Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mart 2012 Salı
Herkes burda, simdi!
Bu yazi Guguk'cuk icin yazilmistir :)
gugukcuk yusufcuk diyen kuslar vardir Turkiye'de burdakiler Yusuf diye bilmediklerinden oyle sakimiyorlar ama, ayni zamanda bu yaziyi, her gugukcuk dendiginde babanesinin yaninda oldugunu hisseden annem ve her gugukcuk sesini duydugunda anneannesini dusunen Mira icin de yaziyorum :)
Neem Karoli Baba bu blogun azizlerindendir. Arada yazarim hakkinda, bilirsiniz. Bilmezseniz mutlaka okuyun, Aska gelin derim.
Krishna Das da bu blogun en sevilen karakterlerindendir. Onceleri kendisini hic sevmedigim halde (cunku neden batililar dogulularin herseyini calmak zorunda ki diye dusunen bir kucuk kizcocugu vardi bir zamanlar) sonradan ozellikle kendisiyle birebir mabedde gecirdigim Tanri armagini gunden sonra, ne kadar ozel, ne kadar guzel bir insan oldugunu anlamaya nail oldugum kisidir.
Krishna Das Horward profesoru sonradan ismi Ram Das olarak degistirilen ruhani ogretmen vasitasiyla Neem Karoli Baba'yla tanismis. Uc senesini Hindistan'da Neem Karoli Baba (Maharaj)'nin yaninda gecirmis. Maharaj gelin dediginde gitmisler, huzurunda dualar okumuslar, gidin dediginde ise odalarina cekilip, cocuklar gibi, camdan Maharaj'in kendilerini cagirmasini beklemisler. Uc sene ask denizinde yuzerek. Kendilerinin kim oldugunu, her turlu kotulukleriyle onlari taniyan Maharaj'in askinda Asik olarak gecirmisler.
Bir gun Maharaj Amerika'ya don demis. Krishna Das bu cumleyle yikilmis. Maharaj Krishna Das'in icindeki birseyler yapma (aile, cocuk vs.) isteginin farkindaymis. Krishna Das son gun, sana nasil hizmet edebilirim diye sormus, Maharaj once azarlamis ve yollamis. Tam kapidan disari cikarken arkasini donmus Krishna Das, Maharaj ask dolu bakiyormus ve kalbinde duymus, Amerika'da benim icin sarki soyle (chant diyor aslinda, yani mantralarin dualarin soylenmesi)
Krishna Das Amerika'ya dondukten kisa bir sure sonra sevgilisi oluyor. Bir iki ay beraberlikten sonra Maharaj'dan haber aliyor. Ne zaman geliyor geri Hindistan'a diye. Maharaj'in kendisine evlenme dedigini hatirliyor Krishna Das. Evlenmek O'nun dilinde beraber olmak. Sonra haber yolluyor, para biriktiriyorum uzun sure Hindistanda kalabilmek icin, param birikince gelecegim diyor. Seneler sonra itiraf ediyor Krishna Das aslinda sevgilisiyle daha uzun sure kalabilmek icin bir bahane oldugunu. Ve bir iki ay icinde haber geliyor. Neem Karoli Baba vucudunu birakiyor. (Hindistan'daki inanisla azizler olmezler, kendi dilekleriyle vucutlarini birakirlar) Krishna Das o gunden sonraki 11 yil boyunca inanilmaz bir hayat yasiyor. Depresif, uyusturucu bagimliliginda, aci icinde, kendinden nefret ederek, kizgin. 11 yil sonra Hindistan'a dondugunde oylesine mutsuz ki tek istegi bir odaya gidip bir koseye kivrilmak ve uyumak belki bir hafta. Ancak ordakiler onu o kadar cok seviyorlar ki Puja yapmasi icin onu davet ediyorlar. Bitmis bir halde, kan ter icinde atesin basinda dua ediyor ve yiyecekleri atese atiyor. Her atisinda keske kendimi de atabilsem de yok olsam diye dusunuyor bir yandan. Neem Karoli Baba'dan sonra ashram Siddhi Ma'dan soruluyor. El verdigi diyebilirim. Siddhi Ma'da bu blogda adi gecen azizelerdendir. Siddhi Ma Krishna Das'i aglarken goruyor, birini yollayip cagirtiyor odasina. Eskiden Maharaj'in kaldigi odaya. Krishna Das bikkin, keske beni biraksalar artik diye dusunse de, hayir diyemeyecegi icin gidiyor yanina. Kapiyi actigi anda bir simsek cakmasi gibi bir isikla yere yikiliyor. Ve aglamaya basliyor. Maharaj'i hissediyor. O anda birkac sey birden oluyor Krishna Das'a. Biri Maharaj'dan sonraki hayati kare kare gozunun onune geliyor. Neler yaptigi, niye yaptigi. Ikincisi kalbinin etrafina nasil duvar ordugunu goruyor. Hissetmemek icin. Oysa o an, Maharaj'i o odada hissettigi an, farkediyor ki, Maharaj olumunden bu yana onu bir saniye, hatta milyonda bir saniye bile yalniz birakmamisti. Hep onun yanindaydi, daima...
