13 Mayıs 2012 Pazar

Anne'ye



Anneler gununu kutlamanin anlamsiz kaldigi nokta
Eger kimse yoksa, sinirlar kalkmissa, bedenler mani degilse
Kim kalir geriye, hangi isim, hangi form
Bir Sen varsin iste
Ilahi Anne

Devi Sooktam
(Hymn to the Divine Mother)
YAA DEVI SARVABHUTESHU VISHNUMAAYETI SHABDITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU CHETANETYABHIDHEEYATE
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU BUDDHIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU NIDRAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU KSHUDHAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU CHAAYAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SAVABHUTESHU SHAKTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SAVABHUTESHU TRISHNAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SAVABHUTESHU KSHAANTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SAVABHUTESHU JAATIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU LAJJAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU LAJJAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU SHAANTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU SHRADDHAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU KAANTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU LAKSHMIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU VRITTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEV1 SAVABHUTESHU SMRIT1RUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SAVABHUTESHU DAYAARUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESHU TUSHTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEV1 SARVABHUTESHU MAATRIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
YAA DEVI SARVABHUTESUU BHRAANTIRUPENA SAMSTHITAA
NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMASTASYAE, NAMO NAMAH
O Divine Mother who resides in all beings as Vishnumaayaa, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings as consciousness, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings as enlightened intelligence, I salute
You, salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of sleep, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of hunger, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of reflection, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of power, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of thirst, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of forgiveness, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of species, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of modesty, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of peace, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of faith, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of beauty, I salute You, salute
You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of spiritual wealth, I salute
YOU, salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of sanskaras or inclinations,
I salute You, salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of memory, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of compassion, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of contentment, I salute You,
salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of motherly virtues, I salute
You, salute You and again salute You.
O Divine Mother who resides in all beings in the form of error, I salute You, salute
You and again salute You.

1 Mayıs 2012 Salı

Ben


Bir yer var, 25 yil oncesinin anisini konusurken, bugunku sen sanki baskasinin anisini anlatiyor gibi hissediyorsun.

Ve bir yer var 40 yil sonra bile o anidaki "sen" hissini paylasiyor.

Bu birlesendeki sen, o Sen iste, Ben...

Bir hikaye geliyor bir hikaye gidiyor, bir geceden diger geceye ruya devriliyor, hep Ben'sin, hic degismegensin!

28 Nisan 2012 Cumartesi

39. kural



Noktalar surekli degisse de butun aynidir. Bu dunyadan giden her hirsiz icin bir hirsiz daha dogar.
Olen her durust insanin yerini bir durust insan alir. Hem butun hicbir zaman bozulmaz, hersey yerli yerinde kalir, merkezinde...Hem de bir gunden bir gun hicbirsey ayni olmaz. 
Olen her Sufi icin bir Sufi daha dogar.

Sabah duyunca sonunda kavustugunu, Sufi gitmis dedim kahvalti sofrasinda. Onumde zeytin, peynir, cay arasinda. Sufi gitmis. Uzuldun mu dedi, niye uzuleyim ki sonunda kavustu, darisi basima, dedim.

Huma Kusum isigi gordum, dedi. Oyle guzeldi ki. Gittim, geri gonderdiler, dedi. Cocuklara 9 sene daha soz verdim burda kalacagima, dedi. Onun sesi biliyordu, verdigi sozu tutamayacagini, benim kulagim. Isik oylesine guzeldi cunku. Isik oylesine dayanilmaz.

Nasilsin, iyi misin, dedim. Oyle cok dua eden var ki, iyi olmak zorundayim, dedi. Adimlari coktan koyulmustu oysa yola. Hep benimlesin biliyorsun degil mi, dedim. Telefon arka odada zor oluyor duymak, dedi. Ne telefona gerek vardi, ne soze, ne sese. O beni bilirdi, ben onu. Kapattim telefonu. Bu son konusmamizdi dedim.

Huma kusum oleyim de yeniden dogup senin cocugun olarak dunyaya geleyim, dedi. Cocugum olmak icin olme, daha sana ihtiyaci var cok insanin, dedim. Guldu, guldum. Sustuk. Kalbe donup durulduk.

Bir dost Ask'i aldi eline, biraz once de ben aldim elime. Soyle bir goz gezdireyim ne gelecek bakalim, dedim. Olen her Sufi icin bir Sufi dogar geldi. Sufi Ask'ina kavustu diye haber geldiginde sabah, kahvalti sofrasindan kalkip, evi temizlemeye koyuldum. Yuregimde seninle. Ben artik dogurmamaya karar verdim, senin bir daha dogmayacagina alamet olabilir mi? Kalbim oyle diyor, en iyi Tanri bilir. Sen sessizce cekerken acilarini, temizlenmistir bir bir dogumlarin. Puru pak bir isikla alinmissindir yanina.

