17 Eylül 2010 Cuma

Kitapci

Bugun West Bloor'a gittim. Cok keyifli, guzel ve siradisi dukkanlarin yan yana oldugu bir tatil kasabasinin ana caddesine benziyor. Mira'ya bir iki ihtiyacini almaktan mutlu yururken, bir kahveci gordum. Canim cukulatali birseyler icmek istedi, kahvemi aldim. Kahvecinin yaninda giriste gozume guzel bir kitapci carpmisti. Kahvemi de orada icemeye devam ederim niyetiyle almistim. Tipki filmlerdeki gibi :))) Sonra girdim kitapciya. Nefis kitap kokuyor. Super renkler, birbirinden baska boylar. Asigim ben kitaplara :) Her sira ayri, psikoloji kitaplari, cok satanlar, sosyoloji kitaplari, biyografi...
Psikoloji standina koymuslar Eckhart Tolle kitaplarini, guluyorum :) Tabii cok psikolijik bir konu. Hatta Tanri bilinci diye, psikolojik olarak sartlaniyor da olabiliriz. Bu standda umitliydim, ama gozume birsey carpmayinca, laf attim gorevliye. "Yeni tasindim Kanada klasikleriyle ilgili bilgi alabilir miyim? Okumaya baslayacagim." Icimde bir yer acayip tatmin oluyor. Okur-yazarim. Bos degilim, bak geldim simdi de sizin kulturunuzle dolduracagim kendimi. Butun bunlari seyrettigim icin rahatim, cunku icimde bir bosluk yok doldurulacak goruyorum. Zevk, eger yerini bulursa tabii ki. Gorevli cok guzel kitaplar gosteriyor. Bakiyorum icine, disina, arkasina. Ama icim almiyor bir turlu. Ismini begendigim bir kitabi ve yazarinin Hintli olusunu ve romanin Hindistan'da gecmesi ve aileyle ilgili olmasi itibariyle de ikinci kitabi secip tekrar psikoloji rafinin onunde buluyorum kendimi. Bir olta bekliyorum. Biliyorum bir kitap var, beni bekleyen, benim bekledigim. Cunku icimde o bosluk olmayan yerde birsey tatmin olmamis durumda. Kitapciya kitaplari koklamak, bakmak, klasiklerden birini veya bir kacini almak icin girmistim, biliyordum. Ama tatmin olmayan yere bunu anlatamiyordum. Ve tam o an ezberimden bir cumleyi gozumun onunde gordum. Mother Teresa: "Everything starts from prayer" Hosgeldin Swamiji :)
Biliyordum buralarda oldugunu :) Beraber olsak da daima, yeniden bulusmak guzel kitapci raflarinda.

P.S Eminim kitaplar icime girdikce, parmaklardan cikacaklar olacaktir :)

16 Eylül 2010 Perşembe

Aciyor..

Dun Sorrowful Mother feast'iymis. Mother Mary'nin Jesus'i carmihta gordugunde yasadigi aci ama bir o kadar da guclu durusu gozumun onunde. Ben de gayet sorrowful mother'im bugunlerde. Acilar var heryerimde. Ve kendime baktigimda oyle guclu bir motif de gormuyorum. Yalniz "hissetttigim" birsey var. Seffaflastigim. Hem de fazlasiyla. Icimi goruyorum, hatta sanki herkes goruyor, ya da icimden hersey ve heryer ve herkes gorunuyor. Mira ustumu tutuyor cekiyor. Kolumu cekiyor, sacimi cekiyor, itiyor. Yaptigi hersey beni rahatsiz ediyor. Ben rahatsiz oldukca limitler daha da zorlaniyor. Soz dinlememesinden rahatsizdim, bagirmaya basladi, bagirmasindan rahatsiz oldum, vurmaya basladi, ondan rahatsiz oldum isirdi, ondan rahatsiz oldum tukurdu. Dun karateye vermeyecegim Mira'yi bizi oldurur birgun dedigimi duydum. Guya saka yapiyordum, ama kendimi gordum gayet ciddiydi icim. Duyduklarima inanamadim... Sonra herseyin ASK'ta eridigini hatirlattim kendime. O bagirdikca sarildim, vurdukca ellerine sarildim icim eridi, isirdi kucakladim. Kizgin degildim artik, rahatsiz da degil, ama huzun vardi bir yerlerimde. Gece yattiktan sonra hic konusmak gelmedi icimden. Oturdum bir koseye, mantralarimi yaptim yine. Biliyordum gececegini, bir amaca hizmet ettigini. Sorunun Mira degil, bana birsey ogretmek icin yasandigini. Ogrenene kadar yasanacagini... Ben dahil herkes dil bilmedigi icin boyle, ondan bunlari yapiyor, vucudunu kullaniyor, kelimelerini kullanamadigi icin dese de, evet bu Mira'nin kismiydi ama benim kismim baskaydi.
Sabah Gurudev'in gunlugunu okuyordum. "An aspirant must be sensitive and yet possess a body and nerves completely under control. The greater the sensitivity becomes, the more difficult the task. Noises which pass unnoticed by an ordinary person are torture to one who is very sensitive. Develop the inner power of the self. Centralisation of ideas will stop the out-­going habit of the mind." diyordu.
Yagmur sonrasi bulutlarin acilmasi gibi oldu yine :) Fikirler, boyle olmasi lazimlar, cocugumu soyle yetistirmeliyimler hepsi birden kapi disari edildiler gordugum an. Ben mi ettim, hayir! Sadece gordum atildiklarini. Ihtiyacim kalmadi.
ASK ...
Su anda burda yok, ama uzgun degilim. Yoklugunu da biliyorum artik... Kap ne kadar genisse, O o kadar dolabilir. Mira ve esim olmasa kap nasil genislerdi ki...
Mira'nin kismi ne zaman ve nasil ve ne sekilde devam eder, o da O'nun isi. Bize kabul etmesi dusuyor bir tek.
Dun iki kisiye yazmaya calismistim bu olanlari. Dallarinda uzman iki kisi. Ama iki yazinin da yarisinda icimden bir ses tekrar tekrar ayni seyi soyledi: "You have nothing to DO" Senin YAPACAGIN hicbirsey yok! Ve tabii yazamadim...
Bunu bir bilmek yetmiyor... Her an yasamak icin iste o cekistirmelerde birakmak gerek kendimi ve teslim olmak aciya....
Darmadagin bir yazi oldu ama iste aynen oyleyim :)

13 Eylül 2010 Pazartesi

Zaman zaman

Uzunnn zaman oldu yazmayali. Icim kayniyor arada ama elim hic gitmiyor. Tembellik bu biraz da. Kotu besleniyorum bu aralar. Kendime zarar verecek yiyecekleri seciyorum, nedenini bilmiyorum, sadece seyrediyorum. Itirazim da yok.

Aile uyeleri istedi diye facebook alemine katildim ben de. Fotolar, videolar, gune dair kisa cumleler, insanlarin durumlarina yorumlar. Kendimi ne kadar ifade edebiliyorum acaba?

Bugun ortaokuldan bir arkadasimi gordum tesadufen birinin listesinde. Cok severdim, hala cok seviyorum, gorunce kalbim titredi. Neler oluyor da bitiyor iliskiler, hikayeler. Ben onlarin neresindeyim simdi kimbilir? Benim hikayemin bittigini soyledigim kisiler benim kalbimdeler, ben de onlarin kalbinde miyim? Benim onlari umursadigim kadar umursadilar mi ki beni? Umursamak yanlis kelime aslinda, kalpsel bir iliskiyi kastediyorum aslinda. Umursamak cok egosal. Kalbimde olanlarin kalbinde olup olmadigimi dusunmek de bir o kadar egosal amma velakin :) Peki ne olur egosal dusuncelere girip baksam. Baktigimi goruyorum, onemli olan bu degil mi?

Icim sizladi pek cok profile bakarken. Neler neler yasadigimi hatirladim her gecen sene de... Hindu inancinda son incarnation'i yasayanlar cok degisik deneyimler ama agir deneyimler yasarmis. Bu son hayat herseyin temizlenmesi gerekiyor diye. Tek tesellim bu boyle hissettigim gunlerde. Yoksa gecen yillarin agirligi biraktigimi bilsem de, adet oncesi donemlerde birden karsima cikiverebiliyor.

Bu da ayri bir komedi. Neden acaba bir dolu ay boyunca guzel guzel yasarken, zaman zaman nedir bu geri tepmeler. Hala kirintilar var demek. Var tabi, baksana icim acidi diyorum bakarken. Nedir ki acitan. Kimin cani aciyor? Ne olmustu da aciyor icin? Kendini ne olarak goruyordun sen, ama digerleri seni nasil taniyordu?

Peki ya simdi? Sen kendini ne olarak goruyorsun, ve digerleri seni nasil taniyor?
Simdi icin ne kadar rahat, kimseyi umursamadan kalbin huzur icinde isil isil bakiyorsun. Gecmise bakarken gozumun onune inen karanlik perdeler de ne? Bugun yapan ben degilim, o zaman ben miydim? Bugun olanlara sukrediyorum, onlar olmasa edebilir miydim?

Hep bunlar avuntu gibi gorunse de, gercek kalbimde. Adet oncesi sendromlarin kocama veya kizima patlamasindan iyi oluyor gecmise patlamalarim :))

Menapoza girmeyi benim kadar isteyen biri yoktur herhalde :)
O zaman bakalim neler yazilacak bu sayfalara???

6 Ağustos 2010 Cuma

Ben kimim ?

Toronto'ya geleli 2 hafta oldu. Hala cok yerlestigimiz soylenemez ama annem soruyor alistin mi diye. Ben alisigim heryere diyorum. Alisacak birsey yok hayatimda, hersey zaten daha once de varmis gibi. Sasirdigim seyler de yok. Hayran oldugum da yok diyebilirim. Dogal ortamlarda bulusuyorum yine O'nunla. Geri kalan zamanlar ruyanin icinde bir o yana bir bu yana kosturmacadayim, adi gorev, adi hizmet.

Geldigimizin ilk gunlerinden birinde su anda gecici olarak kaldigimiz evin karsisindaki parkta oturuyordum. Mira'yi takip ediyordum oyun alaninda. Sonra gozlerim agaclara kaydi, sonra cimenlere, sonra gokyuzune. Mira'yi unuttum, kendimi de. Bosluk oldu, ben kimim diye sordum icerden bir yerden. Su anda kimim ki ben? Sonra derin bir nefes geldi, cektim icimi. Elimde evin anahtari vardi. Gozum kaydi anahtara. Ustunde bir amblem. Tersten DIVA yaziyordu. Gulumsedim :)

Dun Hindistan'dan bizim ashramdaki Swamilerden biri Ganjin videosunu koymus, bana haber verdi. Tamam simdi bakiyorum dedim. Hava durumu nasil diye sormus oldugumdan, ona cevap niyetiyle yollamisti videoyu. "Al bak bakalim nasilmis" diye. Cunku videoda Ganj genislemis, yer yer evlerin iclerine, merdivenlere kadar girmisti sulari. Cok yagmur yagmisti. Ilk bir dakika buydu. Sonra bu dusunceler gecip, ben Ganj'a gercekten bakinca birden Ganj kalbime dogru akmaya basladi. Fiziksel olarak, elle tutulur sekilde, kalbimin icinden akip gecmeye basladi. O aktikca kalbimin icinden biseyler yuzeye atildi sanki, gozyasi seli seklinde disari cikti.

Bulundugum duruma cok sasirmistim. Sanki annemi ozlemisim gibiydim. Anneme kavusmusum gibi. Hindistan'da Ganj'a "Mother Ganga" yani Anne Ganj denir. Kaynak O'dur.

Gurudev bir anektodunda soyle diyordu bir inanana. Eger benim gordugum gozle gorebilseydin Ganj'i nasil bir isik oldugunu o zaman anlardin. Ben de hicbir zaman O'nun herkesin belgesellerde seyrettigi, okudugu dinledigi Ganj olmadigini biliyordum. Oyle hissetmiyordum icimde bir yerlerde. Ama dun yasadigim sekilde oldugunu da bilmiyordum.

Aksam esime gostermek istedim, Rishikesh'teki son havadurumunu gostermek amaciyla. Ve ta daaa, acar acmaz yine basladim aglamaya... Hayirdir dedi, bilmem ki diyebildim cevap olarak.

Gurudev'in sozleriyle; Annem Ganj, babam Himalayalar...

Ilgili video; http://www.youtube.com/watch?v=LgcL0CqJUcg

8 Temmuz 2010 Perşembe

Oyun oynama kurallari

Mira'yla sabah oyun oynayacagiz. Dizdi arabalari, bana verdi istediklerini, digerlerini kendine sakladi. Oyuna basladik. O surmeye basladi arabalari ustumde, dizimden bilegime, obur bacagima. Ben de kendimce basladim arabalarimi gezdirmeye. Mira kizdi. Olmaz oyle oynayamazsin, benim gibi burdan dolastiracaksin arabalari, dedi. Niye canim, ben istedigim gibi dolastirmak istiyorum, dedim. Hayir, oyle degil diye israr etti ve bana istedigim gibi oynama izni vermedi. Bu durum ikinci kez tekrar edince; "guzelim boyle oyun oynanmaz. Eger biriyle oyun oynamak istiyorsan onu da kendi istedigi gibi oynamasi icin birakmalisin" dedim ve durdum, dediklerimi duydum. Guldum.
Acaba ben hayatima benimle oynamak icin girenlerin, kendi istedikleri gibi oynamasina ne kadar izin veriyordum ? Izin vermeliydim.... Herkes kendi oyununu oynamaktan zevk aliyordu ve oynamak icin gelmislerdi buraya. Kimsenin oyununu kendi istedigim gibi degistirmeye hakkim yoktu... Iyi ki varsin Mirabai!

Arunachala

Mira'ya sordum burasini biliyor musun sen diye. Bakti, sonra; "Burasi bizim yolumuz mu?" dedi. Cevap vermedim baktim yuzune, durdum. Sonra "Eveeet, burasi bizim yolumuz", dedi.

Arunachala, Shiva'nin dunyada bedenlenmis hali olarak kabul edilir. Gelenler Arunachala dagini, Shiva'yi tavaf ediyor olduklarini bilerek dolanirlar etrafinda ozellikle her dolunayda.

Mira yine kalbimden vurdu yani :)

Om Namah Shivaya....

http://www.arunachala-live.com/

18 Haziran 2010 Cuma

Kundalini Shakti

Uyanik yine kralice. Yakiyor icimi, cikiyor yavas yavas sıkıştırıyor kalbimi. Nefesim icimde kaliyor, dunyaya cikisim zorlaniyor. Sonra biraz daha yukari. Zihine geldi mi sira, sizliyor hucrelerim. Yanip yanip donusuyor. O'na karisiyor. Midem bulaniyor bu surecte. Ayakta durmak zor, oturmak zor, normal yasamaya calismak en zoru.
Alev, yer bulsa volkan misali patlayip cikacak gibi. Ama kafamin icinde kaliyor hepsi.

Durmak gerek, sakince, nefes alip vermek, beklemek, dogumu beklemek. Dogacak cocugu beklemek...Beklerken donusume direnmemek...

17 Haziran 2010 Perşembe

Domino taslari

Tam yazacagim sey aklima geldi, blogu acmisken, baglantisini da goruverdim.
Yine Hindistan, yine ben Swamiji'nin ayaklarinin dibinde degisiyorum. Karsimdaki herkes birbir yok oluyor, ben anlayamiyorum neler oldugunu. Bir "ben" hissi kaliyor bana. Hepsi o.

