Mukemmelliyetci bir babayla buyuyunce ya huyundan ya suyundan ben de haliyle mukemmelliyetci oldum.
Hersey mukemmel olmali. Kusursuz, sorunsuz. Sorun varsa yanlis birsey var, bakmali aramali bulmali, mukemmele dogru yol devam etmeli.
Mukemmel olmadikca memnuniyette zor gelir. O yuzden cogu gun depresyonda bir ruh haliyle gecer gider. Eskiden gozlerimin ici daha cok gulerdi, acemiliktendi herhalde, bilmememezlikten, mukemmel olmaya takmamisliktan.
Yas ilerledikce kendime ve yakinimdakilere uygulanan bu mukemmellestirme hali kelepceyi daraltti da daraltti. Ve oyle cok daralmis ki, o nefessizlikte gordum.
Tanri bilincine ermis Swamiji bile rahat rahat hata yaparken mukemmel diye adlanan bir sey yoktu. Ama iste o mukkemmel olmali iluzyonunun calistigi asil alani gordum. Var olan toleransti. Hicbir sey hicbir zaman mukkemmel olmasi icin degildi, olmamasi tolerans gelistirmek icindi. Ben inansam da her serde bir hayir vardir gorememistim dune kadar. Hersey mukemmel, hersey Ona varmak icin, hersey icimizi bosaltip Onunla dolmak icin...
Bu eziyet de bitti sukur....
Anladim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anladim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Kasım 2013 Cumartesi
Bugun senin dogumgunun
Yasadigin acilardan nefes alamazsin gun gelir. Her gece yatarken belki inanir dua edersin belki inanmaz isyan edersin, ama ikisinde de niyet aynidir. Su acilar bitsin! Adi ustunde aci, oyle acitir ki nefessiz kalirsin. Duramazsin yaninda yamacinda yakar! Iste zaten amac da tamamen budur, yanman. Akan serin olur, duran kati. Kati olan halini yakar acilar, akmasini hatirlatir sana yeniden. Sen akana kadar Tanri'nin iradesiyle, istegiyle bir olup, o gun gelene kadar yakar seni.
O gun gelene kadar reddedersin belki herseyi. Bugun dogumgununu kutlamak istememen gibi. Bugun sevinecek ne var ki diye isyan etmen gibi. Ama sozume guven. Gun gelip öldüğün gün butun hayatin film seridi gibi gecerken gozunun onunden, bu acilari bosa cektim dememek icin kucakla hepsini. Bu beden Tanri'dan sana bir hediye. Tanri'nin askiyla dogdun sen. Yasadigin butun acilar seni o aska geri dondurmek icin. Bu uyudugun ruyadan seni kendisine uyandirmak icin. Kimi zaman su doker, kimi zaman cimcik atar, kimi zaman tokatlar. Hepsi UYAN demek icin. ASK'a uyan demek icin. Uyudukca yanarsin, kanarsin!
Uyan guzel arkadasim. Sukret sahip oldugun bu bedene, kalbe, yasama. Yasamin her turlusune. Bugun bir saray da olabilir bulundugun cati, bir gecekondu da olabilir. Sansliysan uyandirilmak icin sarsar seni de, evinin kalbin oldugunu ogretir. En muazzam saraydir kalbin. Icinde herkes vardir. Hersey ordan dogar. Askla dogar, asktan dogar.
Uyan hadi. Butun yasadigin acilar tesadufen degildi. Sana verilen acilara vesile olanlar tesadufen degildi. Herkes gorevini yaparken ici icini yer rolu dagitanin. Oynayan ayri telaslidir. Iyi oynadim mi rolumu diye.
Bu muhtesem oyunda tek uyuyan sensin. Uyanacaksin Tek basina. ASKla...
29 Eylül 2012 Cumartesi
Hayat
Hayati yasamaya gelmedim, hayat beni kullaniyor yasamak icin.
Bu cumleyi bir kere icsellestirdin mi hayatta hicbir sey kafasini bozamaz insanin.
Yine nerden geldim buraya, anlatayim.
Hep derim olacaklar belli, sen uyumluysan her daim huzur, ask etraf. Sen ne zaman hayir istemem, yok ben soyle istiyorum diye ayrilik yaratirsin, o zaman hayat cekilmez olur. Cile cekmek olur.
Oysa zaman iyice ogretti ki tek yapmam gereken akinti saga gidiyorsa saga gittigimin, sola gidiyorsa sola gittigimin bilincinde olmak. Akinti saga giderken, sola tutunursam yanar, yaralanir elim kolum.
Dun bir arkadasin mutfaginda duygularimizla hayati kisisellestiriyoruz, istiyorum istemiyorumlarla ideallestiriyoruz dedim. Eger hayat ne diyorsa dinlersek, usutmuze alinmadan ilerlersek hic de zor degil yasamak denen sey, bilakis saf zevk dedim. Gulustuk.
Birkac ay once evin ucuncu kati olan, Mira'nin oyun alanini yatakodasi, banyo, giyinme odasi gibi degistirmeye karar verdik. Bos acik alani boylece yatirim amacli degerlendirmis olacaktik. Kislar soguk oldugundan, ucuncu kat daha da soguk oldugundan halı iyi olur dedigimde, esim hayir kesinlikle olmaz, yaptiracaksak hardwood (parke gibi olan tahta yer dosemesi) yaptirmaliyiz dedi. O kadar kesindi ki sesi, onunla carpisamayacagimi anladim. Peki dedim. Yaklasik uc aydir hardwood bakiyorum. Ya fiyati bize uymuyor, ya kalitesi, ya susu ya busu. Bugun artik son gundeydik. Gidecegimiz dukkanda renge karar verip siparis verecektik, ama uc renkten ucu de bizim istedigimiz renk degildi. Surekli bizden sonra evi satin alacaklar neyi begenir diye dusunuyorduk, kendimiz bir renk begenemedigimiz icin.
Mira'nin yaninda oyun oynarken, su andaki halinin ustunde, birden aslinda halinin uzerinde ne kadar rahat oldugumuzu soyledi esim. Evet oyle dedim. Birden halinin guzelligine dair ovguler yagdirmaya basladi. Evet ben de zaten hali olsun tercih ediyordum dedim. Iyi gidip bakalim hardwood begenmezsek hali bakariz dedi.
Uc aydir onlarca dukkana girmis cikmis, herseyi incigine cincigina ogrenmis biri haline gelmisken, haydiii simdi de hali bakacagiz psikolojisine girmedim. (Normalde cok kolayca girebilirdim) Gittik magazaya, baktik, ucunu de begenmedik. Diger fiyati bize uymayanlara da baktik, onlarda da begendigimiz olmadi. Sonra hadi hali bakalim dedik. Birinci ornegin fiyati cok yuksekti, ikincisi geldi, bayildik, karar verdik ve dukkandan ciktik. Bu kadardi. Hayat aslinda bu kadar basitti ama bizim preferanslarimiz hayati zorlastiriyordu. Hayat renklerle bize gelmis gibi gorunse de aslinda butun renkleri o cirilciplakliginda sakliydi.
Bugun yine guzel bir gundu. Goz kirptik bir birimize hayatla. Ayri olmadigimizi hatirladik. Hayat akti, ben seyrettim...
26 Eylül 2012 Çarşamba
Akış
Montreal'de Swamiji'nin yaninda gecirdigimiz iki gunden sonra hersey anlamini yitirdi desem yeridir sanirim. O'nun o hicbirseye tutunmadan, onune gelen isleri titizlikle, mukemmellikle ve basitce yapisini seyrederken kendimin olaylarin ustunde nasil da buyutecle oturdugumu daha cok farkettim.
Hic de zor degildi hayat. Onune gelenleri bir bir yaparak, akarak gececeksin, duygularini karistirmayacaksin.
Duygular isin icine girdi mi konu kisisellesmeye basliyor cunku.
Dondugumuzde Gurudev'in gunluk okumalarindan birinde su cumle geldi, "Deli! Ne yapiyorsun kapali kapilar ardinda. Meditasyon mu yapiyorsun, yoksa kumdan kaleler mi insa ediyorsun. Cik odandan, Tanri'yi kapali gozlerinle arama, Tanri'yi herkeste herseyde gor."
Hersey anlamini kaybetti kisisel olarak. Icim cekildi derler ya, tersi oldu simdi de disim cekildi. Butun kainat dibe coktu sanki.
Bazen ingilizcenin ne kadar guzel anlatimlari oldugunu dusunuyorum. Mesela su anda sunu yazmak istiyorum. Tanri'nin BE hali var Olan, ve BECOMING hali, Olmus. Duran ve sonra Kalkip dans eden :) Bazen de boyle goruyorum. Dansederken...
