Mira'sal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mira'sal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Balon


Bu sabah Mira mutlu bir sabaha uyandi, mutlu kahvalti yapti, mutlu dolandi, mutlu oturup, mutlu kalkti. Mutludan kastim cok guluyor, cok zipliyor degil, huzurlu, memnun. Sonra ben camasirlari durup kaldirirken, dolapta bir torbanin icinde kaldirdigim bir iki balon, bir iki kalem ve yapistirilan parlak bir yildiz buldum.
Bir balon sectim sevdigi renkten bir tane de yapiskan yildizi aldim, hediye ettim. Cok sevindi onlari gordugune. Hemen balonu sisirttirdi babasina. Sonra biraz elinde dolandirdi, sonra ustune yildizi yapistirdi, ve bir saniye sonra yildizi oraya koymaktan hoslanmayip cikarmak istedi ve balon patladi!

Mira kendini kaybetti aglamaktan. Ben balon istiyorum. Ben balon istiyorum.

Mira balon mu istiyordu ?
Hayir balonun ona getirdigi o heyecan hissini geri istiyordu.
Balon gelmeden onceki huzur anini unutmustu, cunku o heyecanlar, o hizli kalp atislari hepimizin bagimliligi degil mi ?

Balon geldi bir ekstra iyilik hali getirdi, balona tutunduk. Balonu oldugu gibi begenmedik, ustune yildiz yapistirdik. Daha guzel olsun, bizim daha begendigimiz gibi olsun istedik. Sonra yildizi yapistirinca da memnun olmadik, yildizi cikarmak istedik. Ve balon patladi. Iste balon elimizden gidince de balon istiyorum diye agladik.

Bu hikayeyi kimbilir kac bin yildir yasiyoruz. O kadar cok yasadik ki, oyle cok biz oldu ki bu hikaye, cogumuz bunun bir hikaye oldugunu, bizim disimizda oldugunu, anlayamayacak kadar ozumsedi.

Oysa mutlulugumuz balona ait degildi. Balondan gelmemisti, peki neden balonun gitmesiyle mutsuz oluyorduk.
Zevk veren hersey, bir gun aci vermeye mecburdur.

Bu dunyayin kurulus prensibi bu. Sen beni bugun sevindirdiysen, sana olan bu bagimliligim sonucu senin yaptigin bir sey beni yarin uzecektir. Ama sevindigimiz anlari cok onemsemezken, aci anlarini cok ciddiye aliyoruz. Aci da bir ciddiyet var.

Mutluluk da aci da durmayi beceremedigimiz yerlerden. Ne mutluluk icinde durmak kolay ne de aci icinde. Inanmadiysaniz izleyin kendinizi. Kac dakika, kac saat, kac gun kesintisiz mutlu kabildiginize bakin. Sonra da aci geldiginde orda ne kadar kalabildiginize. Kalamiyorsaniz ikisinde de sizi ordan cikaran olaylara bakin. Mutluluktan sizi alikoyan sorunlara, acidan sizi kacirmaya calisan hayallere, umutlara mesela.

En buyuk is bu, bakabilmek. Cunku bakabilmek bir bilinc meselesi. SEN orda olmak zorundasin bakmak icin. Belki daha kendinle tanismadin bile. Bir ismin altina sakladin kendini kimi Ayse der, kimi Ahmet. Birakabilirsen simdi oyunu bir yana, cagirirsan kendini, Ahmet'in altindan cikip gelen Sen'i, Ayse'nin altinda cagirilmayi bekleyen, gorulmeyi bekleyen SEN'i, o zaman iste bakabilecegiz olan bitene. Seyredecegiz. Zaten iste bu butun mesele....

ASKla...

24 Mayıs 2012 Perşembe

Ninni




Uzun zamandir dinledigim, her dinledigimde aglamanin esigine geldigim sarkinin bugun sozlerini buldum.

Aglamanin esiginden gozyaslarinin icine dustum. Bugune kadar Mira'ya bazi mantralari ninni yapmisligim vardi, fakat bu seferki bambaska oldu. 

Sihlerin 4.gurusu Guru Ram Das'in karisi Bibi Bani cocugu icin yazmis bu satirlari. Iki yerinde degisiklik yapip Mira'ya adapte ettim. Degisikliklerle beraber asagidaki gibidir. 