Gidise az kaldi. Mira Mayis basindan beri hasta. Ben hastalik oncesi Mira'nin okula gitmesini bir avantaj olarak goruyordum, boylece son toparlanma asamasinda islerimi kolaylikla, onu dert etmeden yapabilecektim. Ama Tanri senin ne dusundugunle ilgilenmez, aksine senin zaaflarinla ilgilenir ya. Mira benim bu dusuncemin cikisiyla hastalandi. Ve cok agir gecirdi. Bir ay evde kaldik beraber. Onsuz 1 saat yalniz kalamadim. Yapilmasi gereken herseyi yaptim ayni anda. Anladim oluyormus.
Gecen sene cok sorunlu gecmisti iliskimiz Mira'yla. Ben tum seneyi kendi cocuklugumla yuzlesmek, acilarimi iyilestirmek, kendimi ve etrafimdakileri kabul etmeyi ogrenmekle gecirmistim. Bu Mayis ayi oncesi Mira'yla tum gun yalniz kalmaktan oyle korkuyordum ki; ona yanlis davranmaktan, onu hirpalamaktan duygusal olarak, zarar vermekten. Mayis butun korkularimi sildi atti. O hastalik sirasinda bile oyle guzel gecirdik ki zamanimizi. Oyle yakinlastik, birbirimizi anladik, kabul ettik, sevdik, sarmalandik. Sukrettim Tanri'ya. Rahatladim. Okul stresim kalmadi.
Mira iyilesince okula gitmek istedi. Goturdum, ezberimdeki cumle geri geldi. Mira okula basladi iyi, ben islerimi halledebilecegim kendi kendime. Bir hafta gecmedi bir daha hastalandi. Bu ikinci hafta hala hastaligi gecmedi. Gecmekuzere...
Birkac gun once gordum kendi zihinsel kurgumu. Icim dedi, yeter bu okul. Mira'ya sordum bir daha okula gitmeyelim istersen, ne dersin? Olur gitmeyelim dedi. Istersen gotururum, sen karar ver dedim. Yok gitmeyelim dedi. Peki dedim. Okulu aradim, haber verdim.
Sonraki gunlerden birinde konusurken ogrendim ki bizim okula gitmeyecegimizi haber verdigimiz gun, Mira'nin okulunun ismi indirilmis ve yeni okulun ismi asilmis. (Bizim Kanada'ya gidisimiz kesinlestikten iki hafta sonra Mira'nin cok cok bayildigim, bu okul bizim icin kurulmus buraya dedigim okulu, hic gondermeyecegim bir baska okula satildi :) Okul Haziran'da kapanacagini acikladi.) Gordum, sukrettim. Bu okul sayesinde Mira cok guzel bir sene gecirmisti. Ben o keyifli oldugu icin rahatlamistim, ders calisabilmistim, okulu bitirebilmistim. Simdi amaci bitince Mira'nin da gitmesi gerekmiyordu demek :) Artik tatiliz.
Tatil demisken, bir de bizim hep gittigimiz bir ciftlik vardi Izmit'te. Icinde cok guzel 5 ev, ortasinda havuz ve ciftlikte de bir suru kopekler, kediler, inekler, koyun ve kuzular, ordekler, tavsanlar, hatta bir atlari bile vardi. Yaz geldi mi gidiyorduk iki senedir. Esimin dogumgunu icin yine dusunuyordum gitmeyi, hem vedalasmis da olurduk sahibesiyle. Ogrendim ki konaklama kalkmis artik, kimse kalamiyormus. Bak su ise dedim, orasi da kapanmis.
Arkamda kalan hersey yavas yavas kapaniyor, isini bitiren herkes baskalasiyor, donusuyor, birtek "ben"hissi kaliyor bana. Tanri bunu gorecek goz veriyor.

Bunun yani sira yeni ogrenecegim dersler icin acik kalanlar, yanimda gorunenler ogretmek icin sirasini bekliyor....
Sukurler olsun...

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yenilik

Blogger yenilemis sayfasini, benim de tam yazmak istedigim seydi. Mutfakta kahve yaptim kendime o sirada ellerime ne kadar uzun zamandir, yaz demedigimi animsadim. Yaz desem ne yazacaksiniz ki diye sordum icimden, kahveyi karistiriken. Kimse senin degistigini kabul etmeyecek, sen bile etmezken dedi ellerim.
Biryerlerde yazmisimdir bunu, yine tekrar olacak belki ama insan degil miyim, tekrarlar benim icin icat edilmis iste. Yeniden yeniden yeniden yapa yapa aklim basima geliyor. Her seferinde acita acita. Komik testler vardir, kisilik testi gibi mesela. Kim oldugunu soyleyecektir sana, soru sorar. Romantik misinizdir ? Evet derim, hic dusunmeden. Ama durdugumda farkederim ki, romantizm, romantik ben yillllaaar ve yilllarrr oncesinde kalmistir. Baska bir kisilik olmusumdur, oldugumu bilirim ama cevap vermeye kalkinca otomatik olmadigim olani soylerim, eskiden oldugumu sandigimi.
Simdi bugunlerde etrafinda dolandigim hep bu. Kimse kim oldugumu bilmiyor, ben de. Kimse kim oldugumu umursamiyor, herkes kendisini en iyi ifade edecegi "guc bulacagi" tarafimi tutup cikariyor. Beni cok sucluyorsun, beni cok kontrol ediyorsun mesela. Suclanmak isteyen kisinin neden bunu kullandigini cozumlemek benim isim degil, tek durdugum ve baktigim yer neden burdayim. Niye oyalaniyorum. Neden hala milletin bu en yakinlarim da olsa, agzina o bali suruyorum, oynuyorum.
Bugun Gurudev'in bir yazisini okudum, Tanri'ya olan baglilik, iman seklinden bahsediyordu. Kulun kendini yok sayip Tanri'ya; "bu vucudda senin, sen kullaniyorsun" dedigi. Komik olan, bu siralar pek cok olayda, kullanildigimi gorsem de, bugun degersizlik duygum yine oyle ortalamanin ustunde ki 'sen kimsin ki" diyor. Sonra sakinlestigimde; "dua etmedin mi, yeterince temizle beni, kullan beni" diye, fisildiyor kulagima, yuregimde hissediyorum, sonra baskasina inaniyorum, "senin bu cirkin zihnin" diye bagiran, beni kasteden.
Son birakislar sanirim. 26sinda bir eklips 11inde bir baskasi varmis. Bizim gidisimiz 22si. Butun bunlarin burada kalacagina inancim buyuk.

Dizayn degismis en begendigim Kanada'nin yapraklari oldu. Dokuluyorlar, beni birakip giden sifatlarim oldugunu hayal ediyorum. Rengi turuncu sectim, Hindistan'da "renunciation" yani el-etek cekmenin rengidir. Herseyi yakmanin. Dualarim kabul olsun insallah....

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Dua - 2004

Beni kendinden ayirma. Beni senden ayri sandigim anlardan uzak tut. Ben sen, ben senin parcan, zerren. Sen ben icimde, okyanus. Sen okyanus, ben damla, sen bahce, ben cicek.
Kullan beni, senin en iyi enstrumanin yap. Kullan beni sonuna kadar. Gercegi ac gozumun onunde. Kaderimi ac onumde yolunda yuruyeyim. Senin kelimelerini konusayim. Sevginle cosayim. Kullan beni. Umutsuzlara umut olayim,korlere isik, zalimlere ask olayim. Yoluna yoldas olayim. Yurut beni, yuru benimle. Yalnizligimda buldum seni, cogal benimle, yardim et dokunayim insanlara. Hayata gelis amacimi ac onumde. Konus benimle. En sadik dinleyicin olayim. Elim ol, yaz seni. Kulagim ol dinlet bana. Kalbimde cosan sevgimsin, huzurum, sevincimsin. Konus benimle. Onunde egiliyorum, her hucrem emrine amade. Beni sen yarattin, kullan beni. Iyilik icin kullan, durustuluk icin kullan. Kopru yap beni, melek yap beni. Ozbenligime kavustur beni. Kim oldugumu ogret, en iy ogrencin olayim. Yolundan ayirma beni. Dogru sozum ol, manifest yourself in my words. Ac gozlerimi, ac kalbimi. Ac kaderimi. Ac dogruyu onumde goreyim.

Hindistan Notlari III - 2004

Sessiz kalan, butun bunlari yazan, yoneten kimsin Sen?

Sen oldugunu sandigin kadin misin? Sevgili misin? Ana misin? Evlat misin? Guzel misin, kiskanc misin? Korkak misin, uykuda misin?

Uyuyan kim? Uyudugumu bilen kim? Uyudugunu bilip ruyasini goren kim? Butun kimliklerin dustugu yerde geriye kalan kim?

Oturdugun yerde, sessizligin icinde, gozlerini kitlediginde, nefesin herzamanki gibi vucuduna girip ciktiginda, sen, giren nefesle iceri girdiginde, bir dusunce beraberinde, dusunce seni terkettiginde, iste o an, o sessizlik aninda oturdugunu goren, dusuncesiz, sessiz, nefessiz, O, O kim??

Yazdigini seyreden, kelimeleri izleyen kim? Kelimeler nereden geliyor? O kelimeleri getiren zihnin durdugunda, o durma noktasini farkeden kim?

22.20 Yazan hala yatagin ustunde. Yan odada oturan artik yatiyor. Obur odada yemegini yiyen tuvalete gidiyor. Bir buyuk oyun, herkes sadece kendi payina duseni yasiyor. Yazan, onunla, bununla, sununla tanisiyor. Yan odadaki onlari tanimiyor oysa. Zincirler birbirine eklenerek uzuyor. Omurler nefes alip verdikce kisaliyor.

Dusunmeyi ogrettiler once, simdiyse ogreniyorum gunbe gun, dusuncenin bittigi yerdeyim ben, ben O'yum. O'nun oldugu herseyim ben huzur, ben mutluluk, ben sevgi, ben ölümsüz. Doğmadım ki öleyim. Doğan kim? Beden. Bedeni nasil öğrendim. Bebekken. Bir basim, iki kolum, iki bacagim var. Iki elim iki kolum bacaklarim var, her insanda bir burun bir de agiz var :))

Hindistan notlari II - 2004

Kalbim acildi, dilim sustu, dusunceler uctu. Icimde uyuyan enerji kivrila kivrila uyandi, kirini atti.

Elimde kalem, kafamda binbir dusunce. Baristim sizlerle.

Gece oldu, kuslar sustu, herkes odasina cekildi. Simdi basliyor asil hesaplasma. Maskeler dusuyor, kalp aciliyor.

Yazmak istiyorum. Icimdekileri disari cikarmak. KOnusmak gereksiz. Kelimeler yetersiz. Gozler anlatiyor kalbin derinliklerindekini. Bir bakis bir bakisi yakaladiginda, ruh kendine gececek kopru buldugunda, hersey bos...

Hindistan notlari 2004

Gelenler gidenler, gelip gidemeyenler. Hayatim bir oyun, ben bir oyuncu. Bugun var, yarin yok. Seyrediyorum kenardan ne kadar dahilim savaslara, ne kadar dahilim barislara. Sevgilerde ortak, nefretlerde nerdeyim. Hindistan, dogdugum ulke.Tanrinin kucaginda oturdugum ulke. Yazmak istiyorum, elim yazmaz olmus, icimde onca birikinti, soylesem nereye kadar, yazsam nereye kadar. Konusmalar, ardi arkasi kesilmeyen konusmalar. Sessizlik en buyuk hazine. Orda buldum kendimi, orda buldum Tanrimi. Nefretim orda eridi, sevgim orda costu.
Ben sevgi, ben huzur, ben mutluluk. Sessizlik, hediyesini yenice sundu. Gundogumunda uyanan duygular, gun battiginda koselerine cekildiler sessizce. Gunlerce gecelerce aglamalarimin, dokulen onca gozyasinin meyveleri sessiz gecelerde toplandi. Herbir gozyasi yildiz oldu karanligima, aydinlatti yuregimi. Tanri o yildizli gecelerde cikti saklandigi kalbimin en derin koselerinden. Kucakladi beni. Sevgililer... Sevgi sanilan adina sevgi denen savaslar. Egonun oyunlari, zihnimin dalavereleri. Savas bitti denilen yer egonun olumu, zihnin gomulusu, Ben'in uyanisi. Huzur, mutluluk, sevgi mayamiz.

* Tasinma nedeniyle acildi eski kutular, yazilari yirtip atamadim, yazayim dedim.

25 Mayıs 2010 Salı

Gokkusagi

Bugun Mira'yla cizgi film seyrettik. Mickey'nin renklerle olan macerasi. Mickey'nin Clubhouse'unun butun renkleri kaybolmaya basladi ve onlar renkleri geri kazanmak icin gokkusagi yakalayicisi isimli bir alete, gokkusagini olusturan renkleri tekrar bulup geri koydular, sonra onunla renkleri geri yuklediler. Cok nefis anlattim...

Neyse baktim ki gokkusaginin renkleri soyle; kirmizi-turuncu-sari-yesil-mavi-mor

Acaba boyle degil mi ki diye de dusundum? Cok emin olamadim, bilemedim, umursamadim.
Gordugum sadece gokkusaginin renkleriyle chakra'larimizin renkleri ayniydi, sira olarak bile. Durunca gordum ki sudan olusan biz (ya da cogunlugumuz su olan diyeyim) ancak ISIK geldiginde renklerimizi gosterebiliyoruz...

Isik, uyanis, rengarenk bir hayat....

11 Mayıs 2010 Salı

Dramalar...

Kalbim mengene icinde. Hayat hep seni en sevdigin, en bag"im"li oldugun noktadan yakaliyor. Yillar yillar onceydi. "Ben bu dramanin parcasi degilim ve olmayacagim, mutlu olmak icin bu evden cikmam lazim" dedigimde. Umurumda olmamisti hicbirsey. Ne kaldigim yer, ne yattigim yer, ne yedigim yemek. Onemli olan ben'dim. Saglikli bir ben icin yapilmasi gereken sey buydu. En sevdigim seyi kardesimi arkamda birakip cikmistim. Ama onu birakamadigimi yillar icinde hep yasadim. Onu biraktigim icin suclandim, cunku kendimi suclamistim. Onu biraktigim icin sevgisini eksik gormustum, cunku kendimi cezalandiriyordum. Senin gibi abla tabii sevilmez diyordum. Birkac ay oncesine kadar pek cok sey yasadim sayesinde. Gizli kalmis koselerin kokusmusluklarina isik tuttu beraber yasadiklarimiz.
Simdi o bir dramanin icinde. Kalbim mengene icindeydi dunden bugune. Simdi icimden cikti, ellerim yazmak istedi. Herkesin onunde secim var, iyilesmek icin. Iyilesene kadar ayni olaylari tekrar tekrar yasatiyoruz kendimize. Ta ki iyilesene kadar. Iyilestigimizde ancak o olaya "hayir" artik sana ihtiyacim yok deme cesaretine sahip oluyoruz, yoksa hicbir zaman diyemiyoruz bu tek kelimeyi.
Bugun ben ona iyilesmeyi secmesi icin konustum. Ancak o duydu mu bilmiyorum. Ben duydum. Ben, Uma, iyilesmeyi seciyorum. Hickimsenin dramasina ait degilim, kendiminkine bile. Bag"im"liliklarim acitan kalbimi. Iyilesmeyi seciyorum. Gecmisteki tum tehditleri, olumun ucunda yasanan aile hayatini, kavgalari, dovusleri degil "huzur'u seciyorum. Bugun sembolik bir kaniti daha var bunun. Kanada'ya gidis biletimizi aldik. Savasmayan ulkeye. Mira'nin, Uma'nin dunyadaki dogumgunu gibi 22'si cikti. Yeni bir dogum gibi. 22 Temmuz'a kadar Turkiye bana neler ogretecek ve sonrasinda bilemiyorum. Bildigim teksey bu dunyanin kurtaricisinin ben olmadigi.
* Her konusmak istediginde O'nun elcisiyim, Allah'a emanet ol canim kardesim.

