18 Şubat 2013 Pazartesi

Brahma Nandam






Brahma nandam parama sukhadam
Kevalam jnayana murtim
Dvandvateetam gagana sadrisham
Tatvamasyadi lakshyam
Ekam nityam vimalamachalam
Sarvadhee sakshi bhutam
Bhava-teetam triguna-rahitam
Sadgurum tam namami

Salutations to the inner guru, the inner guiding light. 
(icerdeki guruya selamlar, icerideki rehber isik)
Who is the embodiment of pure delight, 
(saf sevincin vucuda gelmis hali)
Who is the giver of supreme happiness. 
(en ulu mutlulugu veren)
Who is beyond the dualities of this material world; 
(bu materyal dunyanin ikiliklerinin otesinde olan)
Who is as infinite as the sky. 
(gokyuzu kadar sinirsiz olan)
Who is the sole aspiration and goal of life; 
(tek ozlem ve hayatin amaci olan)
Who is unique, eternal, pure, unwavering. 
(emsalsiz, ebedi, saf, tereddutsuz) 
Who sees with the eyes of wisdom; 
(erdemin gozleriyle goren)
Who is beyond emotions and beyond the three gunas 
(duygularin ve uc gunanin otesinde olan)
(binding aspects of our nature) (guna: dogamizi baglayici durum)
- Sattva (bliss) (tam mutluluk), 
Rajas (animal instinct) (hayvansal icgudu) 
Tamas (lethargy) (uyusukluk).


Icindeki rehber isikla, disindaki rehber isik arasinda hicbir fark yok. Sen hala insan oldugunu sandigin icin, sana insan bedeninde biri lazimdi. Ayni disinin arasina yemek kacmis kisinin kurdana duydugu ihtiyac gibi hani. Yemek cikana kadar kullnirsin, sonra ihtiyacin kalmaz birakirsin. Sen kendini insan sandigin surece, insan gorunumunde rehberin. Ne zaman biliyorsun otesini, o zaman gerek kalmiyor o gelen rehber bedene. Bedeni olmadan da yapiyor rehberligini. Yerinde, bir oldugunuz evde, kalbinde...

10 Şubat 2013 Pazar

Yasam


Hep ayri ayriyiz. Ben var ve bir de sen. Bazen biz var, ve bazen siz. Hep ayriliklarla yasiyoruz. Bir turlu anlayamiyoruz BIR'in anlamini. Birgun kavriyor kalp, diger gun kaybediyoruz zihnin oyunlariyla ugrasirken.

Ben ve benden cikanlarla kuruyoruz dunyalarimiz. Gorunen bir dunyamiz, dunya anamiz varsa da, aslinda milyarlarca dunyadan olusuyoruz. Herkesin kendi dunyasi. Ic dunyasi diyor kimi. Oysa icerde bolumuyor ki hayat. Herbirimizi topluyor, sariyor, sarmaliyor, sıkıştırıyor, bir kibrit kutusundan kucuk bir alana hepimizi ve butun kainati sigdiriyor. Kimi gunler kavriyorsun kalbinle, bir nefesi icine cektiginde iste diyorsun, bu kadar. Sonra verdiginde nefesi kayip gidiveriyor elinden kavrayisin.

Hep bu bilgiyle yasamak istiyorsun, oysa o kadar cok gun var ki, kaybolmaktan kendini alikoyamiyorsun.
Bir bakiyorsun almis bir baskasinin ruzgari seni, tasimis baska denizlere. Nerde oldugunu bile bilmiyorsun. Cogu zaman gecmiste, gecmisin bazi kapilarinin arasinda sıkışmış, kendini suclarken buluyorsun. Saniyorsun ki oyle olmasaydi o zamanlar, simdilerde kaybolup gitmezdin boyle baska diyarlarda.

Baska bir an yine kabul ediyorsun, simdinin gucunu. Gecmisin hizmetini. Gelecegin hayaliligini. Sukrediyorsun gelen erdeme.

Sonra bir koltuga oturup seyrederken dusen kari, dusunuyorsun, savastan dondukten sonra kendine gelemeyen askerleri.  (PTSD) Travma sonrasi stres bozuklugu'nun yasamlarini nerelere goturdugunu.

Sonra karlar birikince ust uste yine dusunuyorsun gecirdigin savaslari. Ve sana kalanlari.
Bugunlere sukrediyorsun. Guzel gunesli gunlere, ama bir kere daha bir kere daha bir kere daha anliyorsun, artik aciya yer kalmamis bu bedende. Bir aci daha degse ölmek istiyorsun. Ama isin iyi yani silahlarla degil, haplarla degil, bileklerini keserek degil, oturdugun koltukta, simdi, burda sadece durarak olmeyi ogrendigini biliyorsun.  Ve o gunu dort gozle bekliyorsun...

5 Şubat 2013 Salı

Bedel

Uzun uzun yazmaya geldim. Yazip birakmaya.
Gecen seneydi ismini bile hatirlamadigim bir filmdi. Hayal meyal hatirliyorum filmin film kismini. Bir adam bir melekle tanisiyordu, adam gelecegini degistirmeye calisiyordu. Cunku geleceginde karisi ölüyordu. Adam karisinin olumune neden olan herseyi bir bir degistirdi. Olum gelmesin diye herseyi yapti. Ve artik oyle emindi ki karisina birsey olmayacagina, ama karisi yine de öldü. Film kotu bir filmdi aslen, o yuzden belki de cok hatirlayamiyorum. Ama onemli olan kismi suydu. Adam melege gidip, herseyi yaptim, neden oldu, neden degistiremedim diye isyan ettiginde, melek adama "sen bir messengersin, bu da odemen gereken bedeldi" dedi.

Blog yazari Uma 2004 senesinde gurusuyla tanistigi gunden bu yana bir tek istegi var. Tanri'yla bir olmak. Kim oldugunu bilmek. 8 senedir gelen butun istekleri de birbir gorup, taniyip birakti. Daha hala gelenler vardir, onlari da birakacaktir. Ama gecen sene bu filme kadar cok cok kuvvetliydi bu dilegi.

Bazen kendimi aglarken buluyordum, neden, neden, ben sadece Sen'i istiyorum, neden burdayim?
Neden bunu yapiyorum, ben bir tek Seni istiyorum?
Ve butun bu dualarin sonunda hep icimde bir yerlerde hep esim ve kizimin beni geride tuttugu hissi vardi.
Boyle olmasi gerekiyor ki su anda evli ve cocukluyum diye teselli ediyordum kendimi.
Bazen onlar olmasa simdiye azize olurdum diye dusunurken yakaliyordum kendimi.
Bugun burdan bakinca komik geliyor tabii butun bunlar, ama herkes buyuyor, Uma da...

Ve film. Filmin son sahnesinde odemen gereken bedel buydu, dedigi anda melek, icimde bir sey koptu.
Ertesi gunu parkta Mira'yi izlerken icimden soyle konusuyordum, Tanriyi istemek de bir istek, ve onun yolunda rahibe olmak da. Su anda evli ve cocuklu olmakla, rahibe olmak arasinda hic fark yok, ikisi de oyun. Ben kendi yoluma devam edeyim boyle.

