Sonunda yagdi kar. Bembeyaz. Kapladi butun sokaklari, bahceleri, ciplak kalmis agaclari. Birseyler yazmak istiyor canim nicedir, ama yazacaklarim oyundan ibaret olunca hic yazasim gelmiyor, issiz kaliyor buralar.
Bu siralar neler goruyorum. Simdide durmanin ne kadar zor oldugunu goruyorum. Zihin hep sicramak istiyor bir sonraki ana, bir sonraki gune, aya, plana. Tutuyorum geri getiriyorum. Simdiye bagliyorum.
Dil konusmak istiyor. Oyle cok sey bildigini saniyor ki, herseye bir lafi var edecek. Tutuyorum bagliyorum. Olmazsa cikip ozur diliyorum. Susmadi ne yapayim. Bir kisi de cikip sana ne kardesim demiyor o da ayri bir konu tabii. Herhalde bunun verdigi guven boyle kendinden emin emin konusma hali, bir dir dir, vir vir.
Goz goruyor. Cok guzel goruyor. Hep guzeli goruyor. Ilismiyoruz birbirimize ondan.
Kulaklarda bir agri. Gerekli gereksiz sesler. Olsun bu da gecer diyor. Biliyorum bu da gecer. Neler neler gecmedi ki!
Son zamanlarda neler oldu. Hasta oldum. Bir yildir nerdeyse hic hasta olmamistim. Yillardir ilac almamistim. Bu sefer ilaclik hasta oldum. Cok guzel oldum ama. Herkese ahkam keserim hastayken sunu yap, sunu ic, sunu sar. Ben hicbirsey yapmadim. Oyle yattim. Hep yattim, uyudum. Durdum, sustum. Esim ilac getirdi, ic dedi, ictim, devam ettim. Ne zamandir boyle kilicim kalkanim dusmemisti. Nefis oldu.
Sonra uyandi arkadas yerinden. Kacgundur durmus, ben burdayim demesi lazim. Bir icerledi yasananlara. Kendini dar atti sokaklara. Gol kenarinda yurudu. Var'im dedi. Olmedim, burdayim, yasiyorum dedi. Seyrettim onun uyanisini. Alisverislere gidip, evin ihtiyaclarini karsilamaya giristi. Issizdi ya. Is gerekti. Bulamadiginda baskasinin islerini kendine is edindi. Seyrettim.
Sonra gunlerden bir gun yeni ehliyetle beraber bagis formu geldi. Gecen sene G1 ehliyeti aldigimda da yollamislardi aynisini. Organlarinizi bagislamak ister misiniz diye soruyorlardi. Formu doldurup yollayacaktim. Oysa ben gecen sene yapamamistim. Kendimin öldüğü, ve parcalara ayrilip dagitildigi fikri oylesine korkutmustu ki beni. Saskin bakakalmistim bu bagliligima. Oysa ne cok da severdim ölümü. Ama konu ölüm degildi. Konu cok kiymetli bedendi. Nasil birakirdim. Sasirip saklamistim bunu icimde bir yere, kimseye soyleyememistim. Gun gelir hallolur diye emanet etmistim. Iste o gun gelince, oyle bir gundu ki o. Icim disim bir, icimden disima, disimdan icime hersey bir. Yazdim formu. Yolladim. Organlar, dokular. Ne istiyorlarsa ne lazimsa, verdim, o an, formu doldururken, dagittim hepsini. Ölmeden.
Sonra Christmas vardi bu siralar. Hadi gelin kiliseye gidelim dedim ev ahalisine. O anda, kalbi O'nda atanlarla dort duvar icinde olmak icin. Ayni nefesi solumak icin. Kalbimde fazladan Onu hissetmek icin. hadi dedim. Gittik. Mira fotograf cekti, bir iki sarki soyledi, sarkilari bildigi icin sevindi. Esim huzur icinde otururken her bes dakkikada bir "e ne zaman gidiyoruz?" dedi. Oysa oylesine huzur icinde oturuyordu ki. Seyrettim. Zihinlerimizi, aliskanliklarimizi. Kendimi seyrettim. hala Onu gormek icin bir yerlere gidisimi, ritueller icinde olma ihtiyaci duyan beni seyrettim. Eski aliskanlik iste dedim. Sarki soyledim. Cok sevindim.
Sonra rahibin konusmasini dinledim. Isa'nin Santa ile olan takasini. Bunun uzuntusunu dinledim. Bugun kimin dogumgunu diye sordu. Santa'nin mi Isa'nin mi? Sonra konustu, yine sordu bugun kimin dogumgunu ? Isa'nin mi bizim mi? Bugun Isa'nin degil, bizim icimizde Kral cocugu yani Tanriyi dogurdugumuz gundu. Tanri cocuk olarak dogdugumuz gundu. Dogumgununuz kutlu olsun dedi. Oysa salonda kimse dogmamisti. Cikista herkes cok guzel konusma diye elini sikiyordu, o tebrikleri kabul ediyordu. Benimkini de sikti, gozlerine baktim. Uzak upuzaklardaydi. Keske dedim dogsaydi da her eli degdiginde, birini uyandirsaydi. Dua ettim. Her eve bir Swamiji diledim bu yil. Herkese bir el. Her ele bir ASK.
Birtek gectigimiz gunleri yazabildim. Butun bir yil oylesine bitmis ki, hicbirsey kalmamis aklimda. Bunlar kalanlar bana. Onlari da biraktim yagan kara. Ustunu orter sabaha kadar. Sonra yeniden dogarim AN'a...
27 Aralık 2011 Salı
18 Aralık 2011 Pazar
Para ve hayaller ustune
Bu mektup sana cancagizim,
Aleni yaziyorum diye dusunebilirsin ama herseyin kalpte oldugunu dusununce aslinda ne sir kaliyor, ne sirdas, ne sen kaliyor ne ben. Ben yazmak istedim... Apacik, sana yazdigimi dusunerek basliyorum, biliyorum bir yerinde harfler donup dolasir bulur yolunu iyilestirmek icin geride kalan yaralari.
Kendini kotu hissediyorsun cunku para kazanamiyorsun, su anda sana baska bir erkek bakiyor, en azindan sen oyle saniyorsun. Oysa ne cok yetenegin var. Fakat sen bunlari birer birer sondurmek zorunda kaldin zaman icinde. Kalbinin sesini kistin ister istemez. Senin ne istedigin degil de baskalarinin ne istedigi hep on plana cikti. Ve boylece sen degil, baskalari onemli oldu, sen degil baskalari degerli oldu. Oysa ne cok yetenegin, paylasmaya hazir ne cevherlerin vardi. Ne zaman biraktik onlari? Kira odememiz gerektiginde, alisveris yapmamiz gerektiginde, annenle en son kavga ettiginde. Takas miydi acaba bu ? Yoksa gomu mu? Itekledin hayallerini asagilara, sonra ektin para tohumlarini. Bu para eder, su para eder, soylesi para eder.
Sonra noldu? Ya biraktin yaptigin islerini, ya biraktilar seni. Ya da hala oralardasin, guzel kiyafetler icinde ama icinde sen yoksun. Bakiyorum ama hala goremiyorum. Gozlerin var surda tam onumde, ama isigi kapanmis. Gulusun de egreti, ama sesin guvenli. Bu guven ne peki? Onlarin istedigi oldun, iyi mi oldun ! Iki cumle etmeye kalksam aglamaktan konusamiyorsun.
Ziller caliyor duyuyor musun? Kalbinin zilleri. Kafan bir turlu dogru durust dusunemiyor oyle olunca. Kalbin zil caliyor. Ne diyor biliyor musun? Sen, basindan ayagina, sen. Tam Ben'im istedigim gibisin. Ne eksik, ne fazla. Ve oldugun halinle oylesine degerlisin. Kalbine ekmistim Bana gelen yolu kolaylastiracak tohumlari, ama sen yersiz endiselerle soldurdun birer birer. Calismak icin yasamiyorsun. Yasadigin icin calisiyorsun. Sana can verdim. Para icin calismiyorsun. Calistigin icin para kazaniyorsun. Yemek icin yasamiyorsun, yasadigin icin yiyorsun. Herseyi ama herseyin duzenini degistirdin. Herseyi one, Ben'i gerilere ittin. Oysa burda olma nedenin Ben'dim. Sana paralari Ben verdim, Bana gelesin diye. Sen para kazanmak icin dunyada kalmayi tercih ettin. Paralarini aldim, Bana gelesin diye. Beni hepten terkettin. Seni acittim, seni uzdum, seni yanliz biraktim diye. Oysa tek derdim Bana gelmendi. Tekderdim geri donmendi. Ben'den cikmistin, istikametin Ben'dim.
Biraz isik gelir gibi gozlerine. Animsar gibisin eski bir filmi seyreder gibi, soylediklerimi. Evet haklisin. Eski bir film bu, bizimkisi. Bu kacinci oynayisimiz bu oyunu.
Simdi dinliyorsun, okuyorsun, veya yaziyorsun. Herkimsen bil ki seninleyim. Cocuguna baktigin an kalbindeki sevgiyim, kocana, sevgiline sarildiginda kalbindeki askim, ucak yolculugunda olumden korkarken kalbine giren krampim. Inancsiz gecelerinde yanibasinda, sana guc verenim.