13 Nisan 2010 Salı

Yalan dolan midir hayat?

Hayat neden verildi bize? Kim oldugumuzu bulalim diye. Anamiz babamiz, kocamiz karimiz, cocuklarimiz ve es dostlar hep arac. Varliklariyla sorgulatiyorlar her animizi. Kimsin sen?

Peki bu senaryo icinde yalan nereye sigar?

Zaaflarimizi kapatmak icin soylediklerimiz, korktugumuz icin soylediklerimiz, yuzlesemedigimiz icin soylediklerimiz. Soyledigimizi bile farkedemediklerimiz.
Soyleyince ne oldugunu ne kadar dusunuruz acaba?

ben "uma" bu dunyaya kim oldugumu bulmak icin geldim. Tahammulum yok oyalanmaya. Surekli savas halinde biri gibi gorunurum, savasim kendimledir, az bilen vardir. Kavga ederken bile kulaklarim dinler bu nereye gidiyor diye. Aci geldiginde takip ederim korku nerede diye. Hicbir firsati harcamam. Gecmem gecistirmem. Kavgami ederim son zerreme kadar. O son zerrem de huzuru hissedene kadar surer kavganin seyahat suresi. Yaranin derinligiyle ve etrafimdaki aracilarimin yardima gonulluluguyle de alakalidir bu. Yalan soylemeyi secip gecistirmeye calisanlarla devam eder durur kavgam. Temcit pilavi gibi... Cunku ben kavgami ederken kendim icin, beni anlayamayip benimle kavga edenler bilmezler iclerindeki yaralari. Onlar sadece benim kavgaciligima cevap verdiklerini sanarlar. Herkesin zamani gelir oysa... Bir bir.

Araclarim gorevlerini bitirdiklerinde degisir yerleri digerleriyle ve yeni yaralar acilir. Degisirken bunlar istemeyi biraktiklarim da bir bir gonderilir hayatima.

Oyunu tek sebepten oynuyorum, uyanmak dilegim. Beni hala uyutmaya calisanlarin ninnilerine tikandi kulaklarim. Uyuyanlar icin de cok can sikici benim feryatlarim. Ne guzel surda uyuyorduk di mi?

22 Mart 2010 Pazartesi

Haber

Uzun sayilmayan 18 aylik bir surecin sonucunda Kanada oturma iznimizi verdi.
Bu surecte once huzurun orda, burda olmadigini icimde oldugunu ogrendim.
Kendimi gitmek zorunda hissettigim halimden, hayirlisiysa giderim degilse kalirim ve yine de bir guzel huzur icinde yasarim'a gectim.
Gelecegi dusunerek yasama, bugun elinde ne varsa onu yasa'yi pek cok defa tecrube ettim. Gelecege yatirim yapip durursan bombos bir elle simdi'de kalabilirsini ise derinden anladim.
Bugun haber aldigimda sevinmedim bile, ayniydim, huzurlu, dingin, sakin.
Dun annem Meryem Ana'daydi, mum dikmisti benim icin ben dua etmistim. Hayirli cevaplar gelsin, evet veya hayir cevabi farketmez, neyse hayirlisi olsun.
Ama surec benim merakli halimi cok torpuleyemedi. Hala o site benim bu site senin acaba ne zaman haber gelecek diye dolandim durdum gecen gunlerde :)

Bugun sadece bu var yazabilecegim. Kimbilir bu surec daha neler neler ogretecek bana akarken.

6 Mart 2010 Cumartesi

Niye Oynuyoruz?

Kuzenim Amerika'da psikoloji egitimi gorup cocuk terapisti oldu. Uzmanlik alanlarindan biri de oyun terapisi. Cok derin ve detayli bir konu ama ozetle cocugu oyuncak dolu bir odaya aliyorlar. Terapist ve cocuk odada oyun oynamaya basliyor. Oyuncaklari ve oynamak istedigi oyunu cocuk seciyor. Terapistte onun oyununa eslik ediyor. Seanstan sonra seansin video kaydi (aslen boyle olup, bazi uygulamalarda kayit kullanilmiyor) terapist tarafindan seyredilip cocugun analizi yapiliyor. Bu terapi sayesinde cocugun kac yasinda ne travmasi gecirdigi saptaniyor ve o ortam ayarlaniyor yeniden cocugun etrafinda. Mesela cocugun sectigi oyuncaklardan cocugun 2 yasinda bir travma gecirdigi tespit ediliyor ve aileye o donemde cocugun oynadigi oyuncaklarin, emiyorsa emzigin, su ictigi bardagin vs vs bir takim hatirlaticilarin evda etrafinda olmasi saglaniyor. Cocuk yapay olarak 2 yasindaki ortama donduruluyor ve terapi seansiyla desteklenerek adim adim buyutuluyor. Su anda cocuk 7 yasindaysa 2 yasindan bugune kadar adim adim sifalandirarak geliniyor.
Birgun kuzenim bize geldi. O ve ben sohbet ederken Mira'nin salonun ortasindaki treni dikkatini cekti. Ne kadar guzel bir tren diye konusmaya basladi, yanina indi bakmaya, ben de ona gostermek icin yanina oturdum. Tarif ettim, bak iste soyle konuyor, sonra suraya basiliyor, sonra soyle ray degistirebiliyor derken, trene elim carpti. Tren devrildi, ben kaldirmaya calistim, kaldiramadim, bir daha devrildi, kufur etmeyen ve bunu da sevmeyen ben, ayy ne gerizekaliyim, ay ne gerizekaliyim deyip durdum arka arkaya ve kendimi kaybetmis gibiydim. Birden kendime geldim, kuzenim bana gulumsuyordu. Kufuru tekrarlayan ben degil babamdi, aslinda. Ben treni koyamadikca babam bana gerizekali misin sen diyordu icimde bir yerde, ben de onaylayip ay ne gerizekaliyim diyordum.
Muhtesem bir tecrube olmustu o gun, oyun terapisine ve etkisinin olaganustulugun dair.
Hepimiz oynarken aslimizi, yaralarimizi, zayifliklarimizi cikariyorduk. Ancak oynarken dalip, o zayifliklara gore oyuncak secip, ona gore oyun kurup oynuyorduk, sifalanabilmek icin.
Bu dunya ucsuz bucaksiz bir oyun alani, ici oyuncak dolu. Terapist ise (terapist bile degil artik adi) her daim seyrediyor, sadece seyrediyor.
Iste butun bunlar son gunlerde gorunduler hep beraber. Yazildilar, anlasildilar.

23 Şubat 2010 Salı

Ben

Ben bugun, simdi, su anda herseyin icimde dogdugu, herseyi seyrettigim, herseyin akisini gordugum, gulmeyen, aglamayan, sadece bakan gozum. Gozlerin arkasindaki goz...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Dogumgunu

Onunde yerlere kapansam, her gun her gece el acip dua etsem, malimi mulkumu varimi ve de yokumu kullarina dagitsam, senin beni su evirip cevirip sana dondurme seklinin binde birine erisemem... Aramizdaki fark bu.
Simdi bak olayi taa nerelere getirmisim.
Ikiligin dibine vurmusum.
O ordaaaaa, bense buracikta.
Aci olmaz da ne olur bu bilinc seviyesinde.
Neyse yine enteresan bir sey bunu gorebilmem.
Bu kismini henuz cozememekle birlikte bu kadar kuculdugumu farkedebilmek guzel.
Eveeet geldik bir baska dogumgunune.
Yemin ediyorum bakiyorum benim dogumgunum kadar cibiliyetsiz kutlanan bir baska dogum gunu yok. Bakiyorum, bakiyorum ya iste aci o yuzden var. Aci var mi aslinda; yok.
Iyice doladim dilime de, neyse olay soyle:
Bir suredir cok sukur oylesine yuzuyorum ki Okyanusunda, kim acsa dogumgunu muhabbetini, inan oyle uzagim ki hic ugrasamayacagim simdi dogumgunu konusuyla diyip susturuyordum.
Kardesim kalkti geldi baska sehirden. Benim icin geldigini hic dusunmedim bile. Yani o benim icin gelmistir de, ben oylesine Ben'de demirliydim ki umursamadim. Kardesimin varligini tattim yanimdayken o kadar.
Mira guzel zaman gecirsin ve de hos anisi olsun diye, babasina soyledim bana kart aldirttim.
Sonra gittim kucuk kek kaliplari aldim. Sonra pazar gunu Mira'ya kekleri yaptirdim, kaliplara koydurttum. Ustlerini kalp sekerlerle suslettim. Butun bu olanlari kameraya cekti kardesim. Sonra ben seyrettim. Duyduklarima inanamadim. Bir Nazi'nin yeniden dunyaya gelmis hali gibiydim. Oysa ben onceki hayatimda melek oldugumu dusunmustum hep. Ama gozlerim ve kulaklarim nazi olduguma dair onayliyordu beni.
"Onu oraya koyma, suraya birak, sunu koysana, kapa simdi, oyle mi yaziyor, bir daha oku emin misin?" OFFFFFFFFFFFFF!!!
Sonra herkes kendi isine gomulmusken ben ciktim gidip kendi dogumgunum icin mumlar aldim.
Sonra geldim onlari diktim. Sonra mumlari Mira ile sondurduk. Kimse iyi ki dogdun anne sarkisi soylemedi.
Icim o kadar uzaklardayken, bu detaylar zihnime yem atiyordu. Seyrediyordum. Ve icimde huzurum hala ayniydi, el degmemisti. Sadece guluyordum. Bak nasil beni yine ayni oyuna cekmeye calisiyor diye.
Sonra bugun oldu. Asil dogdugum gun. Aslinda dogmadim ve de olmeyecegim ama, zihnim hala anlamadi bu konuyu. Oyuna siddetle devam etmek istiyor.
Esim gecen hafta ben sana hediye almadim yaa deyince, bosver ne hediyesi, oylesine uzagim ki dogumgunu konusuna demistim guvenle.
Sonra ben sana pasta alicam o zaman dedi.
Ertesi gunu canim pasta istedi, iyi ki almamissin alicam ya ben sana pasta dedi. Evet hatirladim, o yuzden almadim dedim. O noktada dogumgunu sadece pastaya duyulan asermisligin tatmin edilisi olacakti. Esim en sevdigi pasta cesidini soyledi, onu alicam ben dedi. Guldum, nasil yani, dogumgunu benim ve senin begendigin pastayi mi yiyecegim dedim. Cok gulduk...
Sonra bugun esim hic nedensiz soyle bir email yolladi. "Ben bir hafta tatli ve seker yemeyecegim" Hayirdir, dedim. Dun mac sirasinda cok abur cubur yemis, karni agrimis, kendisini disiplin etmek icin boyle bir karar almis. Zihnim uyanmisti artik !

Icimdeki huzur dalgalanmaya baslamisti. Ortam musaitti, dun Mira butun gece uyumadigi icin ben yorgun ve uykusuzdum.

Sonra ben bir daha cevap yazip hani yanlis anlasilmasin ama bana pasta alacaktin ama simdi tatli diyetine mi girdin dedim. Ama icim coktan giciklanmaya, dusundukce gozlerim islanmaya baslamisti. Hayretler icinde bir kenarda oturmus bana kis kis gulen zihnime bakakalmistim. Hani hersey yolundaydi, hani cok uzaktim dogumgunune.
Esim yoldan aradi ben ne zaman pasta alayim diye. Artik sinirliydim. Sen gel eve de konusuruz dedim. O zaman sen ismarlayiver bir yerden dedi :)))

Pes degil mi?
Esime tapiyorum. Bu oyunu ondan daha iyi oynayacak biri olamazdi asla.
Tanri'ya ne diyebilirim ki. O orda ben burda olunca olmuyor bu isler :)
Zihnimin o guzel elinden opuyorum, hakiki is cikardi.
Ne kadar miniminnacik bir dogumgunu tohumu hala varmis, gorduk :)
Simdi esim gidip pasta alip gelmis. Yemek istemiyorum ve sorunu olan ben gibi gorunuyorum su anda. O da karsimdaki koltukta uyuyor. Ben de gunluk diye yaziyorum.
Guluyorum, hem de cok. Yeniden icimin ferahlamasi herseyden onemli :)
BENI SEVIYORUM......

21 Şubat 2010 Pazar

Maharajji



Birgun Neem Karoli Baba'nin yanina biri yaklasir. Maharajji ne istiyorsun diye sorar. Bana nasil meditasyon yapilir soyler misin diye sorar. Maharajji kendine ozgu tarziyla soru sorana odanin dibine digerleriyle beraber oturmaya gitmesini soyler ve o giderken "Isa gibi meditasyon yap" der.
Ilerleyen zamanda bir baskasi Maharaj'a Isa gibi meditasyon yapmanin ne demek oldugunu sorar. Maharaj gozlerini kapar. Sanki yok olmus gibidir. Sonra gozunden bir yas yanaklarindan suzulur ve gozlerini acar. "O, Kendini ASK'ta kaybetti" der.

18 Şubat 2010 Perşembe

Laissez-faire

Birakiniz gecsinler, birakiniz yapsinlar bir ekonomik politika aslinda ama tam da benim hayatima uydugu icin esinlendim.
Sukur yine oyle bir noktaya getirdi ki tiksiniyorum kendimden :)
Herkesin herseyinin icindeydi burnum. Ona nefes terapisine gitsene, su gun gitsene, bu gun gitsene, hala gitmedin mi? Suna sertifika programi ayarlama, orada ayarlama, surda da var, su saatler uygun, sunlarda var.
Oburunde baksana, ne zamandir suna bakmadin, ne zaman bakacaksin ki?
Digerine de benzerleri. Aslinda tabii olaylarin ust uste gelmesi bir yana ben de biraz abarttim yazarken ama durumum aynen buymus Gorebildim sonunda.
Sana ne!!! diyorum simdi surekli kendime.
Bir Tanri'nin seni kullanmasi var, bir de Tanri seni kullandiktan sonra senin bu konuyu uzatip taciz etmen var. Anladim sonunda.
Ben Hindistan'da mesaj tasiyan diye bilinirdim, acigim bu olaya. Tasitir mesajlarini, cani ne zaman isterse. Ama sonra Uma o mesaji alana baslar sormaya, ee aldin mi mesaji? okudun mu? ee ne yapacaksin bu konuda? Ama sana demis sunu soyle yap, hani hala yapmadin?
Yahu sana ne????
Sen musaitmissin tasimissin mesaji, gerisinden sana ne? Tanri isini yapamiyor mu? Seni denetici mi tuttu bu dunyaya? biraksana insanlari kendi hallerine. Ve dahi kendini O'nun kollarina sakince.
Ama yok sessizlige tahammulun yok degil mi? Tanri aldi butun isi gucu elinden. Simdi oyle baskalarinin isine satasarak, sarkarak, sulanarak vaktini doldurmaya calisiyorsun. Ama Tanri'nin bildigi yok muydu butun bu isleri senden alirken. O bilmez miydi disardaki milyonlarca insan gibi seni cok mesgul yapamayi.
Anladim sonunda, icimden. Bir cirpida. Acik acik. Cocuk gibi :)
Gorduklerimden tiksindim ama oyle olmasi gerekiyordu bu anlayisa gelebilmek icin. Onlara da sukur.
Simdi herkes, yani O'nun cocuklari O'na emanet. Herkes kendi isinde.
Benim ise hicbir isim kalmadi O'ndan baska. Oturup durumaktan baska dizinin dibinde.
Ta ki bir sonraki is tanimina kadar. Ki o da gelince goruruz, simdiden onu da dusunmeye gerek yoktur :)
Simdi, olanla, oldugu gibi olma zamani...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Yuzlesme

