin olmadan.
Sen ne bakiyorsun simdi ressamin fircasindan siyah gelmis, ne gam. Seyretmeye devam, benzetmeden, hikayelestirmeden. Sadece, sessizce seyret resmi. Bittigi gun gordugune inanamayacaksin!
25 Şubat 2011 Cuma
Merakli kedi miyim ki ?
Bilen bilir, bilen soyle dillenir;
Annem'den: "Otobuse binerdik seninle, baslardin soru sormaya, inene kadar. Mu ne, mu ne? Yazilan herseyi okuttururdun, o yuzden 2.5 yasinda ogrendin okumayi yazmayi."
Kardesimin erkek arkadasindan (ilk defa evimize benle tanismaya getirmis kardes erkek arkadasini. Yemek sofrasindayiz ben soru sordum, cocuk kardesime donup: "evet dedigin gibiymis" dedi ve gulmeye basladilar
Esimden: " Sana ne! Kim demis, nasil demis, niye demis, ne zaman demis? Bizi ilgilendiren birsey olsa soylerdim"
Mira'dan: Kizinca soru soran bana "Sen bisey soyleme"
Swamiji'den -madem zaman yok o zaman nasil Isa 2000 yil once yasadi soruma cevap- "Ben biliyorum, sen biliyor musun peki, puff!"
ben: soru sormazsam nasil ben olurum ki...
Soru sorarim hep, dibine kadar sokarim boylece elimi. Elim girince en dibe anlarim, yuregimden, bana ne dedigini, anlarim. Titresimini duyarim yuregimde.
Her zaman mi ? Yok!
Soru sorarim cokca, sorularimi seyrederim, 3'u 5'i gecer bakarim ki Ben'le ilgili hic bir yere gitmiyor, "off bana ne yaa amma cok soru sordum" der kesip atarim.
Herkesi Ben bilirim. Herkesi Ben'in sesi. Herkesi Ben'in habercisi.
Soru sorarim.
Esimin bir yuzunu gorurum soru sorarim. Sanar hesap sorarim. Oysa hesabim kendimledir bir tek. Icimde oynayan sey nedir bu surati gorunce diye merak eder, derine inmek icin soru sorarim. Sorular kazmam kuregimdir benim. Herbir kurekle geri atarim ise yaramayan topragi. Hazineye giderim herbir kurekte. Ellerim suratim cal camurdur, bilirim. Herkes guler, ben bilirim :)
Kizarlar uzulurum, ama icimden gulerim...
Sonra bazen de tersi isler susarim. Sadece gulerim. Guler sarilirim, guler, gulen sarilir, digeri guler, huzur icinde yaslanir seyrederim alemi iste o vakit. Ne ben, ne sen, hersey BIR'den...
Annem'den: "Otobuse binerdik seninle, baslardin soru sormaya, inene kadar. Mu ne, mu ne? Yazilan herseyi okuttururdun, o yuzden 2.5 yasinda ogrendin okumayi yazmayi."
Kardesimin erkek arkadasindan (ilk defa evimize benle tanismaya getirmis kardes erkek arkadasini. Yemek sofrasindayiz ben soru sordum, cocuk kardesime donup: "evet dedigin gibiymis" dedi ve gulmeye basladilar
Esimden: " Sana ne! Kim demis, nasil demis, niye demis, ne zaman demis? Bizi ilgilendiren birsey olsa soylerdim"
Mira'dan: Kizinca soru soran bana "Sen bisey soyleme"
Swamiji'den -madem zaman yok o zaman nasil Isa 2000 yil once yasadi soruma cevap- "Ben biliyorum, sen biliyor musun peki, puff!"
ben: soru sormazsam nasil ben olurum ki...
Soru sorarim hep, dibine kadar sokarim boylece elimi. Elim girince en dibe anlarim, yuregimden, bana ne dedigini, anlarim. Titresimini duyarim yuregimde.
Her zaman mi ? Yok!
Soru sorarim cokca, sorularimi seyrederim, 3'u 5'i gecer bakarim ki Ben'le ilgili hic bir yere gitmiyor, "off bana ne yaa amma cok soru sordum" der kesip atarim.
Herkesi Ben bilirim. Herkesi Ben'in sesi. Herkesi Ben'in habercisi.
Soru sorarim.
Esimin bir yuzunu gorurum soru sorarim. Sanar hesap sorarim. Oysa hesabim kendimledir bir tek. Icimde oynayan sey nedir bu surati gorunce diye merak eder, derine inmek icin soru sorarim. Sorular kazmam kuregimdir benim. Herbir kurekle geri atarim ise yaramayan topragi. Hazineye giderim herbir kurekte. Ellerim suratim cal camurdur, bilirim. Herkes guler, ben bilirim :)
Kizarlar uzulurum, ama icimden gulerim...
Sonra bazen de tersi isler susarim. Sadece gulerim. Guler sarilirim, guler, gulen sarilir, digeri guler, huzur icinde yaslanir seyrederim alemi iste o vakit. Ne ben, ne sen, hersey BIR'den...
22 Şubat 2011 Salı
Ne öğrendin sana verdiklerimden ?
Beklenen dogumgununun ustunden 10 gun gecince randevulasmis annemle doktoru Omer. Eskiden anneme asikmis Omer. Omer ben seninle doguramam dese de annem, Omer razi etmis onu. Hacettepe Hastanesi'ymis inis ussum. Yatirmislar annemi, igneyi vurmuslar gelsin sanci diye. Gelmis, sonra gitmis. Suni sanciyla beni durtemeyeceklerini anlayinca vakumla cekecegiz o zaman demisler. Omer ogrencilerini de cagirmis egitim icabi. Annem yuzunu ustunu orttukleri carsafla kapamis, utanmis. Herkes beni bekliyormus. Babam haric. Babam baska bir kadinin yanina gitmeyi tercih etmis o gece. Korkmus herhalde. Zaten evlenir evlenmez hamile kalinca annem, cok kavga etmisler. Babam cok erken, daha kendimizi dogrultmadik nasil olacak cocukla demis, annem doktorlar alirsak bir daha cocugun olmayabilir diyorlar, demis. Bu kavgalarin ustune bir de annemin korkulari gelmis. Rontgenle ogrenmis cunku benim varligimi. Eyvah demis, simdi ya sakat dogarsa! Kabuslari bitmek bilmemis 9 ay boyunca. Birinde uc kulakli, birinde burunsuz. Sekil sekil gormus. Sevmesi heyecanlanmasi olmustur herhalde, ama bu korkularin yaninda sonuk kalmis olsa gerek ki ben hic duymamistim anlattigini.
Cekmisler beni vakumla, cikmisim. Temizleyip annemin yanina getirmisler, "bu ne demis? kopek yavrusu gibi, killi. Bu benim cocugum olamaz." Hemsire "Al cocugunu kucagina!" diye cikismis. Annem almis ama herhalde igreti. Emzirmeye calismis, emmemisim. Insan sevilmedigini hissedince istahi kesiliyor herhalde.
Babam gelince kuvozdeki bana bakmaya gelmisler diger butun bebeklerin durdugu yere. Onlarca bebek icinde bir tanesi varmis, ayak basparmagini kuvozun deliginden disari cikarmaya calisan. Annem iste bu demis. Oymusum.
O gune dair anlatilan en sevgi dolu kisim burasidir. Kuvozden ayakparmagimi cikarmaya calismisim. Gerisi hani tirnaklarinla kara tahtayi cizersin bir ses cikar ya, iste oyle bir tinidaydi kulagimda.
38 sene gecti uzerinden.
Bu sabah uyandim. Mira bilmeden dogumgunumu, fransizca sarkilar calan guzel bir cd koydu muzikcalarina. Guzel kocam sarildi simsiki, optu yanagimdan "iyi ki dogdun" dedi. Huzur icinde kalktim yataktan. Esim bilgisayari ac da annenin yolladigi videoyu seyredelim dedi heyecanla. Video yapmisti benim icin annem, ama yukleyememis, henuz daha gormedim ama icim oyle sakin ve keyifli. Guzel kalpler unutmamis kalplerinden dokmusler dileklerini, sukrettim varliklarina. Bu dogumgunu ben butun dogumgunlerimi temize cektim...
Ne ogrendim;
- karninda bebegin varken, Tanriya guveneceksin, verecegi her ne ise sukredecek ve onu askla karsilayacaksin
- dogan cocugunu bagrina basacaksin, her nasilsa
- emzireceksin baglanacaksin, ki zamani gelince ayrilacaksin
- dogumgunun kutsal, sana Tanri bir beden bahsetmis, bu kutsalligi sadece bir gun degil, her gun onurlandiracaksin
- dogumgununde yasanan tatsiz olaylari yakin arkadaslarina anlatacaksin, cocugun icin ozel bu gunu bunca agir yukle doldurmayacaksin
- annenin ve babanin insan olmayi ogrenmek icin bu dunyaya gelmeyi sectiklerini hep bileceksin, herkesin oldugu gibi onlarin da hatalari oldu, olacak, anlayacaksin, kabul etmeyi ogreneceksin
- benim icin dogumgunu onemli degil diyenleri duyacaksin, ama baskalarini mutlu etme zevkini asla birakmayacaksin.
Cunku gordum ki, sen birilerini mutlu ettiginde, Tanri da seni mutlu etmek icin ugrasiyor.
Ama gordum ki, baskalarini mutlu etmeye calisirken mutsuz oluyorsan, ne baskalari mutlu oluyor, ne sen, ne de Tanri...
- her nasil bir ortama dogduysam dogayim, biliyorum ki olan, yasanan hersey bana bugunku beni getirdi. Sukrediyorum, her birine,
annemle babamin oynadigi oyuna,
kendimi bu kadar sevilmiyor hissetmeseydim yillarca,
o sevgiyi baskalarinda aramasaydim yillarca,
baskalarinin beni sevdigiyle dolabilseydim bu yillarda,
nasil bilebilirdim BIR TEK SEVGI var, kimsenin mulkiyetinde degil.
Beni SEVGI'ye dondurmek icin oynayan butun sevdiklerimi -Annemi, topraga karismis babami, simdi beni telefonla arayan civil civil sesli kardesimi, esimi, sevgili ailesini, cocugumu ve butun yoldaslarimi-ASKla kucakliyorum...
Cekmisler beni vakumla, cikmisim. Temizleyip annemin yanina getirmisler, "bu ne demis? kopek yavrusu gibi, killi. Bu benim cocugum olamaz." Hemsire "Al cocugunu kucagina!" diye cikismis. Annem almis ama herhalde igreti. Emzirmeye calismis, emmemisim. Insan sevilmedigini hissedince istahi kesiliyor herhalde.
Babam gelince kuvozdeki bana bakmaya gelmisler diger butun bebeklerin durdugu yere. Onlarca bebek icinde bir tanesi varmis, ayak basparmagini kuvozun deliginden disari cikarmaya calisan. Annem iste bu demis. Oymusum.
O gune dair anlatilan en sevgi dolu kisim burasidir. Kuvozden ayakparmagimi cikarmaya calismisim. Gerisi hani tirnaklarinla kara tahtayi cizersin bir ses cikar ya, iste oyle bir tinidaydi kulagimda.
38 sene gecti uzerinden.
Bu sabah uyandim. Mira bilmeden dogumgunumu, fransizca sarkilar calan guzel bir cd koydu muzikcalarina. Guzel kocam sarildi simsiki, optu yanagimdan "iyi ki dogdun" dedi. Huzur icinde kalktim yataktan. Esim bilgisayari ac da annenin yolladigi videoyu seyredelim dedi heyecanla. Video yapmisti benim icin annem, ama yukleyememis, henuz daha gormedim ama icim oyle sakin ve keyifli. Guzel kalpler unutmamis kalplerinden dokmusler dileklerini, sukrettim varliklarina. Bu dogumgunu ben butun dogumgunlerimi temize cektim...
Ne ogrendim;
- karninda bebegin varken, Tanriya guveneceksin, verecegi her ne ise sukredecek ve onu askla karsilayacaksin
- dogan cocugunu bagrina basacaksin, her nasilsa
- emzireceksin baglanacaksin, ki zamani gelince ayrilacaksin
- dogumgunun kutsal, sana Tanri bir beden bahsetmis, bu kutsalligi sadece bir gun degil, her gun onurlandiracaksin
- dogumgununde yasanan tatsiz olaylari yakin arkadaslarina anlatacaksin, cocugun icin ozel bu gunu bunca agir yukle doldurmayacaksin
- annenin ve babanin insan olmayi ogrenmek icin bu dunyaya gelmeyi sectiklerini hep bileceksin, herkesin oldugu gibi onlarin da hatalari oldu, olacak, anlayacaksin, kabul etmeyi ogreneceksin
- benim icin dogumgunu onemli degil diyenleri duyacaksin, ama baskalarini mutlu etme zevkini asla birakmayacaksin.
Cunku gordum ki, sen birilerini mutlu ettiginde, Tanri da seni mutlu etmek icin ugrasiyor.
Ama gordum ki, baskalarini mutlu etmeye calisirken mutsuz oluyorsan, ne baskalari mutlu oluyor, ne sen, ne de Tanri...
- her nasil bir ortama dogduysam dogayim, biliyorum ki olan, yasanan hersey bana bugunku beni getirdi. Sukrediyorum, her birine,
annemle babamin oynadigi oyuna,
kendimi bu kadar sevilmiyor hissetmeseydim yillarca,
o sevgiyi baskalarinda aramasaydim yillarca,
baskalarinin beni sevdigiyle dolabilseydim bu yillarda,
nasil bilebilirdim BIR TEK SEVGI var, kimsenin mulkiyetinde degil.
Beni SEVGI'ye dondurmek icin oynayan butun sevdiklerimi -Annemi, topraga karismis babami, simdi beni telefonla arayan civil civil sesli kardesimi, esimi, sevgili ailesini, cocugumu ve butun yoldaslarimi-ASKla kucakliyorum...
19 Şubat 2011 Cumartesi
Misafirlik
Simdi misafirlikten geldik, her cumlenin ustune dusunme halim bugunde baki.
Bir ciftti gittigimiz, erkek Mira'ya bayiliyor. Hep pesinde. Ama Mira hic yuz vermiyor. Kiz da cok seviyor Mira'yi ama erkek gibi pesinde dolanmadigi icin, Mira evden ayrilirken opmeye ve sarilmaya doyamadi kizcagizi. Evin erkegi "abi bu is 4 yasinda da ayni, buyudugunde de ayni. Ne zaman bir kizin pesinde gitsen hic yuzune bakmaz, ne zaman laf etsen, sacma sapan davransan dibinden ayrilmaz." dedi.
Dogru soyluyor oyledir dunyanin hali. Dunyadir bu, ikiligi bakidir onun da. Iyisi varsa kotusu, beyazi varsa karasi, kacani varsa kovalayani vardir.
Dunyaya ait olmadigi ordan bellidir ASKin. Ask bir tek daha da yaklasmak ister atese, daha da yanmak. Umursamaz elleri mi yanmis, gozleri mi kanamis aglamaktan. Umursamaz sadece yurur icine icine.
Sen dunyanin pesinden gidersen kolesi olursun, arkani donersen o kovalar seni neyle seni en cok etkileyebilecekse onunla. Kosmussan dunyanin ardindan, isini de kaybettirir sana, evini de, sevdicegini de. Sirtini donduysen ona, arabalar sunar en luksunden, isler sunar en kariyerlisinden, evler sunar en konforlusundan, esler sunar en guzellerinden.
Oysa Tanri oyle midir? Durur hep kapinin onunde. Calar her defasinda, merhaba, burdayim ben biliyorsun di mi diye cicek acar, kelebekle kanat cirpar, bulutla ucar, gunesle yakar. Burdayim diye el sallar. Sen O'na bir adim gidince O sana kosar....
Hala sasiriyorum; hal boyleyken, yuzumuzu hep Tanri'ya donsek, bu bahaneyle sirtimizi dunyaya, guzel olmaz mi ?
Bir ciftti gittigimiz, erkek Mira'ya bayiliyor. Hep pesinde. Ama Mira hic yuz vermiyor. Kiz da cok seviyor Mira'yi ama erkek gibi pesinde dolanmadigi icin, Mira evden ayrilirken opmeye ve sarilmaya doyamadi kizcagizi. Evin erkegi "abi bu is 4 yasinda da ayni, buyudugunde de ayni. Ne zaman bir kizin pesinde gitsen hic yuzune bakmaz, ne zaman laf etsen, sacma sapan davransan dibinden ayrilmaz." dedi.
Dogru soyluyor oyledir dunyanin hali. Dunyadir bu, ikiligi bakidir onun da. Iyisi varsa kotusu, beyazi varsa karasi, kacani varsa kovalayani vardir.
Dunyaya ait olmadigi ordan bellidir ASKin. Ask bir tek daha da yaklasmak ister atese, daha da yanmak. Umursamaz elleri mi yanmis, gozleri mi kanamis aglamaktan. Umursamaz sadece yurur icine icine.