Oh my child this is your mother’s blessing.
Cocugum bu sana annenin lutfu

May you never forget God, even for a moment
Asla Tanriyi unutma bir an bile 

Worshipping forever the Lord of the universe.
Kainatin efendisine daima ibadet et

Remembering God, all mistakes are washed away.
Tanriyi hatirlayarak butun hatalar silinip gider

And one’s ancestors are redeemed and saved.
Ve atalarin ozgur kalir

Always chant God’s Name, Ram Ram (Har Har orijinali)
Daima Tanri'nin adini soyle, Ram Ram

God is inside you, God is Infinite.
Tanri icinde, Tanri sonsuz

May the True Guru be kind to you
Gercek guru sana nazik olabilsin

May you love to be with the Saints.
Azizlerle olacak kadar sevil

May your clothing be the protection of God
Kiyafetin Tanri'nin zirhi olsun sana 

May your food be the singing of God’s Praise.
Yiyecegin Tanri'yi yucelttigin sarkilarin 

Drink the nectar of God’s Name and live long
Tanri'nin isminin nektarini ic ve uzun yasa

May meditation on God bring you endless bliss.
Tanri'yi bilmek icin yaptigin meditasyon sana sonsuz mutluluk getirsin

May love be yours and your hopes fulfilled
Ask senin olsun ve butun umutlarini gerceklestirebil

May you never be worn by worry.
Hicbir zaman endiselerden zarar gormeyesin

Let this mind of yours be the bumble bee
Birak zihnin yabanarisi olsun 

And let the Lotus Feet of God be the flower.
Ve Tanri'nin ayaklari Nilufer cicegi

Oh Servant of God (Nanak orijinali), link your mind in this way
Tanri'nin hizmetkari, zihnini bu yonde bagla

Like the sparrow hawk finding a raindrop, blossom forth.
Tipki yagmurdamlasini bulan bir sahinin hizla buyumesi gibi
(bu satir onerilerinizi bekliyor, dogru ceviri degil bence)

10 Ocak 2012 Salı

Mira'nin halleri



Alisveristeyiz. Bot alacagim mecbur. Sagolsun sabirla bekliyor beni. Bakiyorum ama bir turlu ihtiyacim olani bulamiyorum onca denemenin ardindan. En sonunda pes ediyorum.

Uma: Hadi gidelim annecigim bulamadim burda da :(
Mira: Ben gelmeyecegim, burda kalacagim, sen git.
Uma: E baban aksam bana Mira nerde diye sormaz mi?
Mira: Sormaz, o benim onun kalbinde oldugumu biliyor.

Kalbime su serpiliyor. Ne guzel, ne rahat, kimseyi kaybetme korkusu yok. Herkesin kalbinde oldugunu biliyor. Sukur!

Sabah yatakta sarmas dolas keyif yapiyoruz, uzun uzun sariliyoruz, koklasiyoruz, opusuyoruz. O sirada

Mira: Anne senin uc tane gozun var.
Uma: Hmm gordun mu ?
Mira: Evet.
Uma: Ne renk?
Mira: Mor ve mavi karisik
Uma: Kahverengi degil mi.
Mira: Onlar asagidaki gozun anne!!! (biraz kizgin, anlamadigimdan. Ben ucuncu gozunu diyorum, o mor ve mavi karisik. Peki benim ucuncu gozum ne renk?
Uma: Ben daha senin gibi goremiyorum. Gorunce soylerim, olur mu?
Mira: Tamam


Bu sabah okula gidiyoruz.
Mira: Anne kalbimde dunayayi gordum, siyah ve beyazdi.
Uma: Yaa?!
Mira: Evet ying yang gibi.
Uma: Cok dogru gormussun annecigim afferim sana...

Mira henuz 5 yasinda. Ben bu halinin onu bastirmadigimizdan kaynaklandigina eminim.
Ve tabii biraz da dogru yere bakabilmesi icin tesvikle.
Cok keyfili onunla bu hayati paylasmak.