Senden sonra, seninle evi temizledim. Gozun arkada kalmasin diye, bir daha gelme diye, ASK'inla sonsuza kadar kal diye. Hani sen beni yikamistin ya ruyanda musalla tasinda. Uzulmustun, sonra ben dirildim diye de pek cok sevinmistin. Iste ona denk bir ruya bu da. Sen olmussun guya, seni yikamislar, seni gommusler, guya. Ama ben goruyorum sen dirilmissin, isiklar icinde.

Guluyorsun simdi, ahh Huma kusum, ne ölümü, niye uzuluyorlar, niye agliyorlar, dugun bu dugun diyorsun simdi :) Gelinligini giymis gidiyorsun simdi :)
Beyazlar ne guzel yakismis pamuk tenine, yesil mi mavi mi olduguna hic karar veremedigim gozlerine :) 

Koyacaklar yarin seni dunya ananin koynuna. Sarilacak ev sahipligi yapan bedenine. Kimi Sufi dedi, kimi Dilek, kimi Tontini. Beden karisacak, cicek olacak, ari konacak, bal yapacak, cocuk buyuyecek, ASK'i bilecek.

Darisi basima Sufi'm. Mevlana'nin Sems'le tanistigi yasta tanismistik senle. Sems'imdin benim. Disardaki gunesim gonlumden yakmaya devam ediyor, hep edecek, ASK'la...

27 Mart 2012 Salı

Herkes burda, simdi!



Bu yazi Guguk'cuk icin yazilmistir :)
gugukcuk yusufcuk diyen kuslar vardir Turkiye'de burdakiler Yusuf diye bilmediklerinden oyle sakimiyorlar ama, ayni zamanda bu yaziyi, her gugukcuk dendiginde babanesinin yaninda oldugunu hisseden annem ve her gugukcuk sesini duydugunda anneannesini dusunen Mira icin de yaziyorum :)


Neem Karoli Baba bu blogun azizlerindendir. Arada yazarim hakkinda, bilirsiniz. Bilmezseniz mutlaka okuyun, Aska gelin derim.
Krishna Das da bu blogun en sevilen karakterlerindendir. Onceleri kendisini hic sevmedigim halde (cunku neden batililar dogulularin herseyini calmak zorunda ki diye dusunen bir kucuk kizcocugu vardi bir zamanlar) sonradan ozellikle kendisiyle birebir mabedde gecirdigim Tanri armagini gunden sonra, ne kadar ozel, ne kadar guzel bir insan oldugunu anlamaya nail oldugum kisidir.

Krishna Das Horward profesoru sonradan ismi Ram Das olarak degistirilen ruhani ogretmen vasitasiyla Neem Karoli Baba'yla tanismis. Uc senesini Hindistan'da Neem Karoli Baba (Maharaj)'nin yaninda gecirmis. Maharaj gelin dediginde gitmisler, huzurunda dualar okumuslar, gidin dediginde ise odalarina cekilip, cocuklar gibi, camdan Maharaj'in kendilerini cagirmasini beklemisler. Uc sene ask denizinde yuzerek. Kendilerinin kim oldugunu, her turlu kotulukleriyle onlari taniyan Maharaj'in askinda Asik olarak gecirmisler.

Bir gun Maharaj Amerika'ya don demis. Krishna Das bu cumleyle yikilmis. Maharaj Krishna Das'in icindeki birseyler yapma (aile, cocuk vs.) isteginin farkindaymis. Krishna Das son gun, sana nasil hizmet edebilirim diye sormus, Maharaj once azarlamis ve yollamis. Tam kapidan disari cikarken arkasini donmus Krishna Das, Maharaj ask dolu bakiyormus ve kalbinde duymus, Amerika'da benim icin sarki soyle (chant diyor aslinda, yani mantralarin dualarin soylenmesi)