Sonra yavas yavas soyle derken buldum kendimi. Zamani gelince olacak, nasilsa, herseyin oldugu gibi.

Sonra aci geldiginde soyle yazdim Swamiji'ye. Lutfen lutfen uyandir, daha fazla dayanamiyorum.

Oysa ne guzel bir hayatim var. Ruya gibi, masal gibi, film gibi.

Ve gun geldi bir gun bir dosta konusurken kendimi duydum : " Tanriyi bile isteyemiyorum. Eger O'nu istedigim icin, peki gel kizim derse, ve beni yanina almak icin, esim ve kizimi benden alirsa (yasamlariydi kastettigim, cunku icten ice onlarin varliklariydi ya beni engelleyen) ben asla kendime gelemezdim. Iste o yuzden Seni istiyorum demeyi biraktim. Soguttum kalbimi. Akisina biraktim.

Taa ki bir kac hafta onceye kadar.  Mira hastalandi. Bogaz enfeksiyonu derken antibiyotik derken alerji ve biz acillik olduk. Esim bir gece once antibiyotige tepki veren Mira'nin gozleri ve dudaklari sisince, bogazi da sisip onu nefessiz birakip oldurur diye, bana sakin uyuma dedi. Butun gece uyanik kalmaya calistim, yaninda ona bakarak. Uyku cok agir geldiginde ise dua ettim "lutfen ben uyurken alma onu". Hep kendimi sorumlu tutmaktan korkuyordum, hep suclanmaktan, hep eninde sonunda suclunun ben olmasindan. Cocuklugumun programlari geri geri tepiyordu hep. Swamiji geldi aklima. Eylulde yanindayken "ben oldukten sonra cocuklarima ne olacak" cumlesi uzerine soyle demisti; " sen öldüğünde cocuklarinin ruyanin parcasi oldugunu goreceksin" . Ve hastaliktan cikarken Mira ben de buyudum biraz daha.

Cok guzel bir hayatim var, ruya gibi masal gibi film gibi ama "gercek" degil. Tek bir gercek var O. Ve hersey ben, sen, Mira, esim, bu hayat, ve bu hayatin icindeki hersey O'nun icinde yerini buluyor.

Swamiji'ye yazdim korkumu gordugumu, ve simdi hazir oldugumu. Her bedeli odemeye.

ASK'la...

13 Ocak 2013 Pazar

Hicbirsey kisisel degil



Yazarak rahatlamaya geldim ama ayni zamanda hayattaki en onemli ipucunu vermis olacagim.

Butun bir gunun ister huzur icinde sakin gecsin, ister kosturmaca ve seksen tane is yaparak gecsin, saat 4 olup kizin geldiginde baska bir dunya acilir onunde. Gunun oncesinde yasanan hersey anlamini yitirir o andan sonra. An simdidir. Gerektigi gibi hizmet edersin, yedirir, icirir, giydirir, yikar, odevlerini yapar, oynarsin. Ya da onun kendince yasayisini seyreylersin sadece. Kimi gun gelir, ne yapsan vizilti halinde cikar sesi. Actir yemek verirsin, onu istemez mesela. Oyun oynamak ister oyun oynarsin, ortasinda krize girer. Bir sey seyredeyim der, seyreder sakin sakin, bittigi anda, ofke krizine girer. Durup surekli dusunursun, nerde yanlis yapiyorum, daha ne yapabilirim, bana bunlarin 1000/1 yapilmadi cogu zaman dersin, ama bunlarin hicbiri seni serinletmez. Cozum hep nerden cikip gelir biliyor musun, hicbir sey kisisel degil. Sen eger durursan merkezinde, kizin bir yere devrilir aglar, bir tepene cikip ziplar, bir tepinir, bir serilir, en sonunda cikar bakla agzindan, bugun okulda kar topu oynarken arkadasimin kulagina geldi kar, oysa ben baska yere atiyordum o tam o sirada onume geldi, kulagina geldi. Ogretmen kazaydi, olur boyle seyler dedi ama ben yine de cok cok uzuldum. Cunku arkadasim cok agladi. Ozur dilerim dedim ama bana cevap vermedi. Sanirim beni affetmedi. Ve bir tur daha aglar, sarilirsiniz birbirinize askla, biter gider butun gerginlik, gun askla sona erer.

Sabah uyandigindan beri hizmet edersin gerektigince. Kahvaltiyi hazirlar, ortaligi toplar, camasirlari katlarsin. Sirada baba-kiz odev vaktidir. Ama bir klasik haline gelen bu fasil dovusle biter. Baba ben yapamiyorum, der, icinden ofke cikiyordur, cocuklugu aklina geliyordur. Gider odeve baslarsin beraber. Senin cocuklugun da beterdir bu konuda. Her cumlenin basi sen gerizekali misin, pratik ol, kafani kullan, salak olma diye hitap eden babani da alip yanina, baslarsin odeve. Babani duyarsin her daim kulaklarinda, ama ellesmezsin daha fazla, bol bol nefes ala vere bitirirsin odevi. Sonra oda toplama fasli. Cok organize kizin, istedigi sey, istedigi gibi, istedigi yerde durmayinca krize girer, gider sakinlestirirsin. Babandan pratik olmayi ogrenmis senonun organizasyonunu degistirmeden, durumu kurtarmak icin careler ararken nefes alip verirsin derin derin, bunu da halledersin. Sonra oglen yemegi hazirlayip, onu yemem, bunu yememlerle mantik ve saglik cercevesinde kucuk nutuklar atarak onu da derin nefeslerle atlatirsin.

Artik resim dersine gitmek icin hazirdir. Baba kiz gidecekler, kiz hazir baba hazir ama hareket yok. Baba zaman gelmedi sanir, anne hazir oldugunu soylemistir ama kendini anlatamamistir. Kendi yasinda birini gorunce karsisinda, ve o kisiyle de anlasmazlik hissedince kontrol kaybolmaya baslar. Baba, sakinlesmen lazim senin diyerek, yani laf ederek gider evden.

Sakinlesmem lazim! Odevi yaparken 3. dakikada sinirlenen babadan bir daha haber alinamamisti 3 saattir. Sakinlesmek? Ofke karindan yukari dogru cikmaya baslar suratle. Tam o sirada, 3 saat once babaya soyledigim sozler aklima gelir. Baba sinirlidir hala. Sakinlesmenin yolunu bilmemekte. Geri adim atilir. Bloga gelinir, anlatilir. Hicbirsey kisisel degil. Sen merkezinde durup etraftaki oyunun oynanmasina izin verirsen, kisisellestirmezsen hicbirseyi, hatta sana "SEN" diye hitap edilen cumleleri bile ustune alinmazsan, iste o zaman gorursun gercegi.

