Sokakta yasamini surduren bir adam gibiymis gelen, oturmus, bir cay ikram edecek misin bana demis. Guleryuzuyle ikramini yapmis. Baska bir gun yine gelmis, yine icmis cayini, guleryuzu eksilmemis ikramedenin, gonuldenmis. Bir sonraki gelisinde elinde verilmek uzere kitaplar ve tokalar tasimis. Senin buraya gelenlere verirsin demis. Guleryuz gulmus, gonul gulmus. Tanri'nin sozunu tasimis sokakta yasamini surduruyor gibi gorunen adam. Gulen yuz, gulen gonul aglamis. Hem nasil! Yaninda duyanlar da aglamis. Ben duyunca da agladim. Ordan nasil gorunuyorum diye sormus adam, gulen gonul goz, gayet Tanri'nin yere inmis hali gibi diye cevaplamis. (Cevabi duyan ben daha da aglar. Goren goze kurban!) Ismin ne diye sormus gulen yuz, ona seslenebilmek icin, melek de sen o zaman demis, herkes aglamis.
Gulen yuzun sevgilisi gelmis, tanismak icin uzatmis elini, sen bana Naci de demis. Aglayanlarin aklinda ismi Melek'mis.
Uzun sakallari, pejmurde goruntusunun onunde duran paril paril gozleri ele veriyormus kimligini. Aglayanlar gonullerinden gormusler. Sukretmisler. Tanri onyargisiz bakanlarin gozunun onundeymis her daim. Herkesten gelirmis. Bir gun cay istermis, bir gun kimbilir ne...
Verirken icini kapamadan verenler bilirmis, verdikleri Melekmis, Tanri'ymis, ismi BIR'mis. Naci kurtulan demekmis, selamete kavusan...
Bu cumleden sonra konusma kesilir, sessizlik hakimdir, adi sessizlik olarak gonulden cikip da gelendir bu sefer de...
Kavusma ani uzun sursun diye, kelimelerle vedalasilir, durulur koynunda. Gonul genisler buyur de buyur. Sukur bugune. Sukur gulen yuzlu gonul gozlu guzel kardese...
ASKla...
29 Mayıs 2011 Pazar
8 Mayıs 2011 Pazar
Anneler Gunu vesilesiyle JAI MA!
Bugun anneler gunu. Sabah unutmustum, kayinvalide acin bilgisayari da konusalim deyince hatirladim. Once onunkini, sonra anneminkini kutladik. Sagolsunlar Esin(Esmir) anneler gunumu kutlamis, kardesim mesaj yollamis. Mira okulda cerceve yapmis, sonra bahceden kopardigi cicekle kutladi.
Anneler gunu bugun. Ve Mira bana getiriyor cicegi anneler gunun kutlu olsun diye. Ben adet oldugu icin annemle kayinvalideminkini kutluyorum. Peki aslen icimde neler oluyor?
Ben anne degilim, hic olmadim. Ya da etrafimdaki herseyin annesi Ben'im.
Bugun kimin gunu, yine O' nun her zaman oldugu gibi. Bize annelik sifatini veren kim ? O. Bize bu bebekleri veren kim? O. O zaman kim anne ? Tabii ki O :)Ben hic ustume alinmadim anneligi.
Bir ilahi baba var hic kipirdamayan herseyi icinde barindirip seyreyleyen, bir de ilahi anne var, dogurdukca doguran. Bizler onlarin cocuklari. Ne zaman ki asil gorevi asil sorumlu olana devrediyoruz, iste o zaman "annelik" dolu dolu yasaniyor.
Ne zaman ki annelik'e tutunuyoruz, ben anneyim, ben senin annenim etiketlerini yapistiriyoruz, Swamiji'nin dedigi gibi iste o zaman butun korkularimiz, yanlislarimiz, travmalarimiz geciyor onlara.
Oylesine kiriktim ki hamile kaldigimda hep dua ediyordum. Ben annelikten anlamam, bunca hatamla da korkunc bir anne olurum, onun annesi Sen'sin. Sen beni temizle iyice ki, Sen'in aracin olabileyim bu annelikte. Ve temizlenme sureci hala devam etmekte.
Bugun icimden ne geliyor; hamile olmus, cocuguna kavusmus veya kavusamamis, ben dahil butun annelerin anneligi O'na gercek sahibine teslim edebilmemiz ve O'nun hizmetinde olabilmemiz dilegimle diye dua etmek geliyor.
Rahme dusmus ama dogamamis cocuklarimiz, O'nun yaninda kollarinda. Veren sefkatli eliyle, almisti geriye. ihtiyac yoktu belki daha uzun bizimle kalmalarina. Ogrenmek icindi hersey. Dogmus olanlar, ne kadar zaman bu hayatta bizimle kalacaksa, umarim yapisip kalmayiz hicbir zaman bu kelimenin buyusune. Ve iade ederiz geriye ASKla, animsayarak, her daim...
Anneler gunu bugun. Ve Mira bana getiriyor cicegi anneler gunun kutlu olsun diye. Ben adet oldugu icin annemle kayinvalideminkini kutluyorum. Peki aslen icimde neler oluyor?
Ben anne degilim, hic olmadim. Ya da etrafimdaki herseyin annesi Ben'im.
Bugun kimin gunu, yine O' nun her zaman oldugu gibi. Bize annelik sifatini veren kim ? O. Bize bu bebekleri veren kim? O. O zaman kim anne ? Tabii ki O :)Ben hic ustume alinmadim anneligi.
Bir ilahi baba var hic kipirdamayan herseyi icinde barindirip seyreyleyen, bir de ilahi anne var, dogurdukca doguran. Bizler onlarin cocuklari. Ne zaman ki asil gorevi asil sorumlu olana devrediyoruz, iste o zaman "annelik" dolu dolu yasaniyor.
Ne zaman ki annelik'e tutunuyoruz, ben anneyim, ben senin annenim etiketlerini yapistiriyoruz, Swamiji'nin dedigi gibi iste o zaman butun korkularimiz, yanlislarimiz, travmalarimiz geciyor onlara.
Oylesine kiriktim ki hamile kaldigimda hep dua ediyordum. Ben annelikten anlamam, bunca hatamla da korkunc bir anne olurum, onun annesi Sen'sin. Sen beni temizle iyice ki, Sen'in aracin olabileyim bu annelikte. Ve temizlenme sureci hala devam etmekte.
Bugun icimden ne geliyor; hamile olmus, cocuguna kavusmus veya kavusamamis, ben dahil butun annelerin anneligi O'na gercek sahibine teslim edebilmemiz ve O'nun hizmetinde olabilmemiz dilegimle diye dua etmek geliyor.
Rahme dusmus ama dogamamis cocuklarimiz, O'nun yaninda kollarinda. Veren sefkatli eliyle, almisti geriye. ihtiyac yoktu belki daha uzun bizimle kalmalarina. Ogrenmek icindi hersey. Dogmus olanlar, ne kadar zaman bu hayatta bizimle kalacaksa, umarim yapisip kalmayiz hicbir zaman bu kelimenin buyusune. Ve iade ederiz geriye ASKla, animsayarak, her daim...
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Dedi ki:
Tanri'nin kimden dile gelecegi belli olmaz. Herkesin ozu O ancak bazen oyle bir dile gelir ki hic cevap bile veremezsiniz.
Bugun Mira'yi Ontario Science Museum'a goturduk. Muhtesem bir bilim muzesi. Neler yoktu ki icinde. Dogal olarak kendini kaybetti. Mini markette alisveris yapti, ev tamir etti, muzik yapti, yagmur ormaninda gezdi ve daha neler.
Cikista yine sozumuzu dinlememesi uzerine soyle birazcik gerildik. Gel dedik gelmedi. Bir daha gel parka gidecegiz dedik gelmedi. Bir daha cagirdik. Yine orali olmayinca, geldiginde kusura bakma artik parka gidemeyecegiz dedik. Tabii cok bozuldu.
Sonra metroda bir saniye icinde ustume cikip, tutunma yerlerinde maymun gibi sallanmaya baslayinca bu sefer esim dagildi. Zaten metro kalabalik. Bir de ust uste soz dinlememesi ikimizi de cok fena yormustu.
Sonra baska bir otobuste baska bir soz dinlememe vakasi.
Neyse en nihayetinde yemek yiyecegimiz yere geldik. Yolda ucumuzde dagilmis bir sekilde yuruyoruz. Mira bir yerde yuruyor, esim onde basi cekiyor. Ben de etrafima bakiniyorum. Bir de Mira'yi gozumle takip ediyorum. Muzeyi saymazsak Mira'nin en ozgur oldugu anlardan biri yani. O esnada karsidan karsiya bir adam gecti. Elinde sigarasi, otuzlu yaslarinin sonlarinda. Robot gibi agir bir hareket yapiyordu kaldirima adim atarken. Etrafa bakarken bu manzarayla karsilasmistim. Onemsemeden devam ettim. Kendince bir komiklik yapiyordur diye dusunmustum.
Tam yanimdan gecerken "Let the kid be a kid" dedi. Yani cocugu birak cocuk olsun gibi bir cevirisi var. Bana soylemisti ve ben donup baktim ama hizli hizli yurumeye devam ediyordu. Oyle kisa zamanda oldu ki hem duydugumu olabilecek en NET haliyle duymustum, (butun gun Mira'yi uyardigimiz anlarin beni nasil yordugunu gormustum o an), bir yandan da giden adama cevap vermem gerekdiginin farkindaydim. Ok tesekkurler diye seslendim arkasindan. Tabii adam bakmadi bile.
Donup esime soyledim. Kaale alir gibi oldu, sonra kaale almamayi daha kendine yakin buldu sanirim.
Yemege oturduk. Mira'ya baktim. 5 yasina gelmek uzere olan, cok zeki ve super hareketli bir cocuktu. Ve evet soyledigim hicbirseyi ilk seferinde yapmiyordu.
It's ok'di.
Bakalim bunun devami var mi?
Bugun Mira'yi Ontario Science Museum'a goturduk. Muhtesem bir bilim muzesi. Neler yoktu ki icinde. Dogal olarak kendini kaybetti. Mini markette alisveris yapti, ev tamir etti, muzik yapti, yagmur ormaninda gezdi ve daha neler.
Cikista yine sozumuzu dinlememesi uzerine soyle birazcik gerildik. Gel dedik gelmedi. Bir daha gel parka gidecegiz dedik gelmedi. Bir daha cagirdik. Yine orali olmayinca, geldiginde kusura bakma artik parka gidemeyecegiz dedik. Tabii cok bozuldu.
Sonra metroda bir saniye icinde ustume cikip, tutunma yerlerinde maymun gibi sallanmaya baslayinca bu sefer esim dagildi. Zaten metro kalabalik. Bir de ust uste soz dinlememesi ikimizi de cok fena yormustu.
Sonra baska bir otobuste baska bir soz dinlememe vakasi.
Neyse en nihayetinde yemek yiyecegimiz yere geldik. Yolda ucumuzde dagilmis bir sekilde yuruyoruz. Mira bir yerde yuruyor, esim onde basi cekiyor. Ben de etrafima bakiniyorum. Bir de Mira'yi gozumle takip ediyorum. Muzeyi saymazsak Mira'nin en ozgur oldugu anlardan biri yani. O esnada karsidan karsiya bir adam gecti. Elinde sigarasi, otuzlu yaslarinin sonlarinda. Robot gibi agir bir hareket yapiyordu kaldirima adim atarken. Etrafa bakarken bu manzarayla karsilasmistim. Onemsemeden devam ettim. Kendince bir komiklik yapiyordur diye dusunmustum.