28 Nisan 2011 Perşembe

Soyle bir baktim icime

Canim yazmak istedi. Ne yazacagim ki diye sordum kendime. Baktim bu siralar nerelere akmisim. Esim cok calisti, bitirdi isini gucunu, simdi yeni isine basliyor. Orda yazacak birsey bulamadim.
Asilari hala arastiriyorum, yeni hikayelerle karsilasiyorum, yuregim yaniyor. Yazacak birsey yok ama. Icten ice belki de bunca kurban isin asli gorulebilsin diye verildi diyorum.
Mira'ya bakiyorum. Orda var yazacak birseyler. Cok guzeliz, keyfimiz cok yerinde. Ancak onunla ilgili onemli konularda soylediklerimi dinlemediginde, 3-5 tekrar sonunda yine bagirirken buluyorum kendimi. Gecenlerde koltukta demlenirken bu konu ustune, kendime sunu derken buldum: "Sen kendi bagirmani kontrol edemiyorsun, cocugu nasil kontrol edeceksin?"
Mesela bin kere elini agzina sokma diyorum, bin kere o dolabin ustune yuklenme beraber duseceksiniz diyorum, karsidan karsiya gecerken beni bekle diyorum. Ama oyle ozgur ki. Etrafa bakiyor, kontrollu bir sekilde geciyor karsidan karsiya. Neden gectin diyemiyorum, cunku dogru gecti. Niye uyarayim ki. Ama oncesinde beni bekle diye bagirmak zorunda kaliyorum, cunku o sirada o kucuk beyninin icinden ne geciyor bilemiyorum. Ya yola birden atlarsa diye korkuyorum.
Iyi ki yazmaya baslamisim, bak, cikti iste yine, bir baska "korkuyorum"
Elini agzina sokma diye kiziyorum, cunku mikroplar giriyor, hasta oluyor, atesi cikiyor, bir daha havale gecirmesin diye korumaya calisiyorum. Olsa olandan korkmuyorum, ama olmadan once olacak olandan korkuyorum.
Dolabi cekerse dolapla beraber duser, altinda kalir, ya cok ciddi yaralanir, ya sakat kalir, ya olur diye korkuyorum.
Peki niye korkuyorum!
Mira'yi kaybetmekten korkmuyorum.
Deli deselerde arada kendimi kontrol ederim, ya simdi dursa nefesi nerdesin Uma, ne kadar bagimlisin, yoksa avuclarin acik mi? Beden mi baglandigin, yoksa icindeki Can'a mi asiksin diye. Her ay olmasa da, kendime bakarim hep, ceki duzen veririm. Esegi saglam kaziga baglarim. Yani dogru yere demirlerim kendimi.
Peki niye korkuyorum? Gercekten korkuyor muyum? Yoksa bunu da mi ogrendim? Buraya biraz daha bakmam lazim, cunku buna birden cevap yazamadigima gore, daha derini var bu isin.
Burdan iki konu cikti:
Kendini kontrol edemezken baskasini kontrol etmeye calisma (37465.versiyon)
Avucun aciksa, teslim olduysan birinci hamleden, virvir edip durma, seyret Askla sadece. Uyarmak gereken yerde de uzaktan bagirmak yerine, git saril operek indir koltugun ustunden, usenme. Yoldan gecmeden kos yanina yetis, tut elinden. Elini agzina sokmasina ne yapabilirim bilmiyorum. Cunku gercekten sadece TV seyrederken neden elini arada agzina soktugunu bilmiyorum. Sıkıntıdan olabilir. Ceviz badem uzumle arayi doldursam diyorum, bu sefer de Tv karsisinda birsey yemeye bagimli olmasindan korkuyorum. Off ne fena is bu yaa, sabah sabah.
Bu ikinci konu bitmemis daha, nokta koyamiyorum henuz. Daha ogreneceklerim var demek.
Hayatimdaki son konu da evdi. Bir suredir ev bakiyorduk. Bizim olsun diye. Simdi oturdugumuz ev kira, bence o da bizim evimizdi, yuvamiz yani. Simdi buldugumuz da oyle olacak. Sadece aileler sevinecek cocuklarimizin evi oldu diye.
Bir hafta icinde nerdeyse 30 ev gordum. Gecen hafta birinin kapisinda durduk emlakcimizla. Arabadan indim icime bir ilik his yayilmaya basladi. "Birseyler olmaya basladi bana" dedim. Guldu emlakcimiz. Kapisina geldik. His iyice yogunlasti kalbimi sardi. "Bu ev" dedim. Dur bir girelim de diye durdurdu E. beni. Peki dedim, guldum. O sirada kapinin kenarinda dua eden St Therese stickerina takildim. Evet burasiydi.
Iceri girdikce his daha da yogunlasti, her adimda iyice yerlesti icime. Bahceye cikinca esimi aradim, yeni adresimizi veriyorum dedim. Sasirdi. Hadi cabuk gel bak, bakalim sen ne diyeceksin dedim. O da begenince, islemleri baslattik. Cumartesi gunu eve bakacaklar, herhangi bir arizasi var mi diye. Yoksa pazartesi gunu onaylanacak islemler.
Uzagina gecip dusunuyorum, aslinda Tanri bizi hic yanliz birakmiyor. Uzuldugumuz, kendimizi sıkıntıya soktugumuz her an O'nun iradesinin karsiti bir yerdeyiz. Onca ev gezdim, her evde bu evin burasi esime gore, burasi Mira icin. Burasi esime uymaz, burasi Miraya gore degil diye gecti. Baskalarinin da yararina isler yapmak icinse atilan adim, olusu daha da hizli, daha da sorunsuz oluyor.
Simdi Neem Karoli Baba'yi hatirladim. Onu gormeye kim gitse, dilegi neyse yerine getirirmis. Baba niye boyle yapiyorsun diye soran olursa da, "hicbir istekleri kalmasin ki bir O'nu istesinler" dermis.
Sen'den daha guzeli var mi ki !
ben ne isteyeyim ki bu gecici dunyada.
ASKla...