http://www.youtube.com/watch?v=P6ZZk30s1jo
Hepimiz gerek egitimle, gerekse korkularimizla nice duvarlar orduk kalbimizin etrafina. Simdi cogu kosesini gormekte zorlaniyoruz. Kimimiz bakmaya vakit bulamiyor, kimimiz bakacak bir sey goremeiyor, kimimiz niye bakacagini bilemiyor. Ama gun gelip BAK dediginde, ve o duvarlar yerle bir edildiginde, iste o gun BILIYORUZ, kimse bir yere gitmemisti, kimse ayri gayri degildi, kimse bizi uzmemisti.
Simdiki an'da kaldikca bir bir inecek o duvarin tuglalari. Biraz cesaret!
ASKla ...
P.S Dun gitme anneanne sen hep burda kal diyen Mira bu sabah anneanne demedi bile. Uyandi ve herzamanki hayatina, hayatin getirdigi haliyle basladi. Arabada giderken bir ucak gorunce anneannenin ucagi diye ciglik atti sevincle. El salladi, ama sonra ucagin indigini gordu. Anneanne geri mi donuyor dedi. Sanirim bu o ucak degil dedim, konu kapandi. Cocuklarin o kadar cok ogretecekleri var ki bize. En cok da simdi'de durmak konusunda.
7 Ağustos 2011 Pazar
Unutmamak gerekenlerden !
Birisi geldi..
Bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı...
Sevgilisi, - "Kimsin ey güvenilir er," dedi.
Adam, - 'Benim' dedi.
Evinde huzurlu Sevgili; - 'Git' dedi;
'Şimdi çağı değil, böylesine sofrada ham kişinin yeri yok."
Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir,
İkiyüzlülükten ne kurtarabilir?
....
O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü...
Sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı.
.....
O yanmış-yakılmış kişi pişti.. Olgunlaştı.
Geri geldi.
Gene sevgilinin evinin çevresine düştü.
Yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı..
Ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de ödü patlıyor
ve korkup duruyordu.
Sevgilisi, --'Kapıdaki kim?' diye bağırdı.
Adam, -- "Ey gönüller alan, dedi, --"Kapıdaki 'Sensin'. "
Sevgilisi, "Mademki 'Ben'sin, gel içeriye gir," dedi.
....
Ev dar, iki kişi sığmıyor.
(Mesnevi, c. 1, sh. 3068-3075)
Bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı...
Sevgilisi, - "Kimsin ey güvenilir er," dedi.
Adam, - 'Benim' dedi.
Evinde huzurlu Sevgili; - 'Git' dedi;
'Şimdi çağı değil, böylesine sofrada ham kişinin yeri yok."
Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir,
İkiyüzlülükten ne kurtarabilir?
....
O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü...
Sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı.
.....
O yanmış-yakılmış kişi pişti.. Olgunlaştı.
Geri geldi.
Gene sevgilinin evinin çevresine düştü.
Yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı..
Ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de ödü patlıyor
ve korkup duruyordu.
Sevgilisi, --'Kapıdaki kim?' diye bağırdı.
Adam, -- "Ey gönüller alan, dedi, --"Kapıdaki 'Sensin'. "
Sevgilisi, "Mademki 'Ben'sin, gel içeriye gir," dedi.
....
Ev dar, iki kişi sığmıyor.