Simdi yaziyorum, derin derin nefes almaya devam ediyorum. Cok kendimde oldugum soylenemez ama en azindan farkindayim. Farkindaligim devam ederse bugunu de boyle atlatiriz selametle :)

8 Ocak 2013 Salı

Kadin


1 hafta once saclarimi kazittim
2 hafta once esim elimden tutup dansa kaldirinca beni mutfakta, once istemedim dansetmek, katilasti butun vucudum, sonra sarildim. Oyle degil, dedi. Kollarini erkek gibi tutma, kadin gibi koy, eller omuzumda olacak. "Benim kadin tarafim kotudur" dedim, ezberden.
20 yil once, bir tokatla baslayan kavganin sonucu kadinimi terkettim anne evimde.
20 yil boyunca adim adim erkeklestim, bilmeden, isteyerek.
Once erkek gibi ozgur oldum. Erkek gibi hesapsiz. Istedigim saatte girdim eve, istedigim saatte ciktim. Istedigim zaman yedim, istedigimde ictim. Erkek gibi capkinlik yaptim, umursamadim. Uzulecekleri kaale almadan sadece kendi mutlulugumu hesapladim, erkek gibi. Bencilligin dibine vurdum. Bana ne kardesim, hosuna gitmiyorsa yapmasin, yasamasin, konusmasin'la bitti cumlelerim. Rest cekip durdum herseye.
Efe vari konustum kimi zaman, agiz dolusu kufurlerle.
Erkekler cok cok sevdi beni, en super kadin oldum onlarin gozunde, cunku hic kadin gibi degildim.
Kadinlardan uzaklastim bir bir. Cekilmez oldular gozumde. Dedikodulari, zayifliklari, herseyi dramatize etmeye meyilli halleri, kontrolsuz duygusalliklari, kiskancliklari. Midemi bulandirdi cogu zaman. Eski kadin halimi gordum onlara bakarken, kendi kadinligimi terkettigim gibi onlari da terkettim bir bir. En yakin kiz arkadaslarimi.
Ayaklarimin ustunde durdum, evler degistirdim, isler degistirdim, paralar kazandim, ulkeler degistirdim. Hicbirseyden korkmadim, hicbir sey beni sindirmedi. Pasiflik gunleri bitmisti, hep ileri hep ileri, aktiftim artik. Bir donem o kadar guclendim ki yaptigim yorumlarla, bakislarimla, hatta sadece varligimla kucumsedim etrafimdakileri. Gucluydum, onlar da guclu olsalar ezilmezlerdi. Tahammul etmedim hicbir zayifliga, kendimdekine etmemisken baskasindakine nasil edebilirdim.
Sonra Hindistan malum yeni dogum. Guru'nun gucu kalbim devreye girdi cocukluk gunlerimdeki gibi. Hatirladim kalpten verilen kararlari, sefkati, anlayisi, toleransi, sabri. Bunlar yetti sandim herhalde. Bu cerceveyle hayatta kalmaya calisiyor kadinligim son 8 yildir.
Dun naturapath randevum vardi. Rahatsizliginin sebebi disi (feminen) yanini gormezden gelmen, dedi. Sadece bir yaninla saglikli olamazsin, disi ve erkek birbirini tamamlar, disi yanina da ihtiyacin var dedi.
Gormezden geldigim kadinligim, son iki yildir hastaliklarla tokatliyordu beni ama hala bakacak yurek bulamiyordum.
Terkettigim kadinligimla kaybetmistim yaraticiligimi, sakinligimi, sessizligimi, yumusakbasliligimi, ozverililigimi, pasifligimi, sicakligimi. Tacize ugramis kadinligimi iyilestirmeden terketmistim. Erkek olunca iyilestim sanmistim. Inanir misin, daha yeni anladim.
Artik acidan korkmuyorum, artik erkek yanim sayesinde gordum kendi icsel gucumu. Ozgurlugumun tadini aldim. Sinirsizligimin. Belki bu noktaya gelemezdim erkek yonumu bu kadar guclendirmesem. Simdi hazir oldugumu hissediyorum. Hazir olmasam bu kadar apacik da cikip gelmezdi bunlar karsima zaten.

Surec nasil ilerler bilemiyorum, ancak bugun birinci adim, sariliyorum, cok uzun yillar oldu, cook geride kaldi ama, hayal meyal hatirliyorum, aslinda ben cok guzel bir kadindim...

PS. Bu yazinin ustune posta kutuma dusen satirlari eklemeden edemedim. Bir kitap alintisi, esirgeyemedim:


"We are born to enjoy life. Unfortunately, life is not always enjoyable. To protect us from the horror of emotional distress, our bodies are equipped with a very sophisticated protection system.
This denial system protects us from permanently feeling bad from the emotions we dont have the capacity to address due to lack of maturity or knowledge, or a weakness in our support system.
This denial system, the "guardian" is in charge of hiding the emotions until we are able to meet the conditions that will allow us to digest them and grow from them.
Since we are born to enjoy life, every single part of our body is entitled to participate in this enjoyment.
When we hide an emotional charge somewhere inour body, this place doesnt feel bad because it has become numb. But by the same token, it cant feel good either.
The role of our guardian is also to let us know when we finally meet the requirements to be able to face our emotions. Once we are mature enough, stable enough, strong enough and have a sufficient support system, the guardian lets us know this through a symptom.
A symptom is then an attempt from our deeper inner self to let us know that it is time to change, time to grow, time to heal" - Gilles Marin (from the book Five Elements, Six Conditions - A Taoist Approach to Emotional Healing, Psychology and Internal Alchemy)

8 Aralık 2012 Cumartesi

Gule gule


Bugun bir baska dugun gecesi. Bilsem de kavusma var, bilsem de guzel ellerde simdi, aglamaktan alikoyamiyorum kendimi. Icimden soruyorum Swamiji'ye bilsem de agliyorum, hala bilmedigimden mi ? diye. Sonra yasini tutacaksin diye bir cumle cikiyor icimden. Kendim onu hissederken uzulmuyorum, hatta rahatliyorum, acilari bitti diye. Ama baskalarinin gozunden baktigimda tutamiyorum gozyaslarimi.
Dayimin birtanecik aski. Kizinin bir tanecik dostu. Oglunun birtanesi. Benimse sevgili yengem. Beni dinledigine inandigim nadir insanlardan. Sekercigim diyen yengem. Bilge kadin. Sakin, durgun.

Dayimla birbirinize sarildiginiz fotograftaki gibi simsiki sarildim, koydum seni geri kalbime. Hep oldugun yere.
Hayatimda eksikligini cok hissedecegim insanlardan birisin. Sekercigim diyen sesini, gulusunu, bakisini, salinisini, hep hatirlayacagim. Markette birsey, kitapta birsey, resimde birsey, gazetede birsey, birgun biryerler, mutlaka hatirlatacak seni. Kalbimdeki yerin ciz edecek. Ama yine de gulumseyecegim.

Once babami verdim kansere, sonra Suficigimi, simdi yengemi. Allah yakinlari bu hastaligin derdine dusmus herkese sabirlar versin dilegim. Acaba insanlar sevgilerini paylasabilse, uzulduklerinde uzulduklerini, kizdiklarinda kizginliklarini soyleyebilse, ofkelerin yerini dostluklar alsa, azalir mi bu hastalik?