Simdi soyle bak bir etrafina. Gordugun herkese iyice bak, gozlerine, gozlerinin diplerine. Gorebiliyor musun? Ben'i.
Sana parayi veren kocan degil
Sana parayi veren baban annen degil
Sana parayi veren patronun degil
Ben'im
Sen bu para icin bu dunyada degilsin. O parayi kullanacaksin, gelecegi kadar gelecek, gidecegi kadar gidecek. Gelmesi gerekenden cok giderse bak 'ihtiyaclarim disinda mi yasiyorum' diye. Cunku senin arzularini yerine getirmeye soz vermedim hic, ama ihtiyacin olan herseyi verecegime guven sonuna kadar. Hala mi az goruyorsun geleni, gidenin hep daha mi cok. O zaman biraz da kendine bak. Bak bakalim neye inaniyorsun. Sana az gelecegine mi? Senin az hakettigine mi? Korkularina bak. Senin ihtiyaclarini karsilamaya soz verdim ama sendeki kacaklari sen yamayacaksin. Inanc verdim sana. En buyuk mucize. Neye inanirsan onu dunyanda yaratacaksin. Ama eninde sonunda anlayacaksin. Aci cekerek, aglayarak, kizarak, kufrederek veya susarak sonuna kadar susarak, anlayacaksin.
Sen birtek Ben'im icin burdasin.
Sana verdigim herseyi yatir masaya. Cocugunu, kocani, karini, evini, arabani, anneni, kardesini, arkadasini, dusmanini. Ve simdi bak iyice gozune gozune. Gordun mu simdi? Anladin mi?
Eger gorduysen, eger anladiysan,simdi git kazi kalbinin ustune attigin topraklari. Cikar o cocukken seni en mutlu eden hayalini, veya gencken veya birkac yil once. Onu iste, sen biliyorsun ne oldugunu. Onu sana Ben verdim, Bana gelesin diye verdim. Al eline yuru yolunu, bebek adimlariyla, sen bana bir adim gelirsen ben sana kosarim. Hadi
Bu sefer ki son olsun!
Aleni yaziyorum diye dusunebilirsin ama herseyin kalpte oldugunu dusununce aslinda ne sir kaliyor, ne sirdas, ne sen kaliyor ne ben. Ben yazmak istedim... Apacik, sana yazdigimi dusunerek basliyorum, biliyorum bir yerinde harfler donup dolasir bulur yolunu iyilestirmek icin geride kalan yaralari.
Kendini kotu hissediyorsun cunku para kazanamiyorsun, su anda sana baska bir erkek bakiyor, en azindan sen oyle saniyorsun. Oysa ne cok yetenegin var. Fakat sen bunlari birer birer sondurmek zorunda kaldin zaman icinde. Kalbinin sesini kistin ister istemez. Senin ne istedigin degil de baskalarinin ne istedigi hep on plana cikti. Ve boylece sen degil, baskalari onemli oldu, sen degil baskalari degerli oldu. Oysa ne cok yetenegin, paylasmaya hazir ne cevherlerin vardi. Ne zaman biraktik onlari? Kira odememiz gerektiginde, alisveris yapmamiz gerektiginde, annenle en son kavga ettiginde. Takas miydi acaba bu ? Yoksa gomu mu? Itekledin hayallerini asagilara, sonra ektin para tohumlarini. Bu para eder, su para eder, soylesi para eder.
Sonra noldu? Ya biraktin yaptigin islerini, ya biraktilar seni. Ya da hala oralardasin, guzel kiyafetler icinde ama icinde sen yoksun. Bakiyorum ama hala goremiyorum. Gozlerin var surda tam onumde, ama isigi kapanmis. Gulusun de egreti, ama sesin guvenli. Bu guven ne peki? Onlarin istedigi oldun, iyi mi oldun ! Iki cumle etmeye kalksam aglamaktan konusamiyorsun.
Ziller caliyor duyuyor musun? Kalbinin zilleri. Kafan bir turlu dogru durust dusunemiyor oyle olunca. Kalbin zil caliyor. Ne diyor biliyor musun? Sen, basindan ayagina, sen. Tam Ben'im istedigim gibisin. Ne eksik, ne fazla. Ve oldugun halinle oylesine degerlisin. Kalbine ekmistim Bana gelen yolu kolaylastiracak tohumlari, ama sen yersiz endiselerle soldurdun birer birer. Calismak icin yasamiyorsun. Yasadigin icin calisiyorsun. Sana can verdim. Para icin calismiyorsun. Calistigin icin para kazaniyorsun. Yemek icin yasamiyorsun, yasadigin icin yiyorsun. Herseyi ama herseyin duzenini degistirdin. Herseyi one, Ben'i gerilere ittin. Oysa burda olma nedenin Ben'dim. Sana paralari Ben verdim, Bana gelesin diye. Sen para kazanmak icin dunyada kalmayi tercih ettin. Paralarini aldim, Bana gelesin diye. Beni hepten terkettin. Seni acittim, seni uzdum, seni yanliz biraktim diye. Oysa tek derdim Bana gelmendi. Tekderdim geri donmendi. Ben'den cikmistin, istikametin Ben'dim.
Biraz isik gelir gibi gozlerine. Animsar gibisin eski bir filmi seyreder gibi, soylediklerimi. Evet haklisin. Eski bir film bu, bizimkisi. Bu kacinci oynayisimiz bu oyunu.
Simdi dinliyorsun, okuyorsun, veya yaziyorsun. Herkimsen bil ki seninleyim. Cocuguna baktigin an kalbindeki sevgiyim, kocana, sevgiline sarildiginda kalbindeki askim, ucak yolculugunda olumden korkarken kalbine giren krampim. Inancsiz gecelerinde yanibasinda, sana guc verenim.
Simdi soyle bak bir etrafina. Gordugun herkese iyice bak, gozlerine, gozlerinin diplerine. Gorebiliyor musun? Ben'i.
Sana parayi veren kocan degil
Sana parayi veren baban annen degil
Sana parayi veren patronun degil
Ben'im
Sen bu para icin bu dunyada degilsin. O parayi kullanacaksin, gelecegi kadar gelecek, gidecegi kadar gidecek. Gelmesi gerekenden cok giderse bak 'ihtiyaclarim disinda mi yasiyorum' diye. Cunku senin arzularini yerine getirmeye soz vermedim hic, ama ihtiyacin olan herseyi verecegime guven sonuna kadar. Hala mi az goruyorsun geleni, gidenin hep daha mi cok. O zaman biraz da kendine bak. Bak bakalim neye inaniyorsun. Sana az gelecegine mi? Senin az hakettigine mi? Korkularina bak. Senin ihtiyaclarini karsilamaya soz verdim ama sendeki kacaklari sen yamayacaksin. Inanc verdim sana. En buyuk mucize. Neye inanirsan onu dunyanda yaratacaksin. Ama eninde sonunda anlayacaksin. Aci cekerek, aglayarak, kizarak, kufrederek veya susarak sonuna kadar susarak, anlayacaksin.
Sen birtek Ben'im icin burdasin.
Sana verdigim herseyi yatir masaya. Cocugunu, kocani, karini, evini, arabani, anneni, kardesini, arkadasini, dusmanini. Ve simdi bak iyice gozune gozune. Gordun mu simdi? Anladin mi?
Eger gorduysen, eger anladiysan,simdi git kazi kalbinin ustune attigin topraklari. Cikar o cocukken seni en mutlu eden hayalini, veya gencken veya birkac yil once. Onu iste, sen biliyorsun ne oldugunu. Onu sana Ben verdim, Bana gelesin diye verdim. Al eline yuru yolunu, bebek adimlariyla, sen bana bir adim gelirsen ben sana kosarim. Hadi
Bu sefer ki son olsun!
17 Aralık 2011 Cumartesi
30 Kasım 2011 Çarşamba
Krishna
Doktora surerken arabayi birden bir hal coktu ustume Sen biliyorsun ya!
Herseyi verdin bana, bir insanin isteyecegi herseyi.
Ama yetmiyor be Krishna!
Sen gelmeden hicbiri bir anlam ifade etmiyor!
Icinde Seni buldum, buldugumda biraz avundum, ama simdi o da yetmiyor Krishna!
Shiva'nin Uma'siyim ama bugun seni cagirip duruyor dilim.
Bakiyorum soyle bu bedene bikmis artik herseyden.
Senelerdir anlamlar cikararak gecinmeye calisiyordum, bu sene anlamlar da onemini kaybetti.
Su soyle olmus, bundan olmus, Sen soyle istedigin icin olmus, bunlar da artik cekmiyor kureklerimi.
Biktim be Krishna!
Bu dunya isteyenin olsun, ev, aile, coluk cocuk arkadaslar, ben Sen'siz olamiyorum be Krishna!
Hergun bir damla nektarin yetmiyor, alacaksan artik al beni Krishna!!!