Cok seyler oluyor, sukur Tanrima. Gorecek gonul, goz veriyor.
Okul bitti, artik sosyolog diye anilabilecegim. Simdi artik ilk defa sosyolog degilim diyebilecek duruma gelebildim. Bu etiketimi de atabildim ustumden. Yillardir sosyolog olmaya ramak kalmis biri olarak itildim, asagilandim, kucumsendim, layik gorulmedim ve digerleri. Simdi butun o gunler geride kaldi. Diyenler de unuttular bile dediklerini. Iste o gun o herkesin benimle huzur buldugu gun firsat dogdu, Swamiji bitir dedi, ben bitirdim okulu. Ne daha az benim, ne de daha cok. Eskiden yarim kalmislik hissiyle doluyken, her soze alinir, her konusana gucenirdim. Degersizlik hissimi besleyip duruyordum. Form doldurulur ya luzumsuz yerlerde, mesela alisveris yaptiginiz magazada. Sorarlar formda ne mezunusunuz diye, Hacettepe Sosyoloji yazardim. Oysa degildim. Ama lise mezunu da degildim. Senelerimi vermistim, hem de cok emegimi. Nasil yok sayabilirdim. Is gorusmelerinde sosyoloji egitimi aldim derdim, ileri gidip daha da sorarlarsa diplomami alamadim derdim. Ama egitimini almistim son seneye kadar.
Neyse simdi bitti. Gunu gelmis, doldu-ay. Ben artik, biliyorum, sosyolog da degilim. Ve sorgulamam devam ediyor ben kimim?
Bu surecte annem bizi ziyarete geldi. Annemle olan sorunlarimi coktan huzura erdirmistim. Olan herseyin Tanri'dan geldigine olan inancim temizlemisti gecmisimi. Ama nasil olduysa bir adet oncesi sendrom anneme patladi. Icim yaniyordu. Annem beni birakip ilk defa tanistigi insanlarla yemege gitmisti. Ve onlarla kalmisti, ve sabah onlarla kahvalti yapmisti. Yine ben "diger insanlar" icin degistirilmistim. Hep oyle hissetmistim. Bu hissimle kocamin da hayatini zehir etmistim. Digerleriyle daha soyle konustun, digerleriyle daha cok gorustun, digerlerine daha cok soyle yaptin vsvsvs. Degersizlik ikinci perdesini oynuyordu. Agladim cokca annem yanimda otururken. Sonra anlatmaya calistim onunla alakasi olmadigini, temizlendigimi.
Sonra dusundum benim annem olmak ne kadar zordu kimbilir. Ne yapsa elestirirdim herhalde. Kendime bu kadar acimasiz elestiriler yaptigima gore, ona nasil sefkatli olabilirdim ki? Ve simdi anliyorum. Ne kendimi, ne de baskalarini elestirmek degil, once kendimi ve nihayetinde baskalarini oylece kabul etmek. Bu benim diye etiketlememekten geciyordu yol. Ana yol. Annemin ziyaretinde, benim annem soyle olamaz, boyle olamaz, soyle olmali ve boyle olmali diye oyle cok konusmustu ki icsel ego sesi. Ben onun kiziydim, ve tabii o da annem. Boyle olunca pek cok konsept isin icine girmek zorundaydi. Bir anne kizina soyle der mi? Boyle der mi? Boyle bakar mi?
Sadede geldigimde gorebildim. Ben kimim diye sordugumda hala kendimi onun kizi saniyordum. Coktum O' nun huzurunda dua ettim. Lutfen benden al bu etiketi, ben sadece ve sadece sana aitim. Ve o etiketsiz oldugum yerde bana annelik yapan o guzel gozlu kadini oyle cok seviyorum ki. Ve oyle cok sefkat duyuyorum ki. Ve duam devam ediyor, sadece ama sadece Sendeyken onunla iliskiye gecmeme yardimci ol. Yani artik sadece kalbimden gelince arayacak, soracaktim. O'nun emriyle. Kendi istegimle degil.
Kendi istegimle aradiklarimda annemde "zaten beni hep isiniz olunca ararsiniz" yargisinin olusmasina neden olmustu. Yanlis heryerde yanlisi doguruyordu.
Ben kimim? Dogmadim, dogurulmadim. Olmeyecegim.
O anlarda gecmise oyle cok bakmistim ki annemi sucladigim seylerden biri bana hic sarilmadi cocuklugumda idi. Isten geldiginde soguk merhabalasirdik. Simdi'me baktim. Esim gunu nasil gecerse gecsin, biz dunyanin en buyuk kavgasini da etsek, isten dondugunde, kapiyi acip eve girerken yuzunde kocaman bir gulumseme olur. Dunyanin en mutlu erkegini gorurum hep kapinin esiginde. Ben ise oldugum yerde durmaya devam ederim, pek ender gulumserim. Ne moddaysam o yuz ifadesiyle bakarim o en guzel guluse. Yerimden kalkmam, yerde oturuyorsam o yanima kadar gelir, egilir yerlere kadar ve oper beni hic gucenmeden. Iste bu sahnede gordum nasil gecmisin acisini yasatmaya calistigimi. Oysa gecmis bitmisti. Bugun, simdi huzur burdaydi. Gulumsuyordu Tanri karsimda. Ve affettim gecmisimi, ve sifalandi gecmisteki kiz, ve bugunku kadin kendini iyi hissetti. Kapi acildi bir sonraki aksam, ben kostum kapiya ve annemin bana sarilmasini istedigim gibi sarildim simsiki kalpten esime. Oylece kaldik kapinin onunde, kocaman bir kalp seklinde. Herkes huzura kavustu.
Sonra o dongunun icinde kardesim belirdi. Icimdeki acilardan biriydi. Nesemi paylasmak istesem soguk sesiyle donup kaldigim, yaninda olmak istesem uzaklastirildigim, konusmak istesem uzatmamam gerektigini duydugum, derdimi anlatmak istesem sacmaladigimi soyleyen, her seferinde ama her seferinde kafami duvara carptigim, kalbimin cokca acidigi iliskim. Benden 9 yas kucuk olmasina ragmen sesimin ararken korkudan titredigini farkettigim, kendimi ona begendirmeye calistigimi sik sik yakaladigim, beni sevsin bana daha yakin olsun diye son olarak borc para verdigimi farkettigim iliskim. Annemle arasi kotu oldugunda bana yakinlasan, derdi oldugunda beni animsayan, hayatiyla ilgili yorum yapmaya kalkisacak olursam kesip atilan iliskim. Ne kadar cok negatiflik yuklenmisti bu iliskiye. Ise ilk neden korkuyorum diye kendimi sorgulamakla basladim. Bulamadim nedenini ama korkusuzca konusabildim son telefon konusmamizda. Icim rahatlamisti, icimdem geleni oldugu gibi, hissettigim kelimelerin aynisini kullanarak soyleyebilmistim ilk defa. Daha onceleri, surekli kivirirdim, hayir guzelim soyle demek istedim, yok kizma onu kastetmedim gibi konusurken, ilk defa net ve korkusuzca soylemistim icimden geceni. Bu kimin sucuydu onun mu? Hayir. Ve Tanri'ya ayni duayi yaptim, sadece Sen'den gelen emirle, kalbimden geldiginde iliskiye gecmeme yardim et.
Sorumluluklarim o kadar ben olmus ki, kalbimdeki gercegi yasatamiyorum hic. Ben abla olarak soyle yapmaliyim, boyle demeliyim, kiz evlat olarak soyle yapmaliyim vs vs. Bunu yaptiklarima da ayni sorumluluklari yukluyordum. Ben ablayim soyle yapmali, ben kiziyim boyle yapmali. SEVGI nerelerde kalmisti ???
Kim oldugumu ogrenmek icin annem ve kardesim bu zor gorevi ustlenmislerdi. Onlardan af diliyorum, bugune kadarki tum suclamalarim icin. Simdi ben gittim, ne zaman ki elini uzatacak Tanri, benim elimden, benim elim de uzanmis olacak onlara. Ustumdeki gecmis anilari, suclandiklarimi, sucladiklarimi, kizdiklarimi, kirdiklarimi, kin duyduklarimi simdi su anda birakiyorum. Artik ihtiyacim kalmadi. Ben kimim? abla da degilim.
Nasil bir insan kardesini, annesini puruzsuzce, safca, bebek gibi kucaklayamadan tum dunyanin Tanri oldugunu, O'nun yansimasi, yaratisi oldugunu zihninden degil, yureginden yasayabilir?
Kendime mal etmisim butun iliskilerimi. Affet Tanrim, herseyi bu kucuk beden kendinden saydigi icin...
Sana teslim oluyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Kizginlik

Su hayatta en cok "an" icinde akip giderken birsey yaptigim icin suclandigimda kiziyorum. Oylesine ben'den uzak, oylesine kesintisizce akarken, nasil olur da ben olurum onu yapan, sen nasil "sensin suclu" dersin diye kiziyorum.
Sonra kendi kizdiklarim sucladiklarim geliyor aklima. En cok kizdiklarimi, sucladiklarimi daha bir sefkatle affediyorum. En zor gorev onlara verilmisti. Karsimda suclu konumda oturmak... ben orada oturmaya dayanamazdim, ben kacar giderdim, kuser, uzaklasirdim, korumaya calisirdim kendimi.
Kendini korumaya almadan karsimda durup, butun suclarinin agirligiyla boynu yere dusenleri affediyorum, ki affedilebileyim.
Son asamada kim affediyor, kim affediliyor bakiyorum. Kimse kalmadi O'ndan baska.
Simdi gidiyorum, tutunmadan kimseye, kar tanelerinin birinden digerine degerek, ruzgarla... Gidiyorum.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Uyandirdin yine sukurler olsun

"Hatırla"
("Re-member" A Handbook for Human Evolution)
Steve Rother&Grup
Akaşa Yayınları

Belki bunu da okursun bir gün. Benim elimde, zihnimde, kalbimde dört mevsime döndü bu kitap.

En son altını çizdiğim cümle şuydu;
"Bir insan ancak bir şeye yaslanıyorsa düşebilir."

demis Gevezecim ....
Bekledigim kelime geldi, icim acildi. Kimi ay tutulmasini, kimi gunesi soyluyor. Kimi gecmise, kimi gelecege suc atiyorken, durup durup bulmaya calisiyorum. Nerden geldim buraya? Nedir icinde kalakaldigim bu hal ve durum? Bakiyorum bakiyorum, konustukca batiyorum...batiyordum. Kelimeler ete bedene burunmus halime yapisirken, baska bir sey dolaniyordu icimde. Cikamiyordu. Bildigim bir seydi ama neden bu kadar da uzaga gitmisti anlamiyordum.
Sagol Gevezecim, bugun sabah bulunca, anlayinca, huzura tekrar kavusunca, tekrar O'nun kucagina sigininca, senin suretinden de geldi teyidi.
Yaslanmistim son zamanlarda iki seye. Uzun uzun anlatamam, gerek de yok, gecmis gecmiste kalmali. Yaslandigim seyleri gordum derinlerinden. Yaptigimi anladim. Bir dustum ki yine sorma gitsin. Dusunce insan anliyor genelde. Tutundugum fikirleri birakiyorum. Affina siginiyorum Tanrim senin. Senden baska seyler gordugum, etimle bedenimle yorumladigim icin affina siginiyorum. Sukur dustum, sukur uyuyakalmadim.

25 Aralık 2009 Cuma

Remember - Animsa



Yukardaki youtube linkine girebiliyorsunuz diye dusundum ama megersem gorunmuyormus :) Ben Basbakan gibi bu ulkede youtube girenlerdenim :))
Siz de eminim baska yollardan girebiliyorsunuzdur, o zaman Mooji River of love diye yazarsaniz asagidaki sarkinin videosunu seyredebilirsiniz.
Mooji Jamaika asilli bir Master.
Video onunla ilgili...

This life is a dream Bu hayat bir ruya
And it will be over Ve bitecek
In a blink of an eye Bir gozkirpista
Remember who you are Animsa kim oldugunu
Remember what you are Animsa ne oldugunu
Whose life is this ? Kimin hayati bu
Whose hands are these? Kimin elleri bunlar
Whose voice is this? Kimin sesi bu
What am I? Ben neyim?
This life is just a dream Bu hayat sadece bir ruya
Om Gam Ganapataye Namah (Ganesh mantrasi)
Om Gam Ganapataye Namah
Om Gam Ganapataye Namah

This life is beautiful Bu hayat guzel
This life is horrible Bu hayat korkunc
This life is wonderful Bu hayat muhtesem

And this life is just a dream Ve bu hayat sadece bir ruya
A dream made of love Asktan olusmus bir ruya
Remember who you are Animsa Kim oldugunu
Remember what you are Animsa Ne oldugunu

Om Gam Ganapataye Namah
Om Gam Ganapataye Namah
Om Gam Ganapataye Namah

Remember You're before Animsa Sen onceydin...
Before these questions Bu sorulardan once
Before the answer Bu cevaptan.....

10 Aralık 2009 Perşembe

Tekbasinalik devam

Simdi karsima cikti, bak su tesadufe dedim. Hepsini okumaya vaktim yok malum ders calisiyorum, ama esirgemeyeyim paylasayim dedim :)

http://www.derki.com/dergi/index.php/sayi-33/yalniz-misiniz-tek-basina-mi.html

Tek-basinalik

Yazmisligim var tekbasinaligi, yalnizliktan farkini. Bugun yine Swami Chidananda'dan geldi tekbasinaligin guzelligi.

Silence is always the most real part of your being. When you are alone, you are silent. When you are alone, you are in God, and you are aware of God in you.