Tam yanimdan gecerken "Let the kid be a kid" dedi. Yani cocugu birak cocuk olsun gibi bir cevirisi var. Bana soylemisti ve ben donup baktim ama hizli hizli yurumeye devam ediyordu. Oyle kisa zamanda oldu ki hem duydugumu olabilecek en NET haliyle duymustum, (butun gun Mira'yi uyardigimiz anlarin beni nasil yordugunu gormustum o an), bir yandan da giden adama cevap vermem gerekdiginin farkindaydim. Ok tesekkurler diye seslendim arkasindan. Tabii adam bakmadi bile.
Donup esime soyledim. Kaale alir gibi oldu, sonra kaale almamayi daha kendine yakin buldu sanirim.
Yemege oturduk. Mira'ya baktim. 5 yasina gelmek uzere olan, cok zeki ve super hareketli bir cocuktu. Ve evet soyledigim hicbirseyi ilk seferinde yapmiyordu.
It's ok'di.
Bakalim bunun devami var mi?
3 Mayıs 2011 Salı
Mim arkasi
Mim yazmak adetim degildi kendime bakayim diye yazmistim ya, mimi yazdiktan sonra okudum yazdiklarimi. Bos birakmistim tat kismini. Tat acaba hangi chakraydi diye dusundum. Ikinci chakrayi ilgilendiriyordu. Ikinci chakra ayni zamanda duygular ve seksten de sorumluydu. Seks birinci chakradaki gibi hayvansal durtu duzeyinde degil de bu sefer cogalmak, dogurganlik haline donusmustu.
Okuduklarim gulumsetti cunku gostermisti yine.
Tatla ilgili ne yazacagim diye sorarken icime bir yanim kahve, croissant gibi seyler soyluyordu, diger yanim, sebzeleri ve meyveleri hatirliyordu. Bir yanim kahve diye sorunca obur yanim o kadar vazgecilmez olmadigini gordun diyordu. Digeri sebzeler meyveler diyince bu sefer de evet artik saglikli besleniyorsun diyordu.
Bir yanim demek artik tattan gecmisim derken diger yanimin peki neden nadir de olsa bazi gunler butun gun birseyler yemek istiyorsun diye soru sordu. o zaman iste yine bu ikinci chakranin duygulardan sorumlu oldugu kismini gordum.
Duygularimi duzenleyemedigimde bu karmasayi yemek yiyerek bastirmaya calisanlardandim ben de.
Ikinci chakramin ikiye bolunmuslugunu gordum bugun. Biri gecmisti cinsellikten, duygulardan ve tatlardan, digeri hala arada sirada da olsa kayboluyordu bunlarin kaosunda.
Emanet ettim yine gorduklerimi, geri dondum Ol'dugum yere, kollarina. Benden sorumlu kimdi? Gosterdigine gore, duzeltmekteydi...
Okuduklarim gulumsetti cunku gostermisti yine.
Tatla ilgili ne yazacagim diye sorarken icime bir yanim kahve, croissant gibi seyler soyluyordu, diger yanim, sebzeleri ve meyveleri hatirliyordu. Bir yanim kahve diye sorunca obur yanim o kadar vazgecilmez olmadigini gordun diyordu. Digeri sebzeler meyveler diyince bu sefer de evet artik saglikli besleniyorsun diyordu.
Bir yanim demek artik tattan gecmisim derken diger yanimin peki neden nadir de olsa bazi gunler butun gun birseyler yemek istiyorsun diye soru sordu. o zaman iste yine bu ikinci chakranin duygulardan sorumlu oldugu kismini gordum.
Duygularimi duzenleyemedigimde bu karmasayi yemek yiyerek bastirmaya calisanlardandim ben de.
Ikinci chakramin ikiye bolunmuslugunu gordum bugun. Biri gecmisti cinsellikten, duygulardan ve tatlardan, digeri hala arada sirada da olsa kayboluyordu bunlarin kaosunda.
Emanet ettim yine gorduklerimi, geri dondum Ol'dugum yere, kollarina. Benden sorumlu kimdi? Gosterdigine gore, duzeltmekteydi...
Mim
Adetim degildir mimler ama siradan balik'in mimi duyu organlariyla ilgili oldugu icin, kendime bakmak icin baska guzel bir firsat diye yazayim dedim. Henuz cevaplari bilmiyorum. Yazinca cikacak...
SES: Om, bebek kahkahasi, dalga sesi
TAT: Hala dusunuyorum bulamiyorum birsey. Yuzeysel geliyor hepsi. Kalbime inen agzimdan gecen hicbir tat bulamadim, yazmaya deger.
KOKU: Hindistandaki tapinaklarin tutsu kokusu, yagmurdan sonraki toprak kokusu, bebegin gidisinin kokusu
HİS: Tanridaki ASK > Gurudaki ASK > yavrudaki ASK
GÖRSEL: Gun batimi kizilligi, yagmur sonrasi sis, yavrusuna sarilmis annenin yuzundeki huzur.
Mimlere cevap vermedigimden kimseyi de mim altinda birakmayayim, yazmak isteyen yazinca link versin de okuyalim beraber :)
SES: Om, bebek kahkahasi, dalga sesi
TAT: Hala dusunuyorum bulamiyorum birsey. Yuzeysel geliyor hepsi. Kalbime inen agzimdan gecen hicbir tat bulamadim, yazmaya deger.
KOKU: Hindistandaki tapinaklarin tutsu kokusu, yagmurdan sonraki toprak kokusu, bebegin gidisinin kokusu
HİS: Tanridaki ASK > Gurudaki ASK > yavrudaki ASK
GÖRSEL: Gun batimi kizilligi, yagmur sonrasi sis, yavrusuna sarilmis annenin yuzundeki huzur.
Mimlere cevap vermedigimden kimseyi de mim altinda birakmayayim, yazmak isteyen yazinca link versin de okuyalim beraber :)
28 Nisan 2011 Perşembe
Soyle bir baktim icime
Canim yazmak istedi. Ne yazacagim ki diye sordum kendime. Baktim bu siralar nerelere akmisim. Esim cok calisti, bitirdi isini gucunu, simdi yeni isine basliyor. Orda yazacak birsey bulamadim.
Asilari hala arastiriyorum, yeni hikayelerle karsilasiyorum, yuregim yaniyor. Yazacak birsey yok ama. Icten ice belki de bunca kurban isin asli gorulebilsin diye verildi diyorum.
Mira'ya bakiyorum. Orda var yazacak birseyler. Cok guzeliz, keyfimiz cok yerinde. Ancak onunla ilgili onemli konularda soylediklerimi dinlemediginde, 3-5 tekrar sonunda yine bagirirken buluyorum kendimi. Gecenlerde koltukta demlenirken bu konu ustune, kendime sunu derken buldum: "Sen kendi bagirmani kontrol edemiyorsun, cocugu nasil kontrol edeceksin?"
Mesela bin kere elini agzina sokma diyorum, bin kere o dolabin ustune yuklenme beraber duseceksiniz diyorum, karsidan karsiya gecerken beni bekle diyorum. Ama oyle ozgur ki. Etrafa bakiyor, kontrollu bir sekilde geciyor karsidan karsiya. Neden gectin diyemiyorum, cunku dogru gecti. Niye uyarayim ki. Ama oncesinde beni bekle diye bagirmak zorunda kaliyorum, cunku o sirada o kucuk beyninin icinden ne geciyor bilemiyorum. Ya yola birden atlarsa diye korkuyorum.
Iyi ki yazmaya baslamisim, bak, cikti iste yine, bir baska "korkuyorum"
Elini agzina sokma diye kiziyorum, cunku mikroplar giriyor, hasta oluyor, atesi cikiyor, bir daha havale gecirmesin diye korumaya calisiyorum. Olsa olandan korkmuyorum, ama olmadan once olacak olandan korkuyorum.
Dolabi cekerse dolapla beraber duser, altinda kalir, ya cok ciddi yaralanir, ya sakat kalir, ya olur diye korkuyorum.
Peki niye korkuyorum!
Mira'yi kaybetmekten korkmuyorum.
Deli deselerde arada kendimi kontrol ederim, ya simdi dursa nefesi nerdesin Uma, ne kadar bagimlisin, yoksa avuclarin acik mi? Beden mi baglandigin, yoksa icindeki Can'a mi asiksin diye. Her ay olmasa da, kendime bakarim hep, ceki duzen veririm. Esegi saglam kaziga baglarim. Yani dogru yere demirlerim kendimi.
Peki niye korkuyorum? Gercekten korkuyor muyum? Yoksa bunu da mi ogrendim? Buraya biraz daha bakmam lazim, cunku buna birden cevap yazamadigima gore, daha derini var bu isin.
Burdan iki konu cikti:
Kendini kontrol edemezken baskasini kontrol etmeye calisma (37465.versiyon)
Avucun aciksa, teslim olduysan birinci hamleden, virvir edip durma, seyret Askla sadece. Uyarmak gereken yerde de uzaktan bagirmak yerine, git saril operek indir koltugun ustunden, usenme. Yoldan gecmeden kos yanina yetis, tut elinden. Elini agzina sokmasina ne yapabilirim bilmiyorum. Cunku gercekten sadece TV seyrederken neden elini arada agzina soktugunu bilmiyorum. Sıkıntıdan olabilir. Ceviz badem uzumle arayi doldursam diyorum, bu sefer de Tv karsisinda birsey yemeye bagimli olmasindan korkuyorum. Off ne fena is bu yaa, sabah sabah.
Bu ikinci konu bitmemis daha, nokta koyamiyorum henuz. Daha ogreneceklerim var demek.
Hayatimdaki son konu da evdi. Bir suredir ev bakiyorduk. Bizim olsun diye. Simdi oturdugumuz ev kira, bence o da bizim evimizdi, yuvamiz yani. Simdi buldugumuz da oyle olacak. Sadece aileler sevinecek cocuklarimizin evi oldu diye.
Bir hafta icinde nerdeyse 30 ev gordum. Gecen hafta birinin kapisinda durduk emlakcimizla. Arabadan indim icime bir ilik his yayilmaya basladi. "Birseyler olmaya basladi bana" dedim. Guldu emlakcimiz. Kapisina geldik. His iyice yogunlasti kalbimi sardi. "Bu ev" dedim. Dur bir girelim de diye durdurdu E. beni. Peki dedim, guldum. O sirada kapinin kenarinda dua eden St Therese stickerina takildim. Evet burasiydi.
Iceri girdikce his daha da yogunlasti, her adimda iyice yerlesti icime. Bahceye cikinca esimi aradim, yeni adresimizi veriyorum dedim. Sasirdi. Hadi cabuk gel bak, bakalim sen ne diyeceksin dedim. O da begenince, islemleri baslattik. Cumartesi gunu eve bakacaklar, herhangi bir arizasi var mi diye. Yoksa pazartesi gunu onaylanacak islemler.