Krishna Das Amerika'ya dondukten kisa bir sure sonra sevgilisi oluyor. Bir iki ay beraberlikten sonra Maharaj'dan haber aliyor. Ne zaman geliyor geri Hindistan'a diye. Maharaj'in kendisine evlenme dedigini hatirliyor Krishna Das. Evlenmek O'nun dilinde beraber olmak. Sonra haber yolluyor, para biriktiriyorum uzun sure Hindistanda kalabilmek icin, param birikince gelecegim diyor. Seneler sonra itiraf ediyor Krishna Das aslinda sevgilisiyle daha uzun sure kalabilmek icin bir bahane oldugunu. Ve bir iki ay icinde haber geliyor. Neem Karoli Baba vucudunu birakiyor. (Hindistan'daki inanisla azizler olmezler, kendi dilekleriyle vucutlarini birakirlar) Krishna Das o gunden sonraki 11 yil boyunca inanilmaz bir hayat yasiyor. Depresif, uyusturucu bagimliliginda, aci icinde, kendinden nefret ederek, kizgin. 11 yil sonra Hindistan'a dondugunde oylesine mutsuz ki tek istegi bir odaya gidip bir koseye kivrilmak ve uyumak belki bir hafta. Ancak ordakiler onu o kadar cok seviyorlar ki Puja yapmasi icin onu davet ediyorlar. Bitmis bir halde, kan ter icinde atesin basinda dua ediyor ve yiyecekleri atese atiyor. Her atisinda keske kendimi de atabilsem de yok olsam diye dusunuyor bir yandan. Neem Karoli Baba'dan sonra ashram Siddhi Ma'dan soruluyor. El verdigi diyebilirim. Siddhi Ma'da bu blogda adi gecen azizelerdendir. Siddhi Ma Krishna Das'i aglarken goruyor, birini yollayip cagirtiyor odasina. Eskiden Maharaj'in kaldigi odaya. Krishna Das bikkin, keske beni biraksalar artik diye dusunse de, hayir diyemeyecegi icin gidiyor yanina. Kapiyi actigi anda bir simsek cakmasi gibi bir isikla yere yikiliyor. Ve aglamaya basliyor. Maharaj'i hissediyor. O anda birkac sey birden oluyor Krishna Das'a. Biri Maharaj'dan sonraki hayati kare kare gozunun onune geliyor. Neler yaptigi, niye yaptigi. Ikincisi kalbinin etrafina nasil duvar ordugunu goruyor. Hissetmemek icin. Oysa o an, Maharaj'i o odada hissettigi an, farkediyor ki, Maharaj olumunden bu yana onu bir saniye, hatta milyonda bir saniye bile yalniz birakmamisti. Hep onun yanindaydi, daima...
http://www.youtube.com/watch?v=P6ZZk30s1jo

Hepimiz gerek egitimle, gerekse korkularimizla nice duvarlar orduk kalbimizin etrafina. Simdi cogu kosesini gormekte zorlaniyoruz. Kimimiz bakmaya vakit bulamiyor, kimimiz bakacak bir sey goremeiyor, kimimiz niye bakacagini bilemiyor. Ama gun gelip BAK dediginde, ve o duvarlar yerle bir edildiginde, iste o gun BILIYORUZ, kimse bir yere gitmemisti, kimse ayri gayri degildi, kimse bizi uzmemisti.

Simdiki an'da kaldikca bir bir inecek o duvarin tuglalari. Biraz cesaret!

ASKla ...

P.S Dun gitme anneanne sen hep burda kal diyen Mira bu sabah anneanne demedi bile. Uyandi ve herzamanki hayatina, hayatin getirdigi haliyle basladi. Arabada giderken bir ucak gorunce anneannenin ucagi diye ciglik atti sevincle. El salladi, ama sonra ucagin indigini gordu. Anneanne geri mi donuyor dedi. Sanirim bu o ucak degil dedim, konu kapandi. Cocuklarin o kadar cok ogretecekleri var ki bize. En cok da simdi'de durmak konusunda.

26 Mart 2012 Pazartesi

Annemden sonra



Beklenen gun geldi catti, annem taa uzaklardan kalkti bizi ziyarete geldi. Hem de tam bir ay. Gelisinden once pek cok senaryo gecti hayalci zihnimden. Kavgasiz, acisiz, aglamasiz insallah bir bir ay geciririm diye umit ediyordum. Ama icimdeki "anneme yasatmak istiyorum" gudusu oyle baskindi ki, israr israr ustune, en sonunda biletine bile ben on ayak olup, belirledik tarihi. Yasatmak istiyorum da neyi yasatmakdi acaba. Sagligi sihhati yerindeyken, parkta oturmak, gole bakmak, sohbet etmek kahve yaninda, durmak, bazen hicbir sey yapmamak, sadece olmak.

Birinci haftanin sonuna dogru bir gerginlik yasariz diye dusunuyordum hep. Ancak gelmeden bir kac gun once gonlumden soyle birsey cikti. Kahvalti sofrasindaydik. "Anneme cok cektirdim, gelse de soyle bir rahat ettirsem." Esim saskin bir sekilde yuzume bakti. Nasil yani? dedi. Sen ne cektirdn, asil o sana cok cektirmis. Yok degil, dedim. "O bana yaptiklarini yaparken, ne yaptigini bilmiyordu. Elinden gelenin en iyisini yapmaya calisiyordu bilakis." Ama onun da gecmisi oyle aci dolu, oyle agir, oyle karanlikti ki, oralardan siyrilip da "annelik" yapmak kolay degildi. Tecrubeyle sabitti... O bilmeden yapti yaptiklarini, ama ben 15 yildir onu her gordugumde, ya bir laf soktum, ya olay cikardim, ya kavga ettim, ya sucladim. Kadin yanimda iki dakika rahat oturup, iki kelime gonlunce konusamiyordu. Her cumlenin sonunda olayi bambaska bir yere cekip goturme olasilgi olan bir kizi vardi karsisinda, gozlerini dikmis agzindan cikan her kelimeyi mercek altinda inceleyen. Annemin hic sucu yoktu, ama ben cok sucluydum, cunku ne yaptiysam bilerek yapmistim. Bilerek kavga etmis, bilerek suclamis, bilerek kizmistim. Hersey bilerekdi. Ve gonul bu sefer o gunlerin tekrar etmemesini dilemisti. Annemi mutlu, huzurlu, rahat, keyfi yerinde gormek istemisti. Benim zihnimse olaya hala tedirgin bakiyordu.