Sen dunyanin pesinden gidersen kolesi olursun, arkani donersen o kovalar seni neyle seni en cok etkileyebilecekse onunla. Kosmussan dunyanin ardindan, isini de kaybettirir sana, evini de, sevdicegini de. Sirtini donduysen ona, arabalar sunar en luksunden, isler sunar en kariyerlisinden, evler sunar en konforlusundan, esler sunar en guzellerinden.
Oysa Tanri oyle midir? Durur hep kapinin onunde. Calar her defasinda, merhaba, burdayim ben biliyorsun di mi diye cicek acar, kelebekle kanat cirpar, bulutla ucar, gunesle yakar. Burdayim diye el sallar. Sen O'na bir adim gidince O sana kosar....
Hala sasiriyorum; hal boyleyken, yuzumuzu hep Tanri'ya donsek, bu bahaneyle sirtimizi dunyaya, guzel olmaz mi ?
12 Şubat 2011 Cumartesi
Saklambac
Onum arkam sagim solum Tanri. Dayanilmaz oldu bu Uma icin...
"Bu da gecer"in birazcik oncesine donunce manzara soyleydi. 85 m2de bir Uma. Disari cikinca gordugu gozlerde Tanri'yi goruyor, agacta, yurudugu yolda, sukrediyor, gunese, nefese, uyandiran soguga. Evine geliyor. Merhaba dedigi her seste Tanri'yi goruyor, duyuyor, goremezse ariyor. Baktigi her fotografta, seyrettigi her videoda, okudugu her yazida. Tekrar evden cikiyor, asansorde gecirdigi 15 saniyede aynada Tanri'ya bakiyor. Gunler gunleri kovaliyor, derinlik daha da derin bir hal alinca, dipten atilan Tanrisal kancalar, veya agacin derine inen kokleri kalinlastikca, saglamlastikca, bir ciliz ciglik duyuluyor.
Bu sefer manzara suna benziyor. Simsiyah uzay, sessiz, yildizlarla kapli. Bir miniminnacik kutu, icinde Uma. Kutu kuculdukce kuculuyor, uzay buyudukce buyuyor. Uma sikistikca sikisiyor. Sikisinca bagiriyor.
Tanri oturmus bir tabureye elinde bir tornavida, Uma'sal seyleri kaziyor. Is guc gitmisti, arkadas aile gitmisti, eglence gezme tozma alisveris coktan gitmisti, coluk cocuk var, onlar da kazimayi sonlandirmak icin ellerinden geleni yaptilar, yapiyorlar, sagolsunlar.
Uma konusamaz oldu, dinleyemez oldu, dinlenemez oldu...
Onum arkam sagim solum Tanri, Uma cildirdi...
Beter olsun di mi :)
P.S Bunlar Uma'nin cikarimlari, kimbilir O'nun cephesinde durum nasildir. En iyisini O bilir !
"Bu da gecer"in birazcik oncesine donunce manzara soyleydi. 85 m2de bir Uma. Disari cikinca gordugu gozlerde Tanri'yi goruyor, agacta, yurudugu yolda, sukrediyor, gunese, nefese, uyandiran soguga. Evine geliyor. Merhaba dedigi her seste Tanri'yi goruyor, duyuyor, goremezse ariyor. Baktigi her fotografta, seyrettigi her videoda, okudugu her yazida. Tekrar evden cikiyor, asansorde gecirdigi 15 saniyede aynada Tanri'ya bakiyor. Gunler gunleri kovaliyor, derinlik daha da derin bir hal alinca, dipten atilan Tanrisal kancalar, veya agacin derine inen kokleri kalinlastikca, saglamlastikca, bir ciliz ciglik duyuluyor.
Bu sefer manzara suna benziyor. Simsiyah uzay, sessiz, yildizlarla kapli. Bir miniminnacik kutu, icinde Uma. Kutu kuculdukce kuculuyor, uzay buyudukce buyuyor. Uma sikistikca sikisiyor. Sikisinca bagiriyor.
Tanri oturmus bir tabureye elinde bir tornavida, Uma'sal seyleri kaziyor. Is guc gitmisti, arkadas aile gitmisti, eglence gezme tozma alisveris coktan gitmisti, coluk cocuk var, onlar da kazimayi sonlandirmak icin ellerinden geleni yaptilar, yapiyorlar, sagolsunlar.
Uma konusamaz oldu, dinleyemez oldu, dinlenemez oldu...
Onum arkam sagim solum Tanri, Uma cildirdi...
Beter olsun di mi :)
P.S Bunlar Uma'nin cikarimlari, kimbilir O'nun cephesinde durum nasildir. En iyisini O bilir !
11 Şubat 2011 Cuma
Bu da gecer
Kelimeler diye yazdim yazi, sonuna bu da gecer dedim, gecti.
Suandaki de gececek!
Iliskisinin bulundugu durumdan cok uzuntu duyan bir erkek Mooji'ye anlatiyor durumu. Mooji soyle soruyor. Su andaki probleminizi sormayacagim, bundan 3 problem onceki konu neydi? Cocuk cevap veremiyor. Peki o zaman 2 problem onceki konu neydi? Cocuk onu da hatirlayamiyor. O zaman bu gelip gecen problemlere bu kadar cok onem vermemek gerek diyor.
Hepimizin bir rolu var oynuyoruz. Iyi de oynuyoruz, oynamaliyiz da. En iyi oyunu cikarmaliyiz bize verilen rolle. Ama role bu kadar baglanmanin kime ne faydasi var?
Bu gece oyunun yeni bir sahnesi sergilendi. Oyuncular oynadilar. Seyirci seyretti.
Darisi diger perdenin basina...
Suandaki de gececek!
Iliskisinin bulundugu durumdan cok uzuntu duyan bir erkek Mooji'ye anlatiyor durumu. Mooji soyle soruyor. Su andaki probleminizi sormayacagim, bundan 3 problem onceki konu neydi? Cocuk cevap veremiyor. Peki o zaman 2 problem onceki konu neydi? Cocuk onu da hatirlayamiyor. O zaman bu gelip gecen problemlere bu kadar cok onem vermemek gerek diyor.
Hepimizin bir rolu var oynuyoruz. Iyi de oynuyoruz, oynamaliyiz da. En iyi oyunu cikarmaliyiz bize verilen rolle. Ama role bu kadar baglanmanin kime ne faydasi var?
Bu gece oyunun yeni bir sahnesi sergilendi. Oyuncular oynadilar. Seyirci seyretti.
Darisi diger perdenin basina...
Kelimeler
"Iki istek arasindadir mutluluk" vardi ya, bugun anladim ki mutluluk iki istek arasinda bile degil. Iki kelime arasinda. Bir kelime ile diger kelime arasinda kalan boslukta.
Cok konusabilecegim bir donemken bir el beni oyle bir ice cekti ki, ve oyle de sakinlestirdi ki, simdi daha iyi anliyorum niye azaldigimi.
Uc bes gundur eger O'nun rizasiysa konusmak kendiliginden oluyor ama eger degilse, agzimi bicak acmiyor. Kulaklarim desen ayni durumda. Hala tahammulum yok hikayelerle gelen kelimelere. Ne kendi hikayeme ne sevdikleriminkine.
Biraz kabalasmis gibi gorunsem de oyle degil durum. Icim daha once deneyimlemedigim kadar daha sakin.
Bu da gecer...Yerine kimbilir ne gecer !
Cok konusabilecegim bir donemken bir el beni oyle bir ice cekti ki, ve oyle de sakinlestirdi ki, simdi daha iyi anliyorum niye azaldigimi.
Uc bes gundur eger O'nun rizasiysa konusmak kendiliginden oluyor ama eger degilse, agzimi bicak acmiyor. Kulaklarim desen ayni durumda. Hala tahammulum yok hikayelerle gelen kelimelere. Ne kendi hikayeme ne sevdikleriminkine.
Biraz kabalasmis gibi gorunsem de oyle degil durum. Icim daha once deneyimlemedigim kadar daha sakin.
Bu da gecer...Yerine kimbilir ne gecer !
8 Şubat 2011 Salı
Korku, gurultu, kaos...
Hayatinizda ruhaniyet yoksa birer robot haline gelirsiniz, hayatiniz mekaniklesir diyor Amma.
Bu kadar mi cok korkuyoruz Tanri'dan. Bu kadar mi layik goremiyoruz ya da kendimizi.
Nedir bu kadar cok kelimenin ardindaki sebep?
Yuruyoruz yolda, yoldan cikarken basliyor aci. Once sizi seklinde, sonra aciya donusuyor, sonra yakiyor, yerinde duramiyorsun acindan. Git yerine diyor. Git yoluna.
Biz ne yapiyoruz? Arkadasimizi ariyoruz. Anlatiyoruz derdimizi. Soyle oldu, boyle oldu, bu da oldu su da oldu. Karsidaki cevap veriyor. Tabii oyle olur, suna da boyle olmustu, bunun da busu olmustu. Zaten yoldan cikmisken, aranilan kisiyle iyice rotamizi kaybediyoruz.
Sus diyor, susssss.... Bir kac gun sussana. Bir soyle baksana kendine.
Niye gelmis aci sana, sorsana, izini sursene.
Ona buna suna soyleyince noldu acina?
20 sene once psikologun biri bana oyle demisti. Iyi ki acilarini herkese anlatmissin yoksa kaldiramazdin?
Kime kaldiramayacagindan cok yuk verildi bugune kadar. Acilarimi anlata anlata uzaklastim yoldan. Herkes sirtimi oksadi, ahh zavallimmm, vah zavalliimmm, diye
Cikip bana "beter ol" don arkani da dogru yolda yuru diyecek bir yuregi tam yoktu ki. Insan ne ekerse onu bicermis, varmis cekmem gereken, cekecegim kadari, kapaliymis gozum, cekmisim.
Cok gurultu var, cokkk! Icim almiyor. Kelimeler kulaklarimi tirmaliyor. Herkesin, hepimizin ben'ini koruma savasi midemi bulandiriyor.
ben'i oldurmeye calisiyorum dedim biraz once. Bu da degil ki yaptigim. Calistikca buyuyecegini bilenlerdenim. ben'i beslemeyi biraktim, yolumu degistirdim. yonum yanlisti yine, rotami cevirdim.
bitti mi ? daha ne kadar var? kim bilir? kimin umurunda. yol bu, yolcu burda. yoldan cikinca yiyor bir tokat, devam ediyor yolunda yurumeye, hepsi bu.
ofkeli mi, yok degil.
kirgin mi, hic degil.
hayalkirikligi mi yasiyor, biraz.
hayalkirikligi yasayan kim ?
gordum kim oldugunu, verme lokmasini!
susss, bir gun sus, uc gun sus, susabildigin kadar sus.
bu dunyaya yetip de artacak kadar gurultu var, birak sensiz olsun.
yuru kardesim yuru, sen kimsin ?
aynada gordum dun seni, susmussun, gozlerimin icine baktin, duydum.
geliyorum, ben'siz...
Bu kadar mi cok korkuyoruz Tanri'dan. Bu kadar mi layik goremiyoruz ya da kendimizi.
Nedir bu kadar cok kelimenin ardindaki sebep?
Yuruyoruz yolda, yoldan cikarken basliyor aci. Once sizi seklinde, sonra aciya donusuyor, sonra yakiyor, yerinde duramiyorsun acindan. Git yerine diyor. Git yoluna.
Biz ne yapiyoruz? Arkadasimizi ariyoruz. Anlatiyoruz derdimizi. Soyle oldu, boyle oldu, bu da oldu su da oldu. Karsidaki cevap veriyor. Tabii oyle olur, suna da boyle olmustu, bunun da busu olmustu. Zaten yoldan cikmisken, aranilan kisiyle iyice rotamizi kaybediyoruz.
Sus diyor, susssss.... Bir kac gun sussana. Bir soyle baksana kendine.
Niye gelmis aci sana, sorsana, izini sursene.
Ona buna suna soyleyince noldu acina?
20 sene once psikologun biri bana oyle demisti. Iyi ki acilarini herkese anlatmissin yoksa kaldiramazdin?
Kime kaldiramayacagindan cok yuk verildi bugune kadar. Acilarimi anlata anlata uzaklastim yoldan. Herkes sirtimi oksadi, ahh zavallimmm, vah zavalliimmm, diye
Cikip bana "beter ol" don arkani da dogru yolda yuru diyecek bir yuregi tam yoktu ki. Insan ne ekerse onu bicermis, varmis cekmem gereken, cekecegim kadari, kapaliymis gozum, cekmisim.
Cok gurultu var, cokkk! Icim almiyor. Kelimeler kulaklarimi tirmaliyor. Herkesin, hepimizin ben'ini koruma savasi midemi bulandiriyor.
ben'i oldurmeye calisiyorum dedim biraz once. Bu da degil ki yaptigim. Calistikca buyuyecegini bilenlerdenim. ben'i beslemeyi biraktim, yolumu degistirdim. yonum yanlisti yine, rotami cevirdim.
bitti mi ? daha ne kadar var? kim bilir? kimin umurunda. yol bu, yolcu burda. yoldan cikinca yiyor bir tokat, devam ediyor yolunda yurumeye, hepsi bu.
ofkeli mi, yok degil.
kirgin mi, hic degil.
hayalkirikligi mi yasiyor, biraz.
hayalkirikligi yasayan kim ?
gordum kim oldugunu, verme lokmasini!
susss, bir gun sus, uc gun sus, susabildigin kadar sus.
bu dunyaya yetip de artacak kadar gurultu var, birak sensiz olsun.
yuru kardesim yuru, sen kimsin ?
aynada gordum dun seni, susmussun, gozlerimin icine baktin, duydum.
geliyorum, ben'siz...
4 Şubat 2011 Cuma
Tanri ile Narada
www.derki.com'daki Jale Onder'in yazisiyla yeniden hatirladim bu hikayeyi. Bugune cok uydu, koymadan bloga edemedim...
Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin bir boşluğa dalar.
Bir süre sonra Narada Tanrı’ya dönüp sorar: “Ey yüce Tanrım, bu dünyanın ve orada yaşayan bütün yaratılmışların hayatının görünümlerinin ardındaki sır nedir?”
Tanrı gülümser ve susar.
Yola devam ederler.”Evladım” diyerek ufka bakar Tanrı.”Güneşin sıcağı beni susattı.Bu yoldan biraz daha gidersen bir ırmak bulacaksın.Irmağı takip et, bir kasabaya geleceksin.Oradaki evlerden birisine git ve bana bir bardak soğuk su getir.”
“Hemen” der Narada ve yola koyulur.
Bomboş arazide dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmağa gelir.Irmağın öte yanında bir yerleşim alanı vardır.Narada derli toplu gözüken bir çiftlik evine yaklaşarak kapıyı çalar.
Kapıyı gözleri ışık saçan, şahane bir kız açar.
Kızın gözleri ona Yüce Tanrı’sının gözlerini hatırlatır.
Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı’nın talimatını ve oraya geliş amacını unutuverir!
Narada bu şahane kızla evlenip çoluk çocuk sahibi olur.İşlerini büyütür.Kasabanın güven duyulan lideri olur; böylece hayat anlamlı ve başarılı bir şekilde yıllarca sürer gider.
Taa ki Muson yağmurları kasabayı ve tüm sevdiklerini sellerle yok edene kadar.
Narada’nın bedeni azgın sularla oradan oraya savrularak tepetakla ırmağa sürüklenir.
Saatler, günler, belki de aylar geçmiş gibidir.
Sonunda gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir.
Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi başka bir canlı da görünmemektedir.
Irmakta önünden enkaz yığınlıkları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır.
Artık her şeyi elinden alınmış, sevdiği ve değer verdiği ne varsa suların girdaplarında yitip gitmiştir.
Ağlamaktan başka yapacak bir şey yok gibidir.
Derken Narada aniden bir ses duyar.
Adeta kanını donduran bu ses, “Evladım, senden istediğim bir bardak soğuk su nerede” diye sormaktadır.
Narada döner; ve yanıbaşında duran Tanrıyı görür.
Irmak kaybolmuştur; onlar yine sonsuz bir çölde yalnızdırlar.
Tanrı bir daha sorar: “Tam beş dakikadır bekliyorum burada, suyum nerede Narada?!”
Narada Tanrı’sının ayaklarına kapanarak, “Ahh nasıl unuttum, beni bağışla!” diye feryat ederek yalvarır.
Tanrı gülümser ve şöyle der: “Peki Narada, dünyanın ve üzerinde yaşayan bütün yaratılmışların görünümlerinin ardındaki sırrı şimdi anlıyor musun?”
Hic unutmamak dilegimle.... ASKla...
Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin bir boşluğa dalar.
Bir süre sonra Narada Tanrı’ya dönüp sorar: “Ey yüce Tanrım, bu dünyanın ve orada yaşayan bütün yaratılmışların hayatının görünümlerinin ardındaki sır nedir?”
Tanrı gülümser ve susar.
Yola devam ederler.”Evladım” diyerek ufka bakar Tanrı.”Güneşin sıcağı beni susattı.Bu yoldan biraz daha gidersen bir ırmak bulacaksın.Irmağı takip et, bir kasabaya geleceksin.Oradaki evlerden birisine git ve bana bir bardak soğuk su getir.”
“Hemen” der Narada ve yola koyulur.