Maya...Iluzyonun dansi. Koltugumda oturmus dansedenleri seyrediyorum, arada da Mira'ya oyle dansetme canim diyorum. Dinlemiyor, biraz daha keskin soyluyorum, oyle dansetme, belini inciteceksin. Dinlemiyor. Kizgin yapiyorum sesimi, oyle dansetme dedim sana diyorum. Sonra duruyor Mira'nin dansi. Kucagima alip sariliyorum, "ben seni dusunuyorum, canini acitma diye uyariyorum, cunku seni cok seviyorum" diyorum. Mira kafa salliyor, sonra iniyor kucagimdan ve dansa devam ediyor. Bir sure sonra "ayagini oyle yapip dansetme guzelim" diyorum. Dinlemiyor, "Mira'cim ayagini acitacaksin oyle dansetme diyorum". Yine dinlemiyor. Sesimi kizgin yapip, onu korkutarak durduruyorum yine. Kendimi hic sevmiyorum. Bu sesi hic sevmiyorum. Sonra "beni ilkinde dinlesen boyle kizgin konusmak zorunda kalmayacagim" diyerek sorumlulugu Mira'ya atiyorum.
Oysa kontrolsuz sinir Mira'nin sorumlulugu degil. Swamiji'ye soruyorum, "nasil sinirimi halledecegim" diyorum. "Sinirini hallet" diyor, veya "halletme".
Dunya duruyor.
Mira'nin Turk isminin anlamini konusuyoruz, "Tanri'nin dediklerine teslim olan" diyorum. Swamiji guluyor, "Tanri'nin dediklerini dinliyor, ama sizi dinlemiyor" diyor.
Dunya duruyor.
Maya, iluzyon dansediyor. Herkes duydugu muzige gore, icindeki O ilahi gucle dansediyor. Dansi begenmeyen ben yaptigini anliyor. Herkes kendi karmasiyla geliyor. Herkes yasamasi gerekeni yasiyor.
Guzel sesle yapilan uyarilarin otesi yok. Birini korkutmak ve onu korumaya calismak en ilkel davranis.
Ellerim aciliyor yine, birakiyorum, bir kere daha bir kere daha.
Gorevimi biliyorum, gorevimi yapiyorum, gerisini Tanri'ya emanet ediyorum....
Herkes gibi, Mira da oyununu oynamaya geldi buraya. Bana ancak seyretmek dusuyor...
Swamiji'yle olan haftasonundan sonra hersey akiyor. Hicbir sey yapisip kalamiyor, tutunamiyor. Akiyor....
ASK'la...
Hic de zor degildi hayat. Onune gelenleri bir bir yaparak, akarak gececeksin, duygularini karistirmayacaksin.
Duygular isin icine girdi mi konu kisisellesmeye basliyor cunku.
Dondugumuzde Gurudev'in gunluk okumalarindan birinde su cumle geldi, "Deli! Ne yapiyorsun kapali kapilar ardinda. Meditasyon mu yapiyorsun, yoksa kumdan kaleler mi insa ediyorsun. Cik odandan, Tanri'yi kapali gozlerinle arama, Tanri'yi herkeste herseyde gor."
Hersey anlamini kaybetti kisisel olarak. Icim cekildi derler ya, tersi oldu simdi de disim cekildi. Butun kainat dibe coktu sanki.
Bazen ingilizcenin ne kadar guzel anlatimlari oldugunu dusunuyorum. Mesela su anda sunu yazmak istiyorum. Tanri'nin BE hali var Olan, ve BECOMING hali, Olmus. Duran ve sonra Kalkip dans eden :) Bazen de boyle goruyorum. Dansederken...
Maya...Iluzyonun dansi. Koltugumda oturmus dansedenleri seyrediyorum, arada da Mira'ya oyle dansetme canim diyorum. Dinlemiyor, biraz daha keskin soyluyorum, oyle dansetme, belini inciteceksin. Dinlemiyor. Kizgin yapiyorum sesimi, oyle dansetme dedim sana diyorum. Sonra duruyor Mira'nin dansi. Kucagima alip sariliyorum, "ben seni dusunuyorum, canini acitma diye uyariyorum, cunku seni cok seviyorum" diyorum. Mira kafa salliyor, sonra iniyor kucagimdan ve dansa devam ediyor. Bir sure sonra "ayagini oyle yapip dansetme guzelim" diyorum. Dinlemiyor, "Mira'cim ayagini acitacaksin oyle dansetme diyorum". Yine dinlemiyor. Sesimi kizgin yapip, onu korkutarak durduruyorum yine. Kendimi hic sevmiyorum. Bu sesi hic sevmiyorum. Sonra "beni ilkinde dinlesen boyle kizgin konusmak zorunda kalmayacagim" diyerek sorumlulugu Mira'ya atiyorum.
Oysa kontrolsuz sinir Mira'nin sorumlulugu degil. Swamiji'ye soruyorum, "nasil sinirimi halledecegim" diyorum. "Sinirini hallet" diyor, veya "halletme".
Dunya duruyor.
Mira'nin Turk isminin anlamini konusuyoruz, "Tanri'nin dediklerine teslim olan" diyorum. Swamiji guluyor, "Tanri'nin dediklerini dinliyor, ama sizi dinlemiyor" diyor.
Dunya duruyor.
Maya, iluzyon dansediyor. Herkes duydugu muzige gore, icindeki O ilahi gucle dansediyor. Dansi begenmeyen ben yaptigini anliyor. Herkes kendi karmasiyla geliyor. Herkes yasamasi gerekeni yasiyor.
Guzel sesle yapilan uyarilarin otesi yok. Birini korkutmak ve onu korumaya calismak en ilkel davranis.
Ellerim aciliyor yine, birakiyorum, bir kere daha bir kere daha.
Gorevimi biliyorum, gorevimi yapiyorum, gerisini Tanri'ya emanet ediyorum....
Herkes gibi, Mira da oyununu oynamaya geldi buraya. Bana ancak seyretmek dusuyor...
Swamiji'yle olan haftasonundan sonra hersey akiyor. Hicbir sey yapisip kalamiyor, tutunamiyor. Akiyor....
ASK'la...
15 Ağustos 2012 Çarşamba
Balon
Bu sabah Mira mutlu bir sabaha uyandi, mutlu kahvalti yapti, mutlu dolandi, mutlu oturup, mutlu kalkti. Mutludan kastim cok guluyor, cok zipliyor degil, huzurlu, memnun. Sonra ben camasirlari durup kaldirirken, dolapta bir torbanin icinde kaldirdigim bir iki balon, bir iki kalem ve yapistirilan parlak bir yildiz buldum.
Bir balon sectim sevdigi renkten bir tane de yapiskan yildizi aldim, hediye ettim. Cok sevindi onlari gordugune. Hemen balonu sisirttirdi babasina. Sonra biraz elinde dolandirdi, sonra ustune yildizi yapistirdi, ve bir saniye sonra yildizi oraya koymaktan hoslanmayip cikarmak istedi ve balon patladi!
Mira kendini kaybetti aglamaktan. Ben balon istiyorum. Ben balon istiyorum.
Mira balon mu istiyordu ?
Hayir balonun ona getirdigi o heyecan hissini geri istiyordu.
Balon gelmeden onceki huzur anini unutmustu, cunku o heyecanlar, o hizli kalp atislari hepimizin bagimliligi degil mi ?
Balon geldi bir ekstra iyilik hali getirdi, balona tutunduk. Balonu oldugu gibi begenmedik, ustune yildiz yapistirdik. Daha guzel olsun, bizim daha begendigimiz gibi olsun istedik. Sonra yildizi yapistirinca da memnun olmadik, yildizi cikarmak istedik. Ve balon patladi. Iste balon elimizden gidince de balon istiyorum diye agladik.
Bu hikayeyi kimbilir kac bin yildir yasiyoruz. O kadar cok yasadik ki, oyle cok biz oldu ki bu hikaye, cogumuz bunun bir hikaye oldugunu, bizim disimizda oldugunu, anlayamayacak kadar ozumsedi.
Oysa mutlulugumuz balona ait degildi. Balondan gelmemisti, peki neden balonun gitmesiyle mutsuz oluyorduk.
Zevk veren hersey, bir gun aci vermeye mecburdur.
Bu dunyayin kurulus prensibi bu. Sen beni bugun sevindirdiysen, sana olan bu bagimliligim sonucu senin yaptigin bir sey beni yarin uzecektir. Ama sevindigimiz anlari cok onemsemezken, aci anlarini cok ciddiye aliyoruz. Aci da bir ciddiyet var.
Mutluluk da aci da durmayi beceremedigimiz yerlerden. Ne mutluluk icinde durmak kolay ne de aci icinde. Inanmadiysaniz izleyin kendinizi. Kac dakika, kac saat, kac gun kesintisiz mutlu kabildiginize bakin. Sonra da aci geldiginde orda ne kadar kalabildiginize. Kalamiyorsaniz ikisinde de sizi ordan cikaran olaylara bakin. Mutluluktan sizi alikoyan sorunlara, acidan sizi kacirmaya calisan hayallere, umutlara mesela.