(Mesnevi, c. 1, sh. 3068-3075)
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Icimizdeki
Cok anlastigim bir arkadasimla konusurken daha da neselenmek kolay
Cok guzel gecirdigim bir gunun sonucu kalbimde huzurla oturmak kolay
Cok iyi bir insani sevmek kolay
Cok iyi bir evde yasamak kolay
Ben ne zaman anliyorum biliyor musunuz icimdeki O'nun varligini;
Hic sevilmeye deger olmadigini dusunecegimiz bir insana bakarken kalbimde sefkat duyarken
Bir insana hizmet etmek kolay, acsa yemegini verirsin, uykusu geldiyse uyutursun
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Insan olarak hic aklima gelmeyecek bir detayi yaparken buldugumda kendimi ve karsimdaki bu yaptigim karsisinda kelimesiz kaldiginda
Bazi insanlar icin hakkini savunmak kolaydir
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Korkusuzca, hicbir sinir tanimadan, kaybedecek hicbirseyi olmadiginin bilincinde, dunyayi versen almayacak edasinda konusup karsisindaki insana cevabini verdiginde
Sen dunyayi almayacagini gosterirsin, ve iste o anda dunya herseyiyle ayaklarinin onune serilir
Hersey kim oldugunu sana gostermek icin burda.
Gor iste simdi nerdesin!
Cok guzel gecirdigim bir gunun sonucu kalbimde huzurla oturmak kolay
Cok iyi bir insani sevmek kolay
Cok iyi bir evde yasamak kolay
Ben ne zaman anliyorum biliyor musunuz icimdeki O'nun varligini;
Hic sevilmeye deger olmadigini dusunecegimiz bir insana bakarken kalbimde sefkat duyarken
Bir insana hizmet etmek kolay, acsa yemegini verirsin, uykusu geldiyse uyutursun
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Insan olarak hic aklima gelmeyecek bir detayi yaparken buldugumda kendimi ve karsimdaki bu yaptigim karsisinda kelimesiz kaldiginda
Bazi insanlar icin hakkini savunmak kolaydir
Ben ne zaman anliyorum biliyor musun icimdeki O'nun varligini;
Korkusuzca, hicbir sinir tanimadan, kaybedecek hicbirseyi olmadiginin bilincinde, dunyayi versen almayacak edasinda konusup karsisindaki insana cevabini verdiginde
Sen dunyayi almayacagini gosterirsin, ve iste o anda dunya herseyiyle ayaklarinin onune serilir
Hersey kim oldugunu sana gostermek icin burda.
Gor iste simdi nerdesin!
15 Mart 2011 Salı
12 Mart 2011 Cumartesi
Lord Siva'nin testi
Gunlerden birgun Lord Shiva ve karisi Parvati (Uma) mutlu mesut koltuklarinda oturuyorlarmis. Ogullari Ganesh ve Karthikeya da etrafta oynuyormus. Lord Shiva cocuklarini yanina cagirmis. Ilk kim dunyanin etrafini dolasip gelirse ona Ladoo (cok lezzetli bir tatli) verecegim. Karthikeya'nin araci bir tavuskusu, Ganesh'inki ise bir fareymis. Ikise de atlamislar bir nefeste araclarina. Karthikeya hizla uzaklasmis bindigi tavuskusuyla, Ganesh ise faresinin ustunde yavas yavas ilerliyormus. Lord Shiva ve karisi merakla durumu izliyormus. Ganesh faresinin ustunde annesiyle babasinin koltuklarinin etrafinda bir daire yapmis ve babasinin onune geri geldiginde elini uzatmis, Ladoo'mu alayim manasinda :)
Bu davranisi goren Lord Shiva cok memnun kalmis oglunun bu erdemli hareketinden ve vermis Ladoo'yu, Ganesh de afiyetle yemis.
Ganesh heykellerinde gorebileceginiz yuvarlak topa benzer sekiller, iste o ladoo'lardir.
Buyrun simdi siz dusunun bu ne demekti :)
ASKla,
Bu davranisi goren Lord Shiva cok memnun kalmis oglunun bu erdemli hareketinden ve vermis Ladoo'yu, Ganesh de afiyetle yemis.
Ganesh heykellerinde gorebileceginiz yuvarlak topa benzer sekiller, iste o ladoo'lardir.