P.S: Bugun ustume bir hal coktu derken arabada bu sloka caliyordu
KRISHNAYA VASUDEVAYA
DEVAKI NANDA NAYACHA NANDAGOPA KUMARAYA
SRI GOVINDAYA NAMO NAMAHA
Megersem carsamba Lord Krishna'nin gunuymus ogrendim.
28 Kasım 2011 Pazartesi
Aci
Ancak Tanri dusmanima bile vermesin diye dua edebilirim "aci hakkinda". Boyle ogrenmisim. Ogrendigim herseyi geri sararak cocukluga dogru yururken bakiyorum aciya. Acaba hangi yas araliginda ogrendik aciyi basimizdan savmayi.
Sehpaya carpar cocuk kolunu bacagini, sehpa sucludur hemen, tu sehpa kaka sehpa, sehpa tokatlanir.
Buyursun sinava girersin, gecemezsen, icin acir, sorulari, ogretmeni, kopya vermeyen arkadasini suclarsin.
Biraz daha zaman gecer asik olursun, misal sevgilin istemedigin gibi davranir, icin yine acir, sevgilini suclarsin.
Evlenirsin canin acir, kocani, cocugunu kayinvalideni, kimi bulursan yakinda onu suclarsin. Hayatin sonuna gelirsin, yaslanirsin, bir bakarsin cok azicik zaman kalmis, yaptigin hatalari gorursun, yasayamadigin hayati. Orda da bulursun suclayacak birini, aciyi defedersin basindan.
Oysa acinin da mutluluk gibi tek bir amaci var. Sana aslinin iceride oldugunu gostermek. Aciyi, ayni o sonsuz mutluluklari hissettigimiz gibi icerde hissederiz. Ilk atladigimiz budur.
Sonra acinin kaynaginin biz oldugunu atlariz. Bir yandan oyuncaga bakip bir yandan yurudugumuz icin carpmisizdir acimistir canimiz.
Sonra kendimizi ancak birseyleri basardigimizda onemli sanmayi ogrenmisizdir. Ben zaten degerliyim'i ogrenemedigimiz icin orda da atlariz olayin aslini, kolayina kactigimizi sanar hemen dondururuz butun dikkati dis etkenlere. Oysa cok sonralari daha iyi anlariz, kolayi aslindaymis, butun gecistirmeler bizi dugum dugum baglamis.
Sevgilin olur, bagimli olursun, ayri ayri olmak iliskinin dogasina aykiri sanarsin, cunku oyle ogretilmistir. Iliski var demislerdir. Sevdi mi iki kisi birbirini; sunu bunu, soyle boyle yapar demislerdir. Bazen sanslisindir, gorebilirsin bir gun, hayatin bir yerinde, iliski diye birsey yoktur. Sen varsindir, bir de sevgili diye isim verdigin sahis. Sevgili yoktur, O vardir. Butun asklar O'nu sevme yolundaki alistirmalardir. Sahip olmak yoktur, avucunu kapadigin hersey elinden kanaya kanaya cikacaktir. Suclu sevgili de degildir yani maalesef. Gordugun gozlugu cikarman gerekmektedir veya avuclarini acman.
Evliligin idealler ustune kurulmustur. Koca idealin, cocuk idealin, ve bir de kendinin oldugu rol idealin vardir. Bunlarin sallanmasi hatta yikilmasi kimsenin sorunu degildir. Idealler, hukumlerden olusmus her bina ilk depremle cokmeye mahkumdur. Ilk olmasa da cokene kadar deprem olacaktir, bu doganin kanunudur. Asli bilmeden, topragi anlamadan, toprakla bir olmadan ustune kurulan hersey gunu geldiginde yikilacaktir.
Hayatin sonuna geldiginde belki de elindeki herseyin birbir gitmesi nedeniyle biraz daha taslasmissindir, veya olgunlasmissindir.
Oysa simdilerde sansimiz var bence. Eskiler bunlari bilmiyorlardir belki, ama simdi heryerde ulasilabilir bu bilgi. Bilgi ulasilabilir de biz degismeye ne kadar gonulluyuz.
Geri donme yolundaysan, aciyi rehber et arkadas, atma sakin ola hayatindan.
Al saril sarmala, sev, mutlulugun ikiz kardesidir o cunku.
Oylesine sevilesi.
ASKla,
26 Kasım 2011 Cumartesi
Gurudev'den
PERFECTION AWAITS YOU
The circle of darkness and degeneracy has reached its climax. Come now, arise victorious and step up towards the zenith of perfection that awaits you. Live with a definite purpose - do not roam about aimlessly. Walk with a definite aim. Climb the hill of knowledge steadily and reach the summit of the temple of Brahman, the grand abode of the life immortal.
In the spiritual path there are constant failures and setbacks. Repeated endeavour, constant vigilance and undaunted perseverance are needed. When the heart's knots are gradually loosened, when the vasanas (tendencies) are gradually thinned out, when the bonds of karma are gradually loosened, when ignorance is dispelled, when weakness vanishes, you will become more and more peaceful, strong and serene. You will get more and more light from within. You will become more and more divine.
Hard enough is it to purify the lower nature, difficult enough is it to practise concentration and meditation, but vigilance, perseverance, constant practise, steady and persistent effort, company of sages, resolute will and strong determination, will obviate all difficulties and render the path easy, pleasant and attractive. Fight with the mind bravely. Go on fighting with an undaunted heart. At the end of your battle you will attain the illimitable dominion of eternal bliss, the sweet abode of immortality, the immaculate, imperishable Self or Brahman.
Despair not; light is on the path. Serve all. Love truth. Be serene. Meditate regularly. You will soon attain the life beatitude, the silence, the supreme peace. Even when you get a glimpse of the truth, of the supreme, your whole life will be changed. You will be a changed being. You will have a new heart and a new wisdom. A new thrill of spiritual current will pass through your entire being. A wave of spiritual bliss will sweep over you. This state is indescribable.
The circle of darkness and degeneracy has reached its climax. Come now, arise victorious and step up towards the zenith of perfection that awaits you. Live with a definite purpose - do not roam about aimlessly. Walk with a definite aim. Climb the hill of knowledge steadily and reach the summit of the temple of Brahman, the grand abode of the life immortal.
In the spiritual path there are constant failures and setbacks. Repeated endeavour, constant vigilance and undaunted perseverance are needed. When the heart's knots are gradually loosened, when the vasanas (tendencies) are gradually thinned out, when the bonds of karma are gradually loosened, when ignorance is dispelled, when weakness vanishes, you will become more and more peaceful, strong and serene. You will get more and more light from within. You will become more and more divine.
Hard enough is it to purify the lower nature, difficult enough is it to practise concentration and meditation, but vigilance, perseverance, constant practise, steady and persistent effort, company of sages, resolute will and strong determination, will obviate all difficulties and render the path easy, pleasant and attractive. Fight with the mind bravely. Go on fighting with an undaunted heart. At the end of your battle you will attain the illimitable dominion of eternal bliss, the sweet abode of immortality, the immaculate, imperishable Self or Brahman.
Despair not; light is on the path. Serve all. Love truth. Be serene. Meditate regularly. You will soon attain the life beatitude, the silence, the supreme peace. Even when you get a glimpse of the truth, of the supreme, your whole life will be changed. You will be a changed being. You will have a new heart and a new wisdom. A new thrill of spiritual current will pass through your entire being. A wave of spiritual bliss will sweep over you. This state is indescribable.
25 Kasım 2011 Cuma
Swamiji
Dun aksamustu, boyle birden, kalbim bir oynamaya basladi. Sevgim bir kabardi.
Swamiji burnumun dibinde sanki.
Gulumsedim huzurlu huzurlu ama kesmedi.
Actim hemen bir email kutucugu yazdim.
Swamiji nasilsin?
Ben sukrediyorum her daim
Buralarda anlatacak hicbirsey yok
Sadece cocugun gibi seni durtup el sallamak istedim, ben burdayim demek istedim
Biliyorum bildigini
Sadece cocugun gibi, geldim, ve butun ASKimla sarildim
yazdim.
Yazdiklarimdan bilir herkes, Swamiji hemen hemen hic cevap yazmaz yazdiklarima. Yazmak yerine, kalbimde hissettirir cevabi. Icimden konusur. Yazdiklarim egosal seylerse hele. Cok kizginim, cok soyleyim boyleyimlere, hic cevap gelmez.
Ben dun oylesine hissetmistim ki, oylesine Bir'dim ki O'nunla, sadece ici icine sigmaz cocuk gibi satasmak istedim pacasina :))
Italya'da egitimde, bilgisayar basinda olmasi mumkun bile degil.
Yazdigim emaile 1 sn sonra cevap geldi.
"Swamiji her zaman seninle, OM" diye :)
Acaba Italya neresi? Bilgisayar ne?
Ne bos konusuyoruM/Z degil mi?
ASKla bulusuruz kalpte...
Eckhart Tolle
Herkesin ortak merakidir. Tamam iyi de neden bu kadar aci cekiyoruz. O huzuru bulabilmek icin aci cekmek sart mi ? Aci cekmeden olmuyor mu bu isler?