Bir hafta gecti, iki hafta gecti, uc hafta gecti. Herkes huzurlu herkes mutluydu.
Gordum ki herkes kendi yolunda aktiginda huzuru bozacak hicbirsey yokmus.
Annem de ben de cok degismistik. Yaptigim herseyin farkindaydi, benimle gurur duyuyordu, onurlandiriyordu, destek oluyordu, anliyordu, yanimda duruyordu, gelip gelip sariliyordu. Anladim ki once Tanriyi istersen, hayatina once O'nu koyarsan, Tanri sana herseyi oluk oluk veriyordu.

Ben her cumlede atlamadim, seyrettim, hicbir heyecanim, telasim, atesim, duygusallagim yoktu. Bir bulut gibi, bir gunes gibi, ne bileyim ne gibi, disardan gulumseyerek seyrettim butun bir zaman. Disarda olunca kalbine hicbirseyin degmedigini gordum. Disardaydim da alakasiz, duygusuz, korunmak icin de degil. Gercekten ol'dugum yerdeydim. Ve filmi seyrettim bastan sona.

Gordum ki herkesin oynadigi rolu duzeltmeye calismak ne de sacmaymis. Ben dogru yerimde durunca, annemin ne kadar da mukemmel bir anne oldugunu gordum. Dunyanin butun annelerini getirseler ben yine onu secerdim benim annem olmasi icin.

Canim annem, guzel annem, bunca sene boyunca benim cirkin zehirli bir tirtildan kelebege donusmemi kah seyretti, kah zehirlendi, kah yarlanip berelendi. Bu yolculugun en sadik yoldaslarindan biriydi. Yoklugu bile varliginin isaretiydi. Tanrinin ta kendisi gibi.

Bir yemek sirasinda Mira annemle birsey konusurken, sen Tanri'sin dedi. Annem bildigi kadariyla gulumseyerek bakti. Bense gordugumu anlatmaya bile calisamam!

Ozetle sunu soyleyebilirim, komur sandigim ne cok elmas tutuyormusum avuclarimda.
Ve ne kadar cok sukretsem azdir bu hayatta...

Geldiginde gelmis gibi hissetmedigim annem, biraz once gitti, gidiyor gibi hissetmiyordum. Ta ki Mira " anneanne gitme! sen hic gitme, ben seni cok seviyorum" diyene kadar. Soyle bir sulandi gozlerim. Mira'nin askini gorunce, annemin yureginin sizisini duyunca. Anneanne hic gitmedi, annem hep burda, ta kalbimin icinde, hep oldugu yerde... Ama bu yasadigimiz bir ay Tanri'nin bana bir lutfuydu. Hayatimda boyle bir ay gecirmemistim annemle.

ASK'sin sen...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Oldular


Boynumdan moldovit kolyemi cikardim, kenara koyarken "senin gorevin bu degildi!" dedim kendi kendime sessizce. Ben bilgi almak icin takmistim, oysa taktigimdan beri onune gecemedigim ve de daha once tanimadigim bir ofke haliyle karsi karsiyaydim. Icimdeki ses cevap verdi, tam da bu iste gorevi.

Ofkelendirmek mi ?
Hayir ofkenin arkasindaki bilgiye ulasmani saglamak.

Esim gecen gun kimse durup dururken kavga cikaramaz dedi, hadi dene bak kavga cikarmayi dene, cikaramazsin dedi.

Cok yorgundum, kolumu kaldiracak halim kalmamisti. Kesin demirim dustu diyip doktora gittim. Testler yapildi. Doktor cevaplar icin aradi: B12 mukemmel, demir mukemmel.

Durdum...

Cevaplar paramparca olan gunumde kaybolmuslardi.

Once evin tek kisilik odasina yerlestim. Cunku bitmisti pilim.
Tek kisilik hayatima donebilecegim saatleri ayarladim.
Gorevimi diger saatlerde yerine getirip o saatlerde cekildim tek kisilik odaya.
Gurudev'in onune oturdum ve hircin bir kiz cocugu gibi: "Buraya beni Sen soktun, simdi yine Sen cikaracaksin" dedim. Cikana kadar bir yere gitmeyecektim.
Yalnizlastikca dusmeye basladi goruntuler bir bir...