En buyuk is bu, bakabilmek. Cunku bakabilmek bir bilinc meselesi. SEN orda olmak zorundasin bakmak icin. Belki daha kendinle tanismadin bile. Bir ismin altina sakladin kendini kimi Ayse der, kimi Ahmet. Birakabilirsen simdi oyunu bir yana, cagirirsan kendini, Ahmet'in altindan cikip gelen Sen'i, Ayse'nin altinda cagirilmayi bekleyen, gorulmeyi bekleyen SEN'i, o zaman iste bakabilecegiz olan bitene. Seyredecegiz. Zaten iste bu butun mesele....
ASKla...
12 Temmuz 2012 Perşembe
Ruya
Hastayim diye dun 8'de yattim. Yani gece uyandigimi saymazsam 11 saat uyumusum.
Insan "cok uyudugunda" ruya goruyor, anladim...
Sabah 4'de uyan der Gurudev, bugune kadar bildigim butun ruyalari uyanmadan hemen once gordum. 4'den sonra, 7'den once. "Uyanmadan once" demek en cok ruya goruluyormus.
Yine gerekli gereksiz anlamalar hali...
22 Mayıs 2012 Salı
Anladim
Ucuncu seferdir yazmaya calisiyorum, yazamiyorum!
Diyecegim su ki, anladim 7 senedir, ne cok enerjiyi anlamak icin kullandigimi.
Anladim, ne cok enerjiyi cozmek icin kullandigimi.
Anladim, ne cok enerjiyi iyilesmek icin kullandigimi.
Anneme soyleyim, boyle olmaliyim, nereyi nasil yapiyorum, nasil yapmaliyim, iyilesmeliyim, iyi olmaliyim
Kardesime soyleyim, boyle olmaliyim, nereyi nasil yapiyorum, nasil yapmaliyim, iyilesmeliyim, iyi olmaliyim
Esime ...
Kizima ....
Etrafimdaki insanlara ....
Ve kendime....
Ve ruyalarim. Ne kadar onemliydiler. Neden gordum, nasil gordum, niye gordum, ne demek istediler?
Anladim!
Swamiji 7 sene once elimden tutup indirmisti beni derine, GERCEK oldugum yere, Ev'ime, BEN'e
Herseyin yukarda kaldigi, etrafin derin, sarhos edici bir titresim oldugu, hicbirseyin olmadigi yere
Orayi kimi zaman cok, kimi zaman az hissederek gecti bunca zaman.
Ben iyilestirme, duzeltme, degistirme, mukemmellestirme, ruhanilestirme derdinde.
Anladim!
Geri yaslandim, bu oyun boyle arkadas!
Duzeltilecek bir satiri, bir hecesi yok!
Geri yaslandim, ol'an yer akan yer. Akintiya uzandim.
Akintiyi alip oyuna akitmiyorum,
Akintiya uzandim akiyorum, oyun benden aldigi enerjisini kaybedince ne olacak bilmiyorum.
Butun bunlari yaziyorum, yazdigimi seyreden biri var, ve o seyredene bakan bir GOZ...
1 Mayıs 2012 Salı
Ben
Bir yer var, 25 yil oncesinin anisini konusurken, bugunku sen sanki baskasinin anisini anlatiyor gibi hissediyorsun.
Ve bir yer var 40 yil sonra bile o anidaki "sen" hissini paylasiyor.
Bu birlesendeki sen, o Sen iste, Ben...
Bir hikaye geliyor bir hikaye gidiyor, bir geceden diger geceye ruya devriliyor, hep Ben'sin, hic degismegensin!
28 Kasım 2011 Pazartesi
Aci
Ancak Tanri dusmanima bile vermesin diye dua edebilirim "aci hakkinda". Boyle ogrenmisim. Ogrendigim herseyi geri sararak cocukluga dogru yururken bakiyorum aciya. Acaba hangi yas araliginda ogrendik aciyi basimizdan savmayi.
Sehpaya carpar cocuk kolunu bacagini, sehpa sucludur hemen, tu sehpa kaka sehpa, sehpa tokatlanir.
Buyursun sinava girersin, gecemezsen, icin acir, sorulari, ogretmeni, kopya vermeyen arkadasini suclarsin.
Biraz daha zaman gecer asik olursun, misal sevgilin istemedigin gibi davranir, icin yine acir, sevgilini suclarsin.
Evlenirsin canin acir, kocani, cocugunu kayinvalideni, kimi bulursan yakinda onu suclarsin. Hayatin sonuna gelirsin, yaslanirsin, bir bakarsin cok azicik zaman kalmis, yaptigin hatalari gorursun, yasayamadigin hayati. Orda da bulursun suclayacak birini, aciyi defedersin basindan.
Oysa acinin da mutluluk gibi tek bir amaci var. Sana aslinin iceride oldugunu gostermek. Aciyi, ayni o sonsuz mutluluklari hissettigimiz gibi icerde hissederiz. Ilk atladigimiz budur.
Sonra acinin kaynaginin biz oldugunu atlariz. Bir yandan oyuncaga bakip bir yandan yurudugumuz icin carpmisizdir acimistir canimiz.
Sonra kendimizi ancak birseyleri basardigimizda onemli sanmayi ogrenmisizdir. Ben zaten degerliyim'i ogrenemedigimiz icin orda da atlariz olayin aslini, kolayina kactigimizi sanar hemen dondururuz butun dikkati dis etkenlere. Oysa cok sonralari daha iyi anlariz, kolayi aslindaymis, butun gecistirmeler bizi dugum dugum baglamis.
Sevgilin olur, bagimli olursun, ayri ayri olmak iliskinin dogasina aykiri sanarsin, cunku oyle ogretilmistir. Iliski var demislerdir. Sevdi mi iki kisi birbirini; sunu bunu, soyle boyle yapar demislerdir. Bazen sanslisindir, gorebilirsin bir gun, hayatin bir yerinde, iliski diye birsey yoktur. Sen varsindir, bir de sevgili diye isim verdigin sahis. Sevgili yoktur, O vardir. Butun asklar O'nu sevme yolundaki alistirmalardir. Sahip olmak yoktur, avucunu kapadigin hersey elinden kanaya kanaya cikacaktir. Suclu sevgili de degildir yani maalesef. Gordugun gozlugu cikarman gerekmektedir veya avuclarini acman.
Evliligin idealler ustune kurulmustur. Koca idealin, cocuk idealin, ve bir de kendinin oldugu rol idealin vardir. Bunlarin sallanmasi hatta yikilmasi kimsenin sorunu degildir. Idealler, hukumlerden olusmus her bina ilk depremle cokmeye mahkumdur. Ilk olmasa da cokene kadar deprem olacaktir, bu doganin kanunudur. Asli bilmeden, topragi anlamadan, toprakla bir olmadan ustune kurulan hersey gunu geldiginde yikilacaktir.
Hayatin sonuna geldiginde belki de elindeki herseyin birbir gitmesi nedeniyle biraz daha taslasmissindir, veya olgunlasmissindir.
Oysa simdilerde sansimiz var bence. Eskiler bunlari bilmiyorlardir belki, ama simdi heryerde ulasilabilir bu bilgi. Bilgi ulasilabilir de biz degismeye ne kadar gonulluyuz.
Geri donme yolundaysan, aciyi rehber et arkadas, atma sakin ola hayatindan.
Al saril sarmala, sev, mutlulugun ikiz kardesidir o cunku.
Oylesine sevilesi.
ASKla,
25 Kasım 2011 Cuma
Eckhart Tolle
Herkesin ortak merakidir. Tamam iyi de neden bu kadar aci cekiyoruz. O huzuru bulabilmek icin aci cekmek sart mi ? Aci cekmeden olmuyor mu bu isler?
Bu sorulari sahsen ben en az yuz kere duymusumdur :)
Bu sabah Eckhart soyle dedi;
"Aci cekmek sart, ta ki aci cekmenin sart olmadigini anlayana kadar"
Cunku aci egoyu catlatip iceri sizmaya izin veriyordu. Aslimiza.
Ve aslimizda kaldikca olgunlasip, birer birer soyunuyorduk olmadiklarimizdan.
Ve ciplaklastikca anliyorduk, hayat oldugu gibi kabul edilmek icin var. Dusuncelerimiz, duygularimiz, anlamlandirmalarimiz herseyi degistirip acilastiriyordu. Aci bedenimizi durtup uyandiriyordu.
Diye paylasmak icin geldim. Simdi durmaya geri donuyorum. Icimde Papajiyle, dur dedigini duyarak. Hic kipirdama, hicbir dusunce uretme. Sadece dur, burda. Iste bundan baska birsey yok, simdi, burda, iste bu ozgurluk, iste bu aydinlanma, iste bu tam mutluluk (bliss)
Hepinize duragan simdiler dilerim. ASKla...
12 Kasım 2011 Cumartesi
Zaman icinde
Gecenlerde misafirlerimiz geldi. Sohbet ederken misafirlerden biri 6 yasindayken cekilmis videosunu seyrettigini ve kendisini gordugunde sok oldugunu soyledi. "Oyle ciddiydim ki, herkesi gozlemliyordum ve hic gulmuyordum. Kendimi sanki bir yabanciyi seyrediyormusum gibi seyrettim." Cunku simdiki halimle karsilastirdigimda o gordugum 6 yasindaki kiz cocugu kesinlikle "ben" degildi. Simdi bambaska biriyim ve farkettim ki o zamandan bu zamana diger insanlarin dedikleri beni simdiki ben yapti.