Bomboş arazide dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmağa gelir.Irmağın öte yanında bir yerleşim alanı vardır.Narada derli toplu gözüken bir çiftlik evine yaklaşarak kapıyı çalar.
Kapıyı gözleri ışık saçan, şahane bir kız açar.
Kızın gözleri ona Yüce Tanrı’sının gözlerini hatırlatır.
Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı’nın talimatını ve oraya geliş amacını unutuverir!
Narada bu şahane kızla evlenip çoluk çocuk sahibi olur.İşlerini büyütür.Kasabanın güven duyulan lideri olur; böylece hayat anlamlı ve başarılı bir şekilde yıllarca sürer gider.
Taa ki Muson yağmurları kasabayı ve tüm sevdiklerini sellerle yok edene kadar.
Narada’nın bedeni azgın sularla oradan oraya savrularak tepetakla ırmağa sürüklenir.
Saatler, günler, belki de aylar geçmiş gibidir.
Sonunda gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir.
Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi başka bir canlı da görünmemektedir.
Irmakta önünden enkaz yığınlıkları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır.
Artık her şeyi elinden alınmış, sevdiği ve değer verdiği ne varsa suların girdaplarında yitip gitmiştir.
Ağlamaktan başka yapacak bir şey yok gibidir.
Derken Narada aniden bir ses duyar.
Adeta kanını donduran bu ses, “Evladım, senden istediğim bir bardak soğuk su nerede” diye sormaktadır.
Narada döner; ve yanıbaşında duran Tanrıyı görür.
Irmak kaybolmuştur; onlar yine sonsuz bir çölde yalnızdırlar.
Tanrı bir daha sorar: “Tam beş dakikadır bekliyorum burada, suyum nerede Narada?!”
Narada Tanrı’sının ayaklarına kapanarak, “Ahh nasıl unuttum, beni bağışla!” diye feryat ederek yalvarır.
Tanrı gülümser ve şöyle der: “Peki Narada, dünyanın ve üzerinde yaşayan bütün yaratılmışların görünümlerinin ardındaki sırrı şimdi anlıyor musun?”
Hic unutmamak dilegimle.... ASKla...
1 Şubat 2011 Salı
Can
Duwity'nin gidisi yine goturdu beni biryerlere.
Iki hafta kaldigi evimizde her sabah heyecanla yanina gittik, yemini verdik. Akvaryumu temizlerken ben caktirmadan elimi uzattim, parmagimi belki gelir de deger diye. Bazen yanina oturdum goz goze bakistik dakikakalarca, agzini acip kapamasini benimle konusmasiymis gibi gordu gozlerim. Acaba ne diyor ki diye kulak kesildi yuregim. Parmak ucumu dayandigi cama uzattigimda, akip gidiyordu parmaklarimdan sevgim ona dogru.
Sonra Duwity gitti. Agzini oynatmadi bir daha. Akvaryumun icindeydi. Elimi sokamadim suya. Degemedim ona. Suzgecle incitmemeye calisarak aldim ve bir mendile sardim gommek icin. Oysa icinde can varken can atiyordum elime gelse diye.
Mira 18 aylikken havale gecirdiginde de ayni sey olmustu. Kucagimda mosmordu. Kaskati. Gozleri geriye donmustu, agzi aralik. Olu gibiydi. Duruyordum oylece. Kucagimda Mira. Oyle agir isliyordu ki zaman. Baktim yuzune. O bakmaya doyamadigim yuzune. Can gidince bedenin nasil da oylesine kaldigini gordum. Sevilenin Can oldugunu gordum.
Babamla 1 saat kadar ayni odadaydik. Sarilip opemiyordum, koklayamiyordum.
Bir kedim/kopegim olsa opmeye doyamazdim, sarilirdim kucaklardim. Sonra onlarin öldüğünü dusundum, elleyemiyordum.
O kokusuna doyamadigin bebegin, sevgilin, annen, baban, gittiginde o duydugun guzel kokuyu duyamiyordun.
Can'di.
Mira'yi sevdirten, kediyi opturten, baliga guldurten Can.
Keske her daim gorebilsek o giysilerin altindakini. Giysilerden gecip.
Nasil ayiklayacaksin 2 kilo hamsiyi dedim. Kagit gibiler dedi. Diyince hatirladim. Kagidi, kagit olmadan onceki agaci. Unutmustum bile agacin icindeki can'i. Kagida yazdim cizdim, karaladim, attim. Hic dokunmamisti. Ama balik onumdeydi, icindeydi can. Sonra balik onumdeydi, icinden cikmisti can.
En kucuk zerresini bile gorebilmek duam hic kacirmadan.
Oyle guzelsin ki !
Tasin icinde Sen, kusun kanadinda, bebegin kahkasinda, sevgilinin nefesinde, annenin kokusunda...
Iki hafta kaldigi evimizde her sabah heyecanla yanina gittik, yemini verdik. Akvaryumu temizlerken ben caktirmadan elimi uzattim, parmagimi belki gelir de deger diye. Bazen yanina oturdum goz goze bakistik dakikakalarca, agzini acip kapamasini benimle konusmasiymis gibi gordu gozlerim. Acaba ne diyor ki diye kulak kesildi yuregim. Parmak ucumu dayandigi cama uzattigimda, akip gidiyordu parmaklarimdan sevgim ona dogru.
Sonra Duwity gitti. Agzini oynatmadi bir daha. Akvaryumun icindeydi. Elimi sokamadim suya. Degemedim ona. Suzgecle incitmemeye calisarak aldim ve bir mendile sardim gommek icin. Oysa icinde can varken can atiyordum elime gelse diye.
Mira 18 aylikken havale gecirdiginde de ayni sey olmustu. Kucagimda mosmordu. Kaskati. Gozleri geriye donmustu, agzi aralik. Olu gibiydi. Duruyordum oylece. Kucagimda Mira. Oyle agir isliyordu ki zaman. Baktim yuzune. O bakmaya doyamadigim yuzune. Can gidince bedenin nasil da oylesine kaldigini gordum. Sevilenin Can oldugunu gordum.
Babamla 1 saat kadar ayni odadaydik. Sarilip opemiyordum, koklayamiyordum.
Bir kedim/kopegim olsa opmeye doyamazdim, sarilirdim kucaklardim. Sonra onlarin öldüğünü dusundum, elleyemiyordum.
O kokusuna doyamadigin bebegin, sevgilin, annen, baban, gittiginde o duydugun guzel kokuyu duyamiyordun.
Can'di.
Mira'yi sevdirten, kediyi opturten, baliga guldurten Can.
Keske her daim gorebilsek o giysilerin altindakini. Giysilerden gecip.
Nasil ayiklayacaksin 2 kilo hamsiyi dedim. Kagit gibiler dedi. Diyince hatirladim. Kagidi, kagit olmadan onceki agaci. Unutmustum bile agacin icindeki can'i. Kagida yazdim cizdim, karaladim, attim. Hic dokunmamisti. Ama balik onumdeydi, icindeydi can. Sonra balik onumdeydi, icinden cikmisti can.
En kucuk zerresini bile gorebilmek duam hic kacirmadan.
Oyle guzelsin ki !
Tasin icinde Sen, kusun kanadinda, bebegin kahkasinda, sevgilinin nefesinde, annenin kokusunda...
31 Ocak 2011 Pazartesi
Devrim
Duyuyor musunuz siz de benim gibi?
Devrim basladi.
Devrim baslamis da, simdi goze goruluyor.
Iktidardaki diktatorler indiriliyor.
Tunus'tan Misir'a sicradi. Ozgurluk icin ayaklandi diktanin rejiminde aci cekenler.
Aciyorum radyoyu, konusuyor spiker:
Uzun suren zihin kalp catismasinin sonunda kalp yonetime gecmek icin ayaklandi. Bunca yildir yularlari elinde tutan zihin, zihin tarafindan aciyla yogrulmus kalp tarafindan saltanatindan indirildi. Ozgurluk cigliklari atan kalp askerlerinin mucadelesi hic yilmadan devam ediyor. Zihin elinden geldigince kontrol etmeye, aciklamalar yapip kandirmaya calissa da, sokaklardaki manzaralar herseyi acikliyor.
Hepinize bakarak goruyorum. Sokaklar sizsiniz. Sonunda zihni indirmeyi basariyoruz. Ha gayret az kaldi.
Aciya gerek yok, kaosa, kavgaya. Zihni indirdik mi geriye BIR tek sey kaliyor, hepimizin mayasi olan, hepimizin evinde olan, hepimizde olan, hepimiz olan...
Sirada Cin var, internette Misir kelimesini yasaklasa da bu degisimden kacamayacak... ha gayret barisin askerleri...
Devrim basladi.
Devrim baslamis da, simdi goze goruluyor.
Iktidardaki diktatorler indiriliyor.
Tunus'tan Misir'a sicradi. Ozgurluk icin ayaklandi diktanin rejiminde aci cekenler.
Aciyorum radyoyu, konusuyor spiker:
Uzun suren zihin kalp catismasinin sonunda kalp yonetime gecmek icin ayaklandi. Bunca yildir yularlari elinde tutan zihin, zihin tarafindan aciyla yogrulmus kalp tarafindan saltanatindan indirildi. Ozgurluk cigliklari atan kalp askerlerinin mucadelesi hic yilmadan devam ediyor. Zihin elinden geldigince kontrol etmeye, aciklamalar yapip kandirmaya calissa da, sokaklardaki manzaralar herseyi acikliyor.
Hepinize bakarak goruyorum. Sokaklar sizsiniz. Sonunda zihni indirmeyi basariyoruz. Ha gayret az kaldi.
Aciya gerek yok, kaosa, kavgaya. Zihni indirdik mi geriye BIR tek sey kaliyor, hepimizin mayasi olan, hepimizin evinde olan, hepimizde olan, hepimiz olan...
Sirada Cin var, internette Misir kelimesini yasaklasa da bu degisimden kacamayacak... ha gayret barisin askerleri...
By Gurudev
GOOD AND EVIL
The universe contains two dynamic forces. They are good and evil. Good and evil are twin forces, born of the same father. They are called dvandvas or the pairs of opposites. They have no independent existence. Evil exists to glorify good. This is its only raison d'etre. Evil is negative good!
Evil is a destructive force. Good is a constructive force. There is neither absolute good nor absolute evil in this universe. Evil has no independent existence apart from good. Wherever there is good, there is evil. You cannot expect absolute good in this relative world.
You can find absolute good in Brahman alone. From the viewpoint of the basic reality which lies at the back of evil and good, evil and good dwindle into an airy nothing. Evil and good are only mental creations. Transcend good and evil and reach the abode of supreme peace and immortality.
For a jnani, who has knowledge of the self, there is neither good nor bad. The `why' of evil can only be under¬stood when you get atma jnana (self knowledge). Do not rack your brain now. This is a transcendental mystery which only Brahman knows. Finite intellect that is conditioned in time, space and causation cannot find out a solution to this problem of evil. When you are fully established in your self, then evil and good both vanish altogether.
Transmute evil into good by changing your mental attitude, or angle of vision. Out of evil good often cometh. Destruction is necessary for regeneration, for renovation and for reconstruction.
Tamas (inertia) is evil. Satva (purity) is good. So convert tamas into satva. Then evil is transmuted into good. Selfishness is evil and selflessness is good. Lust is evil, brahmacarya (celibacy) is good. Greed is evil. Generosity, integrity, disinterestedness all these are good. Pride is evil and humility is good.
The universe contains two dynamic forces. They are good and evil. Good and evil are twin forces, born of the same father. They are called dvandvas or the pairs of opposites. They have no independent existence. Evil exists to glorify good. This is its only raison d'etre. Evil is negative good!
Evil is a destructive force. Good is a constructive force. There is neither absolute good nor absolute evil in this universe. Evil has no independent existence apart from good. Wherever there is good, there is evil. You cannot expect absolute good in this relative world.
You can find absolute good in Brahman alone. From the viewpoint of the basic reality which lies at the back of evil and good, evil and good dwindle into an airy nothing. Evil and good are only mental creations. Transcend good and evil and reach the abode of supreme peace and immortality.
For a jnani, who has knowledge of the self, there is neither good nor bad. The `why' of evil can only be under¬stood when you get atma jnana (self knowledge). Do not rack your brain now. This is a transcendental mystery which only Brahman knows. Finite intellect that is conditioned in time, space and causation cannot find out a solution to this problem of evil. When you are fully established in your self, then evil and good both vanish altogether.
Transmute evil into good by changing your mental attitude, or angle of vision. Out of evil good often cometh. Destruction is necessary for regeneration, for renovation and for reconstruction.
Tamas (inertia) is evil. Satva (purity) is good. So convert tamas into satva. Then evil is transmuted into good. Selfishness is evil and selflessness is good. Lust is evil, brahmacarya (celibacy) is good. Greed is evil. Generosity, integrity, disinterestedness all these are good. Pride is evil and humility is good.
Duwity
Iki hafta once gelmisti evimize. "Mira baligina isim vermek ister misin?" diye sordugumda hic dusunmeden "Duwity" demisti. Tweety mi diye sordum, hayir anne Duwity, D-U-W-X-Y-Z, demisti. Daha spellingi cok bilmediginden. Anladigim kadariyla bugun onun son gunu. Dun sabah uyaninca gozlerine baktim, esime "bir seyi var bu baligin, gozleri baska bakiyor" dedim. Her turlu bakisa surekli anlam vermemden fenalik gecen esim "uff sacmalama, ne guzel yuzuyor iste" dedi. Sonra baktim ogleden sonra oturmus yanina takip ediyor hareketlerini. Onun da icine kurt dusurmusum oyle dedi. Suyunu yeniden degistirdik, yemini verdik, baktik ama olmadi. Bu sabah daha halsiz basladi gune. Sag gozunun altina kan toplanmis. Dun surekli suyun ustune cikip nefes almaya calisir gibi hareketler yaparken, bugun zar zor kendini surukluyor, cogunlukla suyun ustunde yari ölü kaliyor. Esim cok uzuluyor. Iste bu yuzden hayvan beslemekten kacindigini,hemen baglandigini ve kaybettigi zaman caninin acidigini anlatiyor. "Sen uzulmedin mi?" diyor. Insanin olumune uzulmeyen ben elbette uzulmuyorum baligin olme fikrine. Ancak acaba ben ona iyi bakamadim da mi boyle oldu diye icim huzursuz. Sucluluk duygum cikiyor bir kere daha. Daha ne zaman bitecek acaba diye bakiyorum sucluluk duyguma. Ben baktikca o cikiyor anliyorum. Butun vucudum agriyor, zorla yuruyorum bugun. Sanki olen balik degil de benim. Sanki onun vucudunun butun agrisini ben cekiyorum.
Sucluluk duygum boyle mi temize cekiliyor acaba, bilmiyorum ki !
Simdi herkes gitti baligin filtresinin fisini cektim. Oylesine gucsuz ki, filtreye cekiliyor, yuzemiyor da. Aci cekmesini istemiyorum. Mantralar actim ona. Minik balik. Kimbilir ne zaman dunyaya geldi. Atalari 100 yil yasiyor diye sevinmistim, bizi gomer o zaman bu baligimiz diye. Oyle olmuyor. Karsimda duruyor daha az nefes alarak. Mantralarla yolculuyorum onu, umarim gecisi kolay olur...
Balik olarak geldigi bu dunyadan, mantralarla ayrilip, insallah guzel bir insan olarak geri doner gorevini tamamlamaya diye dua ediyorum ve dua ediyorum insan bedeniyle odullendirilmis bizler insallah bu hayatimizin kiymetini bilip gorevimizi layigiyla tamamlariz diye...
P.S Mantra, dua farketmez, onemli olan Allah'in birliginin hissedilmesi...
P.S Insan uzulmese de neden akiyor acaba gozlerinden yaslar. Minik balik kavustugunda O'na oyle guzeldi yuzu. Oyun zamaninda piril pirildi gozleri, son nefeslerinde aci dolu, kavustugunda ise sakin, huzurlu. Mekanin cennet olsun Duwity...
Sucluluk duygum boyle mi temize cekiliyor acaba, bilmiyorum ki !
Simdi herkes gitti baligin filtresinin fisini cektim. Oylesine gucsuz ki, filtreye cekiliyor, yuzemiyor da. Aci cekmesini istemiyorum. Mantralar actim ona. Minik balik. Kimbilir ne zaman dunyaya geldi. Atalari 100 yil yasiyor diye sevinmistim, bizi gomer o zaman bu baligimiz diye. Oyle olmuyor. Karsimda duruyor daha az nefes alarak. Mantralarla yolculuyorum onu, umarim gecisi kolay olur...
Balik olarak geldigi bu dunyadan, mantralarla ayrilip, insallah guzel bir insan olarak geri doner gorevini tamamlamaya diye dua ediyorum ve dua ediyorum insan bedeniyle odullendirilmis bizler insallah bu hayatimizin kiymetini bilip gorevimizi layigiyla tamamlariz diye...
P.S Mantra, dua farketmez, onemli olan Allah'in birliginin hissedilmesi...