Buyrun simdi siz dusunun bu ne demekti :)
ASKla,
7 Mart 2011 Pazartesi
Mutlulugun Sirri
Bir zamanlar bir koleksiyoncuya ait, bir altin yuzuk, bir altin kulce ve bir altin kral muhuru varmis. Koleksiyoncu uyurken bu ucu her daim kavga edermis.
Altin yuzuk kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku zengin bir gelinin parmagini susleyecegini soylermis.
Altin kulce kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku madencilerin hayatlarini tehlikeye atarak kendisini cikarttiklarini soylermis.
Altin kral muhuru ise asil kendisinin diger ikisinden cok daha iyi oldugunu soylermis cunku Kral'in mesajlarini muhurlermis.
Gece gunduz ettikleri kavgalar bir gun bu konuyu Tanri'ya danismaya karar verene kadar devam etmis. Tanri'nin hangisinin daha iyi olduguna karar verebileceginden eminlermis. Boylece Tanri'nin huzuruna cikmaislar.
Her biri neden digerinden daha ustun oldugunu anlatmis O'na. Tanri hepsini dikkatlice dinlemis ve "uzgunum kavganiza son verecek bir cevabim yok" demis.
Altin muhur ofke ile yerine oturmus ve " Ne demek son verecek cevabin yok, Sen Tanri'sin" demis.
"Sorun da bu zaten" demis Tanri. Ben bir yuzuk, bir kulce ve bir muhur gormuyorum. Tek gordugum altin..."
Bu hikayeyi Deepak Chopra'nin God is Laughing kitabinda okumustum. Bugun yazmak nasip oldu...
Ahmet, Mehmet, Ayse, Sinem, John, Lisa, Sanjeev, Khalid, Kai Lei mi?
Tanri mi ?
ASKla...
Altin yuzuk kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku zengin bir gelinin parmagini susleyecegini soylermis.
Altin kulce kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku madencilerin hayatlarini tehlikeye atarak kendisini cikarttiklarini soylermis.
Altin kral muhuru ise asil kendisinin diger ikisinden cok daha iyi oldugunu soylermis cunku Kral'in mesajlarini muhurlermis.
Gece gunduz ettikleri kavgalar bir gun bu konuyu Tanri'ya danismaya karar verene kadar devam etmis. Tanri'nin hangisinin daha iyi olduguna karar verebileceginden eminlermis. Boylece Tanri'nin huzuruna cikmaislar.
Her biri neden digerinden daha ustun oldugunu anlatmis O'na. Tanri hepsini dikkatlice dinlemis ve "uzgunum kavganiza son verecek bir cevabim yok" demis.
Altin muhur ofke ile yerine oturmus ve " Ne demek son verecek cevabin yok, Sen Tanri'sin" demis.
"Sorun da bu zaten" demis Tanri. Ben bir yuzuk, bir kulce ve bir muhur gormuyorum. Tek gordugum altin..."
Bu hikayeyi Deepak Chopra'nin God is Laughing kitabinda okumustum. Bugun yazmak nasip oldu...
Ahmet, Mehmet, Ayse, Sinem, John, Lisa, Sanjeev, Khalid, Kai Lei mi?
Tanri mi ?
ASKla...
4 Şubat 2011 Cuma
Tanri ile Narada
www.derki.com'daki Jale Onder'in yazisiyla yeniden hatirladim bu hikayeyi. Bugune cok uydu, koymadan bloga edemedim...
Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin bir boşluğa dalar.
Bir süre sonra Narada Tanrı’ya dönüp sorar: “Ey yüce Tanrım, bu dünyanın ve orada yaşayan bütün yaratılmışların hayatının görünümlerinin ardındaki sır nedir?”
Tanrı gülümser ve susar.
Yola devam ederler.”Evladım” diyerek ufka bakar Tanrı.”Güneşin sıcağı beni susattı.Bu yoldan biraz daha gidersen bir ırmak bulacaksın.Irmağı takip et, bir kasabaya geleceksin.Oradaki evlerden birisine git ve bana bir bardak soğuk su getir.”
“Hemen” der Narada ve yola koyulur.
Bomboş arazide dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmağa gelir.Irmağın öte yanında bir yerleşim alanı vardır.Narada derli toplu gözüken bir çiftlik evine yaklaşarak kapıyı çalar.
Kapıyı gözleri ışık saçan, şahane bir kız açar.
Kızın gözleri ona Yüce Tanrı’sının gözlerini hatırlatır.
Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı’nın talimatını ve oraya geliş amacını unutuverir!
Narada bu şahane kızla evlenip çoluk çocuk sahibi olur.İşlerini büyütür.Kasabanın güven duyulan lideri olur; böylece hayat anlamlı ve başarılı bir şekilde yıllarca sürer gider.
Taa ki Muson yağmurları kasabayı ve tüm sevdiklerini sellerle yok edene kadar.
Narada’nın bedeni azgın sularla oradan oraya savrularak tepetakla ırmağa sürüklenir.
Saatler, günler, belki de aylar geçmiş gibidir.
Sonunda gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir.
Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi başka bir canlı da görünmemektedir.
Irmakta önünden enkaz yığınlıkları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır.
Artık her şeyi elinden alınmış, sevdiği ve değer verdiği ne varsa suların girdaplarında yitip gitmiştir.
Ağlamaktan başka yapacak bir şey yok gibidir.
Derken Narada aniden bir ses duyar.
Adeta kanını donduran bu ses, “Evladım, senden istediğim bir bardak soğuk su nerede” diye sormaktadır.
Narada döner; ve yanıbaşında duran Tanrıyı görür.
Irmak kaybolmuştur; onlar yine sonsuz bir çölde yalnızdırlar.
Tanrı bir daha sorar: “Tam beş dakikadır bekliyorum burada, suyum nerede Narada?!”
Narada Tanrı’sının ayaklarına kapanarak, “Ahh nasıl unuttum, beni bağışla!” diye feryat ederek yalvarır.
Tanrı gülümser ve şöyle der: “Peki Narada, dünyanın ve üzerinde yaşayan bütün yaratılmışların görünümlerinin ardındaki sırrı şimdi anlıyor musun?”
Hic unutmamak dilegimle.... ASKla...
Tanrı ile Narada adlı bilge yan yana yürürlerken gözleri engin bir boşluğa dalar.
Bir süre sonra Narada Tanrı’ya dönüp sorar: “Ey yüce Tanrım, bu dünyanın ve orada yaşayan bütün yaratılmışların hayatının görünümlerinin ardındaki sır nedir?”
Tanrı gülümser ve susar.
Yola devam ederler.”Evladım” diyerek ufka bakar Tanrı.”Güneşin sıcağı beni susattı.Bu yoldan biraz daha gidersen bir ırmak bulacaksın.Irmağı takip et, bir kasabaya geleceksin.Oradaki evlerden birisine git ve bana bir bardak soğuk su getir.”
“Hemen” der Narada ve yola koyulur.
Bomboş arazide dakikalarca yürüdükten sonra gerçekten bir ırmağa gelir.Irmağın öte yanında bir yerleşim alanı vardır.Narada derli toplu gözüken bir çiftlik evine yaklaşarak kapıyı çalar.
Kapıyı gözleri ışık saçan, şahane bir kız açar.
Kızın gözleri ona Yüce Tanrı’sının gözlerini hatırlatır.
Narada bu gözlerin içine baktığı anda Tanrı’nın talimatını ve oraya geliş amacını unutuverir!
Narada bu şahane kızla evlenip çoluk çocuk sahibi olur.İşlerini büyütür.Kasabanın güven duyulan lideri olur; böylece hayat anlamlı ve başarılı bir şekilde yıllarca sürer gider.
Taa ki Muson yağmurları kasabayı ve tüm sevdiklerini sellerle yok edene kadar.
Narada’nın bedeni azgın sularla oradan oraya savrularak tepetakla ırmağa sürüklenir.
Saatler, günler, belki de aylar geçmiş gibidir.
Sonunda gün aydınlanmış, fırtına dinmiştir.
Ancak ortalıkta ailesinden en ufak bir iz olmadığı gibi başka bir canlı da görünmemektedir.
Irmakta önünden enkaz yığınlıkları sürüklenmekte, havada ölümün kokusu duyulmaktadır.
Artık her şeyi elinden alınmış, sevdiği ve değer verdiği ne varsa suların girdaplarında yitip gitmiştir.
Ağlamaktan başka yapacak bir şey yok gibidir.
Derken Narada aniden bir ses duyar.
Adeta kanını donduran bu ses, “Evladım, senden istediğim bir bardak soğuk su nerede” diye sormaktadır.