Bu sorulari sahsen ben en az yuz kere duymusumdur :)
Bu sabah Eckhart soyle dedi;
"Aci cekmek sart, ta ki aci cekmenin sart olmadigini anlayana kadar"
Cunku aci egoyu catlatip iceri sizmaya izin veriyordu. Aslimiza.
Ve aslimizda kaldikca olgunlasip, birer birer soyunuyorduk olmadiklarimizdan.
Ve ciplaklastikca anliyorduk, hayat oldugu gibi kabul edilmek icin var. Dusuncelerimiz, duygularimiz, anlamlandirmalarimiz herseyi degistirip acilastiriyordu. Aci bedenimizi durtup uyandiriyordu.
Diye paylasmak icin geldim. Simdi durmaya geri donuyorum. Icimde Papajiyle, dur dedigini duyarak. Hic kipirdama, hicbir dusunce uretme. Sadece dur, burda. Iste bundan baska birsey yok, simdi, burda, iste bu ozgurluk, iste bu aydinlanma, iste bu tam mutluluk (bliss)
Hepinize duragan simdiler dilerim. ASKla...
12 Kasım 2011 Cumartesi
Zaman icinde
Gecenlerde misafirlerimiz geldi. Sohbet ederken misafirlerden biri 6 yasindayken cekilmis videosunu seyrettigini ve kendisini gordugunde sok oldugunu soyledi. "Oyle ciddiydim ki, herkesi gozlemliyordum ve hic gulmuyordum. Kendimi sanki bir yabanciyi seyrediyormusum gibi seyrettim." Cunku simdiki halimle karsilastirdigimda o gordugum 6 yasindaki kiz cocugu kesinlikle "ben" degildi. Simdi bambaska biriyim ve farkettim ki o zamandan bu zamana diger insanlarin dedikleri beni simdiki ben yapti.
Bizi biz yapan digerleri, digerleri icin degisen bizler.
Hep boyle zamanlar aklima gelen cumleyi yeniden yazasim geldi diye aciverdim bu sayfayi. Hatirlatmalardan bir digeri iste:
Baskalarinin senin hakkinda dusunduklerini
Ve
Senin kendin hakkinda dusunduklerini
Bir tarafa at
Geriye kalan,
O
Sen'sin iste...
Hepsi bu...
Sen nerdesin?
Gecenlerde cok sevgili hocamin paylastigi bir metinle oyle derinlerden hislendim ki, bugun yine ayni seyi dusundum. Iste o paragraf:
- Biliyorum. beni yüzümle tanıyorsun, beni yüz olarak tanıyorsun ve
hiçbir zaman başka biçimde tanımadın. yüzümün bana ait olmadığı gibi bir
düşünceye de sahip olamazsın.
- Yüzünün sana ait olmadığı nasıl iddia edersin? kim var yüzünün arkasında?
- Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet . yüzünü
düşleyecektin. yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi
tasarlayacaktın. ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün.
ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? bütünüyle yabancı bir yüz
görecektin! ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın: yüzün sen
değilsin!
hiçbir zaman başka biçimde tanımadın. yüzümün bana ait olmadığı gibi bir
düşünceye de sahip olamazsın.
- Yüzünün sana ait olmadığı nasıl iddia edersin? kim var yüzünün arkasında?
- Aynaların olmadığı bir dünyada yaşamış olduğunu farzet . yüzünü
düşleyecektin. yüzünü sendeki bir şeyin bir tür dışa yansıması gibi
tasarlayacaktın. ve sonra sana 40 yaşlarında bir ayna verildiğini düşün.
ne biçim bir dehşete düşerdin biliyor musun? bütünüyle yabancı bir yüz
görecektin! ve şimdi reddettiğin şeyi açık seçik anlayacaktın: yüzün sen
değilsin!
Ve simdi koltugumda oturmus ayni yeri didikliyorum. Kendini gormek icin aynaya bakmaya ihtiyac duyar miydin? Ben dediginde vucudunun neresi hareket ediyor? Ben dediginde kim uyanik? Bedenini mi dusunuyorsun ben derken. Peki ya birine birseyler anlatmaya calisirken ve kendini refere edeceginde elini "ben" dediginde nerene koyuyorsun? Dizine mi, basina mi?
Nereye gitti elin ilk?
Kalbine mi? Senden baska digerleri baska yerlerini mi isaret etti? Yoksa herkes elini kalbinin ustune mi goturuyor? Neden acaba?
Ben'in sahibi orda oturuyor olmasin. Iste "ben" dedigimde, elimde aynam yoksa, kalbim basliyor pitirdamaya, kivril kivril oynamaya. Hani farketmesem, delip cikacak bir yaramaz var sanki. Ya da daha guzeli geldi aklima, ayni kozasini yirtmaya calisan kelebek gibi. Aynaya gerek yok yani.
10 Kasım 2011 Perşembe
Bugun Gurudev dedi ki:
FREEDOM FROM ATTACHMENT
Attachment produces infatuation and causes entanglement. Fear exists on account of attachment and desire. Infatuation or delusion is a stigma on pure love. Attachment to the objects of the world is due to ignorance of their true nature. Nothing but the Atman (Self) really exists. Objects are illusion. Attachment is indicative of the feeling that the objective possession brings happiness. This idea has to be removed from the mind.
Happiness is not in the objects but in one's own Atman. Attachment is the impure vasana (feeling) of love or hate that is entertained by the mind for the diverse objects of this world. If you remain unaffected by joy, envy and sorrow, you have relinquished all attachments. If, without rejoicing in joy, or pining under pain, you do not subject yourself to the trammels of desire, then you can be said to have rid yourself of attachment.
If you can be content with whatever you get, then you have cast off attachment. Through attachment, desire for material objects arises. Renunciation of attachment is said to be moksa (release). Through its destruction, all rebirth ceases. Destroy the association of the mind with the objects and attain the state of the jivanmukta (liberated soul).
Pleasure does not lie in the objects but in the condition of the mind. The mind goes out in search of pleasure. At the same time there is pain as the mind is straying away from the truth. When the object is attained, the mind ceases to function and rests on the Atman, the substratum. Then it unconsciously tastes the bliss of the Atman.
Sublimate your inward longings through discrimination, dispassion,
enquiry and meditation. You will attain supreme bliss.
---
Develop vairagya (dispassion). Sharpen the intellect. Give up kutarka and viparita bhavana (distorted and perverted thinking). Identify yourself with the pure Atman. You will soon attain knowledge of the self.
If you are careless and non-vigilant, if you are irregular in meditation, if your dispassion wanes, if you yield even a bit to sense pleasures, the mind will continue to go downward. Maya (illusion) closes in even upon a wise man if he stops his sadhana (practice) and meditation even for a short time.
Be careful. Be alert. Be regular in your meditation.
Attachment produces infatuation and causes entanglement. Fear exists on account of attachment and desire. Infatuation or delusion is a stigma on pure love. Attachment to the objects of the world is due to ignorance of their true nature. Nothing but the Atman (Self) really exists. Objects are illusion. Attachment is indicative of the feeling that the objective possession brings happiness. This idea has to be removed from the mind.
Happiness is not in the objects but in one's own Atman. Attachment is the impure vasana (feeling) of love or hate that is entertained by the mind for the diverse objects of this world. If you remain unaffected by joy, envy and sorrow, you have relinquished all attachments. If, without rejoicing in joy, or pining under pain, you do not subject yourself to the trammels of desire, then you can be said to have rid yourself of attachment.
If you can be content with whatever you get, then you have cast off attachment. Through attachment, desire for material objects arises. Renunciation of attachment is said to be moksa (release). Through its destruction, all rebirth ceases. Destroy the association of the mind with the objects and attain the state of the jivanmukta (liberated soul).
Pleasure does not lie in the objects but in the condition of the mind. The mind goes out in search of pleasure. At the same time there is pain as the mind is straying away from the truth. When the object is attained, the mind ceases to function and rests on the Atman, the substratum. Then it unconsciously tastes the bliss of the Atman.
Sublimate your inward longings through discrimination, dispassion,
enquiry and meditation. You will attain supreme bliss.
---
Develop vairagya (dispassion). Sharpen the intellect. Give up kutarka and viparita bhavana (distorted and perverted thinking). Identify yourself with the pure Atman. You will soon attain knowledge of the self.
If you are careless and non-vigilant, if you are irregular in meditation, if your dispassion wanes, if you yield even a bit to sense pleasures, the mind will continue to go downward. Maya (illusion) closes in even upon a wise man if he stops his sadhana (practice) and meditation even for a short time.
Be careful. Be alert. Be regular in your meditation.
3 Kasım 2011 Perşembe
Blogsal
Ilk 17 Eylul 2008'de yazmaya baslamisim Ben Kimim Guncesi'ni. Yazmaya baslarkenki ongorulerimi cok iyi hatirliyorum.