3 Aralık 2012 Pazartesi

Sekerli su

Bir bardak su koysam bardaga
Bir kap sekeri de yanina
Tanirsin bakinca
Sonra karistirsam suyla sekeri
Koysam bardagi bir daha masaya
Goremezsin sekeri
Oysa icindedir suyun
Desem de suyun icinde artik seker
Ates lazim kanitlamaya
Inanmazsin belki
Hadi goster dersin
Ocaga koysam sonra, yaksam altini
Baksak, beklesek
Su gider seker kalir geriye

Suya sorsan sekere konusamaz olur
Seker benden ayri degil ki der durur
Eskiden asiklardi oysa
Agzindan sarkilar, siirler, guzeller guzeli sozler dokulurdu
Simdi konusamaz oldu

Konusmaya calisinca, inandirmak babinda hani
Farketti ki kimse yok etrafta dinleyen

Sudan gelirsek buraya,  son durum su,
Biri soru soruyor, konussam mesela
Karsimdaki insani izliyorum, sordugu soruyu bile unutmus.
Sozu yarim birakiyorum, yarim kalan sozun farkinda bile degil.
Kalbim tasiyor yine. ASKla...
Kime neyi anlatiyorsun diyor :)
Kime kimi anlatiyorsun?
Sariliyor, yasliyorum kafami
Sozun gelisi tabii hepsi
Ne sarilan kol var, ne yaslanan kafa
Sekerli su eninde sonunda

30 Ekim 2012 Salı

Kisisel

Hicbirsey kisisel degilken, nedir acaba bu kendimize yatirim yapip durmamiz !
Hala bazen kendimi kisisel gelisim kitaplarina veya kurslarina bakmak isterken yakaliyorum...


18 Ekim 2012 Perşembe

Hz. Muhammad


Deepak Chopra'nin "Muhammad" adli kitabindan:


Ruquayah Muhammed's 3rd daughter and Muhammed:
"Tell me Papa, what has really happened to you?"
"There is an inner man that nobody sees," he replied. " Now he is on the outside, and the outer man, who is seen by everyone, he is gone forever"

Hz Ummu Gulsum diye geciyor Hz. Muhammed'in ucuncu kizi
Onunla, Hz Muhammed arasinda gecen diyalog:

- Baba soyler misin gercekten ne oldu sana ?
- Icimde kimsenin gormedigi biri var, diye cevapladi.  Simdi "O" disarda. Ve disarda herkesin gordugu bir var, o ise artik ebediyyen yok oldu. 

Dista gorunenleri kurban ettigimiz bayramlara, hepinizin bayrami kutlu olsun. 

Bu da hediyesi :)


17 Ekim 2012 Çarşamba

Kundalini


Yil 2003. Amerika'dan dondum babama bakmak icin. Kanserdi. Dondugum gun vefat etti. Bir ay sonra annemle kizkardesim cok buyuk bir trafik kazasi gecirdiler. Ikisi de cok kucuk yara berelerle kurtuldu.
Kazadan sonraki bir hafta hipnotize olmus gibi koltugumda oturup, ya onlar da olseydi ne olacakti diye sordum durdum kendime. Agladim, surekli agladim. Bu kadar mi dedim. Varlar ve bir dakka sonra yoklar. Bu mu, hep boyle mi olacak? Birsey bir gun var, diger gun yok olacak. Ben ne yapacagim bu varolma, yokolma arasinda. Bir haftanin sonunda biraz sakinlestigimi animsiyorum simdi gecmisi seyrederken.

Aradan kisa bir zaman gecti. Istanbul'da yasiyorum. Sisli' nin en kalabalik yerinde dolmus sirasi bekliyorum. Icimden birsey yukseliyor. Karanlik bir sey. Zehirli bir sey. Bogazima kadar geliyor. Yeniden geri gidiyor. Dolmus siram geliyor, biniyorum. 1 saate yakin dolmustayim. Soforun yaninda oturuyorum, camin kenarinda. Kafami cama koyunca tek dusundugum sey, eve gidince nasil kendimi oldurecegim. Ortada olmek icin hicbir sebep yok. Iyi bir isim var, guzel bir evim var, sevgilim Amerika'da gelecek bir kac ay sonra. Annem, kardesim iyi. Arkadaslarim hepsi iyi, guzel. Ama benim tek dusundugum eve gidince nasil olecegim. Kendimi dusluyorum. Eve girisimi, camdan asagi bakisimi ve atlayisimi. Tek istegim olmek.

Eve gidince dusledigim seyi yasamiyorum ama. Robot gibi hareketlerle ustumu basimi cikariyorum, yiyecek birseyler hazirliyorum, sonra yatip uyuyorum. Gece 3 karnimdan yukari dogru cikan zehirle yine uyaniyorum. Beynime dogru gidiyor. Yaniyor icim. Sanki volkanin lagvasi icimden akiyor, beynime. Biraz sonra cildiracagim diyorum. Amerika'yi ariyorum. Sevgilinin sesiyle serinlemeyi, teselli bulmayi umuyorum. Sadece agliyorum. Aglarken uyuyorum. Bu surekli tekrarlaniyor.

Aradan zaman geciyor surekli her yerim agriyor. Heryerimde hastalik var sanki. Her bir belirti icin doktora gidecek olsam butun maasimi verecegim biliyorum. Gitmiyorum doktora, bir tek surekli sizlaniyorum. Yasli kadinlar gibi. Suram agriyor, buram agriyor, cok agriyor. Sonra bir doktora gidiyorum kan ile butun vucuda bakan, hastaliklari goren. Hayatimda gordugum en saglikli beden diyor.

Aradan zaman geciyor, surekli kavga ediyorum. Dilim yilan dili gibi, hep disarda, hep sivri. Karsidaki ne hisseder diye bir dusunce yok. Tek istedigim icimden ne geciyorsa soylemek, oylesine, oldugu haliyle. Her dusunce, her his, hepsi disarda. Kafa tertemiz. Hayat kaos.

Aradan zaman geciyor sevgilimden ayriliyorum, sonra isimden kovuluyorum. Patronun acigini yuzune vurdugum gunun ertesi.

Duruyorum evde. Beni ben yapan hicbir sey yok. Hicbir amacim yok. Sadece aci cekiyorum. Cok aci.
Annem diyor niye gitmiyorsun Hindistan'a?
Butun evdeki herseyimi satip gidiyorum.

Ilk ay sabah 4'den aksamustune kadar yoga egitimim var. Egitimin sonunda inanilmaz atesleniyorum. Hasta degilim, hasta hissetmiyorum ama oyle atesleniyorum ki. Bir hafta inmiyor atesim. Ne icsem, ne yapsam, ne etsem dusuremiyorum.

Aradan zaman geciyor icimin sesini dinliyorum hep artik. Icim bana ne derse onu yapiyorum. Swamiji'yle tanisiyorum. Uc gun suruyor hayatimin altini ustune getirmesi. Sonra gidiyor. Bir basima kaliyorum ama bu sefer yalniz degilim. Huzur, Ask, Tanri'nin varligi, ben yokum.  Yururken ayaklarim yere basmiyor, konusurken konusan ben degilim. Agzimdan biri konusuyor, kulaklarim duyuyor, ama o sozleri soyleyen ben olamam. O kadar erdemliler ki, o bilgiye sahip bile degilim.