Narada döner; ve yanıbaşında duran Tanrıyı görür.
Irmak kaybolmuştur; onlar yine sonsuz bir çölde yalnızdırlar.
Tanrı bir daha sorar: “Tam beş dakikadır bekliyorum burada, suyum nerede Narada?!”
Narada Tanrı’sının ayaklarına kapanarak, “Ahh nasıl unuttum, beni bağışla!” diye feryat ederek yalvarır.
Tanrı gülümser ve şöyle der: “Peki Narada, dünyanın ve üzerinde yaşayan bütün yaratılmışların görünümlerinin ardındaki sırrı şimdi anlıyor musun?”
Hic unutmamak dilegimle.... ASKla...
24 Aralık 2010 Cuma
Nardugan

Türklerin tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir AKÇAM ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı diyorlar.
Gunes Türklerde çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. Bu güneşin zaferini, yeniden doğuş olarak nitelendiren Türkler bunu büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor. Bayramın adı; NARDUGAN (nar=güneş,tugan, dugan=doğan) DOĞAN GÜNEŞ. Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar. Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrı'dan. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Akçam ağacı, yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş. Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. Bu yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve
bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardangörerek aldıkları
söyleniyor. "Doğum, güneşin yeniden doğuşu"
diye anlatmis Sule http://lovepeaceandharmony.ning.com sitesinde.
Biz de temizledik evimizi, kendimizi. Suslemistik agacimizi, rengarenkti isiklari. Sonra tarcinli mumlarimizi yaktik ve tutsulerimizi.
Karanligin en uzun oldugu bu gunlerde Hindular Deepavali diye kutlamisti, Museviler Hannukah, Hristiyanlar Noel.
Bizim evde butun ritueller kendince yerini bulur icimizin kabulune gore. Ne musluman, ne hindu, ne de hristiyanizdir. Tanriseveriz...
Tek duam var, her daim ettigim. Isa bilincine ulasmadan ruhani hayata baslamamiz sozkonusu degildi. Herkes bunu hristiyanlik olarak algilasa da Isa diye isimlendirilen " I AM" e dokunmamizla baslamisti ruhsal yasamimiz. Isa insanlara seslenmisti: " Babama giden yol BEN'den geciyor" Kendi degildi aslinda kastettigi, Ben'di, I am'di. O yuzden demisti "Babama ait olanlari almaya geldim" diye.
Isa'dan baslayan iste o Ben'den sonra gelenlerin Babamiza teslim edilisiydi.
Ne zaman uzasa cumlelerim, yedigim tokatlarla sessizlesiyorum.
Bir sene daha geldi, gidiyor iluzyonu icinde, fakirlerin fakiri olmama yardim et. Bir BEN kalsin, butun kelimeler senin olsun. Gozlerim bir SENI gorsun, kulaklarim bir SENI duysun.
Gunesi doguran da sen, batiran da. Geceyi baslatan da sen, bitiren de. Gel ruyama da uyandir tumden...
9 Aralık 2010 Perşembe
O sevsin yeter
Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır,fakirdir,gariptir. Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir. Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir. Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider... Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak... Bedenini de ruhuna denk kılmaktır. Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez. 'Bugün' der, 'Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.' Habib baba üzülür... Rica, minnet eder, yalvarır...'Ne olursun' der, 'kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım.Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.Binbir dil döker. Hamamcı ehl-i insaftır... Dayanamaz... Kabul eder... Hamamın en sonundaki odayı göstererek ... 'Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.' Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar... Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir... Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir. 'Hele bir bakalım' demiştir, 'bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?' Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir. Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır...Hamamcı 'vezirler' der almak istemez... Padişah ise, 'ne olursun' der, bastırır ve padişah galip gelir... Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar: 'Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir yanına... Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın... Ve ekler: 'Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler.' Sonra 4.Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır... Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona... Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir... Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur: 'Evladım' der, 'Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsade edersen bir keseleyivereyim.' Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve bü yük bir haz duyar... Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir. Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: 'Buyur baba' der, 'ellerin dert görmesin'
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir. 'Baba' der, 'gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.' Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle; 'Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar... 'Baba' der, 'görüyormusun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içerd e tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...' Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir: 'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir...
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir. 'Baba' der, 'gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.' Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle; 'Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar... 'Baba' der, 'görüyormusun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içerd e tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...' Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir: 'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