Ruhani gelismelerim gun be gun mucizevi bir sekilde ilerleyecek, bir gun yildizlar gorurken meditasyon sirasinda gozlerim kapali, alin hizamda, diger gunler azizler gorunecekti. Mesajlar vereceklerdi. Ben de bir bir yazacaktim. Bir gun insanlarin ne dedigini duymaya baslayacaktim, obur gun baslarina gelecekleri bilecektim. Diger bir gun obur taraftan ruhlar ziyaret edecekti ama ben o dunyayala cok alakali olmadigim icin sessizce geldikleri gibi gideceklerdi. Ve bir gun o buyuk gun gelecekti. Ve ben yazacaktim, buldum, geldi, biliyorum artik kim oldugumu diye :) Aydinlanacaktim.
Butun bu dusunduklerimi de yazacaktim ve okuyan herkes de sahit olacakti, boylece onlar da bunun olanaksiz birsey olmadigini anlayacak ve yureklenip daha cok soracaklardi kendilerin "ben kimim?" diye :)
Peki 3 sene sonra simdi ne dusunuyorum bu blog hakkinda acaba ?
Ruhani gelismelerin pek cogunu bekledigim gibi degil de beklemedigim haliyle yasadim. Ama henuz hala obur taraftan gelen giden yok. Hergun baska bir mucizeye tanik oldum, hergun azizler baska mesajlar verdiler. Aldigimda ve paylastigimda ilk gunku dusunduklerimi hic dusunmedim. Hatta dusunmedim. O ilk gun varolan kibir gitmisti her yeni gelende. Sonra beklenti gitmeye basladi. Sonra birilerinin okudugu fikri gitmeye basladi.
Simdi nasil gidiyor peki hayat? Hayat simdi belki ilk defa beni yasamaya basladi. Iste o yuzden artik hic yazacak birsey bulamiyorum, cunku yasanilan herseyi yasamisim hissini tasiyamiyorum. Bugun misal gol kenarina gittim, yurudum, dua ettim, durdum. Hayat neler neler yasadi o anlarda kendince kimbilir. Ben elimden geldigince farkinda oldum. Simdi ise o anlarin buraya tasinamadigini goruyorum. Baskasinin anilarini yazmak gibi sanki.
Bloga hala gelen okuyanlar var, stat diye bir yer koymuslar goruyorum. Bir suru baska ulke, bir suru baska insan. Kim olduklarini bile bilmiyorum ama okuyorlar. Okuyunca ne oluyor onlara bilmiyorum. Ama ben 3 sene once saniyordum ki ben onlara degecegim ve onlar da benim gibi yolcu olacaklar bu yolda, O'nun yolunda. Bunun icin caba sarfettigim kisiler bile oldu yeri geldi. Simdi bakinca gecmise, simdi daha iyi anlasiliyor gecmis, hersey bir sanridan ibaretmis. Hayat beni yasayabildigi oranda hayatmis. Giremediginde damarlarima sadece bir ruyaymis...Digerleri bir varmis, bir yokmus...
Ruhani gelismelerim gun be gun mucizevi bir sekilde ilerleyecek, bir gun yildizlar gorurken meditasyon sirasinda gozlerim kapali, alin hizamda, diger gunler azizler gorunecekti. Mesajlar vereceklerdi. Ben de bir bir yazacaktim. Bir gun insanlarin ne dedigini duymaya baslayacaktim, obur gun baslarina gelecekleri bilecektim. Diger bir gun obur taraftan ruhlar ziyaret edecekti ama ben o dunyayala cok alakali olmadigim icin sessizce geldikleri gibi gideceklerdi. Ve bir gun o buyuk gun gelecekti. Ve ben yazacaktim, buldum, geldi, biliyorum artik kim oldugumu diye :) Aydinlanacaktim.
Butun bu dusunduklerimi de yazacaktim ve okuyan herkes de sahit olacakti, boylece onlar da bunun olanaksiz birsey olmadigini anlayacak ve yureklenip daha cok soracaklardi kendilerin "ben kimim?" diye :)
Peki 3 sene sonra simdi ne dusunuyorum bu blog hakkinda acaba ?
Ruhani gelismelerin pek cogunu bekledigim gibi degil de beklemedigim haliyle yasadim. Ama henuz hala obur taraftan gelen giden yok. Hergun baska bir mucizeye tanik oldum, hergun azizler baska mesajlar verdiler. Aldigimda ve paylastigimda ilk gunku dusunduklerimi hic dusunmedim. Hatta dusunmedim. O ilk gun varolan kibir gitmisti her yeni gelende. Sonra beklenti gitmeye basladi. Sonra birilerinin okudugu fikri gitmeye basladi.
Simdi nasil gidiyor peki hayat? Hayat simdi belki ilk defa beni yasamaya basladi. Iste o yuzden artik hic yazacak birsey bulamiyorum, cunku yasanilan herseyi yasamisim hissini tasiyamiyorum. Bugun misal gol kenarina gittim, yurudum, dua ettim, durdum. Hayat neler neler yasadi o anlarda kendince kimbilir. Ben elimden geldigince farkinda oldum. Simdi ise o anlarin buraya tasinamadigini goruyorum. Baskasinin anilarini yazmak gibi sanki.
Bloga hala gelen okuyanlar var, stat diye bir yer koymuslar goruyorum. Bir suru baska ulke, bir suru baska insan. Kim olduklarini bile bilmiyorum ama okuyorlar. Okuyunca ne oluyor onlara bilmiyorum. Ama ben 3 sene once saniyordum ki ben onlara degecegim ve onlar da benim gibi yolcu olacaklar bu yolda, O'nun yolunda. Bunun icin caba sarfettigim kisiler bile oldu yeri geldi. Simdi bakinca gecmise, simdi daha iyi anlasiliyor gecmis, hersey bir sanridan ibaretmis. Hayat beni yasayabildigi oranda hayatmis. Giremediginde damarlarima sadece bir ruyaymis...Digerleri bir varmis, bir yokmus...
27 Ekim 2011 Perşembe
Aktarma
Yeni bir yazi okudum gecenlerde, zihnimizi birturlu rahat birakmayan dusuncelerden bahsediyordu.
Sikayetci misiniz? Mesela meditasyon yapiyorsunuz ama o kadar cok dusunce birden geliyor ki, nefes bile alamiyorsunuz, kayboluyorsunuz icinde. Hatta meditasyon yapmaya gerek yok, normal hayatinizda herhangi bir ortamda da bunu yasayanlari biliyorum :) Benim gibi olanlar da vardir. Eskiden ruyamda bile o kadar aktifti ki butun dusunceler, uyandigimda hic uyumamis gibi olurdum...
Iste yazar bu konuya soyle aciklik getirmisti. Dusunceler ancak bilinc duzeyimiz dusuk oldugunda geliyor. Ne zaman dikkatle duruyoruz o zaman dusunce gelmiyor. Onerisi su, oturun, ve dusuncenin gelmesini bekleyin. Siz dikkatle beklediginizde dusunce gelmeyecektir. Ama bilinc seviyesi dusmeye basladikca yeni dusunceler yavasca sizacaktir.
Ayrica baska bahsettigi nokta suydu. Herkesin icinde bir konusan ses vardir. Sizin icinizde konusan olumlu mu yoksa olumsuz mu konusuyor? Olumlu konusuyorsa huzur ve mutluluk bedeni olusturuyor, eger olumsuz konusuyorsa aci bedeni olusturuyor. Bu konusan ustunde ne kadar kontrolumuz var? Yoksa sadece dinleyip, ne derse yapiyor muyuz, ne derse inaniyor muyuz?
Baska okudugum bir yazida da Bagdadli Sufi Cuneyd'den bahsediliyordu. Bir gun hirsizlik yaptigi icin hayatini kaybeden bir adamin gitmis askla ve hayranlikla ayaklarindan opmus. "Napiyorsun?" diye soran muridlerine de, "oyle iyi yerine getirdi ki ona verilen gorevi, bunu hayatiyla odedi." demis
Acaba biz olaylari ve kisileri ne kadar Sufi Cuneyd gibi gorebiliyoruz?
Durup demlenecek neler neler var...
Sikayetci misiniz? Mesela meditasyon yapiyorsunuz ama o kadar cok dusunce birden geliyor ki, nefes bile alamiyorsunuz, kayboluyorsunuz icinde. Hatta meditasyon yapmaya gerek yok, normal hayatinizda herhangi bir ortamda da bunu yasayanlari biliyorum :) Benim gibi olanlar da vardir. Eskiden ruyamda bile o kadar aktifti ki butun dusunceler, uyandigimda hic uyumamis gibi olurdum...
Iste yazar bu konuya soyle aciklik getirmisti. Dusunceler ancak bilinc duzeyimiz dusuk oldugunda geliyor. Ne zaman dikkatle duruyoruz o zaman dusunce gelmiyor. Onerisi su, oturun, ve dusuncenin gelmesini bekleyin. Siz dikkatle beklediginizde dusunce gelmeyecektir. Ama bilinc seviyesi dusmeye basladikca yeni dusunceler yavasca sizacaktir.
Ayrica baska bahsettigi nokta suydu. Herkesin icinde bir konusan ses vardir. Sizin icinizde konusan olumlu mu yoksa olumsuz mu konusuyor? Olumlu konusuyorsa huzur ve mutluluk bedeni olusturuyor, eger olumsuz konusuyorsa aci bedeni olusturuyor. Bu konusan ustunde ne kadar kontrolumuz var? Yoksa sadece dinleyip, ne derse yapiyor muyuz, ne derse inaniyor muyuz?