P.S Insan uzulmese de neden akiyor acaba gozlerinden yaslar. Minik balik kavustugunda O'na oyle guzeldi yuzu. Oyun zamaninda piril pirildi gozleri, son nefeslerinde aci dolu, kavustugunda ise sakin, huzurlu. Mekanin cennet olsun Duwity...
29 Ocak 2011 Cumartesi
Uzun sure
Anladim ki bir seyin mucize oldugunu anlamak icin ilk, durup, uzun uzun bakmak gerekmis yargilamadan.
Bu sabah kocama baktim, "seni su anda bu kadar seviyor olmam bir mucize" dedim, o da " asil benim seni bu kadar sevmem bir mucize" dedi. Sevgiyi soylerken ikimizin de yurekleri pirpirdi. Ilk gunku gibi. Oylesine mutlu, oylesine asik. Sonra durdum asil mucize Tanrinin 9 yildir bizi ne hallerden ne hallere soktugu dedim.
Durmak lazim, cekip gitmek cozum degil. Ne iliskilerden, ne sorunlardan, ne yasadiklarindan. Durmak bakmak ve beklemek lazim mucizeyi gorene kadar. Inanmak lazim. Icindeki guce, oz'e. Donusmesine izin vermek. Tirtili yargilamamak. Kelebegin guzelligine kanmamak. Sukretmek, ama beklemek lazim. Eriye eriye, yana yana. Hergun guzel insan olmak icin niyet etmek lazim, izlemek lazim. Farkinda olmak. Her kelimenin buyusune kapilirken, soylediklerine de bakmak lazim. Ellerimiz kiymetliyse oksamak icin kullanmak lazim, vurmak icin degil. Gozlerimiz kiyemtliyse askla bakmak icin kullanmak lazim, ofkeyle degil. Dilimiz kiymetliyse O'nun sozlerini soylemek lazim, kufurlerimizi degil...
Sevmek lazim ve ölmek lazim dilimizde bal, elimizde papatyalar...
Bu sabah kocama baktim, "seni su anda bu kadar seviyor olmam bir mucize" dedim, o da " asil benim seni bu kadar sevmem bir mucize" dedi. Sevgiyi soylerken ikimizin de yurekleri pirpirdi. Ilk gunku gibi. Oylesine mutlu, oylesine asik. Sonra durdum asil mucize Tanrinin 9 yildir bizi ne hallerden ne hallere soktugu dedim.
Durmak lazim, cekip gitmek cozum degil. Ne iliskilerden, ne sorunlardan, ne yasadiklarindan. Durmak bakmak ve beklemek lazim mucizeyi gorene kadar. Inanmak lazim. Icindeki guce, oz'e. Donusmesine izin vermek. Tirtili yargilamamak. Kelebegin guzelligine kanmamak. Sukretmek, ama beklemek lazim. Eriye eriye, yana yana. Hergun guzel insan olmak icin niyet etmek lazim, izlemek lazim. Farkinda olmak. Her kelimenin buyusune kapilirken, soylediklerine de bakmak lazim. Ellerimiz kiymetliyse oksamak icin kullanmak lazim, vurmak icin degil. Gozlerimiz kiyemtliyse askla bakmak icin kullanmak lazim, ofkeyle degil. Dilimiz kiymetliyse O'nun sozlerini soylemek lazim, kufurlerimizi degil...
Sevmek lazim ve ölmek lazim dilimizde bal, elimizde papatyalar...
27 Ocak 2011 Perşembe
by Swami Chidananda
Everyone wants things created by God, but very few want the Creator and the Creator alone, Him and Him alone. Ask for that being Who is beyond all things - the Thing-in-itself. If you ask for lesser things, you get lesser things. Be careful of what we ask of God, because, He is a wish-yielding tree.
Carmihtan nameler
Dun bir guzel kalbin yazdigi guzel bir siir vesilesiyle yaptigimiz yorumlar uzerine, daha once de kendime soz verdigim gibi, kendi sayfamda icimden gecenleri yazmak istedim. Aslinda muhabbete bahane gerek oluyor boyle durumlar, maksat O'nu konusmak konu nerden acilirsa acilsin.
Carmiha gerilenin kim olduguydu yorum konusu.
Peki kim?
Beden mi carmiha gerilmis? Bakiyorum sagima soluma ellerime. Ellerim beyaz, yaslaniyor biraz ama kanamiyor. Ayaklarima bakiyorum sıkıntı yapmisim gecenlerde iki tane pembe yuvarlar var ustlerinde, ama onlar da civi yarasina benzemiyorlar hic. Peki ya kalbimin icinde zaman zaman sizlayan sey de ne?
Ya ruhum?
Ruha el deger mi ? Degmez. Ruh kirlenir mi? Asla.
Peki ya bu durup durup kalbimde geri tepmeye hazir sizi da ne? Eskiden daha da yogundu acisi, simdilerde cok nadir de olsa geliyor geri.
Fisildiyor meleklerden beri kulagima. O iste Tanri'ya secde etmeyen egonun sizisi.
Nasil olmus bu peki ?
Ego secde etmeyince eline gecirmis mi yularlari. Kahve ic diyor iciyorum, git dolaptan kurabiye al diyor aliyorum. Esimle kavga ediyorum, beni sevdigini soyluyor, icim kipir kipir sevgi kendini taniyor. Ama yulari elinde tutan gulme sakin, hep boyle yapiyor diyor. Mira gece uyaniyor anne diyor. Tam kalkmak uzereyken yataktan, yulari eline almis olan sesleniyor iceri, ne zaman biticek anne diye cagirman, bir gece de uyu sabaha kadar, diye. Mira agliyor, bir saat agliyor, susmuyor. Yularlari tutan daha da ofkeli. Ben aglarken kimse gelmezdi diye animsatiyor, besleniyor aninin acisiyla, daha da gucleniyor.
Sonra gun geliyor. Sabah oluyor. Gunes dogmus, gozumuz kamasmis, oyle buyulu, oyle mucizevi. Ne zaman, nerden, nasil diyorum. Olmus ama. Ol demis, OL'mus.
O gun gunesin onunde esimle kavga etmisim, seni seviyorum diyor, ben de deyip karnim agriyana kadar gulup halimize sariliyorum boynuna. Kalbim kus gibi, masmavi, dupduru. Ama bir his var, biri sanki etimi cekiyor, biri sanki civi cakiyor. Guluyorum inadina.
Mira uyaniyor, anne diyor, gidiyorum opuyorum, seni seviyorum, guzel uyu, al suyun, icim oylesine durgun, sesim oylesine sakin, itiraz etmiyor Mira yatiyor yatagina. Sabaha gorusuruz diyorum, tamam diyor. Yataga donuyorum, benden konusamayan yularin ucundaki, kocamdan dile geliyor, bir gece de uyanmadan uyusa diyor. Gulumsuyorum, goruyorum, taa yatagin yanina uzamis cekistirdigi etim, civiyi cakmaya calisiyor, geriyor da geriyor.
Ornekler birbiri ardina geliyor, yazmaya vakit yetmiyor.
Simdi Mira'nin okul zamani.
Ruha el degmiyor. Ruh ne temiz, ne kirli.
Sen kanarken de ayni gozle sana bakiyor, sen gulerken de. Sen dogarken de ordaydi, sen olurken de.
Buna Turiya deniyor. 4.asama.
Ruyada degiliz, Uyuyor degil, Uyanik degil. Turiya.
Isa kim peki ?
Neden carmiha gerildi ?
Bizim gunahlarimizi nasil temizliyor?
Isa BENIM - I AM
Babaya giderken benden gececeksiniz diyor. Hristiyan mi olacagiz yani ? Hayir.
Baba kim peki BEN - I
Nasil gunahlarimiz carmihta kaldi peki? Gunah neydi peki?
Carmihta kalan ben yapiyorum sandiklarimizdi. yapanin ben olduguna inanan hallerimizdi. Gunah yapilanlari, en kucugunden en buyugune utanmadan sahiplenmekti.
Oysa ne zordu birakmak. Ne kadar da onemsemistik kimliklerimizi. Savasmistik, uykusuz, ac bilac kalmistik. Simdi nasil yulari ondan alip O'na verecegiz. Biz mi verecegiz. Yular hicbir zaman onda degildi ki!
Severim hep hatirlarim. Bir kayik, baba kurekleri cekiyor, cocuk kucaginda oturmus, elleri babanin ellerinin ustunde, kurekleri cektigini saniyor. Sahilde anne el salliyor, cocuk cook mutlu, kurekleri cektigini saniyor. Kurekler babanin elinde. Cocugun eli babanin ellerinde.
Karisik mi oldu, hadi uyanalim o halde...
Carmiha gerilenin kim olduguydu yorum konusu.
Peki kim?
Beden mi carmiha gerilmis? Bakiyorum sagima soluma ellerime. Ellerim beyaz, yaslaniyor biraz ama kanamiyor. Ayaklarima bakiyorum sıkıntı yapmisim gecenlerde iki tane pembe yuvarlar var ustlerinde, ama onlar da civi yarasina benzemiyorlar hic. Peki ya kalbimin icinde zaman zaman sizlayan sey de ne?
Ya ruhum?
Ruha el deger mi ? Degmez. Ruh kirlenir mi? Asla.
Peki ya bu durup durup kalbimde geri tepmeye hazir sizi da ne? Eskiden daha da yogundu acisi, simdilerde cok nadir de olsa geliyor geri.
Fisildiyor meleklerden beri kulagima. O iste Tanri'ya secde etmeyen egonun sizisi.
Nasil olmus bu peki ?
Ego secde etmeyince eline gecirmis mi yularlari. Kahve ic diyor iciyorum, git dolaptan kurabiye al diyor aliyorum. Esimle kavga ediyorum, beni sevdigini soyluyor, icim kipir kipir sevgi kendini taniyor. Ama yulari elinde tutan gulme sakin, hep boyle yapiyor diyor. Mira gece uyaniyor anne diyor. Tam kalkmak uzereyken yataktan, yulari eline almis olan sesleniyor iceri, ne zaman biticek anne diye cagirman, bir gece de uyu sabaha kadar, diye. Mira agliyor, bir saat agliyor, susmuyor. Yularlari tutan daha da ofkeli. Ben aglarken kimse gelmezdi diye animsatiyor, besleniyor aninin acisiyla, daha da gucleniyor.
Sonra gun geliyor. Sabah oluyor. Gunes dogmus, gozumuz kamasmis, oyle buyulu, oyle mucizevi. Ne zaman, nerden, nasil diyorum. Olmus ama. Ol demis, OL'mus.
O gun gunesin onunde esimle kavga etmisim, seni seviyorum diyor, ben de deyip karnim agriyana kadar gulup halimize sariliyorum boynuna. Kalbim kus gibi, masmavi, dupduru. Ama bir his var, biri sanki etimi cekiyor, biri sanki civi cakiyor. Guluyorum inadina.
Mira uyaniyor, anne diyor, gidiyorum opuyorum, seni seviyorum, guzel uyu, al suyun, icim oylesine durgun, sesim oylesine sakin, itiraz etmiyor Mira yatiyor yatagina. Sabaha gorusuruz diyorum, tamam diyor. Yataga donuyorum, benden konusamayan yularin ucundaki, kocamdan dile geliyor, bir gece de uyanmadan uyusa diyor. Gulumsuyorum, goruyorum, taa yatagin yanina uzamis cekistirdigi etim, civiyi cakmaya calisiyor, geriyor da geriyor.
Ornekler birbiri ardina geliyor, yazmaya vakit yetmiyor.
Simdi Mira'nin okul zamani.
Ruha el degmiyor. Ruh ne temiz, ne kirli.
Sen kanarken de ayni gozle sana bakiyor, sen gulerken de. Sen dogarken de ordaydi, sen olurken de.
Buna Turiya deniyor. 4.asama.
Ruyada degiliz, Uyuyor degil, Uyanik degil. Turiya.
Isa kim peki ?
Neden carmiha gerildi ?
Bizim gunahlarimizi nasil temizliyor?
Isa BENIM - I AM
Babaya giderken benden gececeksiniz diyor. Hristiyan mi olacagiz yani ? Hayir.
Baba kim peki BEN - I
Nasil gunahlarimiz carmihta kaldi peki? Gunah neydi peki?
Carmihta kalan ben yapiyorum sandiklarimizdi. yapanin ben olduguna inanan hallerimizdi. Gunah yapilanlari, en kucugunden en buyugune utanmadan sahiplenmekti.
Oysa ne zordu birakmak. Ne kadar da onemsemistik kimliklerimizi. Savasmistik, uykusuz, ac bilac kalmistik. Simdi nasil yulari ondan alip O'na verecegiz. Biz mi verecegiz. Yular hicbir zaman onda degildi ki!
Severim hep hatirlarim. Bir kayik, baba kurekleri cekiyor, cocuk kucaginda oturmus, elleri babanin ellerinin ustunde, kurekleri cektigini saniyor. Sahilde anne el salliyor, cocuk cook mutlu, kurekleri cektigini saniyor. Kurekler babanin elinde. Cocugun eli babanin ellerinde.
Karisik mi oldu, hadi uyanalim o halde...
26 Ocak 2011 Çarşamba
Thank You India !
Tesekkur ederim Turkiye. Beni topraklarina dogurdugun, buyuttugun ve kanimi yine topraklarina akittigin icin. Beni kanatabildigin kadar kanattigin icin. Icimi disima cikarttigin icin. Verdigin acilar sayesinde uyanmam icin gereken butun sartlari hazirladigin icin.
Tesekkur ederim Fransa asik ettigin dilinle, Turkiye'nin disinda da bir yasam olabiliri kucucuk yasimda kanima soktugun icin. Bana hayaller kurdurttugun, birgun bu ulkeden gidecegim diyecek kadar gozumu sana cevirttigin icin.
Tesekkur ederim Amerika. Ben dahil herkes seni ve ulkende yasayanlari zekasi az, televizyon seyretmekten baska bisey yapmayi bilmez diye dusunurken, yargilarimi yerle bir edip, sen sevilmeye degersin'i, sevmek ve sevilmek icin fazladan hicbir sey yapmaya gerek olmadigini ogrettigin icin, ustumdeki camurlu kiyafetleri cikartip yikayip, temiz temiz bana geri giydirdigin icin.
Tesekkur ederim Hindistan. Kotu gunleri de iyileri kadar sevmeyi ve kabul etmeyi ogrettigin icin. Kirli camasir temiz camasir farketmez soyunmak lazim dedigin icin. Kiyafetlerimi utanmadan sıkılmadan cikarmama yardim ettigin icin. Isigini hic kapatmadigin icin. Fiziksel olarak beraber olsak da olmasak da hep beraber oldugumuzu deneyimlettigin icin. Sevgini icimde buyuttugun bu bedenden volkanlar gibi yakarak tasmasina yardim ettigin icin. Yasadigim her anin farkina varmami saglayip, gecmiste degil gelecekte hic degil, bugunde sakli hazineni paylastigin icin.
Tesekkur ederim Kanada. Bana Alanis'le el salladigin icin, Swami Muktananda'yi yetistirdigin icin. Butun ulkelerden gecip sende kendimi temize cekme sansi verdigin icin. Huzurumu gorecegim insanlarla yasamama izin verdigin icin. Koklerimi diplerime iyice indirecegim verimli topraklarini ayaklarimin altina serdigin icin. Yuzume dusen kar taneleriyle gulumsettigin, soguklarinla uyandirdigin icin. Sonunda Ben olarak yurudugum Sen diye baktigim tasina topragina, suyuna yildizina. Tesekkur ederim...
Ps Bu yazi bugun Hindistan'in cumhuriyet bayrami vesilesiyle yazilmistir. Asil amacim Hindistan'a tesekkur etmekti ama yazmaya baslayinca anladim ki biri olmadan bir digeri olmazmis. Tanrinin isine akil ermezmis :)
Askla...
Upps Ps2 Bu sozleri okumadan gecmemeli cunku Alanis'de benim gibi Hindistan'a sukran duyanlardan ve o cok guzel tesekkur ediyor :)
how about getting off these antibiotics
how about stopping eating when I'm full up
how about them transparent dangling carrots
how about that ever elusive kudo
thank you india
thank you terror
thank you disillusionment
thank you frailty
thank you consequence
thank you thank you silence
how about me not blaming you for everything
how about me enjoying the moment for once
how about how good it feels to finally forgive you
how about grieving it all one at a time
thank you india
thank you terror
thank you disillusionment
thank you frailty
thank you consequence
thank you thank you silence
the moment I let go of it was the moment
I got more than I could handle
the moment I jumped off of it
was the moment I touched down
how about no longer being masochistic
how about remembering your divinity
how about unabashedly bawling your eyes out
how about not equating death with stopping
thank you india
thank you providence
thank you disillusionment
thank you nothingness
thank you clarity
thank you thank you silence
25 Ocak 2011 Salı
Kime konusuyorsun ??
Tanri'nin oyle sevgili bir kuluyum ki ve eminim herkes de oyledir, ama O bana bir koca verdi, ne ararsan onda var :) Hep guldugum ama simdi ciddiyetle farkina vardigim son marifetinden bahsedecegim.