-Swami Chidananda

3 Aralık 2009 Perşembe

Anlasilmak

Tek derdimiz bu aslinda sanirim. Uzun bir zamandir yine deniz calkantiliydi buralarda. Simdi donup baktigimda herkesin tek derdinin bu oldugunu goruyorum. Belki de bu bizim eve mahsustur bilemem. Mira sabah geldi makarna istiyorum dedi. Ben ama kahvalti zamani annecim, ben makarna pisirmemistim dedim. Aglamaya basladi. Mira'ya kahvalti zamani ve aksam yemegi zamanini aciklarken yakaladim kendimi. Sonra diz coktum onunde sarildim simsiki. Makarna istiyorsun degil mi dedim. Evet dedi, biraz sakinlesmeye calisarak. Daha siki sarildim, cok mu seviyorsun sen makarnayi dedim. Evet dedi. Ve sessizce sarilip oturdum yaninda. Sonra sakinlestigini hissettigimde, usulca ayaga kalktim ve sofraya yurudum, elimde kahvaltiliklarla. Sonra sofraya oturdugumda Mira da yanimda oturuyordu. Elinde bir kac tane pismemis makarna. Onlari dizdi tabagina ve sonra bir guzel yapti kahvaltisini.
Bazen de soyle oluyor bizim evin hali. Gunler gunleri kovaliyor ve ben icimde yolladigim mesajlara hic cevap alamamis oluyorum. Icim mesela yorgunum cookkk diye bagirirken, disim herkesin istedigi seyleri yapabilmek icin kosturuyor. Tek bir hedefi var sevilmek. Boyle ogrenmisim ben ailemden. Birseyler yapmali, o zaman insanlar seni daha cok sever. Ve ne zaman yoldan ciksam icimde, kendimi birileri icin cilginca biseyler yaparken bulurum. Sevsinler beni. Oyle gunlerden birinde diyelim ki humus yaptim kocama cok sever diye. Aslinda onun cok sevmesi degil konu. Cok sevdigi seyi yaparsam beni sever asil konu. Iste o gunlerde mutlaka bu is benim kafama patlar. Tanri sever beni. Asla oyalamaz boyle dissal islerle. Kocamdan yerim tokadi bir guzel. O iki saat ayakta kalarak yaptigim humusu begenmez. Benim icimde kucuk bir cocuk kapatir kafasini dizlerinin ustune. Ama gorunuste asarim bir guzel suratimi. Burda secim baslar. Secim sandigimiz diyelim. Birinci secenekte esim (ki esleri bu nedenler seciyoruz) senin kucuk Uma'nin sevgiye ihtiyaci var bu siralar sanirim, der ve bana sarilip, sen humusu camurdan yapsan da ben seni seviyorum der. Sarilir, oper, oksar ve beni anlar. Ve humus tamamen konu disi kalir. Cunku tek ihtiyac sevilmektir.
Ikinci secenekte ise disariya bagimlilik tumden ekarte olmustur. Humusu yaparken bunu farkedersem, yani aslinda humusu esimden sevgi almak icin yaptigimi farkedersem, once ben kendi kendime bunu anlatip, kendimi anlayabilirim ki bu en zoru ve en kokten cozumlusu bence.
Bir diger secenekte de ben esime, biliyor musun sen humusu begenmeyince icimdeki kucuk Uma icine kapandi, uzuldu. Sanirim sevgiye ihtiyaci var diyebilirim. Bunun karsisinda esim biraz onceki davranisi secebilecegi gibi bunu reddetip ruhani veya dunyevi aciklamalarla bu verme islemini kesintiye ugratabilir. Ruhani soyle soyleyebilir; hayatim, sevgi disimizda degil ki, biz sevgiyiz. Sevgiyi benden bulamazsin, sevgi zaten icinde. Dunyevi; senin sevgiye ihtiyacin var benim yok sanki, bes saattir yollardayim...
Iste bu karmancormanlikta anlatmak istedigim suydu aslinda, dogumumuzdan bu yana tek derdimiz anlasilmak. Anlasilmadikca hep disardaki baska konseptlerle kendimizi eylemeye calisiyoruz ve sonunda da duvara tosluyoruz. Cunku disimiz baska icimiz baska.
Mira 3 yasinda. Ogrendim ki 3 yasina kadar sol beyin gelisemiyor. Yani ben istedigim kadar bak guzelim ustune onu giyersen usursun dersem diyeyim,O bunu anlayamiyor. Ancak neden, niye sorularini sormaya basladiginda bu sol beyinin gelismeye basladiginin gostergesi o zaman anlamaya basliyor, ama yavas yavas. Bu 6 yasina kadar gelisiyor. Sol beyinin gelismedigi durumlarda, sadece sag beyinle hareket eden Mira, sadece sozsuz davranislari okuyabiliyor.Yani ben icimden cok yorgunum oynamak istemiyorum diyor ama oynuyorsam, o on dakka sonra huzursuzlaniyor, bana sinirleniyor, bagiriyor, ve yapilmamasi gereken seyleri yapiyor en sonunda da ikimiz birbirimize patliyoruz. Cunku ben bence o kadar yorgun olmama ragmen onunla oynama lutfunda bulunuyorum ve buna sukretmeyen bir cocugum var. Onun da bir yanda evet bir yanda hayir mesajlari veren bir annesi.
Hep soylerim cocuklar egitmeye geliyor diye. Bizim evin Hz. Mevlana'si Mira'dir. Ya gorundugun gibi ol, ya oldugun gibi gorun der hep bize.
Bugun daha da aciga cikti hareketlerimizin mensei. Simdi bizi daha degisik gunler bekliyor. Her gun, her saat yani her an, bunu hatirlayacak kadar "farkinda" olmak...
Yeni yila girmeden, yeni bir egzersiz atildi evimize Tanri tarafindan. O nedenle cok mesguluz ailecek :)

26 Kasım 2009 Perşembe

Kurban Bayrami

Kedi gibi miril miril soylenmeyi birakip, insan gibi olgun ve sus pus olmayi seciyorum.
At gibi uysal gorunup, hakikatli bir cifte atmayi birakip, insan gibi acik, ama nazik, durust ama yumusak, olani oldugu gibi ama acitmadan konusmayi seciyorum.
Yilan gibi tislamayi birakip, insan gibi huzurla oturup, sabirla dinlemeyi seciyorum.
Fil gibi unutmamayi birakip, insan gibi ani yasayip, her an'a sukretmeyi seciyorum.
Yine kedi gibi yemek verilmediginde tirmik atmayi birakip, insan gibi olup, isin aslini goremedigim anlarda da sukredilecek lutuflarin sakli oldugu gercegini her daim biliyor olmayi seciyorum.
Bu bayramda hayvan dogami kurban edip, insan gibi insan olmayi seciyorum.

19 Kasım 2009 Perşembe

Franz Kafka

Dilerdim ki, sen bu dunyada degil yalniz ve yalniz benim icimde var olaydin, ya da daha iyisi ben hic varolmayaydim da salt senin icinde yasasaydim. Bu dunya ikimizden biri icin cok fazla...

10 Kasım 2009 Salı

Gurudev oyle dedi...

"Every failure is a stepping-stone to success. Every
difficulty or disappointment is a trial of your real
faith. Every disease is a Karmic purgation. Every
unpleasant incident is a test of your trust in God.
Every temptation is a test of your spiritual
strength. Therefore Nil Desperandum. Be ever bold and
cheerful. March on courageously. Be sincere and
earnest in all your endeavours. March forward like a
hero." - Swami Sivananda

30 Ekim 2009 Cuma

Dus-tum

Rishikesh'te baslayan, neye bagli tekrarladigini bilmedigim basdonmem gecen gun tekrarladi. Bu seferki en siddetlisiydi ve en ogreticisi.

Yan yatiyordum, gozumu kapadim, ve birden donemeye basladim ama hizi inanilmazdi. Sanki bir gokdelenin tepesinden done done dusuyor gibiydim. Bagirdim ve yanimdaki masayi tuttum. BIr kac dakika sonra tekrarladi, yine korkunc bir hizla dustum. Bagirdim ve esimin kolunu tuttum sikica. Son seferinde yine ayni hizla dustum, yine bagirdim ve bu sefer esimi tutup birakmadim. Sonra kendimi seyretmeye basladim.
Bagirmistim, korkmustum. Dusmekten.
Bagirip sonra tutunmustum, korkmustum. Birakip gitmekten.
Bagirip duruyordum bitsin artik bu oyun diye, hani ?? Hala gidecek olsam bagirip, dunyaya ait olan kocama sarilip gitmeye direniyorum.
Dustugum yer neresiydi. Bagirmasam baska seyleri farkedebilir miydim?
Duserken tutmasaydim, gercekten gider miydim ?
Durdugumu sandigim yer neresiydi ki?
Oylece uzaniyordum. Vucudum uyusmus gibi, aslinda cok titresir halde.
Zihnimdeki uma'nin sesi vir vir konusuyordu. Ben dinliyordum. Uma'nin sesi, Ben'im dudaklarima dokunmuyordu bile. Uma'nin sesi kenarda bir yerde susmadan konusuyordu.
Laf edip duruyordu o an olmakta olan, daha dogrusu olmayan seylere. Beklentilerini ve beklediklerini goremediklerini konusuyordu vir vir. Su anda bana boyle olurken benim kocam, kizim vs vs diye devam ediyordu vizildamasi.
Ve Ben dusuyordum.
Uma bagiriyordu.
Korkuyordu.
Hala mi ?
Neden ?
Birakamadigin ne ?

25 Ekim 2009 Pazar

Mektup

benden Tanri’ya;

Kanada ile ilgili surekli suphelerim var, guvensizliklerim, kaygilarim. Sana bu kadar guvenmeme ragmen neden hala bunlari hissediyorum?

Tanri’dan sana

Gunlerdir sana cevap vermek icin sabirsizlaniyordum. Senin bana zaman ayirmani bekledim. Simdi burdasin, dinliyorsun. Icine al butun soylediklerimi. Herseyin bir temizlikten ibaret oldugunu bildigin gibi, herseyin birbaska seyle kendini gosterdigini de biliyorsun. Kanada. Ne anlama geliyor senin icin Kanada. Kanadayi neden yaptin? Huzur, baris, sukunet, adalet. Ozlem duyduklarin. Hazir misin? Simdi degilsin. Cunku hala kendini bunlari alabilecek kadar temizlenmis hissetmiyorsun. Haklisin, bu surecte, bu vesileyle cikacak olan pek cok sey var. Bunlari su anda sen bile dusunemiyorsun. Goreceksin. Kendini seyredeceksin. Gozyaslarinla temizleyeceksin. Bir bir cikacak kendinden, sana ait olan ama Bana ait olmayanlar. Onlara veda edeceksin. Biraz daha bosalacaksin. Aradigin huzur baris adalet gelecek. Sen onu nerde yarattiysan orasi gibi. Sonra bunlar da bitecek. O kullandigin sifatlarin aradiklarinin orada da olmadigini anlaman icin yasaman gerekenleri yasayacaksin. Ve sonra yine bana doneceksin, sadece bana. Ben’den baska bir yer, biri, birsey olmadigini bilerek. Daima bilerek. Daima bileceksin.

11 Ekim 2009 Pazar

Celiskiler

Cagan Irmak'in filmine gittim gecenlerde. Sinemaya pek gitmem, kultursuz degilimdir de artik komik geliyor sinema filmini seyretmek. Mesela filmdeki sekreter cok iyi temsil edilmis dedim cikinca filmi soranlara. Yani ayni sekreter gibiydi, cok iyi gozlemci Cagan Irmak dedim. Sonra temizlikci icin ve guvenlik gorevlisi icin de ayni seyi soyledim. Iste Cagan Irmak'a verdigim prim filmindekileri ayni hayattaki gibi yansitabilmesi, derinlerde kalmis konulara dokunabilmesiydi. E biz hayatta sekreter gormussek neden yeniden sinema perdesinde seyredip cok iyi oynamis, oynatmis, senaryolastirmis diye ovelim. Iste bu sebepten sinemaya gitmem pek. Etrafimdaki oyunlari ve oyunculari seyretmek daha olaganustu benim icin. Ve hepimizde usta oyunculariz. Kimse oynadiginin farkinda degil, ya da karsisindaki onun rol yaptigini anlayamiyor bile. Oylesi muhtesemiz. Neyse nerden nereye geldim. Simdi filmi seyretmeyenlerden ozur dileyerek devam ediyorum. Filmden ciktiktan sonra soyle bir dusunce belirdi kafamda. Eger bana tecavuz edilse bebegi dogurur muyum? Esim bebegi kabul eder mi? Bebegin dunyaya gelmesinde benim de payim varken hem de? Neden bu sorular cikiverdi. Esimle soyle konusurduk biz. Iraz'in mucizevi dunyaya gelisini seyrettikten sonra eger bir kaza sonucu hamile kalirsam tekrar, asla bebegi aldiramayiz. Cunku bir bebegin ne demek oldugunu biliyoruz, tecrube ettik.

Iste bu kesin, alti cizilmis birsekilde ifade ettigimiz cumleyi cope attirtti aklima gelen dusunce. Bir bebek bu kadar kutsalken, bir tecavuzcunun bebegi kutsal olmayacak miydi? Herkes Tanri iken, Tanri'nin rizasi olmadan bir yaprak kimildamazken tecavuzcu kimdi? Bu bebek tecavuzcunun bebegi miydi Tanri'nin mi?
Ve iste sonucta suna baglandim. Soylemesi kolay pekcok seyi. Oysa hayatin icindeki kosullarinin ne oldugu asil onemlisi. Tanrim Gercekten sasmayacak gonul, kucukten buyuge olgunlasma yolunda herkese anlayis versin...

9 Ekim 2009 Cuma

Tanriya mektup devam ediyor

Uzun zaman oldu sana yazmayali, bir hafta aslinda, yine de seninle yasayarak geciyor hergunum. Sana yazmama gerek var mi seni yasarken. Insan kendinden uzakta olana yazar, kendinde olana yazan gorulmus mudur ki? Ben senden uzakta miyim bilmem ama bana soyleyecek bir sozun var midir acaba?

Sen ben yazarken bile karismaya basladin artik, kim kime yaziyor acaba? Biraz once sen bana yazdin da simdi de ben sana mi yaziyorum saniyorsun? Biliyorum sanmiyorsun ve goruyorum guldugumu gordugunu. Egleniyoruz degil mi beraber? Asma sakin o gul yuzunu. Seninle oyun cok zevkli. Kizin nereye saklandigini bilerek saklanmaktan hoslaniyor ya. Ayni seyi hissediyoruz iste. O da cocuk ben de. Once sana gozkirpip gostermek nereye saklandigimi, sonra da hadi beni bul nerdeyim diye seslenmek sana. Kizin gibiyim, kizinim. Ona iyi davran. Ofken geldiginde o ofke senin kendinden bosaltamadiklarin. O bir cocuk ayni benim gibi. Saf ama herseyi bilen. Saf olmasi aptal olmasi anlamina da gelmiyor. Zira saflastikca bileceksin daha da cok ya da daha da az. Sonunda tahmininden daha az sey biliyor olabilir misin? Olursun tabi. Ne var ki surda bilecek. Ben O’yum. Geride baska ne sir var, ne sirdas. Bir tek bu. Unutma. Gece olunca uyu, bilerek uyu. Sabah olunca uyan ama bilerek. Araba kullanirken, yemek pisirirken, canin sikilirken, kitap okurken, sinava girerken. Baska birsey gerekli degil. Unutma. Hani rahatsiz olmustun ya Ataturk her “beni hatirlayiniz” dediginde. Hatirlanacak tek bir gercek var. Gercek binlerce olmaz. Gercek bir tanedir. Tipki Ben gibi. Ama suretleri binlerce olabilir. Ama aslolan sadece Bir gercek vardir. Hic unutma. Yapacak hicbir seyin yok. Herseyi senin adina yapiyorum zaten. Sen sadece katilimcisin. Kaderi degistiremezsin ama kadere bakisini degistirebilirsin daima. Simdi git uyu. Uyanik olarak.

4 Ekim 2009 Pazar

Tanriyla mektuplasma 3

Sevgili Tanrim,
Neden disimizda oldugunu sandigim insanlar birbirleri ile konusurken ben icimden, sessizce onlari duzeltiyorum?

Tanridan sana,
Biliyorsun ki ne duzelten var, ne duzeltilen. Bunun da senin iluzyonun oldugunu deneyimleme zamanin. Sen onlari icinde de olsa duzeltirken gormeni istedigim, bu oyunun sonunun geldigi. Sen sadece beni, sadece sevgiyi kosulsuzca istediginde, gordugun manzara da bu olacak. Icine bak, duzelttigin kim? Hala bazi seyleri bilip bazilarini bilmedigine inanan bir sen olmasa, disarda bilmeyenler olmazdi ve sen bildigini sanmazdin. Sen herseyi biliyorsun ve gereken her bilgi ihtiyacin olan anda sana sunuluyor. Kendini kucumsemeyi birakirsan, baskalarinin bilgisizligini yargilamazsin.


Sevgili Tanrim,
Icim bombos. O kadar cok konusup yazdim ki seni simdi sessizce dizlerinin dibinde oturmaktayim. Basimi koydum ve dinliyorum o essiz sarkini. Ne diyorsun bu sefer?

Tanridan sana,
Bak, benim gozumle bak. Yildizlar sarki soyluyor, guller sarki soyluyor. Kufurler soyluyor, kuller soyluyor. Bitmeyen senfoni bu. Bildiginde bitecek saniyorsun, oysa bildigin sadece kim oldugun olacak. Ogrenecegin ise bu sarkinin hic bitmeyecegi. Her zaman bu oyun bitsin artik diyorsun. Ogreneceksin sonumun asla olmadigini. Elini kalbine koydugunda degdigin o titreyen yerdeyim. Ve otesinde. Orasi oyle kucuk gorunuyor ki sana ve oyle sinirsiz benim gozumle.

Tanriyla mektuplasma 2

Beyond our ideas of right-doing and wrong-doing,
there is a field. I’ll meet you there.

When the soul lies down in that grass,
the world is too full to talk about.

Ideas, language, even the phrase ‘each other’
doesn’t make sense any more.