Baska okudugum bir yazida da Bagdadli Sufi Cuneyd'den bahsediliyordu. Bir gun hirsizlik yaptigi icin hayatini kaybeden bir adamin gitmis askla ve hayranlikla ayaklarindan opmus. "Napiyorsun?" diye soran muridlerine de, "oyle iyi yerine getirdi ki ona verilen gorevi, bunu hayatiyla odedi." demis
Acaba biz olaylari ve kisileri ne kadar Sufi Cuneyd gibi gorebiliyoruz?
Durup demlenecek neler neler var...
16 Ekim 2011 Pazar
Insan Olmak
Kime soylesem bu bir ay kayinvalidem bizde diye, herkes "ayy Allah yardimcin olsun" dedi :)
Gittigini soyledigimde de "Gozun aydin" dediler :)
Oysa kimsenin bilmedigi ben neler neler gordum bu bir ayda.
Ne zaman isimlerle temsil edildik o zaman ahh neler nelerle yuzlestik, evin her bireyi
Ne zaman kalpte birlestik, cennetti arka bahce
Nasil acilardan korktugumuzu, acilardan kacmak icin ne kurgulara sigindigimizi gordum
Kalbi aciyanin sozunun aci oldugunu gordum
Derinlerde kalan acilarin birgun mutlaka filizlendigini, cicek actigini, o cicegin de diger cicekler gibi mis gibi koktugunu gordum
Hicbir seyin sir olarak kalmayacagini, hicbirseyin hata olmadigini gordum
Herseyin yasanmasi gerektegi gibi yasandigini, aci cekenlerin de acittiklari kisileri, canlari acidigi icin acittiklarini gordum
Kafaya takmanin kalbi otelemek oldugunu, kalbin sesini kistin mi da sagir oldugunu gordum
Ne cok suclanmis oldugumu, hicbir suclamaya tahammulum kalmadigini gordum
Baskalarini "birsey olmak icin degil" sadece onlarin mutlulugunu dusunerek mutlu etmeye calisiyorsan, o anlarin ilahi anlar oldugunu, ve Tanrinin ardi ardina gelen hediyelerini gordum.
Ölüm geldiginde ayrilik olmadigini, eger biri kalpte digeri kafada ise zaten hic birlesmemis (hatta tanismamis) olduklarini gordum
Gercegi yasamanin, duymanin, konusmanin benim icin olsa da herkes icin kolay olmadigini gordum
Ofkemin acittigi kalbi, sefkatimle sarip sarmaladigimda, ASK'in oyununu gordum
Hepimizin iki ayakli hayvanlar oldugunu ama insan olmak icin hergun yeni bir firsata sahip oldugumuzu gordum
Insan olmanin ne zor oldugunu, ama oldun mu da O'na ne kadar yakin oldugunu gordum
Cok zor bir sinavdi ama cok guzel gecti O'nun varligi ve inancim sayesinde
Hosgelmisti kayinvalidem, hosgitti, insallah yine gelir, yeni derslerle
Cunku ben bu bir ay, eger korkmaz, herseyin ustune gidersek, korkunun, sekil degistirmis ofke oldugunu, ve korkunun icinden dumduz gectigimde, ASK'in icinde demlendigimi gordum, O'ndan ayrilmamisligimi...
ASK'i yalniz yasamak cok kolay, boyle gunler olmasa nasil biliriz gercekte KIM oldugumuzu :)
Gittigini soyledigimde de "Gozun aydin" dediler :)
Oysa kimsenin bilmedigi ben neler neler gordum bu bir ayda.
Ne zaman isimlerle temsil edildik o zaman ahh neler nelerle yuzlestik, evin her bireyi
Ne zaman kalpte birlestik, cennetti arka bahce
Nasil acilardan korktugumuzu, acilardan kacmak icin ne kurgulara sigindigimizi gordum
Kalbi aciyanin sozunun aci oldugunu gordum
Derinlerde kalan acilarin birgun mutlaka filizlendigini, cicek actigini, o cicegin de diger cicekler gibi mis gibi koktugunu gordum
Hicbir seyin sir olarak kalmayacagini, hicbirseyin hata olmadigini gordum
Herseyin yasanmasi gerektegi gibi yasandigini, aci cekenlerin de acittiklari kisileri, canlari acidigi icin acittiklarini gordum
Kafaya takmanin kalbi otelemek oldugunu, kalbin sesini kistin mi da sagir oldugunu gordum
Ne cok suclanmis oldugumu, hicbir suclamaya tahammulum kalmadigini gordum
Baskalarini "birsey olmak icin degil" sadece onlarin mutlulugunu dusunerek mutlu etmeye calisiyorsan, o anlarin ilahi anlar oldugunu, ve Tanrinin ardi ardina gelen hediyelerini gordum.
Ölüm geldiginde ayrilik olmadigini, eger biri kalpte digeri kafada ise zaten hic birlesmemis (hatta tanismamis) olduklarini gordum
Gercegi yasamanin, duymanin, konusmanin benim icin olsa da herkes icin kolay olmadigini gordum
Ofkemin acittigi kalbi, sefkatimle sarip sarmaladigimda, ASK'in oyununu gordum
Hepimizin iki ayakli hayvanlar oldugunu ama insan olmak icin hergun yeni bir firsata sahip oldugumuzu gordum
Insan olmanin ne zor oldugunu, ama oldun mu da O'na ne kadar yakin oldugunu gordum
Cok zor bir sinavdi ama cok guzel gecti O'nun varligi ve inancim sayesinde
Hosgelmisti kayinvalidem, hosgitti, insallah yine gelir, yeni derslerle
Cunku ben bu bir ay, eger korkmaz, herseyin ustune gidersek, korkunun, sekil degistirmis ofke oldugunu, ve korkunun icinden dumduz gectigimde, ASK'in icinde demlendigimi gordum, O'ndan ayrilmamisligimi...
ASK'i yalniz yasamak cok kolay, boyle gunler olmasa nasil biliriz gercekte KIM oldugumuzu :)
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Ev
12 Agustos'ta kapiya dayandi tasima firmasi, yukledi esyalari, getirdi bizi "yeni evimize". Boyaci sordu heyecanli misin? Bakiyorum icime, "yok degilim". Ertesi gunu, baska biri "cok heyecanli olmali". Bakiyorum icime, "sen benden daha heyecanlisin" diyorum gulerek.
Oturuyoruz bahcede esim soruyor, bu senin kacinci evin?
Icim guluyor yine.
Boyaciya da ayni cevabi vermisti, simdi esime de ayni cevabi veriyor.
Benim evim, "kalbim", disarda nereye gidersem gideyim, degismeyen tek yerdeyim.
Esim bu cevabi duymak istememisti oysa. Bu benim kacinci evimdi?? Soru basitce buydu.
Guldum bana bakan "ufff" suratina ve 28 ev, 3 kita sonunda ogrendim burasi BENIM EVIM degil!
Inatciyimdir, zor ogrenirim, insallah kimse bana benzemiyordur :)
ASKla,
7 Ağustos 2011 Pazar
Unutmamak gerekenlerden !
Birisi geldi..
Bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı...
Sevgilisi, - "Kimsin ey güvenilir er," dedi.
Adam, - 'Benim' dedi.
Evinde huzurlu Sevgili; - 'Git' dedi;
'Şimdi çağı değil, böylesine sofrada ham kişinin yeri yok."
Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir,
İkiyüzlülükten ne kurtarabilir?
....
O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü...
Sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı.
.....
O yanmış-yakılmış kişi pişti.. Olgunlaştı.
Geri geldi.
Gene sevgilinin evinin çevresine düştü.
Yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı..
Ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de ödü patlıyor
ve korkup duruyordu.
Sevgilisi, --'Kapıdaki kim?' diye bağırdı.
Adam, -- "Ey gönüller alan, dedi, --"Kapıdaki 'Sensin'. "
Sevgilisi, "Mademki 'Ben'sin, gel içeriye gir," dedi.
....
Ev dar, iki kişi sığmıyor.
(Mesnevi, c. 1, sh. 3068-3075)
Bir dostun, bir sevgilinin kapısını çaldı...
Sevgilisi, - "Kimsin ey güvenilir er," dedi.
Adam, - 'Benim' dedi.
Evinde huzurlu Sevgili; - 'Git' dedi;
'Şimdi çağı değil, böylesine sofrada ham kişinin yeri yok."
Ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir,
İkiyüzlülükten ne kurtarabilir?
....
O yoksul gitti; tam bir yıl yollara düştü...
Sevgilinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı.
.....
O yanmış-yakılmış kişi pişti.. Olgunlaştı.
Geri geldi.
Gene sevgilinin evinin çevresine düştü.
Yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı..
Ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye de ödü patlıyor
ve korkup duruyordu.
Sevgilisi, --'Kapıdaki kim?' diye bağırdı.
Adam, -- "Ey gönüller alan, dedi, --"Kapıdaki 'Sensin'. "
Sevgilisi, "Mademki 'Ben'sin, gel içeriye gir," dedi.