P.S Bugunun St Therese okumasi:
"O my God, my eternal Love, my whole Good, and never-ending Happiness, I desire to reserve nothing to myself, but freely and most willingly to sacrifice myself and all that is mine to Thee."

St. Therese, the Little Flower

16 Nisan 2011 Cumartesi

Yaptigin ise bagimlilik...

Yaklasik bir haftadir yine zorlasti Mira'yla iliskimiz. Ben ne zaman akamiyorum, ne zaman icimde birseyler olan bitene itiraz ediyor, zaman, sorun, duruyor orda oldugu yerde. Ve her yeni gun ayni sorunla yeniden doguyor, yeniden butun gun kendini tekrar ediyor ve ayni sikintiyla gun batiyor. Akmayi basaramadikca, gun gunun tekrari oluyor.
Iste bir hafta kadardir yine durum bundan ibaret.

Bu sabah aglamaya baslamadan once ben "bu kadar zor mu olmasi gerekiyor herseyin!" diyordum. Sonra bir dakika kadar aglarken, icimdeki duygulari kolacan ettim. Bu sefer duygularimdan biri ses verdi. Sonunda sesini duydum. Cumle yine ayniydi.

Bir haftadir Mira'yla konumuz su; ben ne yaparsam yapayim, onun en sevdigi seylerle doldursam da gunu, onun istediklerini yapsam da sonunda farketmiyor Mira bir yerde basliyor aglamaya, yapmadigim (yapamayacagim) sacma sapan birseye ve susmuyor. Ya da mutluyken birden modu degisiyor ve hircin, kizgin oluyor. Normalde onun o mod degisikliklerinde ayni saglam zemini sunarak ona izin vermeye calissam da, bir haftadir benim duygusal inis cikislarim nedeniyle bu zemini hazirlayamadim.
O ne zaman kriz gecirse, bir sure durdum sonra patladim ben de. Ve ikimiz de krize girdik.

Bu sabah icemdi tekrar eden duygu suydu; "benim aglamama izin vermediler, sen de bu kadar aglayamazsin! Ustelik ben senin istedigin, ihtiyacin olan herseyi bu kadar vermeye calisirken, ben bu kadar sana hizmet ederken"

* Isin daha da ozu suydu, gesmiste yaptiklarima, ben yaptim, diyordum, ve sonuclara bagimliydim.

Dun ogleden sonra da su olay yasanmisti;

Esimle kahve icmek icin oturduk ve ev konusundan basladik konusmaya. Esim cok zor karar veren biri oldugu icin, nerede oturacagimiz konusunda su anda geldigimiz noktaya gelene kadar, seksen egzersiz yaptim diyebilirim.
Yani olabilecek her yeri onumuze serdim, baktik, bazilarini begendik zaman icinde. Sonra o begendiklerimizin de kosullarini onumuze serdim, sundum esimin begenisine, ordan da eledik, bir yer kaldi elimizde.
Yine de tamamen emin olmak icin o karar verdigimiz yerle ilgili baska aktiviteler de yaptik, ve evet burasi dedik.
Emlakciyla konusmalarimiz basladi, yere karar vermisiz. Dun esim bana o yer olmayabilir manasinda bir cumle soyledi. Boyle bakakaldim. Bu yere gelmek icin yapilan butun isler cope atilmisti sanki. Benim gozumde hatirlamiyordu bile bu noktaya nasil geligimizi. Ofkem inanilmazdi, ve icimde sondurmeye calistim.