Benim sevgili kocam pek konusmaz. Genelde icinden konusur. Soru sordugunda cevabini icinden verir, disindan verdi sanar. Bir daha sorunca soyledim ya der, sonra ben inat edince, soylemedigine kanaat getirip ancak o zaman lutfeder sorunun cevabini. Bir konunun detayini ogrenmek istiyorsan basbayagi alet cantasina ihtiyaciniz vardir. Once agzini testereyle acacaksin, sonra kerpetenle cekeceksin sorularin cevaplarini sabirla, tek tek.
Simdi gelelim asil konuya. Birkac aydir gulerek izliyordum. Artik son anlasilma noktasindayim olayin. Durum su;
Ornekler tamamen uyduruk ve su sekildeler:
Bir yere gidiyoruz diyelim. Kapinin onunde hazirlaniyoruz. Bana cantayi getir diyor ve yuruyup gidip cantayi alip getiriyor.
Kaloriferi acsana soguk oldu diyor ve yuruyerek gidip kaloriferi aciyor.
Iki ornekten anlasilacagi uzere aslinda kendisine soylemek istedigi seyi bana soyluyor. Kulagi dinliyor ve sonra gidip yapiyor. Hep cok gulerek diyorum ki; "ben burda ne icin varim acaba? Kendin calip kendin oynuyorsun. Ben varmisim gibi konusuyorsun ama ben yokmusum gibi yasiyorsun :)"
Guluyor tabi her soyledigimde. Ama gelinen nokta su.
Kim benim kocam gibi degil ki ?
Ya da kim kendinin onun gibi olmadigini dusunuyorsa bastan asagi yaniliyor.
Hepimiz kendimiz calip kendimiz oynuyoruz bu dunyada.
Karsimizdakilerin karsimizdaymis gibi olmalarinin tek nedeni kendimize soyledigimiz kelimelerin onlara carpip kulaklarimiza geri donmesi.
O yuzden su suclamak icin uzattigimiz isaret parmaklarimizi geri alalim, ellerimizi havaya kaldirip muzikle tempo tutalim.
Butun dunya buna inansa bir inansa hayat bayram olsa
Insanlar el ele tutussa birlik olsa
Uzansak sonsuzaaaaa.
La la la la la la....
ASKlaaaa
Benim sevgili kocam pek konusmaz. Genelde icinden konusur. Soru sordugunda cevabini icinden verir, disindan verdi sanar. Bir daha sorunca soyledim ya der, sonra ben inat edince, soylemedigine kanaat getirip ancak o zaman lutfeder sorunun cevabini. Bir konunun detayini ogrenmek istiyorsan basbayagi alet cantasina ihtiyaciniz vardir. Once agzini testereyle acacaksin, sonra kerpetenle cekeceksin sorularin cevaplarini sabirla, tek tek.
Simdi gelelim asil konuya. Birkac aydir gulerek izliyordum. Artik son anlasilma noktasindayim olayin. Durum su;
Ornekler tamamen uyduruk ve su sekildeler:
Bir yere gidiyoruz diyelim. Kapinin onunde hazirlaniyoruz. Bana cantayi getir diyor ve yuruyup gidip cantayi alip getiriyor.
Kaloriferi acsana soguk oldu diyor ve yuruyerek gidip kaloriferi aciyor.
Iki ornekten anlasilacagi uzere aslinda kendisine soylemek istedigi seyi bana soyluyor. Kulagi dinliyor ve sonra gidip yapiyor. Hep cok gulerek diyorum ki; "ben burda ne icin varim acaba? Kendin calip kendin oynuyorsun. Ben varmisim gibi konusuyorsun ama ben yokmusum gibi yasiyorsun :)"
Guluyor tabi her soyledigimde. Ama gelinen nokta su.
Kim benim kocam gibi degil ki ?
Ya da kim kendinin onun gibi olmadigini dusunuyorsa bastan asagi yaniliyor.
Hepimiz kendimiz calip kendimiz oynuyoruz bu dunyada.
Karsimizdakilerin karsimizdaymis gibi olmalarinin tek nedeni kendimize soyledigimiz kelimelerin onlara carpip kulaklarimiza geri donmesi.
O yuzden su suclamak icin uzattigimiz isaret parmaklarimizi geri alalim, ellerimizi havaya kaldirip muzikle tempo tutalim.
Butun dunya buna inansa bir inansa hayat bayram olsa
Insanlar el ele tutussa birlik olsa
Uzansak sonsuzaaaaa.
La la la la la la....
ASKlaaaa
24 Ocak 2011 Pazartesi
21 Ocak 2011 Cuma
Cogito Ergo Sum
Descartes 1637 yilinda "dusunuyorum oyleyse varim" demis...
2002 yilina kadar hayatimda buyuk yeri varmis kendisinin. Descartes'in izinde yuruyen babam ve evde olamayacak kadar yogun olan annem sayesinde herseyi dusunmek zorunda olarak buyudum. Genetigimden gelmis olan dusunmenin onemi, yasadigim hayatla da pekistirilmisti.
2002 yilinda ne oldu peki ?
Dusunmeden duramayan zihnim oyle bir hale getirmisti ki beni, artik uykuda bile dusunuyordum. Sadece kendimi degil herkesi dusunuyordum. Sadece su anda onumde duran konuyu degil, olabilecek her olasiligi, yurunebilecek her yolu, dogabilecek her sonucu dusunuyordum. Isin suyunu cikarmistim yani. Anlattim eskiden biryerlerde, Reno'ya tatile gittigimizde, evinde kaldigim dede bir hapishanede rahip olarak gorev yapiyordu. Okumaya bayildigim ve o siralar gordugum herseyi okuyan ben, evdeki meditasyon dergilerini okumadan duramadi tabii. Sasirmistim yazanlara. Ilk defa okuyordum meditasyonla ilgili seyler. Rahip dedenin yonlendirmesiyle buldugum meditasyon dersinin hocasi benimle cok ilgilenmisti. Kendime cok sasiriyordum, hocayla ne konussak herseyi biliyordum. Hic okumadigim, bilmedigim konulardi oysa. Benim bu asiri ilgim sonucu, o da benimle ilgilendi. Ucuncu meditasyon seansindan sonra beni bir Zen Master'a goturdu. California'da yasiyordu master artik ve evine meditasyona gidiyordu insanlar. Gittik. Ben tabii cok heyecanliyim. Neler olacak, nasil biri, seksen tane soru zihnimde. Dusuncelerin biri geliyor, digeri gidiyor. Oturduk 5 kisi kadardik yanlis animsamiyorsam. Hoca dedi yuzunuzu duvara doneceksiniz. Gozleriniz yari aralik olacak. Ben o sirada icimden dua ediyorum insallah bir gulme krizine girmem. Cunku duvara donup oturmak fikri bile komik geliyor. Ve hoca beni sarsan cumlesini soyluyor; "ve hicbirsey dusunmeyeceksiniz" Bunun icin bir yontemi var. 1-2-3 diye 10'a kadar sayiyoruz. Dusunce gelince bastan basliyoruz saymaya. Ve baslatiyor meditasyonu. 1 saat ordayiz.
Sayiyorum 1-2-3 aklima bir sey geliyor. 1-2-3 baska birsey geliyor. 3'u gecemiyorum bir turlu. 1 saat boylelikle bitmek bilmiyor. Meditasyonun sonlandigini bildiren çanla yerlerimizde hareketleniyoruz. Sonra hocaya donup sorularimizi sorup konusuyoruz. Bekliyorum sirami. Herkes cikinca yanina gidip soruyorum. Senelerce bana dusunmen gerek diye ogretildi. Dusunmeden yaptigim hersey icin cezalandirildim nerdeyse. Simdi bu ne demek: dusunme! Nasil yasayacagim, dedim. Oyle olanaksizdi dusunmeden durmak.
Huzurlu sesi, dingin gozleriyle gulumseyerek bakti yuzume. Dusunce gercek degildir, dedi. Dusundugun seyleri dusun, ya gecmisi dusunursun veya gecmisteki seyleri, veya gelecege gider olmamis seyleri hayal edersin, dedi. Gecmisi degistiremeyecksin, gelecek ise henuz gelmedi ve nasil gelecegini bilmiyorsun. Senin gelecegi dusunmen iki tur zarar verir sana. Eger iyi dusunursen ve bekledigin gibi gelmezse, hayal kirikligina ugrarsin. Eger kotu dusunursen ve iyi gelirse, bu sefer de bugununu bos yere kotu gecirmis olursun. Gercek olan tek yer SU AN'dir. Dusunmeyi birakmalisin dedi.
2002 yilinda baslayan seruven bu sabah bu animi anlatirken gozume gorundu. Simdi hic dusunmuyor muyum? Gerektikce diyeyim. Plan yapmiyor muyum, engel olamadikca diyeyim. Gecmise gitmiyor muyum, anilar geldikce diyeyim. Anilarla yapilan gecmis seyahatlerimde de genelde bir seyler ogrenerek gecmisten geri geliyorum diyeyim.
O siralar Amerika'da kalmaya devam etmek istiyordum. Ne yapiyorsun diye sorunca bana master, burda yasamak istiyorum dedim. Gulumsedi, belki de ulkene donup bu ogrendiklerini, kendi ulkendekilerle paylasman gerek dedi.
Durgun denizde, dusuncelerden uzak, hersey nasil da gorunuyor kimbilir!
Askla...
2002 yilina kadar hayatimda buyuk yeri varmis kendisinin. Descartes'in izinde yuruyen babam ve evde olamayacak kadar yogun olan annem sayesinde herseyi dusunmek zorunda olarak buyudum. Genetigimden gelmis olan dusunmenin onemi, yasadigim hayatla da pekistirilmisti.
2002 yilinda ne oldu peki ?
Dusunmeden duramayan zihnim oyle bir hale getirmisti ki beni, artik uykuda bile dusunuyordum. Sadece kendimi degil herkesi dusunuyordum. Sadece su anda onumde duran konuyu degil, olabilecek her olasiligi, yurunebilecek her yolu, dogabilecek her sonucu dusunuyordum. Isin suyunu cikarmistim yani. Anlattim eskiden biryerlerde, Reno'ya tatile gittigimizde, evinde kaldigim dede bir hapishanede rahip olarak gorev yapiyordu. Okumaya bayildigim ve o siralar gordugum herseyi okuyan ben, evdeki meditasyon dergilerini okumadan duramadi tabii. Sasirmistim yazanlara. Ilk defa okuyordum meditasyonla ilgili seyler. Rahip dedenin yonlendirmesiyle buldugum meditasyon dersinin hocasi benimle cok ilgilenmisti. Kendime cok sasiriyordum, hocayla ne konussak herseyi biliyordum. Hic okumadigim, bilmedigim konulardi oysa. Benim bu asiri ilgim sonucu, o da benimle ilgilendi. Ucuncu meditasyon seansindan sonra beni bir Zen Master'a goturdu. California'da yasiyordu master artik ve evine meditasyona gidiyordu insanlar. Gittik. Ben tabii cok heyecanliyim. Neler olacak, nasil biri, seksen tane soru zihnimde. Dusuncelerin biri geliyor, digeri gidiyor. Oturduk 5 kisi kadardik yanlis animsamiyorsam. Hoca dedi yuzunuzu duvara doneceksiniz. Gozleriniz yari aralik olacak. Ben o sirada icimden dua ediyorum insallah bir gulme krizine girmem. Cunku duvara donup oturmak fikri bile komik geliyor. Ve hoca beni sarsan cumlesini soyluyor; "ve hicbirsey dusunmeyeceksiniz" Bunun icin bir yontemi var. 1-2-3 diye 10'a kadar sayiyoruz. Dusunce gelince bastan basliyoruz saymaya. Ve baslatiyor meditasyonu. 1 saat ordayiz.
Sayiyorum 1-2-3 aklima bir sey geliyor. 1-2-3 baska birsey geliyor. 3'u gecemiyorum bir turlu. 1 saat boylelikle bitmek bilmiyor. Meditasyonun sonlandigini bildiren çanla yerlerimizde hareketleniyoruz. Sonra hocaya donup sorularimizi sorup konusuyoruz. Bekliyorum sirami. Herkes cikinca yanina gidip soruyorum. Senelerce bana dusunmen gerek diye ogretildi. Dusunmeden yaptigim hersey icin cezalandirildim nerdeyse. Simdi bu ne demek: dusunme! Nasil yasayacagim, dedim. Oyle olanaksizdi dusunmeden durmak.
Huzurlu sesi, dingin gozleriyle gulumseyerek bakti yuzume. Dusunce gercek degildir, dedi. Dusundugun seyleri dusun, ya gecmisi dusunursun veya gecmisteki seyleri, veya gelecege gider olmamis seyleri hayal edersin, dedi. Gecmisi degistiremeyecksin, gelecek ise henuz gelmedi ve nasil gelecegini bilmiyorsun. Senin gelecegi dusunmen iki tur zarar verir sana. Eger iyi dusunursen ve bekledigin gibi gelmezse, hayal kirikligina ugrarsin. Eger kotu dusunursen ve iyi gelirse, bu sefer de bugununu bos yere kotu gecirmis olursun. Gercek olan tek yer SU AN'dir. Dusunmeyi birakmalisin dedi.
2002 yilinda baslayan seruven bu sabah bu animi anlatirken gozume gorundu. Simdi hic dusunmuyor muyum? Gerektikce diyeyim. Plan yapmiyor muyum, engel olamadikca diyeyim. Gecmise gitmiyor muyum, anilar geldikce diyeyim. Anilarla yapilan gecmis seyahatlerimde de genelde bir seyler ogrenerek gecmisten geri geliyorum diyeyim.
O siralar Amerika'da kalmaya devam etmek istiyordum. Ne yapiyorsun diye sorunca bana master, burda yasamak istiyorum dedim. Gulumsedi, belki de ulkene donup bu ogrendiklerini, kendi ulkendekilerle paylasman gerek dedi.
Durgun denizde, dusuncelerden uzak, hersey nasil da gorunuyor kimbilir!
Askla...
20 Ocak 2011 Perşembe
Ruya
Yuruyorum ruyamda, bildigim sokaklarda, bilmedigim insanlar etrafimda. Yuzlerini hayatimda ilk kez goruyorum. Yuruyorum ve tam o sirada bir araba geciyor yanimdan islatiyor dizlerime kadar coraplarimi. Yuruyorum icimde bir kizginlik. Nerden cikti simdi bu araba islatti beni, eve geri donmek zorundayim, bu islak coraplarla gidemem hicbir yere bu sogukta.
Gozumu aciyorum, off ruyaymis, gec kalacagim diye telaslanmistim zira. Eve donup coraplari degistirmek gerekecekti.
Oysa bacaklarimdaki suyu nerdeyse uyandigimda bile hissetmistim.
Oysa kupkuru yatagimda tertemiz yatiyordum.
O sokak nerdeydi?
O tanimadigim yuzler?
Nerden bulmustum ki onlari ?
Uyuyordu bedenim ve uyandigimda bile arabaya olan kizginligim karnimin oralarda bir yerde duruyordu. Derin derin nefesler alip verdim. Pencereyi araladim, disarinin sogugu ayni ruyamdaki gibiydi. Kendime getirdi beni. Mutfaga gidip gune basladigimda karnimdaki o yakici his yavas yavas yok oldu, gunun ortasinda ruya animsanmiyordu bile.
Hindistan'daki rishiler yani gorenler bunu ruya alemi olarak adlandirmis ve uyaniklik alemi icin kullanmislar. Demisler ki ruyadayken nasil hersey gercek gibi, ama aslinda degil, bunu ancak uyaninca anlayabiliyoruz. Bu yasadigimiz alemin de ruya alemi oldugunu algilayabilmek icin derin uykuyu kullanabiliriz. Yani gun icinde bizim uyaniklik olarak adlandirdigimiz alemde de derin uykuda olduklarini hatirlatmislar kendilerine. Bir araba yanlarindan gecerken islatirsa dizlerine kadar coraplarini, derin uykudayim, ordayken ne araba var, ne su, ne de islanan coraplar demis yurumusler yollarina. Boyle boyle karinlarindaki o yakici his yasanmamaya baslanmis. Onlar derin uykuyu kullandikca gun icinde, ruya alemine birseyler olmus. Ruya alemindeyken ruyaci, ruya gordugunun farkinda olmaya baslamis. Ruyasina mudahele eder hale gelmis, veya ruyasini sadece izlemis, bilincle. Bunu yasamaya baslayan ruyacinin bu sefer de gunduzune birseyler olmaya baslamis. Normalde her daim yasanamayan, hasreti cekilen, yurekten bir sevinc ve huzur ince ince akmaya baslamis bu ana. Oyle alismis ki gun icinde ruyanin disinda ruyayi izlemeye, buz kalibindan olusan sureti okyanusun icinde erimis de erimis. Seyretmis eriyisini, ruyasini, oyununu. Sadece seyretmis. Yeterince olgunlasan meyve nasil dalindan duserse, yeterince eriyen buz nasil ki sudan ayirtedilemezse, o da gun gelmis ayiramamis. Ben'i Sen'den, iceriyi disaridan. Okyanusun derininde tuz var mi diye dalan ruyaci, yukari bir daha cikmamis haber vermeye...