Sonra bir gece dunya donuyor, dondukce donuyor. Sabah olana kadar donuyor. Ayaga kalkiyorum, ayakta duramiyorum. Sabah yardim diye sesleniyorum, kaldigim yerin rahibi gelip ayaklarima masaj yapiyor, biraz kendime geliyorum.
Swamiji geliyor. Yanina gidiyorum, soruyorum. Neler oluyor?
"Hmm bu kotu, Kundali'nin uyanmis" diyor.
Icimde bir kucuk cocuk gulecek, yutkunuyor. Sevinc icinde. Cunku duymuslugum var arkadaslardan, cok muhim birsey kundalini. ve benim kundalinim uyanmis. vayy bee!
Peki bunun nesi kotu diyorum, bunu yasamak istemezsin diyor, uzaklara daliyor, Swamiji.
Yoga yapmayi birakacaksin, diyor. Dunya basima yikiliyor. Ama bir yandan da seviniyorum kundalinim uyandi diye.
Ertesi gunu yoga hocama gidip durumu anlatiyorum. Zaten kac derstir beynim yanmasin diye kafama bandaj takiyordu. Eger Swamiji oyle dediyse, birakmalisin diyor. Ben de sahit oldum kundalinisi uyanan birine, onun yerinde olmak istemezsin diyor.
Hala icimdeki sey sevinmeye devam ediyor. Cok tehlikeli de birsey, ve ben de var, vayy bee.
Rishikesh'te yolda yuruyorum insanlar elleriyle beni gosteriyorlar, kundalinisi uyanan kiz diye. Puff!
Vakit geliyor donuyorum Istanbul'a. Yoga merkezlerine dogaltas takilar satmayi planliyorum. Para kazanmam lazim. Gidiyorum bir kac yoga merkezine. Istanbul'un en iyilerine. Niye yoga yapmiyorsun diyorlar, kundalinim uyandi diyorum, sesimdeki gururu saklamaya calisarak. Karsimdaki de cok etkileniyor. Yoga egitmeni ve ilk defa kundalinisi uyanmis biriyle karsi karsiya oturuyor. O ben oluyorum. Cok onemli hissediyorum kendimi. Caktirmiyorum. Uyariyorum, cok muhim birsey bu, cok da tehlikeli, nasil davranacaginizi biliyor musunuz, diyroum. Kimsenin haberi yok.
Yoga merkezleri birbiri ardina Kundalini dersleri koyuyorlar. Swamiji'nin sozunun tasiyicisi oluyorum. "Uyuyan yilani comakla uyandirirsan sokar, yapmayin" diyorum. Nerden bildigimi sorunca onlar, ne zor gunler gecirdigimi anlatiyorum. Samimiyim, ama icimde bir yer hala  gururlaniyor.

Kimi haller oluyor. Ustumden atilacak haller. Gercek benlikle, varlikla olamayan haller. O halleri yasarken, titriyorum geceleri. Esim acile gidelim diyor. Atesim var gibi usuyorum, ama elini degdiginde buz gibiyim. Icimse alev alev yaniyor. Biliyorum, o hal benden cikip gidiyor. Yaniyor birsekil. Kundalini'nin parmagi var biliyorum, sadece kendimi ellerine birakabiliyorum. Ardindan yaziyorum. Neler oldugunu. Hem erdem geliyor o hale dair, ama bir yandan icimde hala bir sey var, cok hosuna gidiyor kundalini.

Bu hallerin ustunden sanirim 3 sene gecti. Swamiji gecenler de artik yoga yapabilirsin dedi. Kurtuldum sanirim kundalini'nin elinden :) Simdi o yuzden bagimsiz yazabiliyorum, icimde bir yer gururlanmadan, sevinmeden. Sadece oldugu gibi.
Niye yaziyorum, bugun tesadufen bir video seyrettim. Mooji'nin.
Nedense ozgurluk (freedom from the bondage)pesinde kosanlar, Tanri pesinde kosanlar, Swamiji gibi, Mooji gibi, hic prim vermiyorlar bu kundaliniye.
Videonun sonunda soyle diyor. Yillardir kundalini deneyimi yasayan yogiler var, ama onlar ozgurluk pesindeler.

Swamiji hayatimda olmasa, bir omru kundalini oyunlariyla gecirebilirdim hic bikmadan. Elde edilen gucler, hisler, erdem. Cok guzel cok. Ama Swamiji'nin sozuyle "iyi, ama yeterince iyi degil". (good but not good enough!)

Bu yolda yuruyen varsa, paylasmak istedim, umarim tez zamanda kurtulur bu kralicenin oyunundan :) Otesinde gidilecek cok yol var, giden gelen bir yol, giden gelen biri olmasa da :)
ASKla...




16 Ekim 2012 Salı

Arac




Buraya seni getiren arabayla, bundan sonraki yolu devam edemeyeceksin. Gordun!
Arabani degistirme zamani.
Eski, gecmise ait.
Tesekkur et seni buraya kadar getirdigi icin ve in arabadan.
Birak.
Merak etme yeni arac verilecek yolun devami icin.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Gunun dersi:


Sri Nisargadatta:

"There is only life, there is nobody who lives a life." 
- I Am That pp. 43


"Sadece hayat var, hayati yasayan kimse yok."

14 Ekim 2012 Pazar

Kabul


Ne kadar ugrasirsam ugrasayim, anlatabildigim karsidakinin anlayabilecegi kadar ya. Bugun sunu gordum ki, ben 6 senedir eskilerin tabiriyle disimi tirnagima takip annelik etsem de, gecemi uykusuz, gunduzumu hanimefendiyi mutlu etmekle gecirsem de, 10 yil sonra en yakin arkadasina "ayy hic sorma benim annemle babam korkunctur" demeyeceginin garantisi yok.

Cunku sen hangi niyetle ne yaparsan yap, karsidakinin baktigi goz onemli, duydugu kulak.

Bugun kabul ettim, benim bir idealim varmis. Harika bir aile kuracagim.

Kotu bir ailem var diye, ben muhtesem bir aile kuracagim demistim yillarca. Tanri bu hayalim diye vermis sagolsun onume, oynuyorum. Ama bugun farkettim ve sonrasinda da kabul ettim ki ne yaparsam yapayim, dunyaya ait olan seyler mutlaka mutluluk verdigi gibi, ofke, gozyasi, mutsuzluk da verecekler. Bugun anladim bu bir idealmis, cirpinip duruyormusum 7 senedir. Evlilik konusunu 6 ay once anlamis ve birakmistim zaten, birakinca guller acti baktigim bahcede. Bugun de Mira'yla olan oyunumdan aldim nasibimi.

Allah yardimcimiz olsun ne diyeyim!

P.S. Felix Baumgartner bugun stratosferden, 128097 feet'den, yani 37 km'den atladi.
1137 km hizla indi asagi. 9 dk surdu. Akillara durgunluk verici bir deneyimdi. Atlamadan once 1960 yilinda 102000 feet'den atlamis kocu, "simdi artik koruyucu melegimize emanetsin" dedi. 5 yildir calisiyordu Felix bu atlayis icin. Teknik hersey yapilmisti. Ve o yukseklikte kapiya cikip atlamak uzere hazirken sonucu birtek Tanri biliyordu. Olmesi an meselesiydi. Ama ayaklarinin ustunde dikilerek indi yere. Dimdik!
http://www.redbullstratos.com/ 


13 Ekim 2012 Cumartesi

Guide To Sadhakas by Gurudev



No complete knowledge is possible as long as there is the relationship of subject and object. When the subject and the object merge into absolute union there are no doubts or questions. When you enter the consciousness of the infinite you will have no problems. You will have no questions to ask, for the questioner and the questioned will be one ­ subject and object will be dissolved.