Bizi biz yapan digerleri, digerleri icin degisen bizler.
Hep boyle zamanlar aklima gelen cumleyi yeniden yazasim geldi diye aciverdim bu sayfayi. Hatirlatmalardan bir digeri iste:
Baskalarinin senin hakkinda dusunduklerini
Ve
Senin kendin hakkinda dusunduklerini
Bir tarafa at
Geriye kalan,
O
Sen'sin iste...
Hepsi bu...
Sen nerdesin?
Gecenlerde cok sevgili hocamin paylastigi bir metinle oyle derinlerden hislendim ki, bugun yine ayni seyi dusundum. Iste o paragraf:
- Biliyorum. beni yüzümle tanıyorsun, beni yüz olarak tanıyorsun ve
hiçbir zaman başka biçimde tanımadın. yüzümün bana ait olmadığı gibi bir
düşünceye de sahip olamazsın.
- Yüzünün sana ait olmadığı nasıl iddia edersin? kim var yüzünün arkasında?
- Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet . yüzünü
düşleyecektin. yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi
tasarlayacaktın. ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün.
ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? bütünüyle yabancı bir yüz
görecektin! ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın: yüzün sen
değilsin!
hiçbir zaman başka biçimde tanımadın. yüzümün bana ait olmadığı gibi bir
düşünceye de sahip olamazsın.
- Yüzünün sana ait olmadığı nasıl iddia edersin? kim var yüzünün arkasında?
- Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet . yüzünü
düşleyecektin. yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi
tasarlayacaktın. ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün.
ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? bütünüyle yabancı bir yüz
görecektin! ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın: yüzün sen
değilsin!
Ve simdi koltugumda oturmus ayni yeri didikliyorum. Kendini gormek icin aynaya bakmaya ihtiyac duyar miydin? Ben dediginde vucudunun neresi hareket ediyor? Ben dediginde kim uyanik? Bedenini mi dusunuyorsun ben derken. Peki ya birine birseyler anlatmaya calisirken ve kendini refere edeceginde elini "ben" dediginde nerene koyuyorsun? Dizine mi, basina mi?
Nereye gitti elin ilk?
Kalbine mi? Senden baska digerleri baska yerlerini mi isaret etti? Yoksa herkes elini kalbinin ustune mi goturuyor? Neden acaba?
Ben'in sahibi orda oturuyor olmasin. Iste "ben" dedigimde, elimde aynam yoksa, kalbim basliyor pitirdamaya, kivril kivril oynamaya. Hani farketmesem, delip cikacak bir yaramaz var sanki. Ya da daha guzeli geldi aklima, ayni kozasini yirtmaya calisan kelebek gibi. Aynaya gerek yok yani.
27 Ekim 2011 Perşembe
Aktarma
Yeni bir yazi okudum gecenlerde, zihnimizi birturlu rahat birakmayan dusuncelerden bahsediyordu.
Sikayetci misiniz? Mesela meditasyon yapiyorsunuz ama o kadar cok dusunce birden geliyor ki, nefes bile alamiyorsunuz, kayboluyorsunuz icinde. Hatta meditasyon yapmaya gerek yok, normal hayatinizda herhangi bir ortamda da bunu yasayanlari biliyorum :) Benim gibi olanlar da vardir. Eskiden ruyamda bile o kadar aktifti ki butun dusunceler, uyandigimda hic uyumamis gibi olurdum...
Iste yazar bu konuya soyle aciklik getirmisti. Dusunceler ancak bilinc duzeyimiz dusuk oldugunda geliyor. Ne zaman dikkatle duruyoruz o zaman dusunce gelmiyor. Onerisi su, oturun, ve dusuncenin gelmesini bekleyin. Siz dikkatle beklediginizde dusunce gelmeyecektir. Ama bilinc seviyesi dusmeye basladikca yeni dusunceler yavasca sizacaktir.
Ayrica baska bahsettigi nokta suydu. Herkesin icinde bir konusan ses vardir. Sizin icinizde konusan olumlu mu yoksa olumsuz mu konusuyor? Olumlu konusuyorsa huzur ve mutluluk bedeni olusturuyor, eger olumsuz konusuyorsa aci bedeni olusturuyor. Bu konusan ustunde ne kadar kontrolumuz var? Yoksa sadece dinleyip, ne derse yapiyor muyuz, ne derse inaniyor muyuz?
Baska okudugum bir yazida da Bagdadli Sufi Cuneyd'den bahsediliyordu. Bir gun hirsizlik yaptigi icin hayatini kaybeden bir adamin gitmis askla ve hayranlikla ayaklarindan opmus. "Napiyorsun?" diye soran muridlerine de, "oyle iyi yerine getirdi ki ona verilen gorevi, bunu hayatiyla odedi." demis
Acaba biz olaylari ve kisileri ne kadar Sufi Cuneyd gibi gorebiliyoruz?
Durup demlenecek neler neler var...
Sikayetci misiniz? Mesela meditasyon yapiyorsunuz ama o kadar cok dusunce birden geliyor ki, nefes bile alamiyorsunuz, kayboluyorsunuz icinde. Hatta meditasyon yapmaya gerek yok, normal hayatinizda herhangi bir ortamda da bunu yasayanlari biliyorum :) Benim gibi olanlar da vardir. Eskiden ruyamda bile o kadar aktifti ki butun dusunceler, uyandigimda hic uyumamis gibi olurdum...
Iste yazar bu konuya soyle aciklik getirmisti. Dusunceler ancak bilinc duzeyimiz dusuk oldugunda geliyor. Ne zaman dikkatle duruyoruz o zaman dusunce gelmiyor. Onerisi su, oturun, ve dusuncenin gelmesini bekleyin. Siz dikkatle beklediginizde dusunce gelmeyecektir. Ama bilinc seviyesi dusmeye basladikca yeni dusunceler yavasca sizacaktir.
Ayrica baska bahsettigi nokta suydu. Herkesin icinde bir konusan ses vardir. Sizin icinizde konusan olumlu mu yoksa olumsuz mu konusuyor? Olumlu konusuyorsa huzur ve mutluluk bedeni olusturuyor, eger olumsuz konusuyorsa aci bedeni olusturuyor. Bu konusan ustunde ne kadar kontrolumuz var? Yoksa sadece dinleyip, ne derse yapiyor muyuz, ne derse inaniyor muyuz?
Baska okudugum bir yazida da Bagdadli Sufi Cuneyd'den bahsediliyordu. Bir gun hirsizlik yaptigi icin hayatini kaybeden bir adamin gitmis askla ve hayranlikla ayaklarindan opmus. "Napiyorsun?" diye soran muridlerine de, "oyle iyi yerine getirdi ki ona verilen gorevi, bunu hayatiyla odedi." demis
Acaba biz olaylari ve kisileri ne kadar Sufi Cuneyd gibi gorebiliyoruz?
Durup demlenecek neler neler var...
28 Temmuz 2011 Perşembe
Dogrusu
Gecenlerde (hatta bayagi gecmis olabilir) yalan ustune mimler okumustum. Yorum yazmak istedim sonra da vazgecmistim. Simdi yazasim var yalani degil de dogru'sunu :)
Ben cok baskili bir evde buyudum. Cem Yilmazin bir parodisi var kizlar cok iyi yalan soyler erkekler beceremez. Cunku erkeklerin her istedigi yapilirken, kizlarin herseyi yasaklanmistir. Dolayisiyla kizlar da istediklerini yapmak icin yalansoyler temali.
Ben de oyle yapmistim. Cunku hayir dedikleri konular bana cok sacma geliyordu, kavga etsen bir yere varmiyordu. Ben de kendimi odama kapatir, ertesi gunu de yalani organize ederdim. Kardesimi de egitmistim bir guzel. Ilki soyleydi. Sakin anneme E'nin telefon actigini soyleme. (E telefon acamaz bizim evimize, simdi bu mantikli mi??) Neyse kapi calar aksam, annem gelir, kardesim kosarak kapiya gider, annemin bacaklarina sarilir. "Anneee ablam E ile telefonla hic konusmadi". Tabii annemden simsek gibi bakislar gelir. Sonrasi kavga kiyamet. Seneler gectikce ben de haliyle daha profesyonel oldum, tabii beraberinde kardesim de. Kendi istedigimi yapmak motivasyonumdu. Baska da bir nedeni yoktu. Ama ne cetrefilliydi bu is. Bir yalan soylersin, o yalani unutmaman gerekir, o yalani desteklemek icin birden fazla yan yalan hikayeye ihtiyac vardi. Olme essegim olme.
Evden ayrildiktan sonra yalan soylemek icin nedenim kalmayinca dogrucu Davut oluverdim. Ne sorsalar dogrusunu soyleyiveriyordum. Insanlar bu sefer verdigim cevaplar karsisinda sasirip kaliyorlardi. Ama o ucta zaman icinde yontuldu, sakinlesti. Beyaz yalanlar soyledim o donemlerde eminim, ama kimsenin hayatini etkileyecek boyutta degildi hicbiri.