Uzagina gecip dusunuyorum, aslinda Tanri bizi hic yanliz birakmiyor. Uzuldugumuz, kendimizi sıkıntıya soktugumuz her an O'nun iradesinin karsiti bir yerdeyiz. Onca ev gezdim, her evde bu evin burasi esime gore, burasi Mira icin. Burasi esime uymaz, burasi Miraya gore degil diye gecti. Baskalarinin da yararina isler yapmak icinse atilan adim, olusu daha da hizli, daha da sorunsuz oluyor.
Simdi Neem Karoli Baba'yi hatirladim. Onu gormeye kim gitse, dilegi neyse yerine getirirmis. Baba niye boyle yapiyorsun diye soran olursa da, "hicbir istekleri kalmasin ki bir O'nu istesinler" dermis.
Sen'den daha guzeli var mi ki !
ben ne isteyeyim ki bu gecici dunyada.
ASKla...
P.S Bugunun St Therese okumasi:
"O my God, my eternal Love, my whole Good, and never-ending Happiness, I desire to reserve nothing to myself, but freely and most willingly to sacrifice myself and all that is mine to Thee."
St. Therese, the Little Flower
Asilari hala arastiriyorum, yeni hikayelerle karsilasiyorum, yuregim yaniyor. Yazacak birsey yok ama. Icten ice belki de bunca kurban isin asli gorulebilsin diye verildi diyorum.
Mira'ya bakiyorum. Orda var yazacak birseyler. Cok guzeliz, keyfimiz cok yerinde. Ancak onunla ilgili onemli konularda soylediklerimi dinlemediginde, 3-5 tekrar sonunda yine bagirirken buluyorum kendimi. Gecenlerde koltukta demlenirken bu konu ustune, kendime sunu derken buldum: "Sen kendi bagirmani kontrol edemiyorsun, cocugu nasil kontrol edeceksin?"
Mesela bin kere elini agzina sokma diyorum, bin kere o dolabin ustune yuklenme beraber duseceksiniz diyorum, karsidan karsiya gecerken beni bekle diyorum. Ama oyle ozgur ki. Etrafa bakiyor, kontrollu bir sekilde geciyor karsidan karsiya. Neden gectin diyemiyorum, cunku dogru gecti. Niye uyarayim ki. Ama oncesinde beni bekle diye bagirmak zorunda kaliyorum, cunku o sirada o kucuk beyninin icinden ne geciyor bilemiyorum. Ya yola birden atlarsa diye korkuyorum.
Iyi ki yazmaya baslamisim, bak, cikti iste yine, bir baska "korkuyorum"
Elini agzina sokma diye kiziyorum, cunku mikroplar giriyor, hasta oluyor, atesi cikiyor, bir daha havale gecirmesin diye korumaya calisiyorum. Olsa olandan korkmuyorum, ama olmadan once olacak olandan korkuyorum.
Dolabi cekerse dolapla beraber duser, altinda kalir, ya cok ciddi yaralanir, ya sakat kalir, ya olur diye korkuyorum.
Peki niye korkuyorum!
Mira'yi kaybetmekten korkmuyorum.
Deli deselerde arada kendimi kontrol ederim, ya simdi dursa nefesi nerdesin Uma, ne kadar bagimlisin, yoksa avuclarin acik mi? Beden mi baglandigin, yoksa icindeki Can'a mi asiksin diye. Her ay olmasa da, kendime bakarim hep, ceki duzen veririm. Esegi saglam kaziga baglarim. Yani dogru yere demirlerim kendimi.
Peki niye korkuyorum? Gercekten korkuyor muyum? Yoksa bunu da mi ogrendim? Buraya biraz daha bakmam lazim, cunku buna birden cevap yazamadigima gore, daha derini var bu isin.
Burdan iki konu cikti:
Kendini kontrol edemezken baskasini kontrol etmeye calisma (37465.versiyon)
Avucun aciksa, teslim olduysan birinci hamleden, virvir edip durma, seyret Askla sadece. Uyarmak gereken yerde de uzaktan bagirmak yerine, git saril operek indir koltugun ustunden, usenme. Yoldan gecmeden kos yanina yetis, tut elinden. Elini agzina sokmasina ne yapabilirim bilmiyorum. Cunku gercekten sadece TV seyrederken neden elini arada agzina soktugunu bilmiyorum. Sıkıntıdan olabilir. Ceviz badem uzumle arayi doldursam diyorum, bu sefer de Tv karsisinda birsey yemeye bagimli olmasindan korkuyorum. Off ne fena is bu yaa, sabah sabah.
Bu ikinci konu bitmemis daha, nokta koyamiyorum henuz. Daha ogreneceklerim var demek.
Hayatimdaki son konu da evdi. Bir suredir ev bakiyorduk. Bizim olsun diye. Simdi oturdugumuz ev kira, bence o da bizim evimizdi, yuvamiz yani. Simdi buldugumuz da oyle olacak. Sadece aileler sevinecek cocuklarimizin evi oldu diye.
Bir hafta icinde nerdeyse 30 ev gordum. Gecen hafta birinin kapisinda durduk emlakcimizla. Arabadan indim icime bir ilik his yayilmaya basladi. "Birseyler olmaya basladi bana" dedim. Guldu emlakcimiz. Kapisina geldik. His iyice yogunlasti kalbimi sardi. "Bu ev" dedim. Dur bir girelim de diye durdurdu E. beni. Peki dedim, guldum. O sirada kapinin kenarinda dua eden St Therese stickerina takildim. Evet burasiydi.
Iceri girdikce his daha da yogunlasti, her adimda iyice yerlesti icime. Bahceye cikinca esimi aradim, yeni adresimizi veriyorum dedim. Sasirdi. Hadi cabuk gel bak, bakalim sen ne diyeceksin dedim. O da begenince, islemleri baslattik. Cumartesi gunu eve bakacaklar, herhangi bir arizasi var mi diye. Yoksa pazartesi gunu onaylanacak islemler.
Uzagina gecip dusunuyorum, aslinda Tanri bizi hic yanliz birakmiyor. Uzuldugumuz, kendimizi sıkıntıya soktugumuz her an O'nun iradesinin karsiti bir yerdeyiz. Onca ev gezdim, her evde bu evin burasi esime gore, burasi Mira icin. Burasi esime uymaz, burasi Miraya gore degil diye gecti. Baskalarinin da yararina isler yapmak icinse atilan adim, olusu daha da hizli, daha da sorunsuz oluyor.
Simdi Neem Karoli Baba'yi hatirladim. Onu gormeye kim gitse, dilegi neyse yerine getirirmis. Baba niye boyle yapiyorsun diye soran olursa da, "hicbir istekleri kalmasin ki bir O'nu istesinler" dermis.
Sen'den daha guzeli var mi ki !
ben ne isteyeyim ki bu gecici dunyada.
ASKla...
P.S Bugunun St Therese okumasi:
"O my God, my eternal Love, my whole Good, and never-ending Happiness, I desire to reserve nothing to myself, but freely and most willingly to sacrifice myself and all that is mine to Thee."
St. Therese, the Little Flower
19 Nisan 2011 Salı
Ölüm-kalim
Baslik ciddi ama merak uyandirmasin. Sadece icimden gecenleri yazacagim, onemli bir konu mudur degil midir bilemem ama dunyali anlamda onemli birsey yok.
Mira etraftaki bin hasta cocuktan almis gelmis birseyler. Hapsurdu, burnu akti, ben de nasiplendim sayesinde. O iki gunde kendine geldi. Benimki bu sefer yordu. Yatak dosek olmadik ikimizde, ama bugun entersan birseyi deneyimledim.
Ev ariyoruz bir iki saat bilgisayarin basinda, cok kendimi vererek arastirma yapinca, hastaligin ustune birden kendimi cok kotu hissettim. Kalktim yerimdem yataga yattigimda midem bulaniyordu, beynim yaniyordu. Gozlerimi acamiyordum. Burnum gun icinde akmisti ama yataga yatmamla burnum tamamen tikandi. Oyle zor nefes almaya basladim ki. Ustumde biri oturuyor gibiydi. Nefes yetmedigi icin daha hizli nefes almaya basladim. Hicbir sey dusunemiyor olmakla beraber, tamamen cok cok rahatsiz bir ortamdaydim. Vucudum cok rahatsizdi, yanan beynim de. Nefeslerim daha da siklasti. Artik cigerlerim agrimaya baslamisti. Noluyor diye kendimi seyrettigimi biliyorum. Sonra birden nefesim durdu. Tumden gitti nefesim. Yaklasik 1.5 dakka hic nefes almadim. Kendim durdurmamistim, belki cok sik nefes aldigim icin vucut artik yeter diye kesmisti veya baska bir sebebi vardi bilemiyorum. Tek bildigim nefesimin kesilmesiyle tarif edemeyecegim bir huzur vucudumu sardi. Oyle hafiflemeye basladim ki. Sonra biraz ciliz bir nefes daha aldim, sonra yine nefesim kesildi. Bu dongu de 5 dk kadar surdu. Ve birden gozlerim acildi. Sanki 5 saatlik bir uykudan uyanmis gibiydim ve burnum tamamen acilmisti. Ne beynim yaniyordu, ne midem bulaniyordu. Kendimi oyle iyi, oyle huzurlu, oyle hafif hissediyordum ki.
O halimi de seyrettim.
Eskiden ruyalarimda cok ölürdum ben. Araba kazasi gecirir ölürdüm, ucurumdan duser ölürdüm, bisikletle yuvarlanir ölürdüm. Cok ölmüşlüğüm vardir ruyalarimda. O ruyalar bana ölümün ne kadar muazzam bir baslangic oldugunu yasatmislardi.
Bugunku nefesimin yakisi ve sonra kesilisi ve devamindaki huzurda bir baska onay gibiydi.
Zor olan nefes almakti, nefessizlik muhtesem bir deneyimdi. Huzur, tek kelime ile !
Allah hepimize guzel sonlar nasip etsin insallah, son geldikten sonra baslayan sey cunku cok cok muhtesem... (Anladigim kadariyla ) :)
Askla...
Mira etraftaki bin hasta cocuktan almis gelmis birseyler. Hapsurdu, burnu akti, ben de nasiplendim sayesinde. O iki gunde kendine geldi. Benimki bu sefer yordu. Yatak dosek olmadik ikimizde, ama bugun entersan birseyi deneyimledim.
Ev ariyoruz bir iki saat bilgisayarin basinda, cok kendimi vererek arastirma yapinca, hastaligin ustune birden kendimi cok kotu hissettim. Kalktim yerimdem yataga yattigimda midem bulaniyordu, beynim yaniyordu. Gozlerimi acamiyordum. Burnum gun icinde akmisti ama yataga yatmamla burnum tamamen tikandi. Oyle zor nefes almaya basladim ki. Ustumde biri oturuyor gibiydi. Nefes yetmedigi icin daha hizli nefes almaya basladim. Hicbir sey dusunemiyor olmakla beraber, tamamen cok cok rahatsiz bir ortamdaydim. Vucudum cok rahatsizdi, yanan beynim de. Nefeslerim daha da siklasti. Artik cigerlerim agrimaya baslamisti. Noluyor diye kendimi seyrettigimi biliyorum. Sonra birden nefesim durdu. Tumden gitti nefesim. Yaklasik 1.5 dakka hic nefes almadim. Kendim durdurmamistim, belki cok sik nefes aldigim icin vucut artik yeter diye kesmisti veya baska bir sebebi vardi bilemiyorum. Tek bildigim nefesimin kesilmesiyle tarif edemeyecegim bir huzur vucudumu sardi. Oyle hafiflemeye basladim ki. Sonra biraz ciliz bir nefes daha aldim, sonra yine nefesim kesildi. Bu dongu de 5 dk kadar surdu. Ve birden gozlerim acildi. Sanki 5 saatlik bir uykudan uyanmis gibiydim ve burnum tamamen acilmisti. Ne beynim yaniyordu, ne midem bulaniyordu. Kendimi oyle iyi, oyle huzurlu, oyle hafif hissediyordum ki.