Kizim beni dinlemiyordu, esim beni duymuyordu. Ben mesai saati gibi bir anne grubunda vir vir ediyordum. Kah ordan kah burdan calip oynuyordum. Etrafimdakiler bir guzel alkisliyordu. Cok keyifliydim. Kosa kosa biri birsey sormus mu diye gidip, ilk sorulana atlayip, bildigim butun herseyi yaziyordum. Yardim ediyordum. Ve begeniliyordum. Hatirladigim en son arkadasligim universite zamanlarindaydi. Oysa simdi yuzlerce insanla beraberdim. Heryanim dolmustu, hatta oylesine dolmustu ki, nefes almaya halim kalmamisti. Mira yanima gelip birsey soruyordu, ben gozum laptopta bir saniye sunu yaziyorum, sonra diyip bir dakika bile olsa erteliyordum onu.

Gordum...

Kendimi iyi hissetmek icin baskalarina donmustum.
Kendimi kotu hissettigim icin kendimi kizim ve esimden dondurmustum
Bir taraf beni iyi hissettiriyor, onore ediyor, seviyordu
Obur taraf benim varligimin farkinda bile degildi.
Oysa, oysa ben, ben Hindistan'da Tanri'nin kucagindan inmis, esimle evlenmis, Mira'nin annesi olmustum. Onlar icin yapmistim bunu. Simdiyse hicbir yaptigim seye sukran duyamayan iki kisi buyutmustum evde. Oysa hersey onlar icindi!!!!

Ofke, ates, anladim!

Uyandim...

Demirim normaldi, hastaligim yoktu. Gunessiz kalmistim. Hem icsel hem dissal.
Doktor D vitamini seviyen normalin cok cok altinda demisti.
Kendimi eve kapatip, baska insanlara yardim etmeye dalmistim.
Yardim!

Silkelendim...

Ben kendi cocugumun bile annesi olmadigimi bilirken, sadece ona bakicilik yaparken, neden baska alemlerde baska annelere neler yapabilecegini anlatiyordum ki! Onlarin yok mu Tanrisi onlara bakan! Hoscakalin anneler, biliyorum bensiz de pek ala cok guzel idare edeceksiniz ayni benden once idare ettiginiz gibi.

Gulumsedim...

Gel Mira, ne zamandir su oyunu oynamadik degil mi? Hadi beraber sunu da yapalim! Seni cok seviyorum... Inanmadigim halde icimden soyle diyordum: Seni cok ozlemisim. Inanmadigim halde diyorum cunku biliyorum her zaman kalbimde. Ama eksik birseyler vardi iste, o kelime tanimliyordu en cok. Oyle uzun zamandir kendimde olup, onun gozlerine bakmamis oldugumu gordum ve sonra ancak kalbimde yerini buldum -yeniden- Mira'nin.

Idrar testi vermistim, enfeksiyon cikmisti. Partnere duyulan ofkeymis anlami. Hay Allah!

Geri cekildim. Elime aldim kefirimi icine koydum cranberry suyunu, ictim yudum yudum. Konustum. Dinledi esim pur dikkat. Kalbinden duyarak. Ertesi gun gunes bir guzel dogdu. Kemiklerim isindi.

Ciktik gittik guzel bir ormana. Golun ustunde kaydik, karda yuruduk, Mira'yi kizakla cektik. Bol bol sarildik, bol bol gulduk. Mesafeleri bir ettik o gun. Yakinlasmaktan oteydi deneyimledigimiz.

Durum ne kadar zor olursa olsun, bize orda tam da o noktada durmamiz icin veriliyordu bu zorluklar. O zorluklarin icinde nefes alip durmak, ve her daim kim oldugumuzu hatirlamak icin. Oysa nasil da kacmisti bu sefer Uma baska kucaklara. Tanidim bunu. Hatirladim cok eskilerden. Anladim sandigin dibinde kalan kiyafetimin beni terketmek icin cikip geldigini. Aldim elime, kokladim, eski kokan dantellerini, solmus rengine baktim, agladim, en cok agladim, hic duramadan agladim, gunlerce agladim, bitti bir daha aglamam dedikten sonra da aglamaya devam ettim.

Ve sonra ciktim tek kisilik odadan. Karistim cift kisilik cok kisilik diyaloglara.
Bildim nerdeyim. Gulumsedim ASKla...

Swamiji uyanma 1000 adimlik bir merdiven demisti. Kimbilir kacincidayim. Olsun, yol O'na varsin...

17 Ocak 2012 Salı

Hirsiz


Yogun bir deneyimi yazmaya geldim. Blogu surekli takip edenler bikmis olabilir benim bu surekli kaybedip yeniden bulma halimden ama aslinda hepimiz boyleyiz :) Cemberi daralta daralta iniyoruz derinlere. Cember daraldiginda daha az unutacak seyimiz oluyor.