"Yanlış ve doğru hakkındaki fikirlerimizin ötesinde bir alan var.Sizinle orada buluşacağım.Çimenlerin arasına uzandığımızda,dünyanın doğru-yanlış fikirlerinize ihiyacı olmadığını göreceksiniz. Fikirler, dil, ve hatta birbirimiz cumlesi bile hic bir anlam tasimaz." Mevlana

Sabah barbunya pisirirken (bu arada ya barbunya ayikliyorum ya pisiriyorum, goren baska bir sey yemiyoruz sanacak:) Mevlana'nin bu bolumunu Gloria'ya emaille yollayayim diye dusundum. Seminere gittim. Gloria size birsey okumak istiyorum diyerek bu bolumu okudu. Guldum :)
Seminerin sonunda bir arkadas beni cagirip, Gloria ile kendisine cevirmenlik yapmami rica etti. O sirada bize semineri ceviren arkadas gelmisti. Bir karmasa oldu, lutfen sen cevir, ben sen yoksun diye cagirildim dedim ama bir israr oldu ve ben cevirmek durumunda kaldim. Soyle basladi. Gloria'ya sorar misin Turkiye'deki Meryem Ana'nin yerinden haberdar mi? Gulmeye basladim yine, cunku ona Meryem Ana'yi nasil annem tayin edisimi anlatmak istemistim ilk seminer gununde. Icimdeydi ama gerek yok herhalde diye dusunmustum. Sonra bu arkadas Meryem Ana'ya giden arkadasina bir tespih ismarlamis. Bir suredir o tespihle geziyormus ama bir yandan da kendisine ait olmadigini hissediyormus. Sonra bu sabah "Tespihi ona ver, sahibi Gloria" demisler. Ona mesaj getirenler. Ve tespih Gloria'ya gitti... Annemdendi...

3 Ekim 2009 Cumartesi

Tanri dedi ki

Niyet et, sor, bekle. Bekle O konusana kadar sonra cevabi dokuluveriyor kagida. Banu, Esra, Engin, Yildiz, Jale vd. bazen zihnim yazdi sanirim diye suphe etseler de bugun Tanri sadece dun yazdigim aziz ve azizeler tarafindan degil biz siradan insanlar tarafindan da duyuldu, yazildi. Sadece Hz Muhammed'e Isa'ya degil herkese konustugunu kanitladi bugun.
Yazisma kismina gecmeden once kisa bir nefes calismasi yaptik. O sirada icimden bir ses duydum, tanidigim bir ses. Swamiji'nin ki degil ama. "Raise" dedi. cok komik simdi sozlukte yazilisina emin olmak icin baktigimda baska bir seyi farkettim. Icimdeki ses "rayz" dedi. Ben bunu mektuplasma kisminda Tanri'ya sordum. Ne demek istedin diye. Ve ben yukarda yazdigim gibi telaffuz ettim. Ayaga kalk anlaminda sandim, duydugum kelimeyi. Oysa simdi sozlukte bakinca yazdigim haline "yukselt" demekmis.
Neyse ben sorumu sordum. O cevap verdi. Yazdigim yazi ayni sekliyle asagidaki gibiydi:
Sevgili Tanrim,
Ayaga kalktik, icime seni cektim, disari evreni kustum.
Icime seni aldim, disimda dunyayi yarattim.
Ellerimi aldin, bedenim sende dimdikti.
Icimden geldi yine sesin, "Raise" dedin. Ne demek istedin?

Tanridan sana,

Yillardir asagilardasin. Oysa sen benim yanibasimdasin. Asagida kaldikca gorduklerin seni hayalkirikligina ugratti. Uzdu, aglatti. Simde iste o zamandir. Artik gunu geldi. Karsinda oturan Gloria. Zafer sarkisini hatirla. Iste o sana bu zafer anini mujdelemek icin geldi. Senin icin geldi. Elinden tutup benim yanima cikarmak icin geldi. Zaten biliyorsun kim oldugunu. Zaten dokunuyorsun bana. Ama hep sen asagida ben yukarda. Degilim aslinda. Simdi zamanidir. "Raise"
Oldugum yerde aci yok, uzuntu yok, hersey adil. Hersey enguzeli. Bildigini biliyorum. Acilarin otesini artik gordugunu de. Ama bilmek ile olmak ayni degil. Simdi zaman o zamandir. Olmak zamani. "Raise"

2 Ekim 2009 Cuma

Tanri ile mektuplasma

Sabah uyandim, icimde bir sizi. Ilik ilik kasiyan bir sizi ama kotu degil. Swamiji icin bu sizi. Gozlerimin onune getirdim guzel yuzunu ve "Seni cok ozledim, keske sesini duysam, keske seninle konusabilsem, oyle siradan konusma degil dedigim, O'nun gercekligini anlatsan yine bana, ben dinlesem" dedim. Sonra yataktan kalktim asagi indigimde birden aklima geldi. Yarin Tanriyla mektuplasma semineri vardi, ve ben son gune kadar bekleyecegim eger kismet olursa giderim demistim. Ve bugun son gundu. Tanriyla mektuplasma seminerinin icerigi kendinizi bir yana birakip, O'nun eli olmakti. Heavens letter'in yazari Gloria Wendroff verecekti semineri. Iki dolu gun. Heavens letter yillardir hergun kendisi tarafindan yazilan ama hic de Gloria diye birinin yazacagi mektuplara benzemeyen mektuplardi. Hep belliydi O'nun sozleri oldugu.
Durdum, guldum, Swamiji'nin sesini duymayi neden istedigimi anladim. Yarin gidiyorum. Arada duydugum, ama duyamadigimda da cok ozledigim sesi nasil duyacagimi dinlemeye. Swamiji'nin sesini, Mevlana'nin sesini, Ma Ananda Mayi'nin, Siddhi Ma'nin, Neem Karoli Baba'nin, Gurudev'in sesini...O'nun sesini.
Bugun seminer icin gereken odemeyi yaptiktan sonra kapitalist dunyanin yarattigi alisveris merkezlerinden birinde, hic dusunmeyecegim dukkanlarda, O'ndan neler neler geldi, bana neler neler dedi, agladi kalbim, guldu kalbim :) Sukur varligina, sukur kabul edisine huzuruna...

30 Eylül 2009 Çarşamba

Kara bulutlar

Bayram tatili oncesi, havaalani yolundayiz. Yolun solundaki gri bulutlari gosteriyorum Mira'ya. O gri bulutlarin oldugu yere yagmur yagdigini soyluyorum, ustune konusuyoruz. Mira'nin yagmurla ilgili kitabi var, minik kitap ezberinde. Yagmur evleri yikadi, agaclari yikadi, cevre tertemiz oldu diye tekrar ediyoruz ezberindeki kitabi. Yagmur bilgimizi pekistiriyoruz. An durdu yine baktirdi beni bulutlara. Simsiyahlardi bulutlar, korkutucu gorunuyorlardi uzaktan ve karanlik ama buyuleyici bir guzelligi vardi. Kotu olaylarin ust uste geldigi donemlerde soylenen sozu animsadim. Basinda yine karabulutlar geziyor. Oysa karabulutlar yagmur yagacagi icin geziyordu ve temizleyecegi icin. Hep biliyordum ama yine yeniledim bilincimden gelen goruntuyle. Kara bulut geliyordu, digerlerinin kotu diyecegi olaylar oluyordu, sonra yagmur yagiyordu ve temizliyordu.
Sukur gelen butun kara bulutlara. Devaminda yagan yagmura, arada sizan gunes isigindan dogan gokkusagina... Sukur bana gosterilen o tabloyu goren goze, gozu verene....

20 Eylül 2009 Pazar

Gunun Sozu

In this long journey towards immortality, you are only required to attend to one day at a time.

Swami Chidananda

12 Eylül 2009 Cumartesi

Admit It and Change Everything - Rumi

Admit It and Change Everything
Define and narrow me, you starve yourself of yourself.
Nail me down in a box of cold words, that box is your coffin.
I do not know who I am.
I am in astounded lucid confusion.
I am not a Christian, I am not a Jew, I am not a Zoroastrian,
And I am not even a Muslim.
I do not belong to the land, or to any known or unknown sea.
Nature cannot own or claim me, nor can heaven,
Nor can India, China, Bulgaria,
My birthplace is placelessness,
My sign to have and give no sign.
you say you see my mouth, ears, nose--they are not mine.
I am the life of life.
I am that cat, this stone, no one.
I have thrown duality away like an old dishrag,
I see and know all times and worlds,
As one, one, always one.
So what do I have to do to get you to admit who is speaking?
Admit it and change everything!
This is your own voice echoing off the walls of God.

(Rumi, 1207 - 1273 AD)

10 Eylül 2009 Perşembe

Felekten bir gun...

Oyle derler ya, Felek kim Turkcem yetersiz kaliyor ama gecirdigim gune uyuyor diye yazdim. Tanri'dan hediye bir baska gun daha yasandi ve bir degisme olmazsa da birazdan sona erecek. Bir yerlerde yazmis olabilirim. Rishikesh'te yasadigim surece cok onemli bir konuyu pratik etme sansim olmustu. Yapan ben degilim. Aylar boyunca hicbir planim ve hicbir isim olmadan yasadigim Rishikesh'te her gunum ayri ve hergunum kendimi tanima yolunda cok onemli olaylarla dolu gecmisti. Ve orada ogrenmistim kendimi O'nun ellerine birakmayi. Aslinda hep O'nun elinde oldugumu. Kendi basima hicbir seyi yapamdigimi. Istanbul'da bunu her daim yapmak guc oluyor. Cunku o kadar kosturmaca, telas ve etraftaki herkeste stres var ki, an meselesi kendini kaptirivermek. Cogu zaman basarsam da bazen benim de damarim tutuveriyor. Bir seyin cevabini beklemek zor gelip otuz kez aradigim oluyor mesela.

Bugun Mira'yi okula biraktim. Saat 11.30 da bir randevum vardi. Bendeki bazi esyalari birine teslim etmem gerekiyordu ve o saat icin randevulasmistik. Yola ciktim, sonra birden hep gittigim yolu karistirip kendimi Avrupa yakasina gecerken buldum. Koprunun ustunden tabi arkadasima telefon actim. Bana gayet rahat ben simdi noterdeyim dedi. E ne zaman doneceksin dedim. Ogleden sonra 2.30 dan sonra diye cevap verdi. Bu arkadasimin herzamanki haliydi. Ben saftim. Ama degisik bir sey oldu, randevulasma ve saatler konusunda son derece dakik ve titiz olan ben, hic kizginlik hissetmedim icimde. Koprunun ustunde karsida oturan kuzinimi aradim. Toplantidaymis yarim saat daha surecekmis. Iyi ben senin evine gider beklerim dedim.
Onceki gun bana soylemisti, kendisinde ozel bir misafir vardi. Ama evde olmasi beklenmiyordu, sabah cikmasi gerekiyordu. Bu misafir gurular gurusu diye bilinen Sih Yogi Bhajan'in ogrencisiydi. San Diego'dan gelmisti egitim vermek icin. Ben kuzinin evine gittigimde kendisi evdeydi. Hic duraksamadan odasina gittim. Biraz once olmasi gereken plan benim yaptigim bir yanlisla tamamen altust oldu ve ben kendimi burda buldum. Sizinle tanismak icin boyle oldugunu simdi anliyorum dedim. Kuzinim beni yanlis anladigi icin (malum Merkur geriledi diye kimse kimseyi anlamiyor artik :) ben evde degilim diye o da bulundugu yerde kalmaya devam etmis. Ben o evde 2 saat gecirdim. Varlik, 60 yasini coktan gecmis, kafasini kendi geleneklerinde baglamis, gozleri cipil cipil ve Askla bakan bu kadin vasitasiyla geldi sardi sarmaladi. 1.5 saat oturtturdu beni bir koltuk tepesinde. Eve ilk girdigimde yerimde duramaz haldeydim. Sonra inanilmaz bir meditasyon hali, sonrasinda ise Hiclik, ve hafif cokmus omuzlar. Sonrasinda gun olmasi gerektigi gibi devam etti. Bugun farkli birsey vardi, yerinde duramayan, husu icinde oturan, coken kisi Ben degildim. Gun boyunca butun bu hareketler yasanmis ve Ben hep disinda seyircisi kalmistim. Aksam esim bugun sende birsey var dedi. Seviyorum onun gozlerini O'nun gozlerini :)
Sukur bu hediye gune....

8 Eylül 2009 Salı

Tarihler

Eylul ayinda tarihlere boguldum. Hicbir tarihi bu kadar cok gorup anlamlandirma isine girmemistim. Bugun 6 Eylul soyle, 8 Eylul Gurudev'in dogumgunu. 20 sinde tatil, 26 sinda dugun, biz 27 sinde donuyoruz. 29 unda Mercur'un gerilemesi bitiyordu galiba. 28 inde kayit yaptiracagim. Mercur'u dusunursem 30u hatta 1 i gibi yaptiririm. 3-4 Ekimde de Heavensletter yazma semineri varmis. Git diyor icimde biryerler. Bakalim kim kazanacak? Derken Kanada mulakata cagrilma tarihi ile gelen tarihler. 21 Ekimde mulakat, 2 ay suruyor sonrasi dedi biri. Iki ay sonra Aralik. Dun 7 Eylul'du. Insanin her 7 senede bir hayati donuyor diye inanan kesimdenim ben. Hucrelerin olumuyle yeni dogum, hersey yeni... Biz 7 Subat 2002 de tanismistik esimle. Bu Subat'ta tam 8 sene olacak. Dun gulerek dedim ki nasil sevdim ben seni 8 sene. Dusununce cok uzun geldi herbir duyu organima. Sonra durdum, sakindim ya. Gordum. Aslinda demistim ki beni nasil sevdin 8 sene. Ben kim birinin beni sevmesi kim. Bu dunyaya digerlerinden sevgi almayi ogrenmek icin geldigim oyle bir tasdiklendi ki artik, goruyorum surekli. Ama hala kapilari soyle sonuna kadar acip da GEL diyemiyorum. Kimler sevmedi ki beni. Azizler, gurular, Pirler. Ama ben hala inanamama potansiyeline sahibim. Zor ben olmak. Direnise bak. Okyanus gelmis kapinda durmus, sen hala ben nasil sevilirim diye sorabiliyorsun. Ki nitekim Tanri duzenini oyle bir kurmus ki sen neye inanirsan bu dunya onu sana veriyor. Ben dun beni nasil 8 sene sevdin ki dedigim beni ne kadar cok sevdigini anlatabilmem mumkun olmayan esim sabah, seni sevmiyorum ben. Senin neyini seveyim, ben senin icindekini seviyorum dedi. Bu sefer toplam 5 dakika kendimi kaybettim. Sonra uyandim. Sevindim uyandigima. Soyledim kendime bu oyunu oynamayacagimi. Sonra da sevgili esime. Ondan ne ses ne cevap gelir bilemem. Ama ben gunumun geri kalanini huzur icinde geciriyorum. Huzur. Bugun Gurudev'in dogumgunu. Bugunu baska turlu gecirmem mumkundu. Ben Gurudev'in dogmasini tercih ettim. Simdi O'nu kucaklamis oturuyorum. Huzurla.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Kontrol

Hep kirita kirita soyledigim seyi simdi aldim, actigim kalbimin dibinden cikardim. Masanin uzerine koydum ve bakiyorum. Sinirlendigimde ofkemi kontrol edemiyorum. Her gecen gun daha da iyiye gitsem de hala temizlenemedim bu konuda.

Bir de etrafimdaki herseyi kontrol ederim. Herkesin duygularini, dusuncelerini. Kendilerinin bile bilmedigi dusunce ve duygulardan onlari ve kendimi sakinirim. Dun bir flas patladi. Bugune kadar yaptigim butun disari etkenleri kontrol etme isini sirf kendimi kontrol edemedigim icin yapmis oldugumu gordum.