Sonra Amerika'ya gittim. Orda cocuklarla ve yoga-meditasyonla gecen 2 yil sonunda farkettim ki yalanin en buyugunu kendime soylemisim. Senelerce. Farkina bile varmadan. Anneme soyledigim yalan oylesine masum kaldi ki kendimle yuzlesmelerimin yaninda. Ne cok aldatmisim kendimi, ne cok!
Sonra Turkiye'ye dondum, yillardir kaynayan volkan patladi, kendim dahil yakinimdaki herkesi de yakip kule cevirdi.
Sonra Hindistan... Iste kullerinden dogan kus hikayesi bu sanirim :) Dogru soylemeye baslayinca dogrunun dibi yok ayni yalanin olmadigi gibi. Seni aldikca aliyor icerlere, guzelliklere. Dogru soyledikce gucleniyorsun, guvenin geliyor kendine. Farkediyorsun ki saklamaya degecek, uyduralacak hicbirsey yok etrafta. Kavga ise kavga. Guzel olan dogruyu konustugun icin biri kavga ediyor seninle, anlamli az da olsa :)) Dogrunu savunuyorsun bugunun sartlarinda, yarin onu da yapmayacagini bilerek! Ertesi konuda onu da savunmuyorsun cunku adim adim ogretiyor dogru sana dogrunun otesindeki dogrunun icinde ne hakli var ne haksiz, oyun oynuyoruz kendimizce. Hindistan'da duymustum hep dogruyu konusursan bir sure sonra soyledigin hersey gercek olmaya baslar diye. Cunku artik sozunde hikaye yok, kandirmaca yok, sozun senin sozun degil Onun Sozu. Tabii gercek olacak!
Bu sabah Gurudev okuyordum orda cikti karsima bu paragraf, yazi da ondan yazildi. Ne mutlu dogruya, dogruyu konusanlara!!!
A truthful man is free from worry and anxiety, he has a calm mind. He is respected by society. If you speak the truth for twelve years you will get vak-siddhi - then whatever you speak will come to pass. There will be great power in your speech - you will be able to influence thousands.
Dogruyu konusan kisi endise ve kaygidan bagimsizdir. Sakin bir zihni vardir. Toplum tarafindan saygi duyulur. Eger 12 yil boyunca dogru konusursan Vak-Siddhi sahibi olursun ki boylece ne soylersen soyle gercek olur. Konusmanda buyuk bir guc olusur. Binlerce insani etkileyebilirsin konusmanla.
Daha temiz bir dunya sadece coplerimizi sokaklara atmayarak, geridonusume katkida bulunarak olmaz kanimca. Temiz bir dunya agzimizdan cikan sozlerin titresimiyle olusur.
Dun bir hareket gordum. Norvec'te yasanan olayin ustune medya surekli katilin fotograflarini buyuk boy yayinlayarak olayin nasil korkunc olduguna dair haberler yaparken, ayni ulkede bir araya toplanin baris cagrisi yapan, huzuru konusan, mum yakip birbirine sarilip kayiplar icin toplanan gruplarin hicbirini haber sayfasina tasimiyordu. Bir Norveclinin baslattigi hareket sonucu dun 200000 email butun yayin organlarina yollanmisti. Basin para yapmak icin korkulari ve dehseti koruklemesin. Sevgi, baris, huzur onemli bunlara dikkat cekmeli diye.
Gun icinde kendimize bakmaliyiz, nasil bir dunyayi destekliyoruz. Nasil bir dunyayi destekliyorsak, iste o dunya bizim dunyamiz, kimseye sikayete gerek yok...
ASKla...
Ben cok baskili bir evde buyudum. Cem Yilmazin bir parodisi var kizlar cok iyi yalan soyler erkekler beceremez. Cunku erkeklerin her istedigi yapilirken, kizlarin herseyi yasaklanmistir. Dolayisiyla kizlar da istediklerini yapmak icin yalansoyler temali.
Ben de oyle yapmistim. Cunku hayir dedikleri konular bana cok sacma geliyordu, kavga etsen bir yere varmiyordu. Ben de kendimi odama kapatir, ertesi gunu de yalani organize ederdim. Kardesimi de egitmistim bir guzel. Ilki soyleydi. Sakin anneme E'nin telefon actigini soyleme. (E telefon acamaz bizim evimize, simdi bu mantikli mi??) Neyse kapi calar aksam, annem gelir, kardesim kosarak kapiya gider, annemin bacaklarina sarilir. "Anneee ablam E ile telefonla hic konusmadi". Tabii annemden simsek gibi bakislar gelir. Sonrasi kavga kiyamet. Seneler gectikce ben de haliyle daha profesyonel oldum, tabii beraberinde kardesim de. Kendi istedigimi yapmak motivasyonumdu. Baska da bir nedeni yoktu. Ama ne cetrefilliydi bu is. Bir yalan soylersin, o yalani unutmaman gerekir, o yalani desteklemek icin birden fazla yan yalan hikayeye ihtiyac vardi. Olme essegim olme.
Evden ayrildiktan sonra yalan soylemek icin nedenim kalmayinca dogrucu Davut oluverdim. Ne sorsalar dogrusunu soyleyiveriyordum. Insanlar bu sefer verdigim cevaplar karsisinda sasirip kaliyorlardi. Ama o ucta zaman icinde yontuldu, sakinlesti. Beyaz yalanlar soyledim o donemlerde eminim, ama kimsenin hayatini etkileyecek boyutta degildi hicbiri.
Sonra Amerika'ya gittim. Orda cocuklarla ve yoga-meditasyonla gecen 2 yil sonunda farkettim ki yalanin en buyugunu kendime soylemisim. Senelerce. Farkina bile varmadan. Anneme soyledigim yalan oylesine masum kaldi ki kendimle yuzlesmelerimin yaninda. Ne cok aldatmisim kendimi, ne cok!
Sonra Turkiye'ye dondum, yillardir kaynayan volkan patladi, kendim dahil yakinimdaki herkesi de yakip kule cevirdi.
Sonra Hindistan... Iste kullerinden dogan kus hikayesi bu sanirim :) Dogru soylemeye baslayinca dogrunun dibi yok ayni yalanin olmadigi gibi. Seni aldikca aliyor icerlere, guzelliklere. Dogru soyledikce gucleniyorsun, guvenin geliyor kendine. Farkediyorsun ki saklamaya degecek, uyduralacak hicbirsey yok etrafta. Kavga ise kavga. Guzel olan dogruyu konustugun icin biri kavga ediyor seninle, anlamli az da olsa :)) Dogrunu savunuyorsun bugunun sartlarinda, yarin onu da yapmayacagini bilerek! Ertesi konuda onu da savunmuyorsun cunku adim adim ogretiyor dogru sana dogrunun otesindeki dogrunun icinde ne hakli var ne haksiz, oyun oynuyoruz kendimizce. Hindistan'da duymustum hep dogruyu konusursan bir sure sonra soyledigin hersey gercek olmaya baslar diye. Cunku artik sozunde hikaye yok, kandirmaca yok, sozun senin sozun degil Onun Sozu. Tabii gercek olacak!
Bu sabah Gurudev okuyordum orda cikti karsima bu paragraf, yazi da ondan yazildi. Ne mutlu dogruya, dogruyu konusanlara!!!
A truthful man is free from worry and anxiety, he has a calm mind. He is respected by society. If you speak the truth for twelve years you will get vak-siddhi - then whatever you speak will come to pass. There will be great power in your speech - you will be able to influence thousands.
Dogruyu konusan kisi endise ve kaygidan bagimsizdir. Sakin bir zihni vardir. Toplum tarafindan saygi duyulur. Eger 12 yil boyunca dogru konusursan Vak-Siddhi sahibi olursun ki boylece ne soylersen soyle gercek olur. Konusmanda buyuk bir guc olusur. Binlerce insani etkileyebilirsin konusmanla.
Daha temiz bir dunya sadece coplerimizi sokaklara atmayarak, geridonusume katkida bulunarak olmaz kanimca. Temiz bir dunya agzimizdan cikan sozlerin titresimiyle olusur.
Dun bir hareket gordum. Norvec'te yasanan olayin ustune medya surekli katilin fotograflarini buyuk boy yayinlayarak olayin nasil korkunc olduguna dair haberler yaparken, ayni ulkede bir araya toplanin baris cagrisi yapan, huzuru konusan, mum yakip birbirine sarilip kayiplar icin toplanan gruplarin hicbirini haber sayfasina tasimiyordu. Bir Norveclinin baslattigi hareket sonucu dun 200000 email butun yayin organlarina yollanmisti. Basin para yapmak icin korkulari ve dehseti koruklemesin. Sevgi, baris, huzur onemli bunlara dikkat cekmeli diye.
Gun icinde kendimize bakmaliyiz, nasil bir dunyayi destekliyoruz. Nasil bir dunyayi destekliyorsak, iste o dunya bizim dunyamiz, kimseye sikayete gerek yok...