Bir bulut gibi iki haftadir yagmur topluyormusum ve onceki gun bir vesileyle bosalttim butun yagmurumu. Uc saat belki agladim. Ince ince. Krize girerek degil. Nefes terapisi yapmis olanlar bilirler, nefesle beraber isin uzmani vucudunuzda bir takim noktalara basar, o noktalarda saklanmis huzunler mesela o sirada verdiginiz nefesle aciga cikar. Serbest kalir. O ana kadar bedeninize hapsolmustur. Sizde bel agrisi yapar, bacak cekilmesi yapar, migren yapar, yapar da yapar. Iste benzer bir deneyimdi. Sarkilar caldikca bedenimde hapis kalmis, huzunler bir bir aciga cikip, ince ince suzulduler yanaklarimdan. Sarkilar biriyle, birine duyulan bir hisle ilgili degil tamamen kisiseldiler. Ozetle hissettigim suydu. 5 yasinda da bu histeydim, 12 yasinda da, 18imde de simdi de. Ve 39 yasindayim hala ben icimde ne hissedersem hissedeyim, disimdaki dunya baska yasiyor, baska donuyor, beni gormuyor, ben onun icin yokum. Herkes icimdeki beni gormek yerine, kendi tercih ettigi zaman araligindaki beni begenmeyi, hayallerinde onu yasatmayi tercih ediyor. Oysa simdi gorduklerini sandiklari kisi ben degilim, bana soyledikleri sen soylesin boylesin tanimlamalari, bana koyduklari sifatlar ben degilim. Hicbir zaman anlamadim, neden oyle derler, dediler. Onlar sen boylesin derken hatta saskinlikla ben onlara bakardim, cunku onlardi bu sifati tasiyan. Ama beni oyle gorurlerdi. Oysa o gordukleri Ben degildim. Bu beni hep icime kapanmaya, insanlardan uzaklasmaya, yalniz bir hayati cok degerli bulmaya itmistir. Ama hayat ne kadar kuculurse kuculsun, konu cozulmesi gereken bir seyse, hayatindaki tek kalan kisi de sana bunu gostermeye calisir. Durum budur.

Ve ben ince ince agladiktan sonra eridim biraz daha. Ne oldugumu sanan halimden, oldugum asil halime dogru eridim. Buzdan bir heykelken, isindim, daha akiskan oldum.
Suyun buz halinde mutlaka karsina insanlari aldigini farkettim, oysa o halimin de nedeni vardi. Suyumu kirletmesinler istiyordum. Oysa su halime geldigimde gordum ku sen ben yok o zaman, su her yere girip cikabiliyor, sinirlari yok. Doluyor istedigi gibi.

Ve bu yakinda yasadigim sey bir daha gosterdi (kimbilir bu kacinci) aradigin sey karsida degil, sende.

(Aklimda kaldigi haliyle)
Bir gun zengin bir adam seyahat etmekteymis. Bir hirsiz bu adami farketmis ve parasini calmak icin niyet etmis. Yaklasmis, once arkadas olmus, yalniz bu yolculuk tehlikeli ben de size eslik edeyim, hirsizlar var yolda demis. Zengin adam kabul etmis. Gun boyu ilerlemisler, gece konaklamak icn durmuslar. Uyumadan once zengin adam paralarini cikarip hirsizin onunde saymis. Hirsizin agzi sulanmis. Sonra zengin adam yatmis uyumus, hem de horlaya horlaya. Hirsiz bunu firsat bilip parayi aramaya baslamis, ama nereye bakarsa baksin bulamamis.
Ertesi gun olmus. Yeniden gun boyu yol katetmis, sonra bir yerde konaklamislar aksam olunca. Zengin adam yine cikarmis paralarini saymis, hirsiz yine icli icli bakmis. Adam uyuyunca fosur fosur, aramis taramis yine bulamamis paralari.
Bu boyle gitmis ve bizim hirsiz bu durumdan halsiz dusmus, zengin adama acilmis. Zengin adam demis ki, biliyorum. Ilk geldigin gun anlamistim, iste o yuzden hic bakmayi akil edemeyecegin yere sakladim hep parayi ve ben de rahat bir uyku uyudum. Nerede peki demis hirsiz. Senin kendi yastiginin altina demis zengin adam.

Gelelim bir daha yagmurlu gune. Oyle gozyasi dokup de iyice eriyince erimeyen bir yer varmis. Kalkmis yine ayaga, o kucucuk boyuyla, sen soyle olsan, boyle olsan, soyle yapsaydin, boyle yapmasaydin demeye baslamis karsisindakine. Sonra eriyen su onun da yanina gelmis, o kucuk boylu buzu da eritmis.

Baktigimiz yerden gordugumuz goruntu kalbimizi oynatmiyorsa, bize sıkıntı veriyorsa, huzursuz ediyorsa, yanlis yere bakiyoruz demektir. Goruntunun hicbir sucu yok. Goruntu hatta sadece biz dogru yere bakalim diye oraya sakaciktan konmus bir arac.

Cok eskiden lisede su sarkiyla aglardim;

gormek istersen denizi,
yukariya cevir yuzu
deniz gibidir gokyuzu
aldirma gonul aldirma

Aglamak iyidir, temizler, sakinlestirir, ogretir, sarilir, sarmalar, sever, sefkatle oper...