....
Ev dar, iki kişi sığmıyor.
(Mesnevi, c. 1, sh. 3068-3075)
28 Temmuz 2011 Perşembe
Dogrusu
Gecenlerde (hatta bayagi gecmis olabilir) yalan ustune mimler okumustum. Yorum yazmak istedim sonra da vazgecmistim. Simdi yazasim var yalani degil de dogru'sunu :)
Ben cok baskili bir evde buyudum. Cem Yilmazin bir parodisi var kizlar cok iyi yalan soyler erkekler beceremez. Cunku erkeklerin her istedigi yapilirken, kizlarin herseyi yasaklanmistir. Dolayisiyla kizlar da istediklerini yapmak icin yalansoyler temali.
Ben de oyle yapmistim. Cunku hayir dedikleri konular bana cok sacma geliyordu, kavga etsen bir yere varmiyordu. Ben de kendimi odama kapatir, ertesi gunu de yalani organize ederdim. Kardesimi de egitmistim bir guzel. Ilki soyleydi. Sakin anneme E'nin telefon actigini soyleme. (E telefon acamaz bizim evimize, simdi bu mantikli mi??) Neyse kapi calar aksam, annem gelir, kardesim kosarak kapiya gider, annemin bacaklarina sarilir. "Anneee ablam E ile telefonla hic konusmadi". Tabii annemden simsek gibi bakislar gelir. Sonrasi kavga kiyamet. Seneler gectikce ben de haliyle daha profesyonel oldum, tabii beraberinde kardesim de. Kendi istedigimi yapmak motivasyonumdu. Baska da bir nedeni yoktu. Ama ne cetrefilliydi bu is. Bir yalan soylersin, o yalani unutmaman gerekir, o yalani desteklemek icin birden fazla yan yalan hikayeye ihtiyac vardi. Olme essegim olme.
Evden ayrildiktan sonra yalan soylemek icin nedenim kalmayinca dogrucu Davut oluverdim. Ne sorsalar dogrusunu soyleyiveriyordum. Insanlar bu sefer verdigim cevaplar karsisinda sasirip kaliyorlardi. Ama o ucta zaman icinde yontuldu, sakinlesti. Beyaz yalanlar soyledim o donemlerde eminim, ama kimsenin hayatini etkileyecek boyutta degildi hicbiri.
Sonra Amerika'ya gittim. Orda cocuklarla ve yoga-meditasyonla gecen 2 yil sonunda farkettim ki yalanin en buyugunu kendime soylemisim. Senelerce. Farkina bile varmadan. Anneme soyledigim yalan oylesine masum kaldi ki kendimle yuzlesmelerimin yaninda. Ne cok aldatmisim kendimi, ne cok!
Sonra Turkiye'ye dondum, yillardir kaynayan volkan patladi, kendim dahil yakinimdaki herkesi de yakip kule cevirdi.
Sonra Hindistan... Iste kullerinden dogan kus hikayesi bu sanirim :) Dogru soylemeye baslayinca dogrunun dibi yok ayni yalanin olmadigi gibi. Seni aldikca aliyor icerlere, guzelliklere. Dogru soyledikce gucleniyorsun, guvenin geliyor kendine. Farkediyorsun ki saklamaya degecek, uyduralacak hicbirsey yok etrafta. Kavga ise kavga. Guzel olan dogruyu konustugun icin biri kavga ediyor seninle, anlamli az da olsa :)) Dogrunu savunuyorsun bugunun sartlarinda, yarin onu da yapmayacagini bilerek! Ertesi konuda onu da savunmuyorsun cunku adim adim ogretiyor dogru sana dogrunun otesindeki dogrunun icinde ne hakli var ne haksiz, oyun oynuyoruz kendimizce. Hindistan'da duymustum hep dogruyu konusursan bir sure sonra soyledigin hersey gercek olmaya baslar diye. Cunku artik sozunde hikaye yok, kandirmaca yok, sozun senin sozun degil Onun Sozu. Tabii gercek olacak!
Bu sabah Gurudev okuyordum orda cikti karsima bu paragraf, yazi da ondan yazildi. Ne mutlu dogruya, dogruyu konusanlara!!!
A truthful man is free from worry and anxiety, he has a calm mind. He is respected by society. If you speak the truth for twelve years you will get vak-siddhi - then whatever you speak will come to pass. There will be great power in your speech - you will be able to influence thousands.
Dogruyu konusan kisi endise ve kaygidan bagimsizdir. Sakin bir zihni vardir. Toplum tarafindan saygi duyulur. Eger 12 yil boyunca dogru konusursan Vak-Siddhi sahibi olursun ki boylece ne soylersen soyle gercek olur. Konusmanda buyuk bir guc olusur. Binlerce insani etkileyebilirsin konusmanla.
Daha temiz bir dunya sadece coplerimizi sokaklara atmayarak, geridonusume katkida bulunarak olmaz kanimca. Temiz bir dunya agzimizdan cikan sozlerin titresimiyle olusur.
Dun bir hareket gordum. Norvec'te yasanan olayin ustune medya surekli katilin fotograflarini buyuk boy yayinlayarak olayin nasil korkunc olduguna dair haberler yaparken, ayni ulkede bir araya toplanin baris cagrisi yapan, huzuru konusan, mum yakip birbirine sarilip kayiplar icin toplanan gruplarin hicbirini haber sayfasina tasimiyordu. Bir Norveclinin baslattigi hareket sonucu dun 200000 email butun yayin organlarina yollanmisti. Basin para yapmak icin korkulari ve dehseti koruklemesin. Sevgi, baris, huzur onemli bunlara dikkat cekmeli diye.
Gun icinde kendimize bakmaliyiz, nasil bir dunyayi destekliyoruz. Nasil bir dunyayi destekliyorsak, iste o dunya bizim dunyamiz, kimseye sikayete gerek yok...
ASKla...
Ben cok baskili bir evde buyudum. Cem Yilmazin bir parodisi var kizlar cok iyi yalan soyler erkekler beceremez. Cunku erkeklerin her istedigi yapilirken, kizlarin herseyi yasaklanmistir. Dolayisiyla kizlar da istediklerini yapmak icin yalansoyler temali.
Ben de oyle yapmistim. Cunku hayir dedikleri konular bana cok sacma geliyordu, kavga etsen bir yere varmiyordu. Ben de kendimi odama kapatir, ertesi gunu de yalani organize ederdim. Kardesimi de egitmistim bir guzel. Ilki soyleydi. Sakin anneme E'nin telefon actigini soyleme. (E telefon acamaz bizim evimize, simdi bu mantikli mi??) Neyse kapi calar aksam, annem gelir, kardesim kosarak kapiya gider, annemin bacaklarina sarilir. "Anneee ablam E ile telefonla hic konusmadi". Tabii annemden simsek gibi bakislar gelir. Sonrasi kavga kiyamet. Seneler gectikce ben de haliyle daha profesyonel oldum, tabii beraberinde kardesim de. Kendi istedigimi yapmak motivasyonumdu. Baska da bir nedeni yoktu. Ama ne cetrefilliydi bu is. Bir yalan soylersin, o yalani unutmaman gerekir, o yalani desteklemek icin birden fazla yan yalan hikayeye ihtiyac vardi. Olme essegim olme.
Evden ayrildiktan sonra yalan soylemek icin nedenim kalmayinca dogrucu Davut oluverdim. Ne sorsalar dogrusunu soyleyiveriyordum. Insanlar bu sefer verdigim cevaplar karsisinda sasirip kaliyorlardi. Ama o ucta zaman icinde yontuldu, sakinlesti. Beyaz yalanlar soyledim o donemlerde eminim, ama kimsenin hayatini etkileyecek boyutta degildi hicbiri.
Sonra Amerika'ya gittim. Orda cocuklarla ve yoga-meditasyonla gecen 2 yil sonunda farkettim ki yalanin en buyugunu kendime soylemisim. Senelerce. Farkina bile varmadan. Anneme soyledigim yalan oylesine masum kaldi ki kendimle yuzlesmelerimin yaninda. Ne cok aldatmisim kendimi, ne cok!
Sonra Turkiye'ye dondum, yillardir kaynayan volkan patladi, kendim dahil yakinimdaki herkesi de yakip kule cevirdi.
Sonra Hindistan... Iste kullerinden dogan kus hikayesi bu sanirim :) Dogru soylemeye baslayinca dogrunun dibi yok ayni yalanin olmadigi gibi. Seni aldikca aliyor icerlere, guzelliklere. Dogru soyledikce gucleniyorsun, guvenin geliyor kendine. Farkediyorsun ki saklamaya degecek, uyduralacak hicbirsey yok etrafta. Kavga ise kavga. Guzel olan dogruyu konustugun icin biri kavga ediyor seninle, anlamli az da olsa :)) Dogrunu savunuyorsun bugunun sartlarinda, yarin onu da yapmayacagini bilerek! Ertesi konuda onu da savunmuyorsun cunku adim adim ogretiyor dogru sana dogrunun otesindeki dogrunun icinde ne hakli var ne haksiz, oyun oynuyoruz kendimizce. Hindistan'da duymustum hep dogruyu konusursan bir sure sonra soyledigin hersey gercek olmaya baslar diye. Cunku artik sozunde hikaye yok, kandirmaca yok, sozun senin sozun degil Onun Sozu. Tabii gercek olacak!