O halimi de seyrettim.
Eskiden ruyalarimda cok ölürdum ben. Araba kazasi gecirir ölürdüm, ucurumdan duser ölürdüm, bisikletle yuvarlanir ölürdüm. Cok ölmüşlüğüm vardir ruyalarimda. O ruyalar bana ölümün ne kadar muazzam bir baslangic oldugunu yasatmislardi.
Bugunku nefesimin yakisi ve sonra kesilisi ve devamindaki huzurda bir baska onay gibiydi.
Zor olan nefes almakti, nefessizlik muhtesem bir deneyimdi. Huzur, tek kelime ile !
Allah hepimize guzel sonlar nasip etsin insallah, son geldikten sonra baslayan sey cunku cok cok muhtesem... (Anladigim kadariyla ) :)
Askla...
16 Nisan 2011 Cumartesi
Yaptigin ise bagimlilik...
Yaklasik bir haftadir yine zorlasti Mira'yla iliskimiz. Ben ne zaman akamiyorum, ne zaman icimde birseyler olan bitene itiraz ediyor, zaman, sorun, duruyor orda oldugu yerde. Ve her yeni gun ayni sorunla yeniden doguyor, yeniden butun gun kendini tekrar ediyor ve ayni sikintiyla gun batiyor. Akmayi basaramadikca, gun gunun tekrari oluyor.
Iste bir hafta kadardir yine durum bundan ibaret.
Bu sabah aglamaya baslamadan once ben "bu kadar zor mu olmasi gerekiyor herseyin!" diyordum. Sonra bir dakika kadar aglarken, icimdeki duygulari kolacan ettim. Bu sefer duygularimdan biri ses verdi. Sonunda sesini duydum. Cumle yine ayniydi.
Bir haftadir Mira'yla konumuz su; ben ne yaparsam yapayim, onun en sevdigi seylerle doldursam da gunu, onun istediklerini yapsam da sonunda farketmiyor Mira bir yerde basliyor aglamaya, yapmadigim (yapamayacagim) sacma sapan birseye ve susmuyor. Ya da mutluyken birden modu degisiyor ve hircin, kizgin oluyor. Normalde onun o mod degisikliklerinde ayni saglam zemini sunarak ona izin vermeye calissam da, bir haftadir benim duygusal inis cikislarim nedeniyle bu zemini hazirlayamadim.
O ne zaman kriz gecirse, bir sure durdum sonra patladim ben de. Ve ikimiz de krize girdik.
Bu sabah icemdi tekrar eden duygu suydu; "benim aglamama izin vermediler, sen de bu kadar aglayamazsin! Ustelik ben senin istedigin, ihtiyacin olan herseyi bu kadar vermeye calisirken, ben bu kadar sana hizmet ederken"
* Isin daha da ozu suydu, gesmiste yaptiklarima, ben yaptim, diyordum, ve sonuclara bagimliydim.
Dun ogleden sonra da su olay yasanmisti;
Esimle kahve icmek icin oturduk ve ev konusundan basladik konusmaya. Esim cok zor karar veren biri oldugu icin, nerede oturacagimiz konusunda su anda geldigimiz noktaya gelene kadar, seksen egzersiz yaptim diyebilirim.
Yani olabilecek her yeri onumuze serdim, baktik, bazilarini begendik zaman icinde. Sonra o begendiklerimizin de kosullarini onumuze serdim, sundum esimin begenisine, ordan da eledik, bir yer kaldi elimizde.
Yine de tamamen emin olmak icin o karar verdigimiz yerle ilgili baska aktiviteler de yaptik, ve evet burasi dedik.
Emlakciyla konusmalarimiz basladi, yere karar vermisiz. Dun esim bana o yer olmayabilir manasinda bir cumle soyledi. Boyle bakakaldim. Bu yere gelmek icin yapilan butun isler cope atilmisti sanki. Benim gozumde hatirlamiyordu bile bu noktaya nasil geligimizi. Ofkem inanilmazdi, ve icimde sondurmeye calistim.
Dun de gecmiste yapilmis isin bana ait oldugunu dusunup, sonuclara bagimli oldugumu anlar gibi olmustum. Ancak bu sabah Mira'nin kriziyle kesinlesti durumum.
Hayat ne ilginc, boyle bakmayi beceremedigimde veya basaramadigimda, sucluyu esim ve kizim diye isaret etmek ne kadar kolay. Hayat aslinda o zaman ne kadar kolaymis :)
Ama tekrar tekrar ayni seyleri yasamak da bir o kadar zor ve mide bulandirici kanimca...
Iste bir hafta kadardir yine durum bundan ibaret.
Bu sabah aglamaya baslamadan once ben "bu kadar zor mu olmasi gerekiyor herseyin!" diyordum. Sonra bir dakika kadar aglarken, icimdeki duygulari kolacan ettim. Bu sefer duygularimdan biri ses verdi. Sonunda sesini duydum. Cumle yine ayniydi.
Bir haftadir Mira'yla konumuz su; ben ne yaparsam yapayim, onun en sevdigi seylerle doldursam da gunu, onun istediklerini yapsam da sonunda farketmiyor Mira bir yerde basliyor aglamaya, yapmadigim (yapamayacagim) sacma sapan birseye ve susmuyor. Ya da mutluyken birden modu degisiyor ve hircin, kizgin oluyor. Normalde onun o mod degisikliklerinde ayni saglam zemini sunarak ona izin vermeye calissam da, bir haftadir benim duygusal inis cikislarim nedeniyle bu zemini hazirlayamadim.
O ne zaman kriz gecirse, bir sure durdum sonra patladim ben de. Ve ikimiz de krize girdik.
Bu sabah icemdi tekrar eden duygu suydu; "benim aglamama izin vermediler, sen de bu kadar aglayamazsin! Ustelik ben senin istedigin, ihtiyacin olan herseyi bu kadar vermeye calisirken, ben bu kadar sana hizmet ederken"
* Isin daha da ozu suydu, gesmiste yaptiklarima, ben yaptim, diyordum, ve sonuclara bagimliydim.
Dun ogleden sonra da su olay yasanmisti;
Esimle kahve icmek icin oturduk ve ev konusundan basladik konusmaya. Esim cok zor karar veren biri oldugu icin, nerede oturacagimiz konusunda su anda geldigimiz noktaya gelene kadar, seksen egzersiz yaptim diyebilirim.
Yani olabilecek her yeri onumuze serdim, baktik, bazilarini begendik zaman icinde. Sonra o begendiklerimizin de kosullarini onumuze serdim, sundum esimin begenisine, ordan da eledik, bir yer kaldi elimizde.
Yine de tamamen emin olmak icin o karar verdigimiz yerle ilgili baska aktiviteler de yaptik, ve evet burasi dedik.
Emlakciyla konusmalarimiz basladi, yere karar vermisiz. Dun esim bana o yer olmayabilir manasinda bir cumle soyledi. Boyle bakakaldim. Bu yere gelmek icin yapilan butun isler cope atilmisti sanki. Benim gozumde hatirlamiyordu bile bu noktaya nasil geligimizi. Ofkem inanilmazdi, ve icimde sondurmeye calistim.
Dun de gecmiste yapilmis isin bana ait oldugunu dusunup, sonuclara bagimli oldugumu anlar gibi olmustum. Ancak bu sabah Mira'nin kriziyle kesinlesti durumum.
Hayat ne ilginc, boyle bakmayi beceremedigimde veya basaramadigimda, sucluyu esim ve kizim diye isaret etmek ne kadar kolay. Hayat aslinda o zaman ne kadar kolaymis :)
Ama tekrar tekrar ayni seyleri yasamak da bir o kadar zor ve mide bulandirici kanimca...
8 Nisan 2011 Cuma
Yeni ders
Kendimi bildim bile astrolojiye bir ilgim vardir. Inanirim yildizlar gezegenler sekil degistirince bizim de degistigimize. Yilin sonunda tesadufen Suan Miller'in astroloji sitesi ile tanistim. Aylik burc yorumlarina girdim. Esim o haftasonu snowboard yapmaya gidecekti ilk kez arkadasiyla. Onun burcunda bu haftasonu snowboard ski gibi kar sporlari yapmayin kendinizi yaralama riskiniz cok yuksek diyordu. Isiyle ilgili de tarih tarih inanilmaz detaylar anlatmisti. Okudum esime de sok olduk ikimiz de.
Bu arada benim burcumun benle hic alakasi yoktu, normal bir yasantim yok diye sanirim :) Neyse ben o gunden itibaren esimin burcunu her ay takip etmeye basladim. Nisan ayina kadar. Bu ay Mercury'nin gerilemesi var 23 Nisan'a kadar. Hicbir isi kabul edemezsiniz eger eskiden tanidiginiz biri teklif etmiyorsa diyordu.
Oysa esim bir is teklifi almisti. Ve 7 Nisan'a kadar da cevap ve imza bekliyorlardi. Beni aldi bir sıkıntı. Bir butun haftasonu basinin etini yedim. Soyle dersin, soyle itelersin tarihi, soyle yaparsin, boyle de yapabilirsin. Bak icine sinmeyen en ufak birsey olursa hayir diyebilirsin. Arkandayiz biz. Neler neler. Gorusmesi Pazartesiydi. En son Pazar aksami kendi sesimden tiksindim ve cumleyi yarida birakip patates cuvali gibi attim kendimi koltugun ustune. Kendimi nasil da kaybetmistim.
Derin nefesler aldim. Kafami gokyuzune cevirdim. Dua etmeye basladim. Zaafimi gormustum, korkumu. Sonra acmaya basladim kalbimi ki ucsun icindeki tortular, korku adinda beni sıkıntıya sokanlar.
Mercury de Sen'sin, Ay da, Gunes de Sen'sin, Saturn de. Ne geliyorsa her gelen Sen'den. Bizim hayrimiza. Belki ilk basta kotu gibi gorunse de biliyorum, her yol Sana biraz daha yaklastiriyor bizi. Hep bir korku vardi icimde, eyvah Mercury geriliyormus, ya simdi imza atarsa ve sonra sorun cikarsa? Eee sonra sorun cikarsa ne olur? Sorun cikar, sorun cozulur. Hepsi iyiligimiz icin olur. Sana teslimim, dedim.
Pazartesi gunu gorusmeye giden esim aksam geldi. Icin rahat mi dedim. Karnimda kelebekler ucustu, dedi. Iste Tanri'nin dilegi buydu. Ne zaman icimiz heyecan icinde, o zaman orda iste O. O kelebeklerde.