P.S Genetigimizde var sarki dinleyip aglamak. Yaramiza tuz basmak. Yeni Turku sarkilari ararken youtube'de Zara'nin degmen benim turkusune denk geldim. TRT studyosunda cekilmis. Demet Akbag, Ferdi Tayfur, daha ismini bilmedigim 4-5 kisi var oturuyorlar. Zara soyluyor, soylerken agliyor, Demet Akbag agliyor, Ferdi Tayfur agladi aglayacak. Boyle bir tv programi hangi ulkede gorebilirsiniz :)))

15 Ocak 2012 Pazar

Yabanci dil



Fransiz kolejinden mezun oldum. Oyle asiktim ki fransizcaya 11 yasinda sinava girerken degistirmistim listeyi, en sevdigim fransiz kolejini basa yazmistim. Paradan haberim yoktu, hala da yok. Esim hala saskinlikla suratima bakar parayi hic onemsemedigim icin. Para iste, nasilsa gelir. Ihtiyacin varsa gelir, yoksa ihtiyacin ne kadarsa ona gore gelir. Luks olanlari hayatindan cikarinca herkesin parasinin kendilerine yettigini de gorursun. Yetmeyenler, gercekten ac olanlar, sokaklarda yasayanlar? Onlar ektiklerini bicenler. Zalim mi duyuluyorum, yok degilim. Insan kalbinden dogmus birine nasil zalim olur? Degilim.

Neyse devam edeyim. 5 yasindan beri fransizca ogrenmeyi hayal edince, Tanri da (herhalde bu bir ihtiyac zamanla daha iyi goruruz), olduruvermis. Annem ve babam kazandigima hic sevinememislerdi. Bense klasik, onlerine oturmus, lutfen lutfen diye yalvariyordum. Babam issiz, annem de bir ozel sirkette sekreterlik yapiyordu. Parayi nerden bulacaklarini bilmeden, peki dediler. Annem inancli kadindir. Eminim o icinden, bu kizin burda okumasi kismetse, parasi da gelir bir yerden demistir. Annemden almisim demek bu geni. Annem bir maas 3 ayda bir de iki maas aliyordu. Ikramiye diyelim o ikinci maasa. Okula kaydim yapildiginda annemin maasina zam geldi, dolayisiyla ikramiyeye. Bir bakti ki annem, okulun taksidi 400 ise, annemin ikramiyesi 402. Ve bu tam 7 sene boyle devam etti. Benim okula zam geldi, annemin maasa zam geldi. Ve o ikramiye hep benim okul taksidini odedi. Ben okuldan mezun olunca annem de isinden mezun oldu, baska ise gecti.
Tanri'nin nasil calistigina akil sir ermez de ancak boyle gecmise baktikca hayran kalirsin. Ne anlatacaktim neler anlattim. Neyse fransizca hikayesi boyle. Okuldayken ingilizce de ogrendik ama fransizca gibi konusamadigim icin hic biliyorum demezdim. Seneler sonra da Amerika'ya gidince, en azindan ingilizce ogrenirim demistim icimden. Oldu iki dil. Bir de turkce var oldu uc dil. Uc dil bilip sunu ogrendim. Dil bilmek iletisim kurmak demekti. O kadar sinirliydi ki kullandigimiz diller. Herbirinde ayri bir kisitlama vardir, kendince. Mesela turkceyi iyi konusan biriyimdir, biriydim ya da. Amerika'da esimle beraber yasarken kavgalarimizi ingilizce yapiyorduk. Cunku turkce de ifade edemedigim ofkeyi, ingilizce inanilmaz disari cikartabiliyordu. Turkce de ofkelenmeyen ben, ingilizce ile bir volkan haline donusmustum. Sonra arada sirada fransizca konusmayi ozlerim, oyle yumusak, oyle melodik, dans eder gibi, sarki soyler gibi, o halimi ozlerim. Simdi Mira fransiz okuluna gidecek seneye, beraber dans edecegiz dille. Birkac dil konusanlar ne dedigimi anladilar. Ama asil gelecegim yer burasi degil. Kac dil bilirsek bilelim, diller bize ancak kendimizi ifade etmekte yardimci. Baskasina seni anlatmak icin, baskasini anlamak icin. Oysa kendimizi anlamak, KIM oldugumuzu bilmek icin geldik bu dunya gezegenine.

Bu yaziyi yazmama vesile bir beyfendi oldu. Sukranla aniyorum simdi kendisini. Ingilizce kelime yazmayalim turkce cumlelere, turkcemizi kirletmeyelim, bozmayalim demisti. Vesile oldu demlenmeye. Iste orda gordum. Butun diller yabanci dil. Kalbin dili haric? Ve kalbin dilini bilmedigimizde, herkes kendine yabanci.
Dogdugun andan beri konustugun dile anadil deniyor. Benim durumda bu Turkce oluyor. Ama asil anadil kalbin dili.