ASKla...
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Ne yaptigimizi biliyor muyuz?
Gecenlerde bir belgesel seyrettim. Ortasindan basladigim icin cok detay veremeyecegim. Konu Kizildeniz'deki Jaws'lardi. Misir'da bir yaz, her zamanki gibi insanlar yuzerken bir gun kopekbaligi saldirisi oluyor. Bir kadin agir yaralaniyor. Bir saat sonra yeni bir saldiri oluyor. O da agir yarali hastaneye kaldiriliyor. Sahil seridini kapatiyorlar ve arama yapiyorlar. Iki kopekbaligi yakalayip öldürüyorlar. Ertesi gun sahil yeniden aciliyor yuzmeye. O gun bir baska saldiri daha gerceklesiyor ve ölümle sonuclaniyor. Toplamda 4 yarali ve 1 ölüm...
Bunlar anlatilirken dalgiclarla da roportaj yapiliyor. Dalgiclar 25 senedir orda daldiklarini, kopekbaliklarinin asla insanlara zarar vermediklerini anlatiyorlar. Baska bir bilim adami konusuyor. Kopekbaliklarinin menusunde insan yoktur diyor. Ve herkes ayni soruyu soruyor, neden bu saldirilar oluyor?
Yapilan arastirmalar sonucu ortaya cikan cevap su:
Sahil serdinin bir yerinde ekmekle baliklari besliyorlar. Cocuklar icin cok masumca bir eglence olan bu is, yuzlerce baligin beslenmek icin sahile gelmesine yol aciyor. Sahile gelen yuzlerce balik ayni titresimi yayiyorlar, burda yiyecek var. Bu titresimi alan kopekbaliklari, menude insan olup olmamasini onemsemeden, sadece titresime gelip, onlerine gelen ilk kisiye saldiriyorlar.
Simdi butun bu konuyu anlatmamin bir tek nedeni var;
Belgeseli seyrettigimden beri dusunuyorum. Bizim gun icinde yaydigimiz titresimler etrafimizda nasil bir dunya yaratiyor. Olumsuz seyleri tekrar hatirlatmayacagim, ama okuyan herkes etrafinda kendisini rahatsiz eden konuya bakip sonra da kendi icine bakabilir bulabilmek icin.
Hindistan'da cok aziz vardir. Bazen insanlar, ozellikle batililar, "ohh ne guzel boyle butun gun hicbirsey yapmadan oturuyor" diye dusunurler. Buna cevap hep duyardim, "O'nun dunyaya neler yaptigini sen bilemezsin".
Biz dunayaya ne yaptigimizi biliyor muyuz acaba???
Bunlar anlatilirken dalgiclarla da roportaj yapiliyor. Dalgiclar 25 senedir orda daldiklarini, kopekbaliklarinin asla insanlara zarar vermediklerini anlatiyorlar. Baska bir bilim adami konusuyor. Kopekbaliklarinin menusunde insan yoktur diyor. Ve herkes ayni soruyu soruyor, neden bu saldirilar oluyor?
Yapilan arastirmalar sonucu ortaya cikan cevap su:
Sahil serdinin bir yerinde ekmekle baliklari besliyorlar. Cocuklar icin cok masumca bir eglence olan bu is, yuzlerce baligin beslenmek icin sahile gelmesine yol aciyor. Sahile gelen yuzlerce balik ayni titresimi yayiyorlar, burda yiyecek var. Bu titresimi alan kopekbaliklari, menude insan olup olmamasini onemsemeden, sadece titresime gelip, onlerine gelen ilk kisiye saldiriyorlar.
Simdi butun bu konuyu anlatmamin bir tek nedeni var;
Belgeseli seyrettigimden beri dusunuyorum. Bizim gun icinde yaydigimiz titresimler etrafimizda nasil bir dunya yaratiyor. Olumsuz seyleri tekrar hatirlatmayacagim, ama okuyan herkes etrafinda kendisini rahatsiz eden konuya bakip sonra da kendi icine bakabilir bulabilmek icin.
Hindistan'da cok aziz vardir. Bazen insanlar, ozellikle batililar, "ohh ne guzel boyle butun gun hicbirsey yapmadan oturuyor" diye dusunurler. Buna cevap hep duyardim, "O'nun dunyaya neler yaptigini sen bilemezsin".
Biz dunayaya ne yaptigimizi biliyor muyuz acaba???
5 Temmuz 2011 Salı
Ilahi davranislar
Swamiji tatillerinden birinde babasinin ulkesi Haiti'ye gitmis. Soygunun, cetelerin cok yaygin oldugu ulkede, bir yerden para tahsil etmek uzere bekliyorlarmis. O sirada cetelerden biri ellerinde kalasnikoflarla iceri girmisler. Butun paralari almislar. Herkes korkudan butun emirlere uyarken, Swamiji hic istifini bozmadan bankonun kenarinda duruyormus. Yuzu maskelilerden birisi kalasnikofunu Swamiji'ye dondurup tehdit etmis. Swamiji biraz uzun boylu ve iri yaridir. Elini kalbine dogru goturup isaret ederek, " Bu vucudu oldurerek Ben'i oldurecegini mi saniyorsun?" demis sogukkanli ve alayci sesiyle. Ve maskenin ardindaki adamin gozlerinin dibine dogru bakmis, dimdik. Adam birden titremeye baslamis ve diger arkadaslarini telasla cagirarak, voodoo buyucusu, bu voodoo buyucusu hadi cabuk bitirin isinizi diyip cikartmis digerlerini de en kisa zamanda.
Insanlar Swamiji'ye madem her davranisi yapan Tanri o zaman ben gidip adam oldureyim simdi diyenlere soyle cevap verir. Senin kurulumunda yok bu (o kisiyi kastederek). Yoksa soyguncuya o plani yaptiran kim? Sen de birgun hirsizdin! Herkes olgunlasacak, herkesin zamani gelecek. Herkes bir gun Eve donecek.
Yine konusmalarindan birinde soyle der Swamiji, bir yoldan gecsem ve orda bir adamin bir kiza tecavuz ettigini gorsem, sizce ben kimseye zarar vermem kuralini uyguluyorum diye, bunu yapan da Tanri'dir diye yurur gider miyim?
Hayir, huzur ve sakinlikle o adami oldururum, der.
Onemli olan hangi davranisi yapip yapmadigimiz degildir, onemli olan yapilan davranisin O'nun tarafindan yapildigi bilincine varabilmektir. Iste bu noktada baslar teslimiyet. Iste bu noktada O mukkemmellik icinde kendini gostermeye baslar.
Parkta cocuklar oynarken seyrederken onlari, cocuklardan biri salincaktan dusmek uzereyken birden basini cevirdigin icin gorursun ve hemen yetisip kurtarirsin. Icinde bir nese olur. Cocugu bak nasil kurtardim diye, iste kurtaran sen degilsindir, hepsi O'nundur. Icini durten, senin basini obur tarafa o an cevirten. Bu mukkemmellik O'nun varligini gun icinde daha cok yasamakla daha da gelisir, artar.
Biri haksiz yere seni yere yapistirdiginda eger susuyorsan tabii susabilirsin, ama konusuyorsan bu da O'nun dilegidir. O'nun dilegi herseye boyun egmemiz degil, herseyin O'ndan geldigini bilmemizdir.
Simdi bir akli selim gelse bana dese, nerden biliyorsun O'nun dilegi diye yazip duruyorsun diye, bilen ben degilim, sadece ayetleri aktariyorum ve azizlerin dediklerini, hep hatirlamak adina.
Askla,
Insanlar Swamiji'ye madem her davranisi yapan Tanri o zaman ben gidip adam oldureyim simdi diyenlere soyle cevap verir. Senin kurulumunda yok bu (o kisiyi kastederek). Yoksa soyguncuya o plani yaptiran kim? Sen de birgun hirsizdin! Herkes olgunlasacak, herkesin zamani gelecek. Herkes bir gun Eve donecek.
Yine konusmalarindan birinde soyle der Swamiji, bir yoldan gecsem ve orda bir adamin bir kiza tecavuz ettigini gorsem, sizce ben kimseye zarar vermem kuralini uyguluyorum diye, bunu yapan da Tanri'dir diye yurur gider miyim?
Hayir, huzur ve sakinlikle o adami oldururum, der.
Onemli olan hangi davranisi yapip yapmadigimiz degildir, onemli olan yapilan davranisin O'nun tarafindan yapildigi bilincine varabilmektir. Iste bu noktada baslar teslimiyet. Iste bu noktada O mukkemmellik icinde kendini gostermeye baslar.
Parkta cocuklar oynarken seyrederken onlari, cocuklardan biri salincaktan dusmek uzereyken birden basini cevirdigin icin gorursun ve hemen yetisip kurtarirsin. Icinde bir nese olur. Cocugu bak nasil kurtardim diye, iste kurtaran sen degilsindir, hepsi O'nundur. Icini durten, senin basini obur tarafa o an cevirten. Bu mukkemmellik O'nun varligini gun icinde daha cok yasamakla daha da gelisir, artar.