Only when action is quickened with love and illumined with knowledge, then the pilgrim in the spiritual path finds his destination and end. The one you seek is he who seeks you. The essential craving of the heart is the inner light. He who has faith, he who is tranquil and self-controlled, he who meditates on the Atman attains immortality and eternal bliss.

So, reduce your wants to the utmost minimum. Adapt yourself to circumstances. Never be attached to anything or to anybody. Share what you have with others. Be ever ready to serve. Lose no opportunity ­ serve with atma­bhava (feeling that the Self is all). Speak measured and sweet words. Have a burning thirst for God­realisation. Renounce all your belongings and surrender yourself to God.

Keep your soul strong and fresh and give it spiritual food ­ prayer, japa (repetition of God's name), selfless service, etc. Feed your mind with thoughts of God, your heart with purity, your hands with selfless service. Remain soaked in remembrance of God, with one­pointed mind. Repeat the Lord's name with faith and devotion. Meditate on his form and surrender your heart and soul to him.

Let the thought of God or reality keep away the thought of the world. Forget the feeling that you are so­and­so, that you are a male or a female, by vigorous brahma­cintana (contemplation of God.) Never postpone a thing for tomorrow if it is possible for you to do it today. Do not boast or make a show of your abilities. Be simple and humble. Always be cheerful. Give up worries. Be indifferent to things that do not concern you. Fly away from bad company and discussion. Be alone for a few hours daily.

Control the emotions by discrimination and vairagya (dispassion). Maintain equilibrium of mind always. Give up backbiting and fault­finding. Find out your own faults and weaknesses. See only good in others. Do good to those that hate you. Shun lust, anger, egoism, moha (delusion) and lobha (greed) like venomous cobras.

11 Ekim 2012 Perşembe

Meditation In Vedanta by Gurudev


Preliminary meditation for six months: 

1. On the blue expansive sky, all­-pervading air or ether, or light, or Himalayas, or infinite ocean.

2. On abstract qualities ­ mercy, patience, generosity, etc.

3. On abstract ideas ­ indivisibility, existence, wisdom, bliss, truth, eternity, immortality, infinity, purity, etc., will render the mind subtle and sharp and prepare it for deep abstract meditation on Atman.

Just as one thread penetrates all flowers in a garland, so also one Self penetrates all these living beings. Behold the one Self in all. Serve all. Love all. Give up the idea of diversity. You will be established in Brahman. When one Atman dwells in all living beings, then why do you hate others? Why do you use harsh words? Why do you try to rule and dominate others? Why do you exploit others? Why are you intolerant? Is this not the height of folly; is it not sheer ignorance?

Behold the "One in all". Feel, "I am the all", and "I am in all." Feel, "All bodies are mine; the whole world is my body, my sweet home". Feel, "I work in all hands; I eat in all mouths". Feel, "I am the immortal Self in all". Repeat these formulas mentally several times a day. Repeat Om mentally and feel oneness of life or unity of consciousness when you play football or tennis, when you drink and eat, when you talk and sing, when you sit and walk, when you bathe and dress, when you work in the office or answer the calls of nature. Spiritualise every movement, action, thought, feeling. Transmute them into yoga. Gradually names and forms will vanish and you will feel, "Aham asmi" (I exist). The balance or residue left will be Atman.

A jnani sees Atman everywhere; there is no thought of self; the lower self is entirely annihilated. He lives to serve all. He feels that all is himself only. He has cosmic vision and cosmic feeling. He is free from worry, trouble, difficulties and sorrow. He is always happy and cheerful.

In the formless vedantic meditation of advaitins (non­dualists) there will be an abstract mental image in the beginning of sadhana (practice). This will vanish eventually. When you meditate, deny names and forms, do neti­-neti (not this, not this).

4 Ekim 2012 Perşembe

SIVANANDA DAILY READING ve Turkce Meali :)

STRIVE

Strive. Strive to realise God. This is the purpose of human birth. The perfection of the realisation of absolute knowledge, supreme bliss and immortality is the one and only goal in human life. Release from the round of births and life in eternity is the goal of man. Till Self-realisation is attained, man is subject to the law of karma and rebirth. Finish your task - God-realisation in this life itself; do not postpone it. Just as food is necessary for the body so also daily meditation and prayer are necessary for the soul.

O man! Wake up from this slumber of ignorance. Why do you waste your life building castles in the air? Turn your gaze within. Stop all this hurry and worry. Sit down and relax. Dive deep within. Discover the pearl of Atman. You will be freed from birth and death here and now.

Remember the goal every moment of this life. Strive incessantly to realise it by living a life of detachment, dispassion, devotion, deep meditation and samadhi (self-knowledge).

O man! Nothing is permanent. All things change. All things pass away. Seek the permanent, changeless, immortal Atman and be free. He is truly wise who lives in the eternal and who is endowed with discrimination and dispassion.

Life is a transforming process by which attachment, fear, anger, hatred and lust are transformed by steady and rigorous discipline and meditation into joy, bliss, peace and love.

-----

In simplicity is the secret of real beauty. Simplify your life. Be humble, pure, straightforward and true to yourself and others. Be good and do good so that each tomorrow will find you farther than today. Be humble, be meek, be pure, be holy, be godly and peaceful. Be charitable. Be moral. Be humble. Be courageous. Be pure. Meditate. Become wise. Whoever does anything with enthusiasm, patience and perseverance, never fails to achieve his object. Annihilate desires.

Seek the company of saints and devotees. Control the mind. Control anger. Be charitable. Help the needy. Kill the ego. Be grateful. Respect the great. Be truthful. Indulge not in gossip. You will attain the supreme blessedness.

TURKCE MEALI: Kusur ettiysem affola :))


Ugras!

Ugras. Tanriyi anlamak icin ugras. Insan olarak dogmus olmanin amaci bu.  Mutlak bilginin, ilahi mutluluk ve olumsuzlugun tek ve yegane nedeni oldugunu anlamanin mukemmelligi Sonsuzlugun icindeki olum dogum dongusunden bagimsizlasmak insanin amacidir. Kendini bilmek gerceklesene kadar, insanoglu karmanin ve yeniden dogmanin kanunlarina bagimlidir. Isini bitir, -bu hayatta Tanriyi tanimayi- erteleme. Nasil ki yemek beden icin bir gereklilik, gunluk meditasyon ve dua da ruh icin bir gerekliliktir.

Ey Insanoglu! Uyan cehalet uykundan. Neden hayatini kumdan kaleler insa ederek ziyan ediyorsun? Bakisini iceri cevir. Butun bu aceleyi ve endiseyi birak bir yana. Otur ve rahatla. Derine dal. Atman’in incisini kesfet. Simdi, burda yeniden dogum ve olumden bagimsizlasacaksin.
Amacini hayatin her aninda animsa. Bagimliliklardan uzak, tarafsiz, adanmislikla, derin meditasyon ve Samadhi(kendini bilme)’li bir hayat yasayarak hic ara vermeden ugras.