O istemezse yaprak kimildamaz, O istedi, biz oynuyoruz...
Bu arada benim burcumun benle hic alakasi yoktu, normal bir yasantim yok diye sanirim :) Neyse ben o gunden itibaren esimin burcunu her ay takip etmeye basladim. Nisan ayina kadar. Bu ay Mercury'nin gerilemesi var 23 Nisan'a kadar. Hicbir isi kabul edemezsiniz eger eskiden tanidiginiz biri teklif etmiyorsa diyordu.
Oysa esim bir is teklifi almisti. Ve 7 Nisan'a kadar da cevap ve imza bekliyorlardi. Beni aldi bir sıkıntı. Bir butun haftasonu basinin etini yedim. Soyle dersin, soyle itelersin tarihi, soyle yaparsin, boyle de yapabilirsin. Bak icine sinmeyen en ufak birsey olursa hayir diyebilirsin. Arkandayiz biz. Neler neler. Gorusmesi Pazartesiydi. En son Pazar aksami kendi sesimden tiksindim ve cumleyi yarida birakip patates cuvali gibi attim kendimi koltugun ustune. Kendimi nasil da kaybetmistim.
Derin nefesler aldim. Kafami gokyuzune cevirdim. Dua etmeye basladim. Zaafimi gormustum, korkumu. Sonra acmaya basladim kalbimi ki ucsun icindeki tortular, korku adinda beni sıkıntıya sokanlar.
Mercury de Sen'sin, Ay da, Gunes de Sen'sin, Saturn de. Ne geliyorsa her gelen Sen'den. Bizim hayrimiza. Belki ilk basta kotu gibi gorunse de biliyorum, her yol Sana biraz daha yaklastiriyor bizi. Hep bir korku vardi icimde, eyvah Mercury geriliyormus, ya simdi imza atarsa ve sonra sorun cikarsa? Eee sonra sorun cikarsa ne olur? Sorun cikar, sorun cozulur. Hepsi iyiligimiz icin olur. Sana teslimim, dedim.
Pazartesi gunu gorusmeye giden esim aksam geldi. Icin rahat mi dedim. Karnimda kelebekler ucustu, dedi. Iste Tanri'nin dilegi buydu. Ne zaman icimiz heyecan icinde, o zaman orda iste O. O kelebeklerde.
O istemezse yaprak kimildamaz, O istedi, biz oynuyoruz...
7 Nisan 2011 Perşembe
Karar
Iki gundur ustu uste yazdigim konunun bitmeyecegini farketmis bulunmaktayim. Bu bahce Gul bahcesi. Bu bahcenin disina tasima karari aldim asilari ve asiyla ilgili konulari. Sadece belki asi da olmaz, belki bagisiklik sistemimiz nasil kuvvetlendirecegimizi de konusuruz bol bol. Ama icimden bu bahcenin yaninda baska bir bahcede yapmak geldi. Bu bahce baska bahce, obur butun bahceler icinde olsa da...
Burda bir O'nun sesi vardi, bir O'nun sesi kalsin...
www.asihakkinda.wordpress.com
Kapiyi aralamak isteyen buyrun burdan iceri girebilirsiniz...
Burda bir O'nun sesi vardi, bir O'nun sesi kalsin...
www.asihakkinda.wordpress.com
Kapiyi aralamak isteyen buyrun burdan iceri girebilirsiniz...
6 Nisan 2011 Çarşamba
Turkcesi
Dun yazdigim yaziyi ingilizce bilmeyen biri okur da, verdigim linklerden birsey anlamaz diye, bugun bir bakayim dedim internette neler yaziyor. Ne cizgisini bilirim, ne felsefesini, sadece uzun zamandir yaptigim arastirmalarla yazilan bilgiler ortustugu icin internette buldugum bu yaziyi burda yayinlayacagim. Arada verilen Kur'an ayetlerini de bundan anlayan, buna inanan insanlara birakiyorum.
Saygilarimla,
AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER
(Zorunlu tutulan veya kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)
Ağustos 2009´da İngiltere ve Fransa´da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD´de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye´de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye´nin göreceği en büyük tehlike olabilir.
Aşılar Zararlı mı?
Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.
Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.
Grip aşılarının Bilinen İçeriği
1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
6-Maymun böbrek hücreleri
7-Yıkanmış Koyun kanı
8- Monosodyum Glukomat
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
10- İnsan spermi
11- Etilen gliserol (antifriz)
12- Antibiyotikler
13- Skualen
Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.
İmmünolojist Hugh Fudenburg´un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)
Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.
Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.
Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.
Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.
Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.
Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.
Aşı Denen Şey Korur mu?
Dr. G. Buckwald´a göre: Herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.
Peki Bu Israrın Sebebi Ne?
Tüm bunlar karşısında neden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.
Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki Rekombinant DNA insan DNA’sına ´sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.
Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.
Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!
Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an´ı Kerim´de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.
Ancak kök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.
Genetik Yapıyı Değiştirmek... Ne Demek?
Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.
Halbuki Kur´an-ı Kerim´de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:
“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”
Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı
İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ´koruyucu hekimlik´ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.
İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ´zaruret´ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.
Korunmak İçin Ne Yapmalı?
Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”
Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.
Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?
Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.
Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.
Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.
Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”
Dünya, Aşılara Karşı Mesafeli
2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.
ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul´un ifade ettiği üzere “1997´de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”
İngiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).
Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor
1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
500 kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.
Guillain-Barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.
Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:
Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e
Tetanos: Beyin iltihabı’na
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne
Grip Aşısı: Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır
Düşünün ve Karar Verin
Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.
Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.
Sade Hayat Derneği -dunyabizim.com
Devamı için tıklayınız: http://www.aamedya.com/fikralar-saglik-ruya-tabirleri-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi/haber-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi-19712#ixzz1IkZmakcJ
Yeni site:
www.asihakkinda.com
Saygilarimla,
AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER
(Zorunlu tutulan veya kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)
Ağustos 2009´da İngiltere ve Fransa´da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD´de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye´de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye´nin göreceği en büyük tehlike olabilir.
Aşılar Zararlı mı?
Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.
Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.
Grip aşılarının Bilinen İçeriği
1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
6-Maymun böbrek hücreleri
7-Yıkanmış Koyun kanı
8- Monosodyum Glukomat
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
10- İnsan spermi
11- Etilen gliserol (antifriz)
12- Antibiyotikler
13- Skualen
Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.
İmmünolojist Hugh Fudenburg´un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)
Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.
Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.
Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.
Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.
Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.
Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.
Aşı Denen Şey Korur mu?
Dr. G. Buckwald´a göre: Herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.
Peki Bu Israrın Sebebi Ne?
Tüm bunlar karşısında neden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.
Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki Rekombinant DNA insan DNA’sına ´sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.
Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.
Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!
Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an´ı Kerim´de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:
De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.
Ancak kök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.
Genetik Yapıyı Değiştirmek... Ne Demek?
Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.
Halbuki Kur´an-ı Kerim´de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:
“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”
Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı
İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ´koruyucu hekimlik´ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.
İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ´zaruret´ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.
Korunmak İçin Ne Yapmalı?
Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”
Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.
Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?
Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.
Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.
Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.
Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”
Dünya, Aşılara Karşı Mesafeli
2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.
ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul´un ifade ettiği üzere “1997´de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”
İngiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).
Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor
1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
500 kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.
Guillain-Barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.
Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:
Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e
Tetanos: Beyin iltihabı’na
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne
Grip Aşısı: Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır
Düşünün ve Karar Verin
Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.
Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.
Sade Hayat Derneği -dunyabizim.com
Devamı için tıklayınız: http://www.aamedya.com/fikralar-saglik-ruya-tabirleri-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi/haber-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi-19712#ixzz1IkZmakcJ
Yeni site:
www.asihakkinda.com
5 Nisan 2011 Salı
Ssttt
Yolda biri dusmus, ne oldugunu anlamiyor yuruyor insan yanindan bakarak,
Araba kenarda kaza yapmis hayretler icinde bakarak geciyor araba kaza mahalinden,
6 yasinda otistik cocuga tren carpmis, cocugu 38 kisi gormus, bir kisi polise basibos dolasan kucuk bir cocuk var diye telefon acmamis. Acsaymis, kurtulurmus.
Metroda iki kisi kavga ediyor, dergiler kitaplar yukari kalkiyor gormemek icin.
Kulaklarda muzikcalarlar, etrafta olan biteni duymamak icin.
Bu bir sendrommus.
Secici olmak cok onemli, Tv'de haberleri seyretmemek mesela, sabah haber seyretmek yerine gol kenarinda kosmaya gitmek mesela. Insanin hayatinda cok buyuk fark yaratir. Gunu guzel baslayan kisi, digerine bulastirir. Gunu kotu gecenlerin de gunlerinin guzel gecme olasiligi artar.
Peki ya bilip susmak? Ogrendiklerini paylasamamak. Senin isin degil Umaji, senin cocugun degil diye susturmak kendimi her daim. Oysa hercocuk BEN'in cocugu, dolayisiyla paylasiyoruz her cocugu derinden. Biziz herbiri...
Ama olmaz, sus Umaji. Insanlar alisilmis duzenlerinde gidiyorlar, hayatlarinda yeterince huzursuzluk var. Sana kalmadi Umaji.
Evet ama ya bilmiyorlarsa, ya hic duymadilarsa, ya duyarlarsa, belki farkederler neler oldugunu. Belki fikirlerini degistirirler.
Sus Umaji, fikirlerini degistirdiler diyelim, ya o fikrini degistirenin cocuguna birsey olursa. Kendi cocugun degil sorumlulugu tasiyabilir misin ?
Sorumluluk O'na ait ama, belki de bana konus diyor simdi.
Sus Umaji, ssst.
Olmaz olmaz, bunca aci var, bunca bilinmeyen. Bari arastirsinlar, bari baksinlar, bari biraz aralasinlar kapilari. Soru sorsunlar. Bu ne kardesim desinler. Icinde ne var desinler, ne ise yarar desinler, ne kadar sure etkisi kalir desinler, yan etkisi nedir desinler. Arastirmalari var mi desinler. Soramiyorlarsa, kendileri okusunlar. Bak internet, sadece gunluk yazmak icin kullanmiyoruz ya bunu, sadece dedikodu icin, sadece haber icin. Degil mi ?
Insanlarin isine gelmez Umaji boyle seyleri arastirmak, herkes yeni pencere acmak istemez. Hem guveniyor o da sen nasil guvendiysen doktoruna.
Guveniyor guvenmesine ama diyorum ki o doktor acaba soru soruyor mu? Yoksa sunu yapacaksin diyor bakanlik, o da onu mu yapiyor. Tipki doktorlarin bize sunu yapacagiz simdi dediginde, peki yapin dedigimiz gibi.
Cocugumu doguruyorum oylesine kiymetli. Aliyor bir kadin onu elimden. Guveniyorum o herkimse. Sonra goturuyor icerde bir odaya. Dogar dogmaz elimi surmeye kiyamayacagim etine batiriyorlar igneyi. Gun geliyor 5 asiyi birden, gun geliyor 11 asiyi birden, gun geliyor oldugu asiyi, vuruyorlar ardi ardina. Oyle cahilim ki. Bu ne icinde ne var diye sormasini akil bile edemiyorum. Icinde 60 kimyasal madde var deseler, delirdiniz herhalde ben bunu kendimi siringa ettirmem, kaldi ki su el kadar cocuga nasil ettireyim. Biz her pazar kalktik Istanbul'da kopru gectik, organik pazarlara gittik. Organik yedirdik. Misafirlige giderken bile yemegini yanimizda goturduk. Sehirlerarasi yolculuklarimizda bile ekmeklerimizi, Kanlica yogurtlarimizi yanimizda goturduk. Egzos dumanindan, sigara dumanindan, sakinabildigimiz herseyden sakindik.