Gozumu aciyorum, off ruyaymis, gec kalacagim diye telaslanmistim zira. Eve donup coraplari degistirmek gerekecekti.
Oysa bacaklarimdaki suyu nerdeyse uyandigimda bile hissetmistim.
Oysa kupkuru yatagimda tertemiz yatiyordum.
O sokak nerdeydi?
O tanimadigim yuzler?
Nerden bulmustum ki onlari ?
Uyuyordu bedenim ve uyandigimda bile arabaya olan kizginligim karnimin oralarda bir yerde duruyordu. Derin derin nefesler alip verdim. Pencereyi araladim, disarinin sogugu ayni ruyamdaki gibiydi. Kendime getirdi beni. Mutfaga gidip gune basladigimda karnimdaki o yakici his yavas yavas yok oldu, gunun ortasinda ruya animsanmiyordu bile.
Hindistan'daki rishiler yani gorenler bunu ruya alemi olarak adlandirmis ve uyaniklik alemi icin kullanmislar. Demisler ki ruyadayken nasil hersey gercek gibi, ama aslinda degil, bunu ancak uyaninca anlayabiliyoruz. Bu yasadigimiz alemin de ruya alemi oldugunu algilayabilmek icin derin uykuyu kullanabiliriz. Yani gun icinde bizim uyaniklik olarak adlandirdigimiz alemde de derin uykuda olduklarini hatirlatmislar kendilerine. Bir araba yanlarindan gecerken islatirsa dizlerine kadar coraplarini, derin uykudayim, ordayken ne araba var, ne su, ne de islanan coraplar demis yurumusler yollarina. Boyle boyle karinlarindaki o yakici his yasanmamaya baslanmis. Onlar derin uykuyu kullandikca gun icinde, ruya alemine birseyler olmus. Ruya alemindeyken ruyaci, ruya gordugunun farkinda olmaya baslamis. Ruyasina mudahele eder hale gelmis, veya ruyasini sadece izlemis, bilincle. Bunu yasamaya baslayan ruyacinin bu sefer de gunduzune birseyler olmaya baslamis. Normalde her daim yasanamayan, hasreti cekilen, yurekten bir sevinc ve huzur ince ince akmaya baslamis bu ana. Oyle alismis ki gun icinde ruyanin disinda ruyayi izlemeye, buz kalibindan olusan sureti okyanusun icinde erimis de erimis. Seyretmis eriyisini, ruyasini, oyununu. Sadece seyretmis. Yeterince olgunlasan meyve nasil dalindan duserse, yeterince eriyen buz nasil ki sudan ayirtedilemezse, o da gun gelmis ayiramamis. Ben'i Sen'den, iceriyi disaridan. Okyanusun derininde tuz var mi diye dalan ruyaci, yukari bir daha cikmamis haber vermeye...
19 Ocak 2011 Çarşamba
Alisik
Alistik artik degil mi birbirimize? Yillanmis sevgililer gibiyiz. Bir hareketinden anliyorum nereye vardiracagini konuyu, bir degisikliginden farkediyorum gelecek suprizini. Ama belli olmaz Sen'in sagin solun. Kim bilebilmis ki Seni herseyinle. Sadece izin veriyorsun iste, evcillestirilmis bir ormanlar krali aslan edasiyla. Izin veriyorsun gonlum olsun diye. Sukrediyorum elim her sana degdiginde. Sukrediyorum gozlerinin icine bakabildigimde. Nefesini yanagimda hissettigimde, sukrediyorum sadece. Elimden gelen tek sey bu belki de. Belki o bile degil de...
Alistik ama artik degil mi birbirimize!
Iceriye girmeyi disariya cikmayi konusuyor bir ustat ile ciragi. Disariya olan bagimliligin icerde kaldikca azalacak, bir sure gectikten sonra icerisi ve disarisi ayni olacak, iceriyi disardan ayiran tek sey bir kapi, diyordu.
Ciragi sordu telasla, "eger kapiyi bulamazsam?"
Usta gulumsedi "eger kapinin kendisi. egeri kaldirirsan kapiyi bulursun"
Bakiniyorum etrafima ay dolmus belki ondan, ama ne farkeder nedeni, oyun degil mi herbiri!
Bakiniyorum etrafima hersey akiyor takilmadan. Eskiden pufurdadiklarimi, icimi tirmalayanlari goruyorum, caniiim diyor kalbim, kulagim "allah allah !" cekiyor.
Bakiniyorum etrafima tanidik geliyor hersey. Alistik belli birbirimize. Olur belki ufak tefek puruzler ilerde, kimbilir, o da hayatin tuzu biberi...
Alistik ama artik degil mi birbirimize!
Iceriye girmeyi disariya cikmayi konusuyor bir ustat ile ciragi. Disariya olan bagimliligin icerde kaldikca azalacak, bir sure gectikten sonra icerisi ve disarisi ayni olacak, iceriyi disardan ayiran tek sey bir kapi, diyordu.
Ciragi sordu telasla, "eger kapiyi bulamazsam?"
Usta gulumsedi "eger kapinin kendisi. egeri kaldirirsan kapiyi bulursun"
Bakiniyorum etrafima ay dolmus belki ondan, ama ne farkeder nedeni, oyun degil mi herbiri!
Bakiniyorum etrafima hersey akiyor takilmadan. Eskiden pufurdadiklarimi, icimi tirmalayanlari goruyorum, caniiim diyor kalbim, kulagim "allah allah !" cekiyor.
Bakiniyorum etrafima tanidik geliyor hersey. Alistik belli birbirimize. Olur belki ufak tefek puruzler ilerde, kimbilir, o da hayatin tuzu biberi...
17 Ocak 2011 Pazartesi
Hikaye
yasam seni yasamaya geldi, sen yasami degil!
hikayenin yazari sensin, ben diye baslarken anlatmaya, ister buyuk harfle yazarsin kendini ister kucuk. boylece cizersin kaderini.
ben demek kolay.
yazabilecek misin?
kendinle ilgili herseyi unutup, ve seninle ilgili soylenmis veya dusunulen herseyi unutup
Ben
diyebilecek misin ?
hikayenin yazari sensin, ben diye baslarken anlatmaya, ister buyuk harfle yazarsin kendini ister kucuk. boylece cizersin kaderini.
ben demek kolay.
yazabilecek misin?
kendinle ilgili herseyi unutup, ve seninle ilgili soylenmis veya dusunulen herseyi unutup
Ben
diyebilecek misin ?
13 Ocak 2011 Perşembe
Cesaretin varsa mutlu olmaya
Mutlulugun nerde oldugunu ogrenince kimse aldatamiyor simdilerde bu can'i.
Ne versen sakince aliyorum.
Bu kisim super.
Bir de isin obur kismi var, aynanin obur yuzu.
Istediklerim yuzeye cikinca.
Mira aglamasin geceleri uyaninca. Esim hasta oldugumda beni anlasin. Kardesim hatrimi sorsun basim sikisikken. Kucucuk seyler kalmis ne mutlu ! Peki onlar oldugunda n'oluyor? Insan olma yolundan cikip hayvan dogamda cirpindigimi herkes biliyor, en onemlisi ben biliyorum.
Orda ne oluyor?
Kimi seciyorsun Uma'ji? Mira'nin susmasi mi onemli, senin icinin suskun olmasi mi ?
Esinin seni anlamasi mi onemli, senin kendine hastayken anlayisli davranman mi?
Kardesinin hatrini sormasi mi onemli, senin basinin sikisikliginin gercek nedenini bilmen mi ?
Yukardaki iki cumle arasindaki fark ne ?
Duygular.
Aralarinda sikismis, birikmis, bosalamayan duygular. Gecmis anilar, acilar, yaralar. Kimi kabuklu, kimi kan sizdiran, kimi iyilesmis birtek izi kalmis yaralar.
Farketmez herbiri bir duygu ile imzalanmis.
Duygu cokus getirir onemli olan inanctir. (Emotion brings commotion, all we need is devotion)
Peki yine geldik sadede.
Mira'ya bagirip onu susturmayi mi seciyorsun, Tanri'ya siginip sakin kalmayi mi?
Esine bagirip kapris mi yapmak istiyorsun ve butun gun, iki gun, bilmem kac gun surat asip tafra mi atmak istiyorsun, yoksa Tanri'ya siginip sakin kalmak mi ?
Kardesinle arana duvar orup, bir daha ki sefere benim canimi acitmasina izin vermeyecegim mi diyorsun, yoksa acip kalbini, bilip kalbinin Tanri'nin elinde oldugunu, sakin mi kaliyorsun ?
Bir baska tekrar iste. Boyle guzel gunlerde tekrarlamak lazim, hatirlatmak lazim zihne, cunku zor gunler geldiginde kendileri tumden amnezik olabiliyor.
Ne versen sakince aliyorum.
Bu kisim super.
Bir de isin obur kismi var, aynanin obur yuzu.
Istediklerim yuzeye cikinca.
Mira aglamasin geceleri uyaninca. Esim hasta oldugumda beni anlasin. Kardesim hatrimi sorsun basim sikisikken. Kucucuk seyler kalmis ne mutlu ! Peki onlar oldugunda n'oluyor? Insan olma yolundan cikip hayvan dogamda cirpindigimi herkes biliyor, en onemlisi ben biliyorum.
Orda ne oluyor?
Kimi seciyorsun Uma'ji? Mira'nin susmasi mi onemli, senin icinin suskun olmasi mi ?
Esinin seni anlamasi mi onemli, senin kendine hastayken anlayisli davranman mi?
Kardesinin hatrini sormasi mi onemli, senin basinin sikisikliginin gercek nedenini bilmen mi ?
Yukardaki iki cumle arasindaki fark ne ?
Duygular.
Aralarinda sikismis, birikmis, bosalamayan duygular. Gecmis anilar, acilar, yaralar. Kimi kabuklu, kimi kan sizdiran, kimi iyilesmis birtek izi kalmis yaralar.
Farketmez herbiri bir duygu ile imzalanmis.
Duygu cokus getirir onemli olan inanctir. (Emotion brings commotion, all we need is devotion)
Peki yine geldik sadede.
Mira'ya bagirip onu susturmayi mi seciyorsun, Tanri'ya siginip sakin kalmayi mi?
Esine bagirip kapris mi yapmak istiyorsun ve butun gun, iki gun, bilmem kac gun surat asip tafra mi atmak istiyorsun, yoksa Tanri'ya siginip sakin kalmak mi ?
Kardesinle arana duvar orup, bir daha ki sefere benim canimi acitmasina izin vermeyecegim mi diyorsun, yoksa acip kalbini, bilip kalbinin Tanri'nin elinde oldugunu, sakin mi kaliyorsun ?
Bir baska tekrar iste. Boyle guzel gunlerde tekrarlamak lazim, hatirlatmak lazim zihne, cunku zor gunler geldiginde kendileri tumden amnezik olabiliyor.
Mutluluk nerde ?
Kendimi bildim bileli mutlu olmak istiyorum. Cok siradan bir istek olsa gerek. Etrafimda bunu istemeyen bir kisi bile yoktur. Yoksa herkes neden arilar gibi vizildasin.
Niye okul okur, niye ise girer, niye evlenir, niye cocuk yapar, neden sevgilileri olur, neden ev alir, araba alir, alisverislere gidip taksitlere girer.
Cok unlu bir muzisyen, evinden kaciyor cocuk yasinda, en buyuk tutkusu sarki soylemek. Orasi senin burasi benim geziyor, heryerde sarki soyluyor, karnini doyuracak para kazaniyor. Gozu hep yuksekte, unlu bir muzisyen olacak o. Ve mutlu olacak. Odemedigi bedel yok, acligi da goruyor, kendiyle baskasini doyurdugunu da. Ve oyle bir gun geliyor ki, milyonlar ona hayran. Giydigi kiyafet moda oluyor, sac modeli herkesin kafasinda. Disari cikamiyor, uyuyamiyor, bir sonra yazmasi gereken sarkinin stresinden yemek de yiyemiyor. Ya icerek kendini avutuyor, ya cekerek. O cok unlu bir muzisyen ama mutlu olamiyor.
Cok iyi egitim almis bir kiz. Ailesi hep iyi bir aile kurmasi icin egitmis. Biliyor, iyi bir kocasi olunca, iyi cocuklar dogurup yetistirecek, iyi bir evi olacak ve mutlu olacak. Evleniyor iyi bir kocasi var ama iyi bir isi yok, iyi bir isi var kocasinin, ayiracak zamani yok, iyi bir evi var, icinde gecirecek vakti yok, iyi cocuklari var, gorecek hali yok. Oysa mutlu olacakti kocasi, cocuklari evi olunca. Mutlu olmuyor.
Mutlu olmayi kaldiramiyor oysa kisi. Hep bir sonraki adim var cunku. Simdi buna sahip oldum, ama bir de sunu istiyorum. Ve asla bitmiyor isteklerin onu arkasi.
Kendimi bildim bileli mutlu olmak istedim, cok bedeller odedim. Kimse soylememisti bana mutlu olmak icin disarda hicbir seye ihtiyacim olmadigini. Mutlu olmak icin okulu bitirmem lazimdi, iyi evlat olmam lazimdi, iyi bir ailem olmasi lazimdi, iyi bir isim sonra. Ama bunlar olunca hic mutlu olmadim.
Bir bir iceri girdigimde buldum o herkesin aradigini. Bir bir soyundugumda. Bir bir biraktigimda herseyimi, sahip oldugumu sandiklarimi. Sahip olmak istediklerimi. Biraktikca hafifledim, icim acildi. Bir bir gectim kapilarindan. Hala geciyorum her yeni gun.
Mutluluk goz kirpa kirpa yol gosteriyor. Istekler ile ihtiyaclar arasindaki ayriligi anlatiyor bana. Her adimda ihtiyaclarimi karsiliyor; isteklerimi biraktikca. Sukurler dokuluyor once kalbimden sonra dilimden.
Hep mutlu olmayi istedim hayatim boyunca, artik apacik goruyorum kendi mutlulugumu nasil sabote ettigimi. Aslinda mutlu olanken, isteklerin nasil da onu geri plana ittigini.
Simdi mutsuz birini gordugumde bakiyorum, olan neyi degistirmeye calisiyor, olmayan neyi istiyor diye. Sefkatle sariliyorum icimden, sen de bendim. Sukrediyorum her an ve takip ediyorum piriltili goz kirpislarini mutlulugun. Onum arkam sagim solum Sen...
Niye okul okur, niye ise girer, niye evlenir, niye cocuk yapar, neden sevgilileri olur, neden ev alir, araba alir, alisverislere gidip taksitlere girer.
Cok unlu bir muzisyen, evinden kaciyor cocuk yasinda, en buyuk tutkusu sarki soylemek. Orasi senin burasi benim geziyor, heryerde sarki soyluyor, karnini doyuracak para kazaniyor. Gozu hep yuksekte, unlu bir muzisyen olacak o. Ve mutlu olacak. Odemedigi bedel yok, acligi da goruyor, kendiyle baskasini doyurdugunu da. Ve oyle bir gun geliyor ki, milyonlar ona hayran. Giydigi kiyafet moda oluyor, sac modeli herkesin kafasinda. Disari cikamiyor, uyuyamiyor, bir sonra yazmasi gereken sarkinin stresinden yemek de yiyemiyor. Ya icerek kendini avutuyor, ya cekerek. O cok unlu bir muzisyen ama mutlu olamiyor.
Cok iyi egitim almis bir kiz. Ailesi hep iyi bir aile kurmasi icin egitmis. Biliyor, iyi bir kocasi olunca, iyi cocuklar dogurup yetistirecek, iyi bir evi olacak ve mutlu olacak. Evleniyor iyi bir kocasi var ama iyi bir isi yok, iyi bir isi var kocasinin, ayiracak zamani yok, iyi bir evi var, icinde gecirecek vakti yok, iyi cocuklari var, gorecek hali yok. Oysa mutlu olacakti kocasi, cocuklari evi olunca. Mutlu olmuyor.
Mutlu olmayi kaldiramiyor oysa kisi. Hep bir sonraki adim var cunku. Simdi buna sahip oldum, ama bir de sunu istiyorum. Ve asla bitmiyor isteklerin onu arkasi.
Kendimi bildim bileli mutlu olmak istedim, cok bedeller odedim. Kimse soylememisti bana mutlu olmak icin disarda hicbir seye ihtiyacim olmadigini. Mutlu olmak icin okulu bitirmem lazimdi, iyi evlat olmam lazimdi, iyi bir ailem olmasi lazimdi, iyi bir isim sonra. Ama bunlar olunca hic mutlu olmadim.
Bir bir iceri girdigimde buldum o herkesin aradigini. Bir bir soyundugumda. Bir bir biraktigimda herseyimi, sahip oldugumu sandiklarimi. Sahip olmak istediklerimi. Biraktikca hafifledim, icim acildi. Bir bir gectim kapilarindan. Hala geciyorum her yeni gun.