Biri haksiz yere seni yere yapistirdiginda eger susuyorsan tabii susabilirsin, ama konusuyorsan bu da O'nun dilegidir. O'nun dilegi herseye boyun egmemiz degil, herseyin O'ndan geldigini bilmemizdir.
Simdi bir akli selim gelse bana dese, nerden biliyorsun O'nun dilegi diye yazip duruyorsun diye, bilen ben degilim, sadece ayetleri aktariyorum ve azizlerin dediklerini, hep hatirlamak adina.
Askla,
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Icimizdeki
Cok anlastigim bir arkadasimla konusurken daha da neselenmek kolay
Cok guzel gecirdigim bir gunun sonucu kalbimde huzurla oturmak kolay
Cok iyi bir insani sevmek kolay
Cok iyi bir evde yasamak kolay
Ben ne zaman anliyorum biliyor musunuz icimdeki O'nun varligini;
Hic sevilmeye deger olmadigini dusunecegimiz bir insana bakarken kalbimde sefkat duyarken
Bir insana hizmet etmek kolay, acsa yemegini verirsin, uykusu geldiyse uyutursun
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Insan olarak hic aklima gelmeyecek bir detayi yaparken buldugumda kendimi ve karsimdaki bu yaptigim karsisinda kelimesiz kaldiginda
Bazi insanlar icin hakkini savunmak kolaydir
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Korkusuzca, hicbir sinir tanimadan, kaybedecek hicbirseyi olmadiginin bilincinde, dunyayi versen almayacak edasinda konusup karsisindaki insana cevabini verdiginde
Sen dunyayi almayacagini gosterirsin, ve iste o anda dunya herseyiyle ayaklarinin onune serilir
Hersey kim oldugunu sana gostermek icin burda.
Gor iste simdi nerdesin!
Cok guzel gecirdigim bir gunun sonucu kalbimde huzurla oturmak kolay
Cok iyi bir insani sevmek kolay
Cok iyi bir evde yasamak kolay
Ben ne zaman anliyorum biliyor musunuz icimdeki O'nun varligini;
Hic sevilmeye deger olmadigini dusunecegimiz bir insana bakarken kalbimde sefkat duyarken
Bir insana hizmet etmek kolay, acsa yemegini verirsin, uykusu geldiyse uyutursun
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Insan olarak hic aklima gelmeyecek bir detayi yaparken buldugumda kendimi ve karsimdaki bu yaptigim karsisinda kelimesiz kaldiginda
Bazi insanlar icin hakkini savunmak kolaydir
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Korkusuzca, hicbir sinir tanimadan, kaybedecek hicbirseyi olmadiginin bilincinde, dunyayi versen almayacak edasinda konusup karsisindaki insana cevabini verdiginde
Sen dunyayi almayacagini gosterirsin, ve iste o anda dunya herseyiyle ayaklarinin onune serilir
Hersey kim oldugunu sana gostermek icin burda.
Gor iste simdi nerdesin!
6 Haziran 2011 Pazartesi
Efendi kim?
Dusunce varsa, zihin var ve de oyun var.
Sen varsan, zihin var, hayat var.
Allaha binsukur kavusmamiz aniden oldu :)
Kaybolsam da O'nun kollarindayiz ama bir bilincli olarak Orda olmak var, bir de orda olmak ama nerde oldugunu bile bilmemek var. Gaflet ve dalalet anlari iste onlar. Dunyanin oyununun icinde girdaptasin. Beyazin varsa, siyahin gelmekte. Kahkahan varsa gozyasi gozunun kenarinda ilk firsati beklemekte. Oyunun kurali bu.
Oyuna ara verip soyle bir agac alti banka oturunca demlendim.
Canim kaju yemek istiyor deyip koltuktan mutfaga gidip, kavanozunu acip yediginde, iste zihnin emrindesin. Zihin efendi, sen hizmetkar.
Gunlerdir su durumdasin, nedir derdin, diyip soyle bir oturdugunda ise efendi sensin, zihnin hizmetinde.
Canim kaju istediginde, bekle bakalim zihin biraz, simdi zamani degil dediginde duruyorsan, iste efendi sensin, zihin egitimde.
Zihin nedir ki ? O degil mi o da. Ama hangi haliyle.
Zihin almisti dizginleri ele son aylar da ya, simdi demlenirken seyreyledim nasil da ordan oraya calmis beni.
Insanoglu mutlu olmak icin cabalar, ama hic kimse mutlulugu kaldiramaz. Zihin izin vermez. Egitimsizse. Ve onu tebiye etmek, ahhhh deveye hendek atlatmak daha mi kolay acaba.
Swamiji hep der ki zihini terbiye etmek zordur, onunla arkadas olmak lazim. Eger beklerse sonunda herseyi bilecegini hatirlat ona!
Ve zihne oyalanmasi icin mutlaka birsey vermeli. Benimki bilindigi uzere son aylarda asi uzerine calismaktaydi. Hizmetimdir O'na insallah. Artik eline O'nun adini verdim yine. O terbiye ediversin ben ugrasamayacagim diye. Kabul olur insallah :)
Simdi yani yaziyi yazdiktan 2 saat kadar sonra onume cikan cumleyi buraya not almadan edemeyecegim.
Sen varsan, zihin var, hayat var.
Allaha binsukur kavusmamiz aniden oldu :)
Kaybolsam da O'nun kollarindayiz ama bir bilincli olarak Orda olmak var, bir de orda olmak ama nerde oldugunu bile bilmemek var. Gaflet ve dalalet anlari iste onlar. Dunyanin oyununun icinde girdaptasin. Beyazin varsa, siyahin gelmekte. Kahkahan varsa gozyasi gozunun kenarinda ilk firsati beklemekte. Oyunun kurali bu.
Oyuna ara verip soyle bir agac alti banka oturunca demlendim.
Canim kaju yemek istiyor deyip koltuktan mutfaga gidip, kavanozunu acip yediginde, iste zihnin emrindesin. Zihin efendi, sen hizmetkar.
Gunlerdir su durumdasin, nedir derdin, diyip soyle bir oturdugunda ise efendi sensin, zihnin hizmetinde.
Canim kaju istediginde, bekle bakalim zihin biraz, simdi zamani degil dediginde duruyorsan, iste efendi sensin, zihin egitimde.
Zihin nedir ki ? O degil mi o da. Ama hangi haliyle.
Zihin almisti dizginleri ele son aylar da ya, simdi demlenirken seyreyledim nasil da ordan oraya calmis beni.
Insanoglu mutlu olmak icin cabalar, ama hic kimse mutlulugu kaldiramaz. Zihin izin vermez. Egitimsizse. Ve onu tebiye etmek, ahhhh deveye hendek atlatmak daha mi kolay acaba.
Swamiji hep der ki zihini terbiye etmek zordur, onunla arkadas olmak lazim. Eger beklerse sonunda herseyi bilecegini hatirlat ona!
Ve zihne oyalanmasi icin mutlaka birsey vermeli. Benimki bilindigi uzere son aylarda asi uzerine calismaktaydi. Hizmetimdir O'na insallah. Artik eline O'nun adini verdim yine. O terbiye ediversin ben ugrasamayacagim diye. Kabul olur insallah :)
Simdi yani yaziyi yazdiktan 2 saat kadar sonra onume cikan cumleyi buraya not almadan edemeyecegim.
When the mind is examined its activities cease automatically (Talk 345) - Ramana Maharishi
Zihin incelendiginde, aktiviteleri otomatik olarak durur8 Mayıs 2011 Pazar
Anneler Gunu vesilesiyle JAI MA!
Bugun anneler gunu. Sabah unutmustum, kayinvalide acin bilgisayari da konusalim deyince hatirladim. Once onunkini, sonra anneminkini kutladik. Sagolsunlar Esin(Esmir) anneler gunumu kutlamis, kardesim mesaj yollamis. Mira okulda cerceve yapmis, sonra bahceden kopardigi cicekle kutladi.
Anneler gunu bugun. Ve Mira bana getiriyor cicegi anneler gunun kutlu olsun diye. Ben adet oldugu icin annemle kayinvalideminkini kutluyorum. Peki aslen icimde neler oluyor?
Ben anne degilim, hic olmadim. Ya da etrafimdaki herseyin annesi Ben'im.
Bugun kimin gunu, yine O' nun her zaman oldugu gibi. Bize annelik sifatini veren kim ? O. Bize bu bebekleri veren kim? O. O zaman kim anne ? Tabii ki O :)Ben hic ustume alinmadim anneligi.
Bir ilahi baba var hic kipirdamayan herseyi icinde barindirip seyreyleyen, bir de ilahi anne var, dogurdukca doguran. Bizler onlarin cocuklari. Ne zaman ki asil gorevi asil sorumlu olana devrediyoruz, iste o zaman "annelik" dolu dolu yasaniyor.