Ahh Mira'cim bilsem yaptirir miydim.
Mira DBaT asisin sonrasinda havale gecirdi. Bir daha hicbir asi vurdurmadik. O zamana kadar 18 aylik olana kadar 21 tane asi olmus. DBaT, MMR gibi karma asilar ki onlarin icinde birden fazla asi var. Hicbir gun verin bakayim su asinin icinde ne varmis bir de ben bakayim demedim. Alsaydim ve okusaydim maymun beyni var, domuz kani var, insan DNAsi var, 60 tanede kimyasal. Delirmis olmaliydim...
Ben sansliydim. Asi sonrasi birden kaybetmedim bebegimi. Adina SIDS diyeceklerdi. Ani olum sendromu. Kimse yazmayacakti asidan diye. Hala kimsenin yazmadigi gibi. Cocuklarini kaybeden annelerle beraber agliyorum son gunlerde.
Ssstt dedi duydum, ama susamadim.
Bahce benim ya, konus demis, bugun bu konusuldu....
23 ay emzirdim, iyi besledim, Allah'a emanet ediyorum. Hastaliklar gelir ve gecer demisler. Ben bagisiklik sistemini guclendirmeye niyet ettim bastan beri. Piril piril beyinlerine batirtmayacagim artik o ucu sivri igneleri...
Hakkimizda hayirlisi olsun...
Okumak isteyenlere;
http://drtenpenny.com/default.aspx
http://www.vaccineriskawareness.com/Why-I-Don-t-Vaccinate-My-Children
http://vran.org/personal-stories/
http://www.amazon.com/tag/health/forum/ref=cm_cd_dp_rft_tft_tp?_encoding=UTF8&cdForum=Fx1EO24KZG65FCB&cdThread=Tx1TBFI9792E6Y4
(bu iki tarafinda fikirlerini sundugu bir forum)
http://www.vaccinationnews.com/home-page
http://www.nvic.org/
http://forums.ivillage.com/t5/Vaccination-Debate/How-to-research-the-decision-to-vax/m-p/67118161
Araba kenarda kaza yapmis hayretler icinde bakarak geciyor araba kaza mahalinden,
6 yasinda otistik cocuga tren carpmis, cocugu 38 kisi gormus, bir kisi polise basibos dolasan kucuk bir cocuk var diye telefon acmamis. Acsaymis, kurtulurmus.
Metroda iki kisi kavga ediyor, dergiler kitaplar yukari kalkiyor gormemek icin.
Kulaklarda muzikcalarlar, etrafta olan biteni duymamak icin.
Bu bir sendrommus.
Secici olmak cok onemli, Tv'de haberleri seyretmemek mesela, sabah haber seyretmek yerine gol kenarinda kosmaya gitmek mesela. Insanin hayatinda cok buyuk fark yaratir. Gunu guzel baslayan kisi, digerine bulastirir. Gunu kotu gecenlerin de gunlerinin guzel gecme olasiligi artar.
Peki ya bilip susmak? Ogrendiklerini paylasamamak. Senin isin degil Umaji, senin cocugun degil diye susturmak kendimi her daim. Oysa hercocuk BEN'in cocugu, dolayisiyla paylasiyoruz her cocugu derinden. Biziz herbiri...
Ama olmaz, sus Umaji. Insanlar alisilmis duzenlerinde gidiyorlar, hayatlarinda yeterince huzursuzluk var. Sana kalmadi Umaji.
Evet ama ya bilmiyorlarsa, ya hic duymadilarsa, ya duyarlarsa, belki farkederler neler oldugunu. Belki fikirlerini degistirirler.
Sus Umaji, fikirlerini degistirdiler diyelim, ya o fikrini degistirenin cocuguna birsey olursa. Kendi cocugun degil sorumlulugu tasiyabilir misin ?
Sorumluluk O'na ait ama, belki de bana konus diyor simdi.
Sus Umaji, ssst.
Olmaz olmaz, bunca aci var, bunca bilinmeyen. Bari arastirsinlar, bari baksinlar, bari biraz aralasinlar kapilari. Soru sorsunlar. Bu ne kardesim desinler. Icinde ne var desinler, ne ise yarar desinler, ne kadar sure etkisi kalir desinler, yan etkisi nedir desinler. Arastirmalari var mi desinler. Soramiyorlarsa, kendileri okusunlar. Bak internet, sadece gunluk yazmak icin kullanmiyoruz ya bunu, sadece dedikodu icin, sadece haber icin. Degil mi ?
Insanlarin isine gelmez Umaji boyle seyleri arastirmak, herkes yeni pencere acmak istemez. Hem guveniyor o da sen nasil guvendiysen doktoruna.
Guveniyor guvenmesine ama diyorum ki o doktor acaba soru soruyor mu? Yoksa sunu yapacaksin diyor bakanlik, o da onu mu yapiyor. Tipki doktorlarin bize sunu yapacagiz simdi dediginde, peki yapin dedigimiz gibi.
Cocugumu doguruyorum oylesine kiymetli. Aliyor bir kadin onu elimden. Guveniyorum o herkimse. Sonra goturuyor icerde bir odaya. Dogar dogmaz elimi surmeye kiyamayacagim etine batiriyorlar igneyi. Gun geliyor 5 asiyi birden, gun geliyor 11 asiyi birden, gun geliyor oldugu asiyi, vuruyorlar ardi ardina. Oyle cahilim ki. Bu ne icinde ne var diye sormasini akil bile edemiyorum. Icinde 60 kimyasal madde var deseler, delirdiniz herhalde ben bunu kendimi siringa ettirmem, kaldi ki su el kadar cocuga nasil ettireyim. Biz her pazar kalktik Istanbul'da kopru gectik, organik pazarlara gittik. Organik yedirdik. Misafirlige giderken bile yemegini yanimizda goturduk. Sehirlerarasi yolculuklarimizda bile ekmeklerimizi, Kanlica yogurtlarimizi yanimizda goturduk. Egzos dumanindan, sigara dumanindan, sakinabildigimiz herseyden sakindik.
Ahh Mira'cim bilsem yaptirir miydim.
Mira DBaT asisin sonrasinda havale gecirdi. Bir daha hicbir asi vurdurmadik. O zamana kadar 18 aylik olana kadar 21 tane asi olmus. DBaT, MMR gibi karma asilar ki onlarin icinde birden fazla asi var. Hicbir gun verin bakayim su asinin icinde ne varmis bir de ben bakayim demedim. Alsaydim ve okusaydim maymun beyni var, domuz kani var, insan DNAsi var, 60 tanede kimyasal. Delirmis olmaliydim...
Ben sansliydim. Asi sonrasi birden kaybetmedim bebegimi. Adina SIDS diyeceklerdi. Ani olum sendromu. Kimse yazmayacakti asidan diye. Hala kimsenin yazmadigi gibi. Cocuklarini kaybeden annelerle beraber agliyorum son gunlerde.
Ssstt dedi duydum, ama susamadim.
Bahce benim ya, konus demis, bugun bu konusuldu....
23 ay emzirdim, iyi besledim, Allah'a emanet ediyorum. Hastaliklar gelir ve gecer demisler. Ben bagisiklik sistemini guclendirmeye niyet ettim bastan beri. Piril piril beyinlerine batirtmayacagim artik o ucu sivri igneleri...
Hakkimizda hayirlisi olsun...
Okumak isteyenlere;
http://drtenpenny.com/default.aspx
http://www.vaccineriskawareness.com/Why-I-Don-t-Vaccinate-My-Children
http://vran.org/personal-stories/
http://www.amazon.com/tag/health/forum/ref=cm_cd_dp_rft_tft_tp?_encoding=UTF8&cdForum=Fx1EO24KZG65FCB&cdThread=Tx1TBFI9792E6Y4
(bu iki tarafinda fikirlerini sundugu bir forum)
http://www.vaccinationnews.com/home-page
http://www.nvic.org/
http://forums.ivillage.com/t5/Vaccination-Debate/How-to-research-the-decision-to-vax/m-p/67118161
29 Mart 2011 Salı
Yardim ustune ...
Iki gundur durum su;
Mira'yi okuldan almaya gidiyorum, ustunu giyinmemis halde buldugum findik kurdu, bir yandan lak lak yaparak etrafta dolaniyor, bir yandan da yardima ihtiyaci olanlarin pesinde kosuyor. Biri botunu ariyor, Mira kar pantalonunu giymek uzereyken, herseyi birakiyor kosa kosa gidip botu buluyor, veriyor. Cantasini birakmis birinin pesinde kosuyor. Yere dusen defteri kaldiriyor. Ogretmenin daginikliklarini topluyor. Ben de sabrim varsa duvara dayanip seyrediyorum, sabrim yoksa iki gundur yaptigim gibi, "annecim sen giyindin mi ? Giyinmedin. Once kendine yardim et, sonra baskalarina" diyorum.
Mira'nin motifi ne bunu yaparken; ona dedi ki ogretmeni bir gun butun sinifin ortasinda "You're a great helper!" "Cok iyi bir yardimcisin" O gun bugun, herkese yardim ediyor. Ve bu yardimin sonunda insanlar ona yaklasiyor, seviyor, onurlandiriyor, paylasiyor, oynuyorlar. Demek ki yardim etmek guzel birsey dedi o da haliyle.
Ne tanidik senaryo degil mi...
Oksijen maskesi once kendimize, sonra yanimizdakine.
Disardan alinacak sevgi ve mutluluk yok maalesef. Ama insanin dogasi bunu boyle yanilsayarak gormeye meyilliymis anlasilan, Mira'yla izliyorum.
Yardim etmek tabii ki guzel bisey ama gercek yardim kendimizi bildikten, kendimizi O'nda demirledikten sonra yardim oluyor. Oncesinde ise egoya benzin...
O guzel his, ben yardim ettim. Ben ona yardim ettim. Ben olmasam ne yapardi. Ben yardim ettim, boyle oldu, soyle degisti. Ahh canimmm benim. Ne guzel yaniliyoruz hergun. Ne guzel oynatiyor bizi ruyalarimizin icinde.
Gecenlerde yazmistim ya sohbet ustune, iki halim var diye. Birinde ben yardim ettigimi dusundugumde kabak basima patliyor, ikincisinde ise vesile oluyorum, diye. Ikincisin de bile, vesile oluyorum derken bile, kendimi bisey saniyorum goruyorsun ya :)
Once kendine Uma'ji, once kendine :)
Mira'yi okuldan almaya gidiyorum, ustunu giyinmemis halde buldugum findik kurdu, bir yandan lak lak yaparak etrafta dolaniyor, bir yandan da yardima ihtiyaci olanlarin pesinde kosuyor. Biri botunu ariyor, Mira kar pantalonunu giymek uzereyken, herseyi birakiyor kosa kosa gidip botu buluyor, veriyor. Cantasini birakmis birinin pesinde kosuyor. Yere dusen defteri kaldiriyor. Ogretmenin daginikliklarini topluyor. Ben de sabrim varsa duvara dayanip seyrediyorum, sabrim yoksa iki gundur yaptigim gibi, "annecim sen giyindin mi ? Giyinmedin. Once kendine yardim et, sonra baskalarina" diyorum.