Mutluluk goz kirpa kirpa yol gosteriyor. Istekler ile ihtiyaclar arasindaki ayriligi anlatiyor bana. Her adimda ihtiyaclarimi karsiliyor; isteklerimi biraktikca. Sukurler dokuluyor once kalbimden sonra dilimden.
Hep mutlu olmayi istedim hayatim boyunca, artik apacik goruyorum kendi mutlulugumu nasil sabote ettigimi. Aslinda mutlu olanken, isteklerin nasil da onu geri plana ittigini.
Simdi mutsuz birini gordugumde bakiyorum, olan neyi degistirmeye calisiyor, olmayan neyi istiyor diye. Sefkatle sariliyorum icimden, sen de bendim. Sukrediyorum her an ve takip ediyorum piriltili goz kirpislarini mutlulugun. Onum arkam sagim solum Sen...
12 Ocak 2011 Çarşamba
11 Ocak 2011 Salı
Nes'e
Eger hayatin duzene girmesini beklesem kim oldugumu ogrenmek icin, daha bin kere daha gelmem gerekir ki eminim bininciden sonra da garantisi yoktur.
Durdugun yer, hayatta ne olursa olsun degismeyen bir yer. Eger bu aralar degismekteyse, durmamiz gereken zeminde degiliz demektir. Bu degisim bize zeminin bu olmadigini hatirlatmak icin cok gereklidir.
Oysa cogu zaman o degisen zeminlerde gecer omrumuz. Oysa filmin icindeki ben degilimdir. Hicbir zaman da olmamisimdir. Tek gereken seyretmektir. Ama yolun yarisina kadar bunu bilmeden gelmis biri icin zor olur bazi zamanlar. Her defasinda bir cimcik gerekir uykudan uyanmak icin. Bir cimcik Tv ekranina yapismayi birakip, koltuga gecmek icin.
En guldugum karelerden biri, hep beraber birsey seyrederken, seyrettigimiz filme yapilan yorumdur. Mesela; hah cok zekisin, iyi ki oyle sakladin yoksa direk bulurlardi? cok uydurdum ama bir tane daha deneyeyim. Simdi o oyle atilir mi, gorecek asagidaki ? Eminim anlatabilmisimdir, soylemek istedigim, film ordadir ve biz biliriz filmdir ona ragmen mudahale etmeden duramaz bazilari.
Ben gulerim ama boyle "yaz" zamanlarinda gorurum bunun neden benim gozume battigini. Cunku ben de bilsem de bunun bir film oldugunu, hem de epey iyi bilsem de, bazen hic farketmez bilmek, kendimi bulurum ekrana yapismis bir sekilde.
Bazen de gunesli gunler arka arkayadir ve demirler beni Gercege. O zaman sadece gorevini yerine getirip, yerine cekilen bir supurge gibi yaparim isleri. Duygusuz, sakin. Icim durgun bir denizdir. Yuzum de hicbir ifade yoktur. Konusmam, gulmem. Sadece isimi yaparim, huzur icinde. Yapilan her neyse guzel bir sekilde de sonuclanir.
Boyle zamanlar gectikten enerji kalpten zihne gectiginde sorgulamam baslar. Nes'e nerde ? Esim mutsuzum sanar, bazen depresif. Ama degilimdir hicbiri. Sadece sakinimdir, durgun, huzurlu. Swamiji uyanirken pekcok adim var atilan, bu sakinlik, durgunluk onlardan bazilari. Huzuru takip et, o senin asil dogan olan Nes'e ye giden bir rehberdir dedi.
Oysa saniyordum ki nerdeyse geldik. Kimbilir kac adim var. Elimde kumanda, filmi durdurup kac dakika var diye bakip duruyorum. Filmden de bisey anlamiyorum boyle zamanlarda.
Birinin bana nes'e yi ogretmesi lazim diyorum, sonra guluyorum, huzur adli rehberi takip edersem zaten gidecegim yer orasi.
Dusunuyorum, hayatimin en acili donemlerinde ne kadar neseliydim, ne kadar cok kahkaha atardim. Simdi ise hayatimin en guzel donemi, en huzurlu, en mutlu, hayallerimden gerceklesmeyen yok allaha bin sukur ve ben nes'e den yoksunum.
Kimbilir yol beni nereye goturuyor, daha dogrusu nereden goturuyor?
Belki de o hakedilmeden atilan kahkahalarin bedeli bu gunler.
Insan cok oynamamali.
Uzgunken aglamali, sonuna kadar, icerde disarda, yalniz veya uluorta.
Sonra gulunecek gunlerde de gulmeli, gobegi titreye titreye...
Durdugun yer, hayatta ne olursa olsun degismeyen bir yer. Eger bu aralar degismekteyse, durmamiz gereken zeminde degiliz demektir. Bu degisim bize zeminin bu olmadigini hatirlatmak icin cok gereklidir.
Oysa cogu zaman o degisen zeminlerde gecer omrumuz. Oysa filmin icindeki ben degilimdir. Hicbir zaman da olmamisimdir. Tek gereken seyretmektir. Ama yolun yarisina kadar bunu bilmeden gelmis biri icin zor olur bazi zamanlar. Her defasinda bir cimcik gerekir uykudan uyanmak icin. Bir cimcik Tv ekranina yapismayi birakip, koltuga gecmek icin.
En guldugum karelerden biri, hep beraber birsey seyrederken, seyrettigimiz filme yapilan yorumdur. Mesela; hah cok zekisin, iyi ki oyle sakladin yoksa direk bulurlardi? cok uydurdum ama bir tane daha deneyeyim. Simdi o oyle atilir mi, gorecek asagidaki ? Eminim anlatabilmisimdir, soylemek istedigim, film ordadir ve biz biliriz filmdir ona ragmen mudahale etmeden duramaz bazilari.
Ben gulerim ama boyle "yaz" zamanlarinda gorurum bunun neden benim gozume battigini. Cunku ben de bilsem de bunun bir film oldugunu, hem de epey iyi bilsem de, bazen hic farketmez bilmek, kendimi bulurum ekrana yapismis bir sekilde.
Bazen de gunesli gunler arka arkayadir ve demirler beni Gercege. O zaman sadece gorevini yerine getirip, yerine cekilen bir supurge gibi yaparim isleri. Duygusuz, sakin. Icim durgun bir denizdir. Yuzum de hicbir ifade yoktur. Konusmam, gulmem. Sadece isimi yaparim, huzur icinde. Yapilan her neyse guzel bir sekilde de sonuclanir.
Boyle zamanlar gectikten enerji kalpten zihne gectiginde sorgulamam baslar. Nes'e nerde ? Esim mutsuzum sanar, bazen depresif. Ama degilimdir hicbiri. Sadece sakinimdir, durgun, huzurlu. Swamiji uyanirken pekcok adim var atilan, bu sakinlik, durgunluk onlardan bazilari. Huzuru takip et, o senin asil dogan olan Nes'e ye giden bir rehberdir dedi.
Oysa saniyordum ki nerdeyse geldik. Kimbilir kac adim var. Elimde kumanda, filmi durdurup kac dakika var diye bakip duruyorum. Filmden de bisey anlamiyorum boyle zamanlarda.
Birinin bana nes'e yi ogretmesi lazim diyorum, sonra guluyorum, huzur adli rehberi takip edersem zaten gidecegim yer orasi.
Dusunuyorum, hayatimin en acili donemlerinde ne kadar neseliydim, ne kadar cok kahkaha atardim. Simdi ise hayatimin en guzel donemi, en huzurlu, en mutlu, hayallerimden gerceklesmeyen yok allaha bin sukur ve ben nes'e den yoksunum.
Kimbilir yol beni nereye goturuyor, daha dogrusu nereden goturuyor?
Belki de o hakedilmeden atilan kahkahalarin bedeli bu gunler.
Insan cok oynamamali.
Uzgunken aglamali, sonuna kadar, icerde disarda, yalniz veya uluorta.
Sonra gulunecek gunlerde de gulmeli, gobegi titreye titreye...
1 Ocak 2011 Cumartesi
New Year Message by Sri Swami Chidanandaji
Reveal Your Inherent Divinity
By Sri Swami Chidanandaji
Radiant immortal Atman! Beloved children of Light! My first request to you, is: Begin the New Year by lifting up your heart, mind, and your entire being to God and asking Him earnestly and sincerely that the New Year may be an ideal year filled with 365 ideal, golden days divinely lived, filled with truthfulness, compassion, kindness, purity, and nobility of thought, word and deed. May everyday that you live bring some benefit to all life around you! May everyday of this New Year that you live be the source of good and joy to others, and bring happiness to others! May it be helpful to all the living creatures, and even to inanimate and immobile things like trees and plants.
Feel your oneness with all humanity. Be a world citizen. May the oneness of all life and the fraternity of mankind be always the guiding sentiment in the living of your life! Be large-hearted. Be forgiving, loving, expressing humaneness, friendliness
and not allowing any negativity in your heart.
And when you wake up in the morning, wake up with the resolution that "I will make this New Year four times as valuable, beautiful, ideal and useful as the year that has just passed. Let the future be better than the past." Cast a bird's-eye-view on the previous year-what have been its fine points, minus points and drawbacks. You may make up your mind, correct all the errors, and see that they are not repeated in the New Year.
Make the New Year a better one. The effort should be progress, progress and ascent. The overall law that prevails in all life upon this earth is the law of evolution, ascending from the lower to the higher, still higher until fullness and perfection is reached.
You must never forget that the living of human life is a progression upon the path of evolution. Keep this in mind and see that everything that you think or speak,
every action that you engage in takes you further and upward upon this path of evolution and perfection. You must utilise the God given intelligence in the highest
measure. Human life means an ascent to perfection, because you are made in the likeness of God. And God is all-full, all-perfect. So the potential for that
perfection, that Divinity is already there in you. That which is latent should be made dynamically patent.
Divine thou art, let divine be your life. Therefore, be divine hundred per cent in everything that you do, think and feel. Make your life sublime. Never forget your real nature that you are a wave in the Ocean of pure Divine Consciousness, you are a part of eternal Existence. May God and Gurudev shower their grace upon you all!
By Sri Swami Chidanandaji
Radiant immortal Atman! Beloved children of Light! My first request to you, is: Begin the New Year by lifting up your heart, mind, and your entire being to God and asking Him earnestly and sincerely that the New Year may be an ideal year filled with 365 ideal, golden days divinely lived, filled with truthfulness, compassion, kindness, purity, and nobility of thought, word and deed. May everyday that you live bring some benefit to all life around you! May everyday of this New Year that you live be the source of good and joy to others, and bring happiness to others! May it be helpful to all the living creatures, and even to inanimate and immobile things like trees and plants.
Feel your oneness with all humanity. Be a world citizen. May the oneness of all life and the fraternity of mankind be always the guiding sentiment in the living of your life! Be large-hearted. Be forgiving, loving, expressing humaneness, friendliness
and not allowing any negativity in your heart.
And when you wake up in the morning, wake up with the resolution that "I will make this New Year four times as valuable, beautiful, ideal and useful as the year that has just passed. Let the future be better than the past." Cast a bird's-eye-view on the previous year-what have been its fine points, minus points and drawbacks. You may make up your mind, correct all the errors, and see that they are not repeated in the New Year.
Make the New Year a better one. The effort should be progress, progress and ascent. The overall law that prevails in all life upon this earth is the law of evolution, ascending from the lower to the higher, still higher until fullness and perfection is reached.
You must never forget that the living of human life is a progression upon the path of evolution. Keep this in mind and see that everything that you think or speak,
every action that you engage in takes you further and upward upon this path of evolution and perfection. You must utilise the God given intelligence in the highest
measure. Human life means an ascent to perfection, because you are made in the likeness of God. And God is all-full, all-perfect. So the potential for that
perfection, that Divinity is already there in you. That which is latent should be made dynamically patent.
Divine thou art, let divine be your life. Therefore, be divine hundred per cent in everything that you do, think and feel. Make your life sublime. Never forget your real nature that you are a wave in the Ocean of pure Divine Consciousness, you are a part of eternal Existence. May God and Gurudev shower their grace upon you all!
27 Aralık 2010 Pazartesi
Huzun
Bir sihirli degnegim olsun istiyorum. Icinde yeterince peri tozu. Butun herkes uyurken ben uyanik, silkelemek istiyorum peri tozunu butun dunyanin uzerine. Ve bu tozla huznu ebediyyen ortadan kaldirmak istiyorum.
Yazani uzen, okuyani uzen, kalplerimizi avuclarinin icine alip, caani bir gulumsemeyle yuzumuze bakip, yeterince acittim mi diyen huznu, silmek istiyorum dunyadan ve her bir canlinin hafizasindan. Silinsin ki kimse animsayamasin, kalbimizde acilmis o kesiklerin nedenlerini. Animsayamayinca, yaralar yavas yavas kapanacak, ustunu pembe kaymak sevgi saracak.
Istiyorum. Tanri'yi istedigimin yaninda bunu da istiyorum. Huznu, bu dunyadan kaldirmak istiyorum.
Huznu silinen kullar, ellerine kalemlerini aldiklarinda, ya da uzattiklarinda parmaklarini klavyeye, belki ne yazacaklarini sasiracaklar bir sure. Ne yazacagini bilemeyenler, belki de birseyler dinlemek isteyecekler, "yaz" gelsin diye. Ama kulaklari da alisik oldugu o tiniyi bulamayacak, cunku huznu silecegim bir gece, herkes uyurken. Kulaklari duymayan, hafizasinda da yeri olmayan huzun cikamayacak disari bir daha. Yerini neyle dolduracagiz? Nasil besleyecegiz egolarimizi. Ego mutsuzlugu sever, aciyi sever. Olumu degil, yasamayi sever; kanaya kanaya yasamayi ama.
Biliyoruz yeri neyle dolacak. Umutla, askla, sevgiyle, paylasimla, neseyle, huzurla dolacak. Bir huzun kelimesi yerini binlerce kelebek kanatli, peri tozlu kelimeye birakacak.
Inanmayan varsa denesin, bunun da denemesi bedava.
Icimize fazladan gunes dogar hem bu vesileyle...
Tanri'nin bahsettigi sihirleri aydinlik kelimeler icin kullandigimiz gunler baslasin artik...!
Yazani uzen, okuyani uzen, kalplerimizi avuclarinin icine alip, caani bir gulumsemeyle yuzumuze bakip, yeterince acittim mi diyen huznu, silmek istiyorum dunyadan ve her bir canlinin hafizasindan. Silinsin ki kimse animsayamasin, kalbimizde acilmis o kesiklerin nedenlerini. Animsayamayinca, yaralar yavas yavas kapanacak, ustunu pembe kaymak sevgi saracak.
Istiyorum. Tanri'yi istedigimin yaninda bunu da istiyorum. Huznu, bu dunyadan kaldirmak istiyorum.
Huznu silinen kullar, ellerine kalemlerini aldiklarinda, ya da uzattiklarinda parmaklarini klavyeye, belki ne yazacaklarini sasiracaklar bir sure. Ne yazacagini bilemeyenler, belki de birseyler dinlemek isteyecekler, "yaz" gelsin diye. Ama kulaklari da alisik oldugu o tiniyi bulamayacak, cunku huznu silecegim bir gece, herkes uyurken. Kulaklari duymayan, hafizasinda da yeri olmayan huzun cikamayacak disari bir daha. Yerini neyle dolduracagiz? Nasil besleyecegiz egolarimizi. Ego mutsuzlugu sever, aciyi sever. Olumu degil, yasamayi sever; kanaya kanaya yasamayi ama.
Biliyoruz yeri neyle dolacak. Umutla, askla, sevgiyle, paylasimla, neseyle, huzurla dolacak. Bir huzun kelimesi yerini binlerce kelebek kanatli, peri tozlu kelimeye birakacak.
Inanmayan varsa denesin, bunun da denemesi bedava.
Icimize fazladan gunes dogar hem bu vesileyle...
Tanri'nin bahsettigi sihirleri aydinlik kelimeler icin kullandigimiz gunler baslasin artik...!
26 Aralık 2010 Pazar
Tanrinin elleri...
Gozlerimden akiyor yaslar. Baskalarinin bile acilarina tahammul edemiyorum artik.
Niye agliyorsun diyorum, soruyorum kendime. Cevap bulamiyorum.
Ne icerde uyuyan kiz cocugunun annesiyim, ne yorgunluktan koltuga yigilmis adamin karisi. Ne kardesimin ablasi, ne annesinin kuzusu. Hicbirseyim, herkesin birseyi gibiyim belki ama hicbirseyiM.
Ruya gormenin guzelligini anliyorum su an'da. Korkunc oldugunda nefes nefes kalkarsin, boncuk boncuk terlerini silerken, kalbini sakinlestirmeye calisip, ruyaymis dersin.
Guzelse yorgani cekersin basina, gozlerini simsiki yumarsin devam eder ruyan, nasil oldugunu hic bilemesen de bir kac saniye daha oynatirsin filmini. Sonra yorgani acip, gulumsersin yatagindan disari. Guzel bir ruyayla baslar guzel bir gun. Sanstir.