Dun de gecmiste yapilmis isin bana ait oldugunu dusunup, sonuclara bagimli oldugumu anlar gibi olmustum. Ancak bu sabah Mira'nin kriziyle kesinlesti durumum.

Hayat ne ilginc, boyle bakmayi beceremedigimde veya basaramadigimda, sucluyu esim ve kizim diye isaret etmek ne kadar kolay. Hayat aslinda o zaman ne kadar kolaymis :)
Ama tekrar tekrar ayni seyleri yasamak da bir o kadar zor ve mide bulandirici kanimca...

29 Mart 2011 Salı

Yardim ustune ...

Iki gundur durum su;

Mira'yi okuldan almaya gidiyorum, ustunu giyinmemis halde buldugum findik kurdu, bir yandan lak lak yaparak etrafta dolaniyor, bir yandan da yardima ihtiyaci olanlarin pesinde kosuyor. Biri botunu ariyor, Mira kar pantalonunu giymek uzereyken, herseyi birakiyor kosa kosa gidip botu buluyor, veriyor. Cantasini birakmis birinin pesinde kosuyor. Yere dusen defteri kaldiriyor. Ogretmenin daginikliklarini topluyor. Ben de sabrim varsa duvara dayanip seyrediyorum, sabrim yoksa iki gundur yaptigim gibi, "annecim sen giyindin mi ? Giyinmedin. Once kendine yardim et, sonra baskalarina" diyorum.

Mira'nin motifi ne bunu yaparken; ona dedi ki ogretmeni bir gun butun sinifin ortasinda "You're a great helper!" "Cok iyi bir yardimcisin" O gun bugun, herkese yardim ediyor. Ve bu yardimin sonunda insanlar ona yaklasiyor, seviyor, onurlandiriyor, paylasiyor, oynuyorlar. Demek ki yardim etmek guzel birsey dedi o da haliyle.

Ne tanidik senaryo degil mi...

Oksijen maskesi once kendimize, sonra yanimizdakine.
Disardan alinacak sevgi ve mutluluk yok maalesef. Ama insanin dogasi bunu boyle yanilsayarak gormeye meyilliymis anlasilan, Mira'yla izliyorum.

Yardim etmek tabii ki guzel bisey ama gercek yardim kendimizi bildikten, kendimizi O'nda demirledikten sonra yardim oluyor. Oncesinde ise egoya benzin...

O guzel his, ben yardim ettim. Ben ona yardim ettim. Ben olmasam ne yapardi. Ben yardim ettim, boyle oldu, soyle degisti. Ahh canimmm benim. Ne guzel yaniliyoruz hergun. Ne guzel oynatiyor bizi ruyalarimizin icinde.

Gecenlerde yazmistim ya sohbet ustune, iki halim var diye. Birinde ben yardim ettigimi dusundugumde kabak basima patliyor, ikincisinde ise vesile oluyorum, diye. Ikincisin de bile, vesile oluyorum derken bile, kendimi bisey saniyorum goruyorsun ya :)

Once kendine Uma'ji, once kendine :)

4 Mart 2011 Cuma

Mira'nin ogretisi

Her daim ogretmenimdir Tanri'nin verdigi kizim bana. Tanri'nin ogretmenidir. Bazen ogretmene baskaldirsam da cogu zaman baskaldirdigim anlarin ertesi dahil, anlamaya calisirim neyi ogretmeye calisiyor simdi bana.

Iki gundur ust uste ayni dersi veriyor. "Simdi"

Simdi sunu yapalim derken ben, Mira sozumu bile dinlemeden sonra da sunu yapalim diye devam ediyor cumleye.
Ben nefes aliyorum. Mira'cim bana bakar misin, simdi yani su anda bunu yapiyoruz.
Mira yine son kelimeyi atlamis, sonra da sunu yapalim diyor.
Bir derin nefes daha aliyorum. Bu nefes de sakinlestirmezse sesimi yukseltecegim daha keskin bir ifadeyle.
Miracim, biraz sonra ne yapacagimiza biraz sonra olunca karar verilir. Simdi bunu yapiyoruz. Bununla mutlu olalim.
Ikinci gun diyalogta hicbir degisiklik yok.
Bu aslinda Mira'nin genel derslerinden biri. Dersin basligi ogrenilmis ama dersi gunluk hayatta her daim yasamak cok zorlayabiliyor bazi bazi.
Gulumsuyorum. Sonra da sunu yaparsin dediklerimi duyuyorum esime, kendime.
Gulumsuyorum.
Bir bilgi geliyor sonra, mart ayi su anda kalmamiz gereken bir aymis. Eger su anda kalamazsak cok zor gececekmis.
Ne guzel uyardin yine beni diyorum. Firtina oncesi tedbir almam lazim. Daha uyanik, daha farkinda olmak lazim.