Mira'nin motifi ne bunu yaparken; ona dedi ki ogretmeni bir gun butun sinifin ortasinda "You're a great helper!" "Cok iyi bir yardimcisin" O gun bugun, herkese yardim ediyor. Ve bu yardimin sonunda insanlar ona yaklasiyor, seviyor, onurlandiriyor, paylasiyor, oynuyorlar. Demek ki yardim etmek guzel birsey dedi o da haliyle.
Ne tanidik senaryo degil mi...
Oksijen maskesi once kendimize, sonra yanimizdakine.
Disardan alinacak sevgi ve mutluluk yok maalesef. Ama insanin dogasi bunu boyle yanilsayarak gormeye meyilliymis anlasilan, Mira'yla izliyorum.
Yardim etmek tabii ki guzel bisey ama gercek yardim kendimizi bildikten, kendimizi O'nda demirledikten sonra yardim oluyor. Oncesinde ise egoya benzin...
O guzel his, ben yardim ettim. Ben ona yardim ettim. Ben olmasam ne yapardi. Ben yardim ettim, boyle oldu, soyle degisti. Ahh canimmm benim. Ne guzel yaniliyoruz hergun. Ne guzel oynatiyor bizi ruyalarimizin icinde.
Gecenlerde yazmistim ya sohbet ustune, iki halim var diye. Birinde ben yardim ettigimi dusundugumde kabak basima patliyor, ikincisinde ise vesile oluyorum, diye. Ikincisin de bile, vesile oluyorum derken bile, kendimi bisey saniyorum goruyorsun ya :)
Once kendine Uma'ji, once kendine :)
25 Mart 2011 Cuma
Ruya
Bu sabah ruyam yine korku filmi tadindaydi, ama sonu guzel bitti. Bir yere gidecekmisim. Kendime dikkat etmem soyleniyor. Gidiyorum. Once kulube gibi evlerin arasina giriyorum. Birden karsidan 3-4 tane elinde makinali tufeklerle ates ederek adamlar cikiyor. Hemen diger tarafa dogru kaciyorum. Evlerin arasindan gecip bir eve giriyorum. Saklanarak ilerliyorum. Heyecanliyim. Birden karsima fiziksel olarak Tibetli bir rahibe benzeyen biri cikiyor, hatta Dalai Lama'ya o kadar cok benziyor ki, belki de oydu. Neyse ellerini bana dogru uzatiyor, buyucu edasiyla, mantralar soyleyerek biseyler yapiyor bana. Ben oyle donakaliyorum karsisinda. Yuzunde huzurlu bir gulumseme. Ellerinin son hareketinde Om Namah Shivaya diyor. (Hindistan'daki en kuvvetli ve en yogun kullanilan mantralardan biridir, Lord sana siginiyorum demektir.) Inanilmaz bir his dolasiyor bunun sonunda bedenimde. Gulumsuyorum, adam kayboluyor. Ayak sesleri duyuyorum, camdan disari baktigimda, sahilde kesik kollar, kesik kafalar, sismis olu vucudlar goruyorum. Burdan kacmam lazim ama nasil diye dusunuyorum, bakiyorum kapinin onunde bi sandal, icinde iki kisi. Iyi insanlara benziyorlar. Kapidan cikip beni goturebilir misiniz diye soruyorum. Ozur dileyerek reddediyorlar. Ama yaklasan ayak seslerinden hemen kendimi atiyorum denize basliyorum yuzmeye, uzaklasiyorum evden. Ilerde gordugum tekneye gidiyorum. Icerde insanlar var. Oralari pek animsamiyorum. Onlar beni yakaliyorlar. Biri ellerimden tutuyor, digeri koskocaman bir bicak cikarip, bilegimden kesmeye basliyor beni. Fakat o bilegimi kestikce bilegim hizla iyilesiyor. Panik oluyorlar benim elimi kesemediklerini, bana zarar veremediklerini anlayinca. Olumsuz oldugumu anliyorum o sirada. (Su ana kadar ruyadaki beni hep seyrediyorum. Yani kadini goruyorum. ) Ve birden kendimi yildizlarin otesinde buluyorum. (Bu sahneden sonra hic beden yok, sadece seyredis) Bir yerdeyim. Sadece ben varim. Onumde ucsuz bucaksiz yildizlar. Om Namah Shivaya diyorum aciyorum perde gibi siyah gokyuzunun ustune dizilmis yildizlari. Sonra mavi piril piril gunesle parlamis gokyuzunu aciyorum perde gibi. Sonra evi aciyorum perde gibi ve kendimi iki kisinin karsisinda iste sonsuzluktan boyle ben dedigin insana donusuyorsun diye anlatirken buluyorum. O iki kisi "simdi anladim" diyorlar. Seviniyorum onlar da anladi diye :)
Sonra Mira geldi, anne hadi oynayalim mi diye durttu :)
Oyun yine basladi,
ASKla...
Sonra Mira geldi, anne hadi oynayalim mi diye durttu :)
Oyun yine basladi,
ASKla...
24 Mart 2011 Perşembe
THE SUPREME GIFT by GURUDEV
Yoga is the supreme gift of India to the world at large. Yoga does not quarrel with science; it supplements it. Yoga is a methodical way to attain perfection, through the control of the different elements of human nature - both physical and psychical.
Yoga is the supreme science of contacting reality. It is perfection in action. It is equanimity of attitude. It is perfect peace. Yoga is union with God.
Yoga is not a thing merely to be heard. Yoga is a thing that has to be assimilated and put into practice in daily life. The practice of yoga enables one to realise unity with the whole world. It is living in tune with God.
Yoga is abiding by the principles of truth and avoiding the path of untruth. Yoga is a science which is meant for the study of the reflective. It is for those who are convinced that the world of the senses has nothing substantial to offer.
Yoga is a process of continuous transformation. The inner perfection of Self-realisation can only come to be revealed by experience. This happens only progressively. The transformation of one's personality is achieved through stages.
As you advance in yoga, the ego is progressively replaced by the spirit. It is through this that the will of God works. By the practice of yoga, the sadhaka (seeker) is freed from the tyranny of the lower mind and he becomes divine. At a later stage the transformation takes the shape of a progressive unfoldment of the spirit.
---
A preceptor or guru is indispensable for the practice of yoga. The aspirant should be humble, simple, gentle, refined, tolerant, merciful and kind. You will not have success in yoga if you have desire to get psychic powers. Yoga does not consist of sitting cross-legged for six hours, nor in stopping the heart-beat, nor in getting buried in the ground for a week or a month.
Yoga is the supreme science of contacting reality. It is perfection in action. It is equanimity of attitude. It is perfect peace. Yoga is union with God.
Yoga is not a thing merely to be heard. Yoga is a thing that has to be assimilated and put into practice in daily life. The practice of yoga enables one to realise unity with the whole world. It is living in tune with God.
Yoga is abiding by the principles of truth and avoiding the path of untruth. Yoga is a science which is meant for the study of the reflective. It is for those who are convinced that the world of the senses has nothing substantial to offer.
Yoga is a process of continuous transformation. The inner perfection of Self-realisation can only come to be revealed by experience. This happens only progressively. The transformation of one's personality is achieved through stages.
As you advance in yoga, the ego is progressively replaced by the spirit. It is through this that the will of God works. By the practice of yoga, the sadhaka (seeker) is freed from the tyranny of the lower mind and he becomes divine. At a later stage the transformation takes the shape of a progressive unfoldment of the spirit.
---
A preceptor or guru is indispensable for the practice of yoga. The aspirant should be humble, simple, gentle, refined, tolerant, merciful and kind. You will not have success in yoga if you have desire to get psychic powers. Yoga does not consist of sitting cross-legged for six hours, nor in stopping the heart-beat, nor in getting buried in the ground for a week or a month.
23 Mart 2011 Çarşamba
Sohbet
Dun kardesimle konusurken farkettim ki sohbet etmesini bilmiyorum.
Yani bir konu ustune karsilikli konusurken ki buna sohbet deniyor, soru sorup derine inmek oyle adetim olmus ki, beraberinde de hemen akil verme cumleleri geliveriyor.
Once hic haz etmedim bunu farketmekten. Durdum soyle bir gozden gecirdim butun iliskilerimi. Ucuncu besinci cumleden sonra mutlaka bir tavsiye, bir yol gosterme hali. Boyle icim kalkti kendimden.
Sonra biraz daha oturdum bu halin ustunde, seyrettim gecmisten gunume filmi.
Annem 14 yaslarindayken bana kizardi. "Sen eskiden boyle degildin, 5 yasinda benim derdimi dinler bana akil verirdin."
Insanlari hatirladim sonra, yeni tanistiklarimi, hayatlarini acislarini. "Sana neden bu kadar guvendigimi bilmiyorum ama anlatmak istiyorum" diyenleri.
Esleriyle paylasmadiklari sirlari bana anlatanlari.
Ve yeniden oturdum bu sohbet edemiyorum fikrinin ustune. Tanri hepimizi ozel yaratmisti, beni de boyle yaratmisti arada.
Sukur dedim, O ne dememizi istiyorsa onu diyorduk. Yine silkelendim. Suyum buyum, su degilim bu degilim etiketlerimi attim.
Kardesim tavsiye dinleyecegi donemde degildi, bilsem susardim, ama konusturacaksa, susmayi da basaramazdim :)
Oyle iste gunler bu ikilemleri BIRlemekle gecmekte...
Yukarda yazdigim konu kendi icinde ikiye ayriliyor;
1- Biri halini anlatirken susamayan ben, a- Ortaligi duzeltme cabasi icinde, cunku karsidakinin aci cekmesinden hoslanmiyor
b- Perdenin arkasinda sakli Tanri'yi gormus gostermeye calisiyor, cunku karsidakinin bos yere aci cekmesini istemiyor
2- O'nun diyecekleri var, vesile oluyor.
Birinci durumda "bundan hoslanmiyorum, bunu istemiyorum" kelimelerinin varligi nedeniyle mutlaka kabak basima patliyor.
Ikinci durumda ise alan razi veren razi :)
ASKla...
Yani bir konu ustune karsilikli konusurken ki buna sohbet deniyor, soru sorup derine inmek oyle adetim olmus ki, beraberinde de hemen akil verme cumleleri geliveriyor.
Once hic haz etmedim bunu farketmekten. Durdum soyle bir gozden gecirdim butun iliskilerimi. Ucuncu besinci cumleden sonra mutlaka bir tavsiye, bir yol gosterme hali. Boyle icim kalkti kendimden.
Sonra biraz daha oturdum bu halin ustunde, seyrettim gecmisten gunume filmi.
Annem 14 yaslarindayken bana kizardi. "Sen eskiden boyle degildin, 5 yasinda benim derdimi dinler bana akil verirdin."
Insanlari hatirladim sonra, yeni tanistiklarimi, hayatlarini acislarini. "Sana neden bu kadar guvendigimi bilmiyorum ama anlatmak istiyorum" diyenleri.