Ne zaman ki annelik'e tutunuyoruz, ben anneyim, ben senin annenim etiketlerini yapistiriyoruz, Swamiji'nin dedigi gibi iste o zaman butun korkularimiz, yanlislarimiz, travmalarimiz geciyor onlara.
Oylesine kiriktim ki hamile kaldigimda hep dua ediyordum. Ben annelikten anlamam, bunca hatamla da korkunc bir anne olurum, onun annesi Sen'sin. Sen beni temizle iyice ki, Sen'in aracin olabileyim bu annelikte. Ve temizlenme sureci hala devam etmekte.
Bugun icimden ne geliyor; hamile olmus, cocuguna kavusmus veya kavusamamis, ben dahil butun annelerin anneligi O'na gercek sahibine teslim edebilmemiz ve O'nun hizmetinde olabilmemiz dilegimle diye dua etmek geliyor.
Rahme dusmus ama dogamamis cocuklarimiz, O'nun yaninda kollarinda. Veren sefkatli eliyle, almisti geriye. ihtiyac yoktu belki daha uzun bizimle kalmalarina. Ogrenmek icindi hersey. Dogmus olanlar, ne kadar zaman bu hayatta bizimle kalacaksa, umarim yapisip kalmayiz hicbir zaman bu kelimenin buyusune. Ve iade ederiz geriye ASKla, animsayarak, her daim...
Anneler gunu bugun. Ve Mira bana getiriyor cicegi anneler gunun kutlu olsun diye. Ben adet oldugu icin annemle kayinvalideminkini kutluyorum. Peki aslen icimde neler oluyor?
Ben anne degilim, hic olmadim. Ya da etrafimdaki herseyin annesi Ben'im.
Bugun kimin gunu, yine O' nun her zaman oldugu gibi. Bize annelik sifatini veren kim ? O. Bize bu bebekleri veren kim? O. O zaman kim anne ? Tabii ki O :)Ben hic ustume alinmadim anneligi.
Bir ilahi baba var hic kipirdamayan herseyi icinde barindirip seyreyleyen, bir de ilahi anne var, dogurdukca doguran. Bizler onlarin cocuklari. Ne zaman ki asil gorevi asil sorumlu olana devrediyoruz, iste o zaman "annelik" dolu dolu yasaniyor.
Ne zaman ki annelik'e tutunuyoruz, ben anneyim, ben senin annenim etiketlerini yapistiriyoruz, Swamiji'nin dedigi gibi iste o zaman butun korkularimiz, yanlislarimiz, travmalarimiz geciyor onlara.
Oylesine kiriktim ki hamile kaldigimda hep dua ediyordum. Ben annelikten anlamam, bunca hatamla da korkunc bir anne olurum, onun annesi Sen'sin. Sen beni temizle iyice ki, Sen'in aracin olabileyim bu annelikte. Ve temizlenme sureci hala devam etmekte.
Bugun icimden ne geliyor; hamile olmus, cocuguna kavusmus veya kavusamamis, ben dahil butun annelerin anneligi O'na gercek sahibine teslim edebilmemiz ve O'nun hizmetinde olabilmemiz dilegimle diye dua etmek geliyor.
Rahme dusmus ama dogamamis cocuklarimiz, O'nun yaninda kollarinda. Veren sefkatli eliyle, almisti geriye. ihtiyac yoktu belki daha uzun bizimle kalmalarina. Ogrenmek icindi hersey. Dogmus olanlar, ne kadar zaman bu hayatta bizimle kalacaksa, umarim yapisip kalmayiz hicbir zaman bu kelimenin buyusune. Ve iade ederiz geriye ASKla, animsayarak, her daim...
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Dedi ki:
Tanri'nin kimden dile gelecegi belli olmaz. Herkesin ozu O ancak bazen oyle bir dile gelir ki hic cevap bile veremezsiniz.
Bugun Mira'yi Ontario Science Museum'a goturduk. Muhtesem bir bilim muzesi. Neler yoktu ki icinde. Dogal olarak kendini kaybetti. Mini markette alisveris yapti, ev tamir etti, muzik yapti, yagmur ormaninda gezdi ve daha neler.
Cikista yine sozumuzu dinlememesi uzerine soyle birazcik gerildik. Gel dedik gelmedi. Bir daha gel parka gidecegiz dedik gelmedi. Bir daha cagirdik. Yine orali olmayinca, geldiginde kusura bakma artik parka gidemeyecegiz dedik. Tabii cok bozuldu.
Sonra metroda bir saniye icinde ustume cikip, tutunma yerlerinde maymun gibi sallanmaya baslayinca bu sefer esim dagildi. Zaten metro kalabalik. Bir de ust uste soz dinlememesi ikimizi de cok fena yormustu.
Sonra baska bir otobuste baska bir soz dinlememe vakasi.
Neyse en nihayetinde yemek yiyecegimiz yere geldik. Yolda ucumuzde dagilmis bir sekilde yuruyoruz. Mira bir yerde yuruyor, esim onde basi cekiyor. Ben de etrafima bakiniyorum. Bir de Mira'yi gozumle takip ediyorum. Muzeyi saymazsak Mira'nin en ozgur oldugu anlardan biri yani. O esnada karsidan karsiya bir adam gecti. Elinde sigarasi, otuzlu yaslarinin sonlarinda. Robot gibi agir bir hareket yapiyordu kaldirima adim atarken. Etrafa bakarken bu manzarayla karsilasmistim. Onemsemeden devam ettim. Kendince bir komiklik yapiyordur diye dusunmustum.
Tam yanimdan gecerken "Let the kid be a kid" dedi. Yani cocugu birak cocuk olsun gibi bir cevirisi var. Bana soylemisti ve ben donup baktim ama hizli hizli yurumeye devam ediyordu. Oyle kisa zamanda oldu ki hem duydugumu olabilecek en NET haliyle duymustum, (butun gun Mira'yi uyardigimiz anlarin beni nasil yordugunu gormustum o an), bir yandan da giden adama cevap vermem gerekdiginin farkindaydim. Ok tesekkurler diye seslendim arkasindan. Tabii adam bakmadi bile.
Donup esime soyledim. Kaale alir gibi oldu, sonra kaale almamayi daha kendine yakin buldu sanirim.
Yemege oturduk. Mira'ya baktim. 5 yasina gelmek uzere olan, cok zeki ve super hareketli bir cocuktu. Ve evet soyledigim hicbirseyi ilk seferinde yapmiyordu.
It's ok'di.
Bakalim bunun devami var mi?
Bugun Mira'yi Ontario Science Museum'a goturduk. Muhtesem bir bilim muzesi. Neler yoktu ki icinde. Dogal olarak kendini kaybetti. Mini markette alisveris yapti, ev tamir etti, muzik yapti, yagmur ormaninda gezdi ve daha neler.
Cikista yine sozumuzu dinlememesi uzerine soyle birazcik gerildik. Gel dedik gelmedi. Bir daha gel parka gidecegiz dedik gelmedi. Bir daha cagirdik. Yine orali olmayinca, geldiginde kusura bakma artik parka gidemeyecegiz dedik. Tabii cok bozuldu.
Sonra metroda bir saniye icinde ustume cikip, tutunma yerlerinde maymun gibi sallanmaya baslayinca bu sefer esim dagildi. Zaten metro kalabalik. Bir de ust uste soz dinlememesi ikimizi de cok fena yormustu.
Sonra baska bir otobuste baska bir soz dinlememe vakasi.
Neyse en nihayetinde yemek yiyecegimiz yere geldik. Yolda ucumuzde dagilmis bir sekilde yuruyoruz. Mira bir yerde yuruyor, esim onde basi cekiyor. Ben de etrafima bakiniyorum. Bir de Mira'yi gozumle takip ediyorum. Muzeyi saymazsak Mira'nin en ozgur oldugu anlardan biri yani. O esnada karsidan karsiya bir adam gecti. Elinde sigarasi, otuzlu yaslarinin sonlarinda. Robot gibi agir bir hareket yapiyordu kaldirima adim atarken. Etrafa bakarken bu manzarayla karsilasmistim. Onemsemeden devam ettim. Kendince bir komiklik yapiyordur diye dusunmustum.
Tam yanimdan gecerken "Let the kid be a kid" dedi. Yani cocugu birak cocuk olsun gibi bir cevirisi var. Bana soylemisti ve ben donup baktim ama hizli hizli yurumeye devam ediyordu. Oyle kisa zamanda oldu ki hem duydugumu olabilecek en NET haliyle duymustum, (butun gun Mira'yi uyardigimiz anlarin beni nasil yordugunu gormustum o an), bir yandan da giden adama cevap vermem gerekdiginin farkindaydim. Ok tesekkurler diye seslendim arkasindan. Tabii adam bakmadi bile.
Donup esime soyledim. Kaale alir gibi oldu, sonra kaale almamayi daha kendine yakin buldu sanirim.
Yemege oturduk. Mira'ya baktim. 5 yasina gelmek uzere olan, cok zeki ve super hareketli bir cocuktu. Ve evet soyledigim hicbirseyi ilk seferinde yapmiyordu.
It's ok'di.
Bakalim bunun devami var mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