Bu sabah Gurudev okuyordum orda cikti karsima bu paragraf, yazi da ondan yazildi. Ne mutlu dogruya, dogruyu konusanlara!!!
A truthful man is free from worry and anxiety, he has a calm mind. He is respected by society. If you speak the truth for twelve years you will get vak-siddhi - then whatever you speak will come to pass. There will be great power in your speech - you will be able to influence thousands.
Dogruyu konusan kisi endise ve kaygidan bagimsizdir. Sakin bir zihni vardir. Toplum tarafindan saygi duyulur. Eger 12 yil boyunca dogru konusursan Vak-Siddhi sahibi olursun ki boylece ne soylersen soyle gercek olur. Konusmanda buyuk bir guc olusur. Binlerce insani etkileyebilirsin konusmanla.
Daha temiz bir dunya sadece coplerimizi sokaklara atmayarak, geridonusume katkida bulunarak olmaz kanimca. Temiz bir dunya agzimizdan cikan sozlerin titresimiyle olusur.
Dun bir hareket gordum. Norvec'te yasanan olayin ustune medya surekli katilin fotograflarini buyuk boy yayinlayarak olayin nasil korkunc olduguna dair haberler yaparken, ayni ulkede bir araya toplanin baris cagrisi yapan, huzuru konusan, mum yakip birbirine sarilip kayiplar icin toplanan gruplarin hicbirini haber sayfasina tasimiyordu. Bir Norveclinin baslattigi hareket sonucu dun 200000 email butun yayin organlarina yollanmisti. Basin para yapmak icin korkulari ve dehseti koruklemesin. Sevgi, baris, huzur onemli bunlara dikkat cekmeli diye.
Gun icinde kendimize bakmaliyiz, nasil bir dunyayi destekliyoruz. Nasil bir dunyayi destekliyorsak, iste o dunya bizim dunyamiz, kimseye sikayete gerek yok...
ASKla...
26 Temmuz 2011 Salı
Ozlem
Daha once de yazmisimdir ben ozlem nedir pek bilmem. Dusundugum herkesi burnumun dibinde yasarim, kimse uzagimda degildir. Esimle kavgalarimiz olmustur gecmiste, yanimda kalsana, benimle otursana gibi. Bunlar ozlemle degil de sohbetle muhabbetle ilgilidir. Yoksa simdi ailem uzakta, duysalar uzulurler tabii ama hic uzaklik kavramim yok simdi de icime bakinca. Herkes burda benimle, ne zaman animsasam.
Ama bugun baska bir sey yasadim. Cok da hazirliksiz yakalandim.
Gectigimiz hafta boyunca hergun yeni evle ilgili kosturdum. Yok boyasi, yok masasi, yok halisi, yok koltugu. Hergun baska bir seyi arastirdim, gittim, gordum, konustum. Aralarda kendimle kaldigimda geri dondum, asil yerime. Ama o yerimde kalislarimda cok kisa surdu bu kosturmaca halinde.
Bugun bir tikla actim dinlerim diye
Daha ilk satirin calisiyla birden gozlerimden yaslar bosanmaya basladi. Gozlerimi yumdum, arkama yaslandim. Icimde kucucuk bir cocuk kosuyordu sanki annesinin veya babasinin ozledigi kucagina. Ayri degildik ama ahh nasil ozlemisimmm...
Ama bugun baska bir sey yasadim. Cok da hazirliksiz yakalandim.
Gectigimiz hafta boyunca hergun yeni evle ilgili kosturdum. Yok boyasi, yok masasi, yok halisi, yok koltugu. Hergun baska bir seyi arastirdim, gittim, gordum, konustum. Aralarda kendimle kaldigimda geri dondum, asil yerime. Ama o yerimde kalislarimda cok kisa surdu bu kosturmaca halinde.
Bugun bir tikla actim dinlerim diye
Daha ilk satirin calisiyla birden gozlerimden yaslar bosanmaya basladi. Gozlerimi yumdum, arkama yaslandim. Icimde kucucuk bir cocuk kosuyordu sanki annesinin veya babasinin ozledigi kucagina. Ayri degildik ama ahh nasil ozlemisimmm...
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Ne yaptigimizi biliyor muyuz?
Gecenlerde bir belgesel seyrettim. Ortasindan basladigim icin cok detay veremeyecegim. Konu Kizildeniz'deki Jaws'lardi. Misir'da bir yaz, her zamanki gibi insanlar yuzerken bir gun kopekbaligi saldirisi oluyor. Bir kadin agir yaralaniyor. Bir saat sonra yeni bir saldiri oluyor. O da agir yarali hastaneye kaldiriliyor. Sahil seridini kapatiyorlar ve arama yapiyorlar. Iki kopekbaligi yakalayip öldürüyorlar. Ertesi gun sahil yeniden aciliyor yuzmeye. O gun bir baska saldiri daha gerceklesiyor ve ölümle sonuclaniyor. Toplamda 4 yarali ve 1 ölüm...
Bunlar anlatilirken dalgiclarla da roportaj yapiliyor. Dalgiclar 25 senedir orda daldiklarini, kopekbaliklarinin asla insanlara zarar vermediklerini anlatiyorlar. Baska bir bilim adami konusuyor. Kopekbaliklarinin menusunde insan yoktur diyor. Ve herkes ayni soruyu soruyor, neden bu saldirilar oluyor?
Yapilan arastirmalar sonucu ortaya cikan cevap su:
Sahil serdinin bir yerinde ekmekle baliklari besliyorlar. Cocuklar icin cok masumca bir eglence olan bu is, yuzlerce baligin beslenmek icin sahile gelmesine yol aciyor. Sahile gelen yuzlerce balik ayni titresimi yayiyorlar, burda yiyecek var. Bu titresimi alan kopekbaliklari, menude insan olup olmamasini onemsemeden, sadece titresime gelip, onlerine gelen ilk kisiye saldiriyorlar.
Simdi butun bu konuyu anlatmamin bir tek nedeni var;
Belgeseli seyrettigimden beri dusunuyorum. Bizim gun icinde yaydigimiz titresimler etrafimizda nasil bir dunya yaratiyor. Olumsuz seyleri tekrar hatirlatmayacagim, ama okuyan herkes etrafinda kendisini rahatsiz eden konuya bakip sonra da kendi icine bakabilir bulabilmek icin.
Hindistan'da cok aziz vardir. Bazen insanlar, ozellikle batililar, "ohh ne guzel boyle butun gun hicbirsey yapmadan oturuyor" diye dusunurler. Buna cevap hep duyardim, "O'nun dunyaya neler yaptigini sen bilemezsin".
Biz dunayaya ne yaptigimizi biliyor muyuz acaba???
Bunlar anlatilirken dalgiclarla da roportaj yapiliyor. Dalgiclar 25 senedir orda daldiklarini, kopekbaliklarinin asla insanlara zarar vermediklerini anlatiyorlar. Baska bir bilim adami konusuyor. Kopekbaliklarinin menusunde insan yoktur diyor. Ve herkes ayni soruyu soruyor, neden bu saldirilar oluyor?
Yapilan arastirmalar sonucu ortaya cikan cevap su:
Sahil serdinin bir yerinde ekmekle baliklari besliyorlar. Cocuklar icin cok masumca bir eglence olan bu is, yuzlerce baligin beslenmek icin sahile gelmesine yol aciyor. Sahile gelen yuzlerce balik ayni titresimi yayiyorlar, burda yiyecek var. Bu titresimi alan kopekbaliklari, menude insan olup olmamasini onemsemeden, sadece titresime gelip, onlerine gelen ilk kisiye saldiriyorlar.
Simdi butun bu konuyu anlatmamin bir tek nedeni var;
Belgeseli seyrettigimden beri dusunuyorum. Bizim gun icinde yaydigimiz titresimler etrafimizda nasil bir dunya yaratiyor. Olumsuz seyleri tekrar hatirlatmayacagim, ama okuyan herkes etrafinda kendisini rahatsiz eden konuya bakip sonra da kendi icine bakabilir bulabilmek icin.
Hindistan'da cok aziz vardir. Bazen insanlar, ozellikle batililar, "ohh ne guzel boyle butun gun hicbirsey yapmadan oturuyor" diye dusunurler. Buna cevap hep duyardim, "O'nun dunyaya neler yaptigini sen bilemezsin".
Biz dunayaya ne yaptigimizi biliyor muyuz acaba???
12 Temmuz 2011 Salı
Ilac
Separate yourself from the objects. Have the strong conviction that `I' does not belong to the objects, that the objects do not belong to the `I'. Identify yourself with the infinite `I' (the satchidananda Brahman) - and abandon the burden of the physical body. Become a videha mukta (liberated and bodiless) - all burdens will perish now.
-Swami Shivananda
-Swami Shivananda
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)