Ey insanoglu! Hicbirsey kalici degil. Hersey degismekte.  Hersey gecmekte. Hic degismeyen, kalici olan, olumsuz Atman’i ara ve ozgur ol.Ebedide yasayan ve ayrimcilik (gercegi, ruyadan ayirabilmek) ve tarafsizlikla donatilmis olan gercekten erdemlidir.

Hayat; bagimlilik, korku, ofke, nefret ve ihtirasin, daimi ve ciddi bir disiplinle ve meditasyonla nese, mutluluk, huzur ve sevgiye donustugu bir surectir.
-----


Gercek guzelligin sirri basitlikte gizlidir. Hayatinizi basitlestirin. Mutevazi, saf, direk ve kendinize ve digerlerine durust olun.  Iyi olun ve iyi hareketler yapin. Mutevazi,uysal, saf, kutsal, ilahi ve huzurlu olun. Yardimsever olun. Ahlakli olun. Alcakgonullu olun. Cesur olun. Saf olun. Meditasyon yapin. Erdemli hale gelin. Heyecan, sabir ve gayretle calisan kimse asla amacina ulasmakta yenilgiye ugramaz. Arzularinizi yokedin
Azizlerin ve Tanri duskunu kisilerin arkadasligini arayin. Zihni kontrol edin. Ofkeyi kontrol edin. Yardimsever olun. Ihtiyaci olana yardim edin. Egoyu oldurun. Mutesekkir olun.  Cok iyi olana saygi duyun. Durust olun. Dedikoduya karismayin. Ilahi kutsanmisliga eriseceksiniz .

29 Eylül 2012 Cumartesi

Hayat



Hayati yasamaya gelmedim, hayat beni kullaniyor yasamak icin.

Bu cumleyi bir kere icsellestirdin mi hayatta hicbir sey kafasini bozamaz insanin.

Yine nerden geldim buraya, anlatayim.

Hep derim olacaklar belli, sen uyumluysan her daim huzur, ask etraf. Sen ne zaman hayir istemem, yok ben soyle istiyorum diye ayrilik yaratirsin, o zaman hayat cekilmez olur. Cile cekmek olur.

Oysa zaman iyice ogretti ki tek yapmam gereken akinti saga gidiyorsa saga gittigimin, sola gidiyorsa sola gittigimin bilincinde olmak. Akinti saga giderken, sola tutunursam yanar, yaralanir elim kolum.

Dun bir arkadasin mutfaginda duygularimizla hayati kisisellestiriyoruz, istiyorum istemiyorumlarla ideallestiriyoruz dedim. Eger hayat ne diyorsa dinlersek, usutmuze alinmadan ilerlersek hic de zor degil yasamak denen sey, bilakis saf zevk dedim. Gulustuk.

Birkac ay once evin ucuncu kati olan, Mira'nin oyun alanini yatakodasi, banyo, giyinme odasi gibi degistirmeye karar verdik. Bos acik alani boylece yatirim amacli degerlendirmis olacaktik. Kislar soguk oldugundan, ucuncu kat daha da soguk oldugundan halı iyi olur dedigimde, esim hayir kesinlikle olmaz, yaptiracaksak hardwood (parke gibi olan tahta yer dosemesi) yaptirmaliyiz dedi. O kadar kesindi ki sesi, onunla carpisamayacagimi anladim. Peki dedim. Yaklasik uc aydir hardwood bakiyorum. Ya fiyati bize uymuyor, ya kalitesi, ya susu ya busu. Bugun artik son gundeydik. Gidecegimiz dukkanda renge karar verip siparis verecektik, ama uc renkten ucu de bizim istedigimiz renk degildi. Surekli bizden sonra evi satin alacaklar neyi begenir diye dusunuyorduk, kendimiz bir renk begenemedigimiz icin.

 Mira'nin yaninda oyun oynarken, su andaki halinin ustunde, birden aslinda halinin uzerinde ne kadar rahat oldugumuzu soyledi esim. Evet oyle dedim. Birden halinin guzelligine dair ovguler yagdirmaya basladi. Evet ben de zaten hali olsun tercih ediyordum dedim. Iyi gidip bakalim hardwood begenmezsek hali bakariz dedi.
Uc aydir onlarca dukkana girmis cikmis, herseyi incigine cincigina ogrenmis biri haline gelmisken, haydiii simdi de hali bakacagiz psikolojisine girmedim. (Normalde cok kolayca girebilirdim) Gittik magazaya, baktik, ucunu de begenmedik. Diger fiyati bize uymayanlara da baktik, onlarda da begendigimiz olmadi. Sonra hadi hali bakalim dedik. Birinci ornegin fiyati cok yuksekti, ikincisi geldi, bayildik, karar verdik ve dukkandan ciktik. Bu kadardi. Hayat aslinda bu kadar basitti ama bizim preferanslarimiz hayati zorlastiriyordu. Hayat renklerle bize gelmis gibi gorunse de aslinda butun renkleri o cirilciplakliginda sakliydi.

Bugun yine guzel bir gundu. Goz kirptik bir birimize hayatla. Ayri olmadigimizi hatirladik. Hayat akti, ben seyrettim...

26 Eylül 2012 Çarşamba

Akış

Montreal'de Swamiji'nin yaninda gecirdigimiz iki gunden sonra hersey anlamini yitirdi desem yeridir sanirim. O'nun o hicbirseye tutunmadan, onune gelen isleri titizlikle, mukemmellikle ve basitce yapisini seyrederken kendimin olaylarin ustunde nasil da buyutecle oturdugumu daha cok farkettim.

Hic de zor degildi hayat. Onune gelenleri bir bir yaparak, akarak gececeksin, duygularini karistirmayacaksin.
Duygular isin icine girdi mi konu kisisellesmeye basliyor cunku.

Dondugumuzde Gurudev'in gunluk okumalarindan birinde su cumle geldi, "Deli! Ne yapiyorsun kapali kapilar ardinda. Meditasyon mu yapiyorsun, yoksa kumdan kaleler mi insa ediyorsun. Cik odandan, Tanri'yi kapali gozlerinle arama, Tanri'yi herkeste herseyde gor."

Hersey anlamini kaybetti kisisel olarak. Icim cekildi derler ya, tersi oldu simdi de disim cekildi. Butun kainat dibe coktu sanki.

Bazen ingilizcenin ne kadar guzel anlatimlari oldugunu dusunuyorum. Mesela su anda sunu yazmak istiyorum. Tanri'nin BE hali var Olan, ve BECOMING hali, Olmus. Duran ve sonra Kalkip dans eden :) Bazen de boyle goruyorum. Dansederken...