Oysa ne de buyuk bir enerji kaybiydi. Etrafimda yirmi kisi varsa, bunlarin tamamini belli mesafede, zararsiz bir durumda tutmayi basarabilmek. Bunu basaracak kadar enerjim varsa, kendime sozum daha kolay gecer diye hissediyorum. Zira Ben ve Uma tanisiklar bir suredir. Uma'nin iyi niyetine inaniriM. Degisim Ben de baslamasa Uma'nin bundan haberdar olmasi mumkun olmazdi bile. Uma bunlari Ben'siz bilemezdi zaten.

O halde isin cogu bitmis azi kalmis. BEN zaten Uma'yi haberdar etmisiM yolun ne yone gittiginden. Once ve sadece kendini kontrol et! Bunu da nefesini kontrol ederek yapabilirsin ancak...

:))) simdi bu son satiri yazdim ve bir ic cektim hani bebekler gibi istemsizce, yazdiklarim bir kere daha onaylandi :)

14 Ağustos 2009 Cuma

Barbunya

Bir kilo barbunya aldim. Onume koydum torbayla, kevgiri de onun onune. Ici dolu barbunyalari actim, kabuklarini kevgirle torba arasina attim. 3 dakika sonra ilerideki kevgire barbunyalari koyacagim diye belim agrimisti. Sonra kevgiri onume cektim, belimin agrisi gecti.

Her zaman hep ayni seyi yapiyor, oysa ben nasil abartiyorum. Aci degisim icin sarttir. Dogru olmayan yerde ince ayar gerektirir aci. Duzeltir devam edersin, kalbindeki huzur barbunyalara gecer ordan kizina ordana kocana. Misafir gelse onlar da nasiplense...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Yine buldum Seni :)

Mind is your tool. When emotions arise, separate them, study them, analyse them - but do not identify yourself with them. Master your impulses, emotions and moods. Rise from the position of slave to that of a spiritual king.

Give your full mind to God. Only then will you have realisation. Even if one ray of the mind runs outside, it is impossible to attain God- consciousness. You cannot enjoy peace of mind, you cannot practise meditation, if there is tossing of the mind. Destroy mundane desires through dispassion and surrender to the Lord.

-Gurudev Swami Sivananda

Parmaklarimin ucunda olan, kalbimden tasmis kelimeler aklimda ucusurken Gurudev'in gunluk metinlerinden okurken karsima cikti yine yazacaklarim. Yazmam gerektigini anladim.

Bir vucut acisiyla uyandim gectigimiz haftalardan birinde. Ve anladim ki ben cok cok cok uzun zamandir bu bedende degilmisim, daha gecen bir kac ay oncesi tesrif etmisim. Bunu o gun anlamak bana bir darbe indirdi haliyle. Vucudumda kalmamayi secmistim, acilara tahammulum yoktu, cikmis gitmistim demek. Bunu ne zaman nasil yaptigimi bile bilmiyorum. Simdi kapi acildi, acildigini bile anlamadan. Davet edildim, duymadan. Girdim hic bilmeden. Gozumde canlandirdim. Gommusum o acitan anilari, simdi cikiyorlar ve sonra beni terkedip gidiyorlar... Acilarin anilari da beraberinde geldiler tabi birer birer. Vucudun sokaklarinda kayboldum, seyrede seyrede dolandim. Kah agladim,kah agladim. Yazmisligim var ya yasini tutmak lazim diye. Daha kimbilir ne kadar cok aglamak lazim bilmiyorum. Ama gerektigi kadar aglayacagima eminim.
Ziyarete gelen dost film getirmisti. Angel-A. Filmi uzunca bir sure bu film ne acaba diye izledim, pek cok yerinde bunaldim. Sonra beklenmedik bir anda, patladi kalbimde bir volkan gibi ve lavlar indi gozlerimden. Soyleydi.
Bir melek arkadan sarilmis adama. Adamin aynaya bakmasini ve gorduklerini anlatmasini istiyor. Adam anlatamiyor tutuk, cekingen. Kendine bakiyor ama kimseyi gormedigini soyluyor. Kendini goremiyor.
Melek: Beni seviyor musun?
Adam melege donerek cevap veriyor: evet ilk gunden ilk saniyeden beri.
Melek adamin aynaya bakarak bunu soylemesini istiyor.
Adam aynaya bakiyor: Bunu soylemek zor.
Melek: Neden biliyor musun?
Adam: Neden?
Melek: Cunku sana hic soyleyen olmadi degil mi?
Adam: hi-hi
Melek: Biri nasil yapacagini gostemeyince kendini sevmek zor.
Adam: Evet
Melek: Seni seviyorum Andre. Iste oldu. Sen de sevildin. Artik sevgi vermemen icin sebep yok.
Adam: Seni seviyorum AngelA, ya da adin herneyse.
Melek: Haklisin adimi kullanmadan yeniden soyle.
Adam aynada kendi gozlerinin icine bakarak Seni seviyorum, der.
Melek adama tamam simdi gozlerinin icine bakarak tekrarla der ve adamin arkasinda gorunmez olur. Sahnede sadece adam kalir.
Adam: Yapamiyorum.
Melek: Elbette yapabilirsin. Vucuduna bak, sevgisizlikten ve guvensizlikten aci icinde. Senin ilgine ihtiyaci oldugunu gormuyor musun? Hayir, bu yarali vucuda bunu cok gorme. Cunku sana cok uzun zaman katlandi ve hic sikayet etmedi. Ona onemli oldugunu soyle. Buraya ait oldugunu anlat. Hak ettigi seyi ver.
Adam: Seni seviyorum Andre. Seni seviyorum.
Melek: Seninle gurur duyuyorum.

Ardindan kendimi o kadar acikta bulunca, birden yine bir seyler yapmaliyim durumuna geciverdim. Kendimi kaybetmek icin. Kendimle kalmaya tahammulum yok sanirim, surekli bir hayir icerisinde olmam gerekiyor gibi. Boyle sevilmeyi ogrendigimden olsa gerek. Neyse o hayirsever halimde 3-4 gun kalabildi benimle. Onu da yakaladim kiskivrak. Yukarida Gurudev'in cumleleriyle de onaylandim. Bu dunya Senin dunyan, benim degil. Kurtarici ben degilim. Unutmusum yine animsadim ASKla. Benim derdim Sensin, ille de SEN. Gozumu Senden baska bir seye cevirmeme izin verme. Bakacaksan Sen bak bu gozlerle, yoksan kapat ki senden baska birseyi gormesin...

Filmden bu yana aynaya bakmaya firsatim olmamisti, belki de cesaretim olmamistir. Simdi gidip bakacagim, haykiracagim Seni sevdigimi, ve seni sevdigimi kucuk Uma :) Sen olmasan O'nun pesinde nasil kosardik yana yakila ...

4 Ağustos 2009 Salı

Ozelden

Yazamayacagim kadar ozel seyler yasiyorum. Herkesin ozelini paylasiyorum, kendi ozelim acildikca aciliyor gozumun onunde. Cok agir seyler duyuyor kulaklarim, gercekler diye yazamak uzereydim, gercek olamaz bunlar. Gercek olan SARVAM BRAHMAMAYA. Hersey O'dur. Ve her gelen O'ndandir. Oysa duydugum seyler insanliga sigmayan seyler. Insan nedir diye soruyorum. Anlatilan butun hikayelerdeki insan suretindeki hayvanlari anlamaya calisiyorum. Anlayamiyorum. Ben korunmusum, Allah kayirmis. Annem diyorki careyi "saldim cayira mevlam kayira" demekte bulmustum. Demis yurekten demek ki, kayirmis Tanri beni. Sukur. Ama simdi o insan suretindekilerin ellerinde kanayan insanlar cikiyor bir bir karsima. Neden ciktiklarini bilmiyorum ama oyle cok sarsiliyorum ki. Nasil nasil bu kendine insan diyebildi? Allah'in adaletine inaniyorum. Ama yasananlari hickimseye konduramiyorum. Allah'im anlayacak goz ver diye dua ediyorum su anda sadece. Sefkat diliyorum O'ndan, affedebilecek erdem. Affetmek oyle komik bir kelime ki su anda? Kimim ki kimi affedeyim. O'nun gozlerine ihtiyacim var. Goremiyorum. Boyle goreceksem neye yariyor, bilmiyorum.
Sakinlesmeyi bekliyorum. Dolunay gelmek uzere, yine bir baska konu kalpustu yatirilmis, dolmayi bekliyor. Ve sonra karanliga gomulup gitmeyi.
Sana siginiyorum....

30 Temmuz 2009 Perşembe

Ruzgar temizledi ...

Yas sonrasi geldi sevgili arkadasim. Sayesinde, ya da onu gezdirme bahanesiyle Tanri dolastirdi bir bir beni, Hz Yusa, Hudayi Efendi, Yahya Efendi, Hz Sureyya, Meryem Ana kilisesi... Dinginlestim, sakinlestim.

Gectigimiz hafta oyle durust oldum ki, ben bile konusabildiklerime inanamadim. Kendimi en durust sanarken, kimseyi uzmemek adina sakladigim sirlari konustum. Konustukca acildim, sacildim, rahatladim, temizlendim, anladim ki hep temizdim...
Anadolu Kavaginin tepesinde bir kolumu Marmaraya digerini Karadenize dogru acarak aktim Bogazdan, kalanlari biraktim gokyuzunun mavisine, bulutlarla gitsin diye...

Mira agliyor bazen, hircinlasiyor veya onu anlamaya calisip ne hissettigini ona soyluyorum. Dis macununu cok sikinca elinden aliyorum,o da cok sinirleniyor. Ben de evet haklisin anneye cok kizdin, cunku elinden aldi, ben de olsam ben de kizardim diyorum. O zaten dis macununun tehlikelerini sular seller gibi biliyor. Tek derdi anlasilmak. Ben de simdilerde bu konuda daha iyiyim. Iyi kotu hakkinda ders vermek yerine, anliyorum basamaginda Varlikla durmaya calisiyorum. Ya da beni durdumasini seyrediyorum.

Yeni bezi birakan Mira arada okulda cis kaka kaciriyor. Ogretmeni cis yaparsa cok uzulecegi mesajini vermis. Icime oturdu. O da ben de ayni sekilde buyutulmustuk. Bir davranisin dogrusu soylenmemis boyle yaparsan uzulurum bak diyerek vicdan yaptirilmistik. Ona bunun dogru olmadigini anlatmaya calissam da gormedi. Mira cisini yere yapmanin yanlis oldugunu bilerek bundan vazgecmeli, birini uzmekten korktugu icin degil. Nasil buyutulduk inanamiyorum bunlari yasadikca...

Bugun ise ben sinavimi verdim. Bir baska veliye kizinizi havuza sokmaniza razi olamam ortakulak iltihabi devam ediyormus dedim. Kadincagiz bunu duyduguna yikildi. Sanki onun cocugu hakkinda korkunc seyler soylemisim gibi bozguna ugrayip, yonetime sokmayin havuza komutunu verip hisim gibi cikti okuldan.
Ben en dogal hakkimi kullandim, hasta bir cocugun diger cocuklarin kullandigi havuza girmesinin dogru olmadigini soyledim. Oysa bunu soyledikten sonra ve de velinin yuzunu gordukten sonra oyle uzuldum ki.
Mira'nin bu sacmaliklarla egitilmesine izin vermemekte hakli oldugumu dusundum.

Neyse bugun tam bir anne gunlugu edasinda oldu bu yazi. Karmik olaylarla doldu...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Yeterince yasini tuttun mu ?




Dun kuzinimle beraberdim. Fransizca kiz kuzen demek, severim boyle soylemeyi :) Kiz erkek farketmezdi aslinda, aslinda kuzenim olmasi da farketmezdi cunku oyle acik ki birbirimizi nasil calismak icin secip geldigimiz. O benle, ben onla konusur, donusur, aglasir dururuz. Sukretmem gereken bir iliskidir onunla yasadigim iliski.

Ben yine Mira ile zor gunler geciriyordum. Iki aydir Mira surekli aglayarak kalkiyor. Bazen bir saate yakin agliyordu. En son iki gun once bir ciglik atarak uyandi, kabus gordugu belliydi. Yanina gittim, sakinlesmesini beklemek icin yaninda oturdum, sakinlesmek bir yana beni gorunce daha da sinirlenip daha da cok kendinden gecti. Bir saate yakin aglamasinin ustune bir de beni iteleyerek, ofke icinde kovaladi odasindan. O daha uc yasinda bile degildi.

Icimde reddedilmislik, ofke, aci, burukluk pek cok duygu vardi karmancorman. Icimden soyle sesler duyuyordum, ben elimden gelen herseyi yapiyorum, ve su hale bak, ben bunu haketmiyorum. Ben kotu bir anneyim, ona artik iyi annelik yapamiyorum. Ne kadar cok uzuluyor, iki aydir boyle, yanlis seyler yapiyorum, cocuguma aci cektiriyorum. Daha da hatirlayamadigim pek cok ses vardi o gece ve benim gozyaslarimla sustular.

Ayni gunun gunduzu son zamanlarda okudugum en carpici kitaplardan birinde (The Unknown She- Hilary Hart)roportaj yapilan, Afrika kabilesinden Sobonfu Some'nin internette bir baska yazisini okumustum. Afrika'da insanlarin hala agliyor musun? Neden agliyorsun? gibi sorular sormadiklarini aksine, Yeterince yasini tuttun mu diye sorduklarini yaziyordu. Oylesine sarsildim ki bu cumleyle. Farkettim, her yas tutmak istedigimde (bunlar olumler, ayriliklardan cok benim cocukluk anilarimdir) pek cok kisi tarafindan hala mi bunlari konusuyorsun, koca kiz oldun sozlerini duydugumu animsadim. Ve farkettim ki, ben ne zaman icimde o gomdugum aci depresse, bu aciyi gormeyip baska yere dondurdum ve mesela esime neden vapura binmeden once bana telefon acmadin diye bagirdim. Ancak bu bagirmalarim ve bitmek tukenmek bilmeyen sikayetlerim sonucunde ben acilarima bakabilmeyi ogrendim.

Kuzinle konusurken anlattim Mira'yla yasadiklarimi. Ona nasil her gece dua ettigimi, sarki soyledigimi, sonra su verdigimi sonra beni otuz kere cagirsa da sabirla gitmeye calistigimi ama o ben bagirmadan beni cagirmaktan vazgecmedigini anlattim. Bagirmaktan utandigimi, icimin nasil bulandigini acidigini anlattim. Dinledi beni uzun uzun sabirla, VARlikla. Sonra sen ona kizgin degilsin ki. Sana hickimse dua okumadi, kimse sen agladiginda yanina gelmedi, kimse sana su getirmeyi umursamadi, bunlari hatirliyorsun yasarken ve sen asil onlara kizginsin dedi ve sonraki saat boyunca ben agladim herhalde.

Sonra dedim ona da 36 yasina geldim hala annemin babamin bana kucukken nasil davrandiklariyla ilgili gozyasi dokuyorum, ne zaman bitecek? Ne zaman gercekten yasini tuttugumda, acimi yasadigimda, icimdeki butun o gozyaslarini doktugumde bitecekti. Oysa ben her seferinde susturulmus veya sonrasinda da kendimi susturmustum.

Mirada tahammul edemedigimiz sebepli sebepsiz aglamasi diye dusunurken, farkettim ki o icinde aciyanlari o an kendini bana yakin hissettigi icin aglayarak atmaya calisiyor. Ben agladigimda, esim yanimda olup benim elimi tuttugunda, aglamam bitene kadar VARlikla beni dinlediginde, durdugunda, ve en sonunda benim icim temizlendi hissi gelip de gozyaslarimi sildigimde nasil da bambaska biri oldugumu animsadim. Nasil icimin ve disimin guldugunu, nasil da guzellestigimi hatirladim.