16 Aralık 2010 Perşembe

Istiyorum oyleyse korkuyorum

Kitaplarda okumuslugum vardi ama hep bir kulagimdan girip digerinden cikmisti. Iki uc gundur ise derin bir deneyim yasatiliyor bu iki kelime tarafindan. Bir seyi istedigimi farkettigim anda butunum, zihnim, bedenim herseyim, farkinda oldugum herseyim ile korkuya dogru kayiyoruz. Ve aslinda istedigim seyi istemedigimi sadece korktugumu goruyorum. Sonra soruyorum neden korkuyorsun diye? Cevap hep Tanri'ya yeterince guvenmedigime dayaniyor. Evet komik tabii, butun yasadiklarima ragmen hala "Tanri'ya guvenmiyorsun" mesajlari almak. Sonra Tanri'ya guvenmeyenin kim oldugunun izini suruyorum. Ego'ya geliyor, Uma'jiye cikiyor yol. Bu beden ne zaman Uma oldugunu dusunse birsey istiyor, ve bakiyor ki istemiyormus, korkuyormus, cunku Uma olunca Tanri olunmuyormus. Kim ne derse desin. Ben Uma, sen de Tanri diye ise cumle, Ben Uma konumundaki kisinin Tanri'ya %100 guvenmesi mumkun degil, cunku sahsiyet oldugumuzda, kendi dunyalarimizin Tanrisiyiz. Bizden daha onemli kimse yok, bizden daha degerli, daha iyi bilen, daha daha daha...
Ne zamanki Uma siliklesiyor, iki uc tokatla yerlere yigiliyor sesini cikaramiyor bir sure, iste o zaman ne istek var ne korku, hersey olmasi gerektigi gibi akiyor.
Su istekten korkuya ilerlemeyi bir ornekle anlatayim.
Mira okula gitmemiz gerekiyor, giyinmen lazim, yoksa gec kalacaksin.
Mira giyinmiyor.
Yukardaki cumle cok masum gibi duyulsa da Uma Mira'nin okula zamaninda gitmesini istiyor. Iki nedeni var: 1- Uma gec kalinmasindan nefret eder, bunun karsidaki kisiye saygisizlik oldugunu dusunur. Ve KENDI KIZI nasil gec kalip baskasina saygisizlik yapar (sahiplenme ile beraber istek var cumlede)
2- Mira okula gidince Uma yalniz kalacak ve her ne yapmak lazimsa onu yapacak (Mira okula gec kalirsa, Uma'nin da zamani azaliyor ve Mira Uma'nin zamanini ihlal ediyor. UMA'nin ZAMANI sahiplenme ve isteme yine)
Sonra bu istekler nereye gidiyor diye takip ediyorum. Herbiri istekmis gibi gorunuyor. Ancak iyi baktigimda sunlar goruluyor. Benim kizim yanlis bir sey yapamaz, ben yanlis birsey yapamam, yanlis birsey yaparsam onaylanmam, saygi duyulmam, kabul edilmem. YOK SAYILMAK.
Oysa Yok sayilan kim ? Uma? Tanri bilincimizin boyle bir sorunu var midir? Asla.

Iste o yuzden teslimiyet en son adim, iste o yuzden Islam (teslimiyet) son din deniyor. Cunku teslimiyette Uma kiyafetinden soyunuyor ve ciplak kaliyorsun, cirilciplak.
Mesaj yerini buluyor yine. Ne zaman yogun bir sekilde Uma olsam, evet sana guvenmiyorum cunku Uma'yi ve isteklerini yani korkularini daha cok onemsiyorum. Thy will be done degil My will be done diyorum. Ve sukrediyorum gecenin sonunda yeniden gunes doguyor ve goruyorum... SENI o isil isil parlayan gunesimi.