Maya...Iluzyonun dansi. Koltugumda oturmus dansedenleri seyrediyorum, arada da Mira'ya oyle dansetme canim diyorum. Dinlemiyor, biraz daha keskin soyluyorum, oyle dansetme, belini inciteceksin. Dinlemiyor. Kizgin yapiyorum sesimi, oyle dansetme dedim sana diyorum. Sonra duruyor Mira'nin dansi. Kucagima alip sariliyorum, "ben seni dusunuyorum, canini acitma diye uyariyorum, cunku seni cok seviyorum" diyorum. Mira kafa salliyor, sonra iniyor kucagimdan ve dansa devam ediyor. Bir sure sonra "ayagini oyle yapip dansetme guzelim" diyorum. Dinlemiyor, "Mira'cim ayagini acitacaksin oyle dansetme diyorum". Yine dinlemiyor. Sesimi kizgin yapip, onu korkutarak durduruyorum yine. Kendimi hic sevmiyorum. Bu sesi hic sevmiyorum. Sonra "beni ilkinde dinlesen boyle kizgin konusmak zorunda kalmayacagim" diyerek sorumlulugu Mira'ya atiyorum.

Oysa kontrolsuz sinir Mira'nin sorumlulugu degil. Swamiji'ye soruyorum, "nasil sinirimi halledecegim" diyorum. "Sinirini hallet" diyor, veya "halletme".

Dunya duruyor.

Mira'nin Turk isminin anlamini konusuyoruz, "Tanri'nin dediklerine teslim olan" diyorum. Swamiji guluyor, "Tanri'nin dediklerini dinliyor, ama sizi dinlemiyor" diyor.

Dunya duruyor.

Maya, iluzyon dansediyor. Herkes duydugu muzige gore, icindeki O ilahi gucle dansediyor. Dansi begenmeyen ben yaptigini anliyor. Herkes kendi karmasiyla geliyor. Herkes yasamasi gerekeni yasiyor.
Guzel sesle yapilan uyarilarin otesi yok. Birini korkutmak ve onu korumaya calismak en ilkel davranis.
Ellerim aciliyor yine, birakiyorum, bir kere daha bir kere daha.

Gorevimi biliyorum, gorevimi yapiyorum, gerisini Tanri'ya emanet ediyorum....

Herkes gibi, Mira da oyununu oynamaya geldi buraya. Bana ancak seyretmek dusuyor...

Swamiji'yle olan haftasonundan sonra hersey akiyor. Hicbir sey yapisip kalamiyor, tutunamiyor. Akiyor....
ASK'la...

18 Eylül 2012 Salı

Yolculuk




Goz alabildigince agac, goz alabildigince gokyuzu, goz alabildigince, gonul gorebildigince ASK!
Huzurunda hersey bos.
Hicbirsey yok.

Hal sadece varolma hali.

Yillar once bu sarkilarla dururdum. Odamda, yalniz basima, herkesten uzak, dunyadan uzak. Dunyadan bikmis. Icime cekilmis. Dururdum. Birseyi degistirmek isterdim baslangicta. Ama sonra bir hal cokerdi ustume, bosveeer derdi icim. Oylece dururdum. Usul usul aglardim. Sessiz sessiz. Simdi o gunleri animsadigimda nasil O'nunla oturmus oldugumu goruyorum, bilmeden O'nun yanimda oturdugunu. O'nun da sessizce beni seyrettigini, beni bekledigini bilerek izliyorum gecmisi bir baska pencereden. Aslinda yok o gecmis, bitti gitti. Sadece bana garanti ediyor kendini hatirlatarak, ordaydim BEN diyor.

Gelirken yazmaya,  artik ne var yazacak dedim. Bir ask hikayesini yasarken, gidip konu komsuya anlatir gibi hissettim kendimi. Askin o muazzam sihirini hafifletiyordu oysa anlatmak. Tipki acilarimi anlata anlata hafiflettigim gibi.

Neyse sessizlik iyidir.

ASK'la...

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Balon


Bu sabah Mira mutlu bir sabaha uyandi, mutlu kahvalti yapti, mutlu dolandi, mutlu oturup, mutlu kalkti. Mutludan kastim cok guluyor, cok zipliyor degil, huzurlu, memnun. Sonra ben camasirlari durup kaldirirken, dolapta bir torbanin icinde kaldirdigim bir iki balon, bir iki kalem ve yapistirilan parlak bir yildiz buldum.
Bir balon sectim sevdigi renkten bir tane de yapiskan yildizi aldim, hediye ettim. Cok sevindi onlari gordugune. Hemen balonu sisirttirdi babasina. Sonra biraz elinde dolandirdi, sonra ustune yildizi yapistirdi, ve bir saniye sonra yildizi oraya koymaktan hoslanmayip cikarmak istedi ve balon patladi!

Mira kendini kaybetti aglamaktan. Ben balon istiyorum. Ben balon istiyorum.

Mira balon mu istiyordu ?
Hayir balonun ona getirdigi o heyecan hissini geri istiyordu.
Balon gelmeden onceki huzur anini unutmustu, cunku o heyecanlar, o hizli kalp atislari hepimizin bagimliligi degil mi ?

Balon geldi bir ekstra iyilik hali getirdi, balona tutunduk. Balonu oldugu gibi begenmedik, ustune yildiz yapistirdik. Daha guzel olsun, bizim daha begendigimiz gibi olsun istedik. Sonra yildizi yapistirinca da memnun olmadik, yildizi cikarmak istedik. Ve balon patladi. Iste balon elimizden gidince de balon istiyorum diye agladik.

Bu hikayeyi kimbilir kac bin yildir yasiyoruz. O kadar cok yasadik ki, oyle cok biz oldu ki bu hikaye, cogumuz bunun bir hikaye oldugunu, bizim disimizda oldugunu, anlayamayacak kadar ozumsedi.

Oysa mutlulugumuz balona ait degildi. Balondan gelmemisti, peki neden balonun gitmesiyle mutsuz oluyorduk.
Zevk veren hersey, bir gun aci vermeye mecburdur.

Bu dunyayin kurulus prensibi bu. Sen beni bugun sevindirdiysen, sana olan bu bagimliligim sonucu senin yaptigin bir sey beni yarin uzecektir. Ama sevindigimiz anlari cok onemsemezken, aci anlarini cok ciddiye aliyoruz. Aci da bir ciddiyet var.

Mutluluk da aci da durmayi beceremedigimiz yerlerden. Ne mutluluk icinde durmak kolay ne de aci icinde. Inanmadiysaniz izleyin kendinizi. Kac dakika, kac saat, kac gun kesintisiz mutlu kabildiginize bakin. Sonra da aci geldiginde orda ne kadar kalabildiginize. Kalamiyorsaniz ikisinde de sizi ordan cikaran olaylara bakin. Mutluluktan sizi alikoyan sorunlara, acidan sizi kacirmaya calisan hayallere, umutlara mesela.

En buyuk is bu, bakabilmek. Cunku bakabilmek bir bilinc meselesi. SEN orda olmak zorundasin bakmak icin. Belki daha kendinle tanismadin bile. Bir ismin altina sakladin kendini kimi Ayse der, kimi Ahmet. Birakabilirsen simdi oyunu bir yana, cagirirsan kendini, Ahmet'in altindan cikip gelen Sen'i, Ayse'nin altinda cagirilmayi bekleyen, gorulmeyi bekleyen SEN'i, o zaman iste bakabilecegiz olan bitene. Seyredecegiz. Zaten iste bu butun mesele....

ASKla...