Bu sene bu dili daha iyi ogrenmek icin daha cok egzersiz yapmak lazim. Daha cok kulak kabartmak, kalbinin dilini daha cok dinlemek, onunla onun diliyle daha cok konusmak lazim. Ancak boylece tanis olacagiz KIM oldugumuzla.

Dinlemeyi ogrendigimizde kalp dilini, herkesin ayni dili konustugunu gorecegiz. Uzun zaman yurtdisinda yasayinca, yolda biri turkce konussa heyecanlanirsin ya. Iste ben de kalbin dilini konusanlari buldukca heyecandan yerimde duramiyorum :) Bazilarimiz unutmus olabilir bu dili konusmayi. Olsun konustukca acilir, dil unutulmaz bisiklete binmek gibidir. Bir kere seleye oturup pedala bastin mi hatirlarsin gerisi gelir :)

Bu yazinin bugun yazilmasinda gecen haftalarda bir kac gonul dostunun "blogunun dilini cozebilsem" cumlesinin yeri buyuk. Bu blogun dili kalp dilidir :) Hepimizin bildigi, kimimizin unuttugu.

Hadi hatirlayalim :)

ASKla...

12 Ocak 2012 Perşembe

Gurudev'den


ELUSIVE HAPPINESS

Man wants happiness. He tries to get it from money, from power, from woman, from son, from position and so on. He rushes from one thing to another trying to find happiness. He gets knocks, blows, failure and disappointment. He laughs, dances, weeps and mourns. His senses get exhausted. He gets disgust for objects. Eventually he experiences that sense objects are illusory and that real lasting happiness cannot be found in them.

Man feels the need for a particular object. He tries to get it. If he succeeds he is delighted for a moment. If he fails he is sunk in despair and sorrow; he is gloomy and depressed. If he loses an object he becomes very miserable.

As soon as one want is gratified, another new want crops up. There is no end to his wants. Cares, worries, anxieties and fear co-exist with wants and desires. Want is the product or offspring of ignorance. Brahman is all-full. All wants are satisfied in Brahman.

The restlessness of the mind is kept up by all these wants. He who wants nothing is a mighty emperor of the world. Sri Sankara says: "That carefree saint who moves about with a kowpeen or loincloth only, without possessions, without the idea of ownership, without any wants, is the most happy person in the world." Wants and desires can be eradicated by Self-realisation only.

Any number of zeros have no value unless you add a `1' before them. Similarly, even if you possess the wealth of the whole world, it is nothing if you do not lead a spiritual life, if you have no spiritual wealth, if you have no Self-realisation.

You will have to add the Atman to the life here. That is why the Lord Jesus says: "Seek ye first the kingdom of heaven and its righteousness, and all these things shall be added unto you."

---

Mind is greater than the senses. Pure intellect is greater than the mind. Atman is greater than the intellect. There is nothing greater than Atman.

Brahman is without senses, mind, prana. He is within and without all beings. He is immovable; he is extremely subtle. He is the light of all lights.

10 Ocak 2012 Salı

Mira'nin halleri



Alisveristeyiz. Bot alacagim mecbur. Sagolsun sabirla bekliyor beni. Bakiyorum ama bir turlu ihtiyacim olani bulamiyorum onca denemenin ardindan. En sonunda pes ediyorum.

Uma: Hadi gidelim annecigim bulamadim burda da :(
Mira: Ben gelmeyecegim, burda kalacagim, sen git.
Uma: E baban aksam bana Mira nerde diye sormaz mi?
Mira: Sormaz, o benim onun kalbinde oldugumu biliyor.

Kalbime su serpiliyor. Ne guzel, ne rahat, kimseyi kaybetme korkusu yok. Herkesin kalbinde oldugunu biliyor. Sukur!

Sabah yatakta sarmas dolas keyif yapiyoruz, uzun uzun sariliyoruz, koklasiyoruz, opusuyoruz. O sirada

Mira: Anne senin uc tane gozun var.
Uma: Hmm gordun mu ?
Mira: Evet.
Uma: Ne renk?
Mira: Mor ve mavi karisik
Uma: Kahverengi degil mi.
Mira: Onlar asagidaki gozun anne!!! (biraz kizgin, anlamadigimdan. Ben ucuncu gozunu diyorum, o mor ve mavi karisik. Peki benim ucuncu gozum ne renk?
Uma: Ben daha senin gibi goremiyorum. Gorunce soylerim, olur mu?
Mira: Tamam


Bu sabah okula gidiyoruz.
Mira: Anne kalbimde dunayayi gordum, siyah ve beyazdi.
Uma: Yaa?!
Mira: Evet ying yang gibi.
Uma: Cok dogru gormussun annecigim afferim sana...

Mira henuz 5 yasinda. Ben bu halinin onu bastirmadigimizdan kaynaklandigina eminim.
Ve tabii biraz da dogru yere bakabilmesi icin tesvikle.
Cok keyfili onunla bu hayati paylasmak.