Derdim onun aglamasi degildi. Benim yeterince aglayamamis olmamdi.

Yeterince yasini tutmadigim herseyi beni O'ndan alikoyuyor goruyorum. Beni ve O'nu ayiran gozumdeki perde bu dokecegim gozyaslariyla incelecek ve gun gelince tertemiz olunca da kalkacak biliyorum, guveniyorum.

Artik buyudum artik kendi ayaklarim ustunde durabiliyorum ve icimde buyumeyen, hala aglamaya ihtiyac duyan o kucuk kizi da kizim gibi sefkatle sarmaliyorum. Once onun aglamasini dinleyebilirsem, biliyorum Mira'nin aglamalari beni kizdirmayacak, cunku uzulmeyecegim, hatta ileri gidip soyluyorum Mira daha aglamayacak, huzur icinde uyuyacak geceleri....

12 Temmuz 2009 Pazar

Sana

Ne zamandir birikiyorsun icimde. Yazacak kadar cok degildin, sonra an geldi yazamayacak kadar cogaldin, susturdun beni. Nelerden etkilendim, neleri istedim, neler beni kamciladi hic animsamasam da o zamanlar farkindaydim bu gelisin. Geliyordu yoklugun. Elimin degdigi, gozumun gordugu yerde olmadigin gercegi geliyordu yuksek volumlu ayak sesleriyle. Duymazliga gelmek hic isime gelmezdi, duydum.
Bilincim en sig noktasinda falcinin karsisinda, bilincim en ust noktasinda Aska denk, Pir'in huzurunda. Fark nerede? Sen nerede?
Bir guzel kardesim var Hindistan'in bana verdigi hazinelerden biri. Yolladi senin dunyadaki fotografini. Sevinemedim bile gordugume. Icimdeki karanlik, karalik oyle kaplamisti ki gozumu gonlumu. Gormemisti gozlerim seni 2 yildir. Duymamisti kulaklarim seni o zamandan. Fotografin dusmustu email kutuma, gelmiyordu nicedir yazdigim emaillere cevabin. Aci icinde kivraniyordu karnimin oralarda birsey. Kalbim elleri agzinda hayretler icindeydi. Bana hatirlatmaya calisiyordu, Seni gonlumde nasil duydugumu, nasil konustugumuzu, nasil Bir oldugumuzu. Karnimin oralarda birsey guluyordu. Oyle cok yanlis yaptin ki, atildin sen diyordu. Artik O'nun yolunda degilsin. Yol'da degilsin. Guluyordu. Simdi yazarken animsiyorum. 20 sene oncesini. Soylenmisti ayni sozler baska dillerden. Icsellesmis yillar sonra, sekil degistirmis, temizlenmeye gelmis.
Aci icinde uzandim yatagima. Haketmiyorum O'nu. Bu karanlik icinde nerden bulurdum isigi. Kalbim biliyordu, yine sessizce fisildadi. En karanlik en aydinligi tasir icinde. Varligi gibi yoklugu da O. Duyduklarima kulak tikiyordum durup durup. Yazdim butun karanligimi email denen teknolojiyle Sana. Yazmasam sanki bilmeyecekmissin gibi, yazarken Sen olup okumaya calisarak yazdim. Her kelimede utandim, utanisima guldum. Kimdim ki? Agladim gozyaslarim yoruluncaya kadar, sonra uyumusum. Gecenin orta yerinde uyandigimda titriyordum. Butun vucudumu soguk bir buzla geziyordu sanki biri. Donuyordum. Bir santimetre kolum acik kalsa titriyordum zangir zangir. Hastaneye gidelim dedi esim, yok dedim, hasta degilim. Biliyordum, hastaydim uyumadan once ve simdi iyilestiriliyordum kokusmusluklarimdan. Usudum uzunca bir sure, sonra yanmaya basladim. Atesim sanki 43 gibi yakiyordu, baktigimizda 38 di sadece. Yakiyordu. Yakip temizliyordu. Iyilestiriyordu. Sabah uyandigimda sakin ve huzurluydum. Utanmis halimi affetmis, dinlenmedeydim.
O gunden beri gunler gecti. Yazmadigimi farketsem de yazacak hicbir seyim yoktu. Var'dim sadece. Ne oyle ne boyle, akilmasi gerektigi gibi akiyordum sadece.
Bugune kadar.
Bugun babamin olum yildonumu. Hicbir baba gibi degil o, ben de babasini kaybetmis hicbir kiz gibi degilim bugun. Anlaticak HICbirseyi olan bir gun bugun. Diger gunlerden hicbir farki yok tarihin 12 Temmuz olmasi disinda. Animsadigimda Tanri'nin varligina sukrettigim diger anilarimdan biri sadece babamin ölümle beni bekleyisi, sonra gocusu. Mucizelerle dolu bir gun. 12 Temmuz 2003. 6 yil gecmis ustunden. Un helvasi yapilir, elim gitmedi yapmaya. Karpuzu cok severdi, guzel bir karpuz kestik yedik. Ogretilmis bir sozle, ruhuna gitsin dedik.
Sonra nicedir okumayi erteledegim bir yaziyi okudum. Advaita ogrencilerine yonelik bir kitapcik. O'nun birligini, O'nu, Huzuru, Hareketi, Ego'yu anlatan bir kitapcik. Kisa, kucuk, oz, koklu. Bir yandan okurken bir baska yanim O'na email yazmaya basladi. O utanc dolu gunden bugune nasil da degistigimi seyrederek yazdim kelimeler kelimelere eklendi hayalimde. Rama ve Hanuman'i hatirladim. Hanuman'in Rama'ya olan Askinin uc kademesini animsadim. Birinde nasil onun hizmetkari, digerinde nasil Aski ve en sonuncusunda nasil O oldugunu. Seni dusundum. Onunde oturup Seni dinledigim gunleri. Her kelimende beni nasil donusturdugunu. Nasil hizmet ettigimi. Nasil arkandan geldigimi, nasil her kelimenle yasadigimi. Sonra zaman icinde seni nasil icimde konusurken duydugumu, nasil sana sorup cevaplari aldigimi. Nasil icimi doldurdugunu. Sonra ben'den gecerek nasil Sen konustugumu, nasil benim kucuk sesimin silinip gidip, Senin sesinin ciktigini animsadim. Icimden haykirdim. Sesimi sil bu dunya ustunden, bir tek Senin dilin konussun, bir tek Senin kulagin dinlesin diye. Email taslak olarak hazirdi iste, kafamda bu sekilde. Ve o sirada bir baska ben guldu, hani Bir'diniz? Bir'iz demek icin yine oturup O'na email mi yaziyorsun? dedi. Ve icimdeki diger ben biliyordu bu hicbir zaman gitmeyecek bir emaildi. Ve herkes konustu, sonra herkes sustu. O geldi. Evin her yaninda goruldu, duyuldu. Konusurken gozyasi oldu tasti gozlerimden, gonlumu agir agir kavurdu. Bugun okudugum kitapcikta diyordu ki, "bu dunya sadece icinizde Tanri Inancini yaratmak icindir".This world is meant only for creating faith in you.Bu gune kadar gecen hayattan kareler toplastilar birden gozumun onune. Hangi yoldan atilmak dedi/m. Ancak daha da saglamlasmak icin-di.

Sen, bugun Ben, sana isim vermisim gozumun onunde Ol istemisim.
Swamiji...
Ismin silinip, gozum gormediginde herzamanki YERINDESIN....

2 Temmuz 2009 Perşembe

Haller

Tam zamanli annelik donemim bitmis gorunuyor. Mira'nin yeni okulunda keyfi yerinde.
Hicbir gun isim olmaz artik diye dusunurken, hergun kendimi spontan bir akisin icinde buluyorum. Cok yogunken bu akis bu kadar acik gorunmuyor. Simdi ise seyretmesi pek keyifli. Bir yerden bir yere goturuluyorum. Birinin onunden digerinin onune geciriliyorum. Bir sohbetten digerine sozlerimi seyrediyorum. Bir kucaklasmadan digerine Tanri'yi hissediyorum kalbimin dibinde, kalplerde. Kendimi kucakliyorum her seferinde. Kendime konusuyorum. Kendimi dinliyorum. Kendime gidip, kendime bakiyorum. Her konusulanda nelerin degismekte olduguna ve nelerin degisip donustugune bakiyorum. Yilan gibiyim, kertenkele gibi, bukalemun gibi. Duruyorum. Sakin.
Gun sessiz ve durgun ve buz gibi geciyor sicaga inat. Aksam olunca bazen kucuk volkanlar patliyor. Onlari da seyrediyorum, kabul ediyorum artik.

Bazen yakaliyorum seyrederken nasil da Uma olmaya calisiyorum. Icimden iltifatlar duyuyorum etraftan veya yargilamalar. Guluyorum kendi kendime.

Dusunuyorum gecenlerde izledigim bir gorselde soyleneni. Binlerce yildir insanda bu potansiyel olmasina ragmen neden Gercege kavusan bu kadar az diye. Nedir durduran diye soruyordu. Korku mu yoksa tembellik mi ?

29 Haziran 2009 Pazartesi

Haziran

Haziran denen bir ayin 29. gunundeyim. Oyle ogrendik, oyle devam ediyor kendimi sinirlamam. Gunler sakin geciyor. Kizacagim, gerilecegim konular geliyor, oynanmasi gerektigi sekilde oyun oynaniyor, sonra konu geciyor gidiyor. Ben cogunu animsamiyorum bile.

Seyrediyorum dunyadaki komik hallerimi. Mira okula basladi ya, benim cok uzun zamanlar sessiz zamanim var ya. Bu beden rahat durmak istemiyor bazi zaman. Kendine surekli is cikarma cabasinda. Isi olmazsa ölecegini saniyor herhalde. Hicbir is yapmayacagim dedigim gunler, yemek-utu-temizlik vs diye gidiyor yapilanlar. Sonra dusunuyorum gercekten de nasil asikar YAPANIN BEN OLMADIGI. (I AM NOT THE DOER)

2004 yilinda ogrenmistim bunu. (Gecmis ancak bir konuya referans olarak kullanilacaksa gereklidir. Yoksa at cope :) Simdi yapanin ben olmadigim uygulamasi devam ediyor hayatimda. Hayati yasamak ise ancak bu gercegi bilip, geleni de tumden kabul etmekle mumkun olmuyor. Diger turlu yasanan seye hayat denmiyor. Oysa nasil da zorluyor her seferinde.

Yazacak birsey bile yok. Hersey komik geliyor. Ne oluyor da neyi yaziyorum di mi?
Neyse bakalim bu ne kadar sure devam edecek...

26 Haziran 2009 Cuma

Zihin

4 kutsanmislik varmis.

Birincisi insan bedeni ile dogmak.
Ikincisi Ozgur olmak icin gereken istek.
Ucuncusu bunu ogretecek, yolu gosterecek, degip donusturecek Usta
Sonuncusu ise Zihin.

Allah'a sukurler olsun ilk ucune. Ancak su zihin hala zorlamakta. Konusuyorum, ikna etmeye calisiyorum kendilerini. Bak bana izin verirsen HERSEYI biliyor olacaksin diyorum. Bazen suyuma gidiyor, bazen de keci gibi masallah. Uma gibi, Mira gibi, esim gibi. Etrafimdaki herkes gibi. Ahhh zihincim gel bulalim, kurtulalim.
Anlasacagimiza eminim....

22 Haziran 2009 Pazartesi

Yeni

Ekinoks. Gunduzler kisalmaya geceler uzamaya basladi. Isik azaliyor karanlik cogaliyor. Oysa karanlik icinde daha cok aydinligi barindiriyor. Zaman geldi. Uzun zaman oldu aylaklik ediyorum. Bir o cicekte bir bu cicekte gonul eglendiriyorum. Seyreyliyorum. Seyrediliyorum. Guluyorum, agliyorum, aglatiyorum. Uyuyorum, uyaniyorum, calisiyorum, yan gelip yatamiyorum. Diken batiyor. Uyanik kalmak istiyorum. Ustume coken uyku hallerini sevmiyorum. Diken batiyor gonlume. Gozlerim bugulandi. Goremiyorum. Goremedigim zamanlari kabul ediyorum, aynam temizlensin istiyorum.
Istiyorum da istiyorum. Isterken dudagimi isiriyorum. O benim icin en iyi olani bilir verir biliyorum.
Ozlemeyi bilmem O'nu ozluyorum. Olesiye. Gormek icin oleyim istiyorum. Cigerimden yaniyorum.
Temize cekilme vaktim geldi. Mira uzun saatler okulda olmaya basladi bu hafta itibariyle. Okula geri donme zamanidir. Tatil uzun surdu.
Elimi burnuma goturdum kapadim deliklerini. Saymaya basladim. 1 2 3 Ve tuttum nefesimi
Derine dalma zamani...

2 Haziran 2009 Salı

Kimsin, Kimim, Kim?

Yolda gorsem sarilirim 5 dk birakmam diyordum. Dusundugumde Mevlana ile Sems gibiyiz iste diyordum. Hayal kurmak istesem bir tek Onlari goruyordum. Yuzunu Gunese cevirmis iki fukara diyordum. Kalpleri nicedir "bir" diyordum.

Gittim, bir ev ki Hindistan'da Ganj'in kiyisinda bir ev sanki. Kapisi ice kapali, pencereleri disa acik. Sicak, samimi, davetkar, sevgi dolmus, tasiyor kadife perdelerin arasindan. Kafasini uzatti bilge kadin. Gozleri su gibi yesildi veya deniz gibi mavi. Belki ikisi de degildi. Ben bir tek Tanri'yi gordum bakan o pencerelerden. Sarildim. Birakamadim. Kalbim kabarip basladi sizmaya ilik ilik yuregine.

Iceri davet edildim, ama ayaklarim bende degildi, kayiyordu yerler. Yolda prensesi gosterdi, sevemedim, buyusune kapilmis O'na bakiyordum sadece. Kaydim arkasinda, gosterdigi yolda. Iceri gecince izzet ikram. Ne istersin diye sordu. Cevabim hep aynidir benim. O'nu. Allah baska istek birakmasin duam. Tek istegim O kalsin. Yok bir istegim dedim ama Hindistan'da alistigimi yasadim. Ikram Tanri'nin duasiyla taclandirilmis lokumdu. Yedim O'ndan geldigini bilerek. El O'nun eliydi. Tad O'nun tadi. Ustune ictigim soguk suda yuregim biraz olsun serinlemedi bile.
Oyle bir yangindi ki !
Kalbimi cikardilar bedenimden veya bedenim uyamadi kalbimin deli divane donusune birakti O'nu bir yerde.
Dondum durdum kalbimle. Konustum, konustu. Derinlerden biryerlerdendi konusmalarimiz. Ama yine de onemsizdi. Varlik beni, onu silmis kendi dolaniyordu odanin heryaninda.
Icimden sordum kimsin sen diye. Nerden taniyorum seni diye. Boynunda altin bir melek tasiyordu gulumsetti beni. Altin Melek artik yaninda sonuk kaliyordu. Ay yuzlunun evdeki huzuru ile, azizenin bilgeligi beni benlikten cikarmisti coktan. Guluyordum surekli. 5 yasindaydim, mutlu, mutlu dibine kadar. Ben yok oldukca O doldu doldu.
Veda zamani geldiginde biliyordum, ne geldigim bir yer var ne de gidecegim. Ne o uzakta ne de ben. Kalbimde olani, kalbimden cikarip baktigim, sarildigim, dinledigim o kisacik ama o kainata bedel dakikalari yazmasam olmazdi.
Yolun acik olsun dedi giderken. Yol kelimesi hiccc bu kadar derin duyulmamisti kulaklarimda.
Biliyorum acik olacak, biliyorum sen O'nda hep bende olacaksin.

ASKLA...