Esleriyle paylasmadiklari sirlari bana anlatanlari.
Ve yeniden oturdum bu sohbet edemiyorum fikrinin ustune. Tanri hepimizi ozel yaratmisti, beni de boyle yaratmisti arada.
Sukur dedim, O ne dememizi istiyorsa onu diyorduk. Yine silkelendim. Suyum buyum, su degilim bu degilim etiketlerimi attim.
Kardesim tavsiye dinleyecegi donemde degildi, bilsem susardim, ama konusturacaksa, susmayi da basaramazdim :)
Oyle iste gunler bu ikilemleri BIRlemekle gecmekte...
Yukarda yazdigim konu kendi icinde ikiye ayriliyor;
1- Biri halini anlatirken susamayan ben, a- Ortaligi duzeltme cabasi icinde, cunku karsidakinin aci cekmesinden hoslanmiyor
b- Perdenin arkasinda sakli Tanri'yi gormus gostermeye calisiyor, cunku karsidakinin bos yere aci cekmesini istemiyor
2- O'nun diyecekleri var, vesile oluyor.
Birinci durumda "bundan hoslanmiyorum, bunu istemiyorum" kelimelerinin varligi nedeniyle mutlaka kabak basima patliyor.
Ikinci durumda ise alan razi veren razi :)
ASKla...
21 Mart 2011 Pazartesi
Aydinlik
Dunyanin heryanindan felaket haberleri geliyor. Gozlerimi ceviriyorum heryerde, yikinti, yangin, aclik, aci. Bakiyorum eriyor goruntu, gunes doguyor, cicek aciyor, eriyor goruntu, eriyor aci dolu suratlar.
Baska yone bakiyorum agliyor kiz, aciyor yuzu, gozleri, kalbi. Bakiyor gozlerim, arkasindan sizan gunesi goruyorum, cicegin muhtesem rengini, kusursuz golgesini.
Baska yonde aciyor baskasinin kalbi. Asilmis surati gibi yuregi.
Baska yonde yokluk, fakirlik. Hizmet gelmis donusturmekte gunleri.
Nereye baksam felaket gorunse de tarif edemedigim bir guzellik.
Gozlerin icindeki acida da ayni, guzel cicege gulen gozde de ayni.
Gunes heryer. Aydinlik. Rengarenk.
Akiyor selale. Tasiyor sular. Altin parcalari buluyorum etrafta. Selaleden dusuyorum bir kulube icinde hic zarar gormeden. Indigim yolda rengarenk mercanlar, rengarenk yosunlar. Yurudukce ayaklarimi islatiyor tasan sular, yosunlar dolaniyor parmaklarima.
Dunyadan felaket haberleri gelirken dort bir yandan, bu guzellik tarif edilir gibi degil.
Simdi neye inanmali, gazete ve televizyonlara mi? Tarif edemedigim kalbimden tasip gozbebeklerime dolan guzellige mi?
Ama orda oluyor bunlar diyor sagim solum, yuregimde acan gunes eritiyor resimdeki yuzleri, aciyi, siziyi...
P.S 2004 yilinda Endonezya'da yasanan felaketin ardindan Swamiji'nin satsang'inda bu konu konusuluyordu. Herkes ordaki insanlarin acilarinin nasil adil olup olamadigini tartisiyordu Swamiji'yle. Ben konusmaya hic dahil olamamis aksine kendimi oyle soyutlanmis hissediyordum ki. Cunku gordugum her resme ve videoya ragmen, olan buyuk bir dalga geliyordu, kiyafetleri alip gidiyordu. Burda olan O, OL'maya devam ediyordu. Uzulemiyordum. Kendimi iyi hissetmiyordum dolayisiyla. Satsang sonrasi Swamiji'ye gidip anlattigimda, neden herkesin icinde soylemedin demisti, utanmistim, o kadar duyarli biriyken duyarsiz olarak suclanmaktan korkmustum, soyleyememistim.
Simdi soyleyebiliyorum.
Gunes doguyor, geceden sonra, heryer aydinlaniyor.
Herkes...
ASKla...
Baska yone bakiyorum agliyor kiz, aciyor yuzu, gozleri, kalbi. Bakiyor gozlerim, arkasindan sizan gunesi goruyorum, cicegin muhtesem rengini, kusursuz golgesini.
Baska yonde aciyor baskasinin kalbi. Asilmis surati gibi yuregi.
Baska yonde yokluk, fakirlik. Hizmet gelmis donusturmekte gunleri.
Nereye baksam felaket gorunse de tarif edemedigim bir guzellik.
Gozlerin icindeki acida da ayni, guzel cicege gulen gozde de ayni.
Gunes heryer. Aydinlik. Rengarenk.
Akiyor selale. Tasiyor sular. Altin parcalari buluyorum etrafta. Selaleden dusuyorum bir kulube icinde hic zarar gormeden. Indigim yolda rengarenk mercanlar, rengarenk yosunlar. Yurudukce ayaklarimi islatiyor tasan sular, yosunlar dolaniyor parmaklarima.
Dunyadan felaket haberleri gelirken dort bir yandan, bu guzellik tarif edilir gibi degil.
Simdi neye inanmali, gazete ve televizyonlara mi? Tarif edemedigim kalbimden tasip gozbebeklerime dolan guzellige mi?
Ama orda oluyor bunlar diyor sagim solum, yuregimde acan gunes eritiyor resimdeki yuzleri, aciyi, siziyi...
P.S 2004 yilinda Endonezya'da yasanan felaketin ardindan Swamiji'nin satsang'inda bu konu konusuluyordu. Herkes ordaki insanlarin acilarinin nasil adil olup olamadigini tartisiyordu Swamiji'yle. Ben konusmaya hic dahil olamamis aksine kendimi oyle soyutlanmis hissediyordum ki. Cunku gordugum her resme ve videoya ragmen, olan buyuk bir dalga geliyordu, kiyafetleri alip gidiyordu. Burda olan O, OL'maya devam ediyordu. Uzulemiyordum. Kendimi iyi hissetmiyordum dolayisiyla. Satsang sonrasi Swamiji'ye gidip anlattigimda, neden herkesin icinde soylemedin demisti, utanmistim, o kadar duyarli biriyken duyarsiz olarak suclanmaktan korkmustum, soyleyememistim.
Simdi soyleyebiliyorum.
Gunes doguyor, geceden sonra, heryer aydinlaniyor.
Herkes...
ASKla...
15 Mart 2011 Salı
12 Mart 2011 Cumartesi
Lord Siva'nin testi
Gunlerden birgun Lord Shiva ve karisi Parvati (Uma) mutlu mesut koltuklarinda oturuyorlarmis. Ogullari Ganesh ve Karthikeya da etrafta oynuyormus. Lord Shiva cocuklarini yanina cagirmis. Ilk kim dunyanin etrafini dolasip gelirse ona Ladoo (cok lezzetli bir tatli) verecegim. Karthikeya'nin araci bir tavuskusu, Ganesh'inki ise bir fareymis. Ikise de atlamislar bir nefeste araclarina. Karthikeya hizla uzaklasmis bindigi tavuskusuyla, Ganesh ise faresinin ustunde yavas yavas ilerliyormus. Lord Shiva ve karisi merakla durumu izliyormus. Ganesh faresinin ustunde annesiyle babasinin koltuklarinin etrafinda bir daire yapmis ve babasinin onune geri geldiginde elini uzatmis, Ladoo'mu alayim manasinda :)
Bu davranisi goren Lord Shiva cok memnun kalmis oglunun bu erdemli hareketinden ve vermis Ladoo'yu, Ganesh de afiyetle yemis.
Ganesh heykellerinde gorebileceginiz yuvarlak topa benzer sekiller, iste o ladoo'lardir.
Buyrun simdi siz dusunun bu ne demekti :)
ASKla,
Bu davranisi goren Lord Shiva cok memnun kalmis oglunun bu erdemli hareketinden ve vermis Ladoo'yu, Ganesh de afiyetle yemis.
Ganesh heykellerinde gorebileceginiz yuvarlak topa benzer sekiller, iste o ladoo'lardir.
Buyrun simdi siz dusunun bu ne demekti :)
ASKla,
7 Mart 2011 Pazartesi
Mutlulugun Sirri
Bir zamanlar bir koleksiyoncuya ait, bir altin yuzuk, bir altin kulce ve bir altin kral muhuru varmis. Koleksiyoncu uyurken bu ucu her daim kavga edermis.
Altin yuzuk kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku zengin bir gelinin parmagini susleyecegini soylermis.
Altin kulce kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku madencilerin hayatlarini tehlikeye atarak kendisini cikarttiklarini soylermis.
Altin kral muhuru ise asil kendisinin diger ikisinden cok daha iyi oldugunu soylermis cunku Kral'in mesajlarini muhurlermis.
Gece gunduz ettikleri kavgalar bir gun bu konuyu Tanri'ya danismaya karar verene kadar devam etmis. Tanri'nin hangisinin daha iyi olduguna karar verebileceginden eminlermis. Boylece Tanri'nin huzuruna cikmaislar.
Her biri neden digerinden daha ustun oldugunu anlatmis O'na. Tanri hepsini dikkatlice dinlemis ve "uzgunum kavganiza son verecek bir cevabim yok" demis.
Altin muhur ofke ile yerine oturmus ve " Ne demek son verecek cevabin yok, Sen Tanri'sin" demis.
"Sorun da bu zaten" demis Tanri. Ben bir yuzuk, bir kulce ve bir muhur gormuyorum. Tek gordugum altin..."
Bu hikayeyi Deepak Chopra'nin God is Laughing kitabinda okumustum. Bugun yazmak nasip oldu...
Ahmet, Mehmet, Ayse, Sinem, John, Lisa, Sanjeev, Khalid, Kai Lei mi?
Tanri mi ?
ASKla...
Altin yuzuk kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku zengin bir gelinin parmagini susleyecegini soylermis.
Altin kulce kendisinin diger ikisinden daha iyi oldugunu cunku madencilerin hayatlarini tehlikeye atarak kendisini cikarttiklarini soylermis.
Altin kral muhuru ise asil kendisinin diger ikisinden cok daha iyi oldugunu soylermis cunku Kral'in mesajlarini muhurlermis.
Gece gunduz ettikleri kavgalar bir gun bu konuyu Tanri'ya danismaya karar verene kadar devam etmis. Tanri'nin hangisinin daha iyi olduguna karar verebileceginden eminlermis. Boylece Tanri'nin huzuruna cikmaislar.
Her biri neden digerinden daha ustun oldugunu anlatmis O'na. Tanri hepsini dikkatlice dinlemis ve "uzgunum kavganiza son verecek bir cevabim yok" demis.
Altin muhur ofke ile yerine oturmus ve " Ne demek son verecek cevabin yok, Sen Tanri'sin" demis.
"Sorun da bu zaten" demis Tanri. Ben bir yuzuk, bir kulce ve bir muhur gormuyorum. Tek gordugum altin..."
Bu hikayeyi Deepak Chopra'nin God is Laughing kitabinda okumustum. Bugun yazmak nasip oldu...
Ahmet, Mehmet, Ayse, Sinem, John, Lisa, Sanjeev, Khalid, Kai Lei mi?
Tanri mi ?
ASKla...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