Oysa simdi, ne ruyadayim, ne gercegim. Ne uyuyorum, ne tam uyanik. Uyku sersemi, mahmur. Tut ellerimden n'olur, al artik yanina. Dayanilasi degil buralar...Askinda erit beni, bitir... Bitti bu ruya diyeyim. Biliyorum kim oldugumu, uyandim diyeyim. Gel artik, bitti gozyaslarim yoluna...
Oyle yakinim ki inkarin sozkonusu degil, avuntular oyle uzaktalar ki oyalayamiyor bu gece beni. Yaniyor icim, yaniyor, acimiyor.
* Sarki baskalarinin acilarini dinlerken cikti karsima...
Rüzgâr eserken,
Yapraklar dökülür,
O berrak yüzünden bir damla süzülür,
Bu ayrılık...
Kalbindeki en büyük yaradır artık...
Ve güneş batarken, çocuklar uyurken,
Başucunda bekleyen yorgun bir melektir...
Ve her gece sabret diye saçlarımda dolaşan Tanrı'nın elleridir.
Ne büyük, ne derin, ne siyah, ne keskin,
Hep ayrılık gibi o kırılgan gözlerin,
Unutma...
Unutma...
Dikecek yırtılan geceyi sabaha...
Ne büyük, ne beyaz, ne eşsiz, ne duru,
Hep sarılıp sarıyor üşüyen ruhumu,
Bırakma!
Bırakma elimi düşerim karanlığa.
Niye agliyorsun diyorum, soruyorum kendime. Cevap bulamiyorum.
Ne icerde uyuyan kiz cocugunun annesiyim, ne yorgunluktan koltuga yigilmis adamin karisi. Ne kardesimin ablasi, ne annesinin kuzusu. Hicbirseyim, herkesin birseyi gibiyim belki ama hicbirseyiM.
Ruya gormenin guzelligini anliyorum su an'da. Korkunc oldugunda nefes nefes kalkarsin, boncuk boncuk terlerini silerken, kalbini sakinlestirmeye calisip, ruyaymis dersin.
Guzelse yorgani cekersin basina, gozlerini simsiki yumarsin devam eder ruyan, nasil oldugunu hic bilemesen de bir kac saniye daha oynatirsin filmini. Sonra yorgani acip, gulumsersin yatagindan disari. Guzel bir ruyayla baslar guzel bir gun. Sanstir.
Oysa simdi, ne ruyadayim, ne gercegim. Ne uyuyorum, ne tam uyanik. Uyku sersemi, mahmur. Tut ellerimden n'olur, al artik yanina. Dayanilasi degil buralar...Askinda erit beni, bitir... Bitti bu ruya diyeyim. Biliyorum kim oldugumu, uyandim diyeyim. Gel artik, bitti gozyaslarim yoluna...
Oyle yakinim ki inkarin sozkonusu degil, avuntular oyle uzaktalar ki oyalayamiyor bu gece beni. Yaniyor icim, yaniyor, acimiyor.
* Sarki baskalarinin acilarini dinlerken cikti karsima...
Rüzgâr eserken,
Yapraklar dökülür,
O berrak yüzünden bir damla süzülür,
Bu ayrılık...
Kalbindeki en büyük yaradır artık...
Ve güneş batarken, çocuklar uyurken,
Başucunda bekleyen yorgun bir melektir...
Ve her gece sabret diye saçlarımda dolaşan Tanrı'nın elleridir.
Ne büyük, ne derin, ne siyah, ne keskin,
Hep ayrılık gibi o kırılgan gözlerin,
Unutma...
Unutma...
Dikecek yırtılan geceyi sabaha...
Ne büyük, ne beyaz, ne eşsiz, ne duru,
Hep sarılıp sarıyor üşüyen ruhumu,
Bırakma!
Bırakma elimi düşerim karanlığa.
Yasayanlar...
Narayanan Krishnan,
Isvicre'de bes yildizli bir otelde takimiyla beraber calisan odullu bir asci. Hindistan'a ailesini gormeye gittiginde, yolda bir adamin kendi diskisiyla beslendigini gorunce inanilmaz cani yaniyor. O andan itibaren adami beslemeye basliyor ve benim yapmam gereken iste bu diyerek isini terkediyor. 2002 yilinda gordugu bu manzara onu asla terketmiyor. O gunden bu yana sabah saat 4'de kalkip, kendi pisirdigi sabah kahvaltisi, ogle yemegi ve aksam yemegini, bagislanan bir arabayla 125 mil yaparak, yolda gordugu butun ihtiyaci olanlara yemek dagitiyor.
Kurdugu kar amaci gutmeyen derneginin ismi Akshaya, anlami ölmeyen, silinip gitmeyen. Insan sevgisinin ölmemesini ve silinip gitmemesini diliyor. 29 yasinda isini birakip kendini aclara ve zihinsel ozurlulere adamis bu genc adamin kendini gecindirecek parasi yok. Ailesi cok ofkelenmis baslangicta, cunku egitimi icin cok para harcamislar. Sonra Narayanan israr etmis annesine, gel gor beni diye. Annesi oglunun bir gununu gordugunde, sen onlari besliyorsun, hayatim boyunca ben de seni besleyecegim demis. Bugunde kadar Narayanan 1.2 milyon ogun sunmus. Yemek yedirdigi insanlari taniyor, isimlerini biliyor, onlari tras ediyor, saclarini kesiyor, yikiyor. Artik kendimi cok rahat hissediyorum, yaptigim isi seviyorum, diyor.
Linda Fondren,
2006 yilinda 54 yasindaki kardesini kanserden kaybetmisti. Olum nedeni kanserdi ama olume sebebiyet veren onun obez olusuydu. 1.47 cm'lik bedeninde 120 kilo tasiyordu. Missisipi'liydi kardesler. Obez olmasi sasirtici degildi cunku bu eyalet Amerika'da son alti yildir hic sekmeden hep en sisman eyalet seciliyordu. Linda yasadigi eyaleti en sisman eyalet lakabindan kurtarip en saglikli (en fit) eyalete donusturmek istiyor. Menuleri et, tavuk, patates kizartmasindan olusan restaurantlari menulerine saglikli bir yemek cesidi koymaya ikna ediyor. Okullarda, kiliselerde bedava fitness dersleri veriyor. Saglikli beslenme konusmalari yapiyor. Neyi neyle degistirebileceklerini anlatiyor bikip usanmadan. Insanlarin yasadiklari hayatin saglikli olmadigini anlamalarini sagliyor. Cunku herkes sisman ve birbiri gibi gorundugunden, kimse icin sorun olmamis bugune kadar. Herkesin haftada 250 gr. vermesi icin ugrasiyor. Hayatini kurtardiklari insanlar var, ve hayatini kurtaracagi bir eyalet.
Dan Wallrath,
Afganistan ve Irak'tan sakat donen, dondugunde kendini gunluk hayata adapte edemeyen, bacaklari olmadigi icin merdivenleri cikamayan, kollari olmadigi icin kapilari acamayan asklerin yasadigi izdirabi goren Dan, Houston, Texas'ta onlar icin ozel evler insa etmeye baslamis. Ve bedava anahtar teslim etmekte. Onlar bizim hayatlarimiz icin kendi hayatlarini feda ediyor, en azindan donduklerinde onlara baslarini sokabilecekleri ve huzur icinde, zorlanmadan yasayacaklari evler sunabilmek en buyuk hayalim diyor. Tanri'ya beni enstrumani olarak sectigi icin sukran duyuyorum diyor.
Anuradha Koirala,
Kathmandu, Nepal'de satilan kizlari kurtarmaya adamis kendisini. Kiz cocuklari daha kucuk yaslarinda, onlara cok iyi is bulduk yalanlariyla ailelerinden para karsiligi aliniyor. Sonra hayat kadinligi yaptirtiliyor. Isyan edenler elektrik sokla terbiye ediliyor. Bir kiz gunde 25-35 musteriye hizmet ediyor. Yaslari 15'den buyuk degil. Anuradha kucuk ekibiyle sokak sokak geziyor, halki egitiyor. Ailelere kanmamalarini ogretiyor. 1993'den bu yana 12000 kiz cocugunu kurtarmis ve kendi merkezine getirip rehabilite etmis. Kizlar merkeze geldiklerinde cogunda HIV+ virus bulunmus. Taciz, dayak, tecavuz hepsinin basindan gecen.
Gozlerinizi kapatin ve dusunun o kiz cocugu sizin de cocugunuz olabilirdi. Simdi gozunuzu acin ve bakin butun kiz cocuklarini kendi cocugunuz gibi hissedeceksiniz, diyor.
Kizlar gozyasi dokuyor, beni annem dogurdu ama Anuradha'nin bana verdiklerini, ne yapsam odeyemem diye...
Evans Wadongo,
Nairobi, Kenya'da cocuklar gunduz calisiyor, hem de okula gidiyor. Sonra eve gelip ders calismalari gerekiyor, cunku ogretmenleri ertesi sabaha teslim edecekler odevler vermis. Ve ogretmen mazeretleri anlamiyor. Bir dolar kazanmak zorunda olan ailenin, cocuklarinin da calisamasi gerektigini unutmus belki de. Cocuklar gunduz calistiklari icin odev yapma zamani aksamlari, ama aksam da yapamiyorlar cunku isiklari yok. Kimilerinin var onlar da cok pahali aydinlatmasi ve yakacak paralari yok. 23 yasindaki Evans bir lamba icat ediyor. Led isikla aydinlatiyor ve cok cok ucuz pille calisiyor ve uzun sure dayaniyor. Bugun kadar 14000 tane uretmis ve dagitmis. Cocuklar ders calisabiliyor, ilkokulla sinirli kalan egitimleri ortaokula devam etmeye baslamis bile. Daha cok isik lazim diyor, daha cok aydinlanma...
Dun akittim gozyaslarimi sizlere, yaptiklariniza, guzel koskocaman kalplerinize. Icine kimbilir daha kimler sigacak. Narayan daha kac ac insanin ayagina egilecek, yikayip temizleyecek. Anuradha daha kac gozu yasli bacagi kanli kizi kurtaracak. Dan kac umudu Irak'ta bombalanmisi uyutacak Tanri'nin huzurlu kollarinda. Linda kac kisiyi agirligindan kurtaracak. Evans kac kisinin evini degil sadece, kalbini aydinlatacak?
Peki, peki, icim aciyor, nefes alamiyorum dunden beri... Peki,
sen nasil yasadin 2010'u Uma'ji?!?
Isvicre'de bes yildizli bir otelde takimiyla beraber calisan odullu bir asci. Hindistan'a ailesini gormeye gittiginde, yolda bir adamin kendi diskisiyla beslendigini gorunce inanilmaz cani yaniyor. O andan itibaren adami beslemeye basliyor ve benim yapmam gereken iste bu diyerek isini terkediyor. 2002 yilinda gordugu bu manzara onu asla terketmiyor. O gunden bu yana sabah saat 4'de kalkip, kendi pisirdigi sabah kahvaltisi, ogle yemegi ve aksam yemegini, bagislanan bir arabayla 125 mil yaparak, yolda gordugu butun ihtiyaci olanlara yemek dagitiyor.
Kurdugu kar amaci gutmeyen derneginin ismi Akshaya, anlami ölmeyen, silinip gitmeyen. Insan sevgisinin ölmemesini ve silinip gitmemesini diliyor. 29 yasinda isini birakip kendini aclara ve zihinsel ozurlulere adamis bu genc adamin kendini gecindirecek parasi yok. Ailesi cok ofkelenmis baslangicta, cunku egitimi icin cok para harcamislar. Sonra Narayanan israr etmis annesine, gel gor beni diye. Annesi oglunun bir gununu gordugunde, sen onlari besliyorsun, hayatim boyunca ben de seni besleyecegim demis. Bugunde kadar Narayanan 1.2 milyon ogun sunmus. Yemek yedirdigi insanlari taniyor, isimlerini biliyor, onlari tras ediyor, saclarini kesiyor, yikiyor. Artik kendimi cok rahat hissediyorum, yaptigim isi seviyorum, diyor.
Linda Fondren,
2006 yilinda 54 yasindaki kardesini kanserden kaybetmisti. Olum nedeni kanserdi ama olume sebebiyet veren onun obez olusuydu. 1.47 cm'lik bedeninde 120 kilo tasiyordu. Missisipi'liydi kardesler. Obez olmasi sasirtici degildi cunku bu eyalet Amerika'da son alti yildir hic sekmeden hep en sisman eyalet seciliyordu. Linda yasadigi eyaleti en sisman eyalet lakabindan kurtarip en saglikli (en fit) eyalete donusturmek istiyor. Menuleri et, tavuk, patates kizartmasindan olusan restaurantlari menulerine saglikli bir yemek cesidi koymaya ikna ediyor. Okullarda, kiliselerde bedava fitness dersleri veriyor. Saglikli beslenme konusmalari yapiyor. Neyi neyle degistirebileceklerini anlatiyor bikip usanmadan. Insanlarin yasadiklari hayatin saglikli olmadigini anlamalarini sagliyor. Cunku herkes sisman ve birbiri gibi gorundugunden, kimse icin sorun olmamis bugune kadar. Herkesin haftada 250 gr. vermesi icin ugrasiyor. Hayatini kurtardiklari insanlar var, ve hayatini kurtaracagi bir eyalet.
Dan Wallrath,
Afganistan ve Irak'tan sakat donen, dondugunde kendini gunluk hayata adapte edemeyen, bacaklari olmadigi icin merdivenleri cikamayan, kollari olmadigi icin kapilari acamayan asklerin yasadigi izdirabi goren Dan, Houston, Texas'ta onlar icin ozel evler insa etmeye baslamis. Ve bedava anahtar teslim etmekte. Onlar bizim hayatlarimiz icin kendi hayatlarini feda ediyor, en azindan donduklerinde onlara baslarini sokabilecekleri ve huzur icinde, zorlanmadan yasayacaklari evler sunabilmek en buyuk hayalim diyor. Tanri'ya beni enstrumani olarak sectigi icin sukran duyuyorum diyor.
Anuradha Koirala,
Kathmandu, Nepal'de satilan kizlari kurtarmaya adamis kendisini. Kiz cocuklari daha kucuk yaslarinda, onlara cok iyi is bulduk yalanlariyla ailelerinden para karsiligi aliniyor. Sonra hayat kadinligi yaptirtiliyor. Isyan edenler elektrik sokla terbiye ediliyor. Bir kiz gunde 25-35 musteriye hizmet ediyor. Yaslari 15'den buyuk degil. Anuradha kucuk ekibiyle sokak sokak geziyor, halki egitiyor. Ailelere kanmamalarini ogretiyor. 1993'den bu yana 12000 kiz cocugunu kurtarmis ve kendi merkezine getirip rehabilite etmis. Kizlar merkeze geldiklerinde cogunda HIV+ virus bulunmus. Taciz, dayak, tecavuz hepsinin basindan gecen.
Gozlerinizi kapatin ve dusunun o kiz cocugu sizin de cocugunuz olabilirdi. Simdi gozunuzu acin ve bakin butun kiz cocuklarini kendi cocugunuz gibi hissedeceksiniz, diyor.
Kizlar gozyasi dokuyor, beni annem dogurdu ama Anuradha'nin bana verdiklerini, ne yapsam odeyemem diye...
Evans Wadongo,
Nairobi, Kenya'da cocuklar gunduz calisiyor, hem de okula gidiyor. Sonra eve gelip ders calismalari gerekiyor, cunku ogretmenleri ertesi sabaha teslim edecekler odevler vermis. Ve ogretmen mazeretleri anlamiyor. Bir dolar kazanmak zorunda olan ailenin, cocuklarinin da calisamasi gerektigini unutmus belki de. Cocuklar gunduz calistiklari icin odev yapma zamani aksamlari, ama aksam da yapamiyorlar cunku isiklari yok. Kimilerinin var onlar da cok pahali aydinlatmasi ve yakacak paralari yok. 23 yasindaki Evans bir lamba icat ediyor. Led isikla aydinlatiyor ve cok cok ucuz pille calisiyor ve uzun sure dayaniyor. Bugun kadar 14000 tane uretmis ve dagitmis. Cocuklar ders calisabiliyor, ilkokulla sinirli kalan egitimleri ortaokula devam etmeye baslamis bile. Daha cok isik lazim diyor, daha cok aydinlanma...
Dun akittim gozyaslarimi sizlere, yaptiklariniza, guzel koskocaman kalplerinize. Icine kimbilir daha kimler sigacak. Narayan daha kac ac insanin ayagina egilecek, yikayip temizleyecek. Anuradha daha kac gozu yasli bacagi kanli kizi kurtaracak. Dan kac umudu Irak'ta bombalanmisi uyutacak Tanri'nin huzurlu kollarinda. Linda kac kisiyi agirligindan kurtaracak. Evans kac kisinin evini degil sadece, kalbini aydinlatacak?
Peki, peki, icim aciyor, nefes alamiyorum dunden beri... Peki,
sen nasil yasadin 2010'u Uma'ji?!?
25 Aralık 2010 Cumartesi
Resurrection
Christ is the ego. The cross is the body. When the ego is crucified, and it perishes, what survives is the Absolute Being, and this glorious survival is called Resurrection.
~ Ramana Maharshi
~ Ramana Maharshi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
