9 Aralık 2010 Perşembe
O sevsin yeter
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir. 'Baba' der, 'gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.' Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle; 'Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar... 'Baba' der, 'görüyormusun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içerd e tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...' Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir: 'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir...
Know the Guru by Swami Sivananda
True guru is living God. Devotion to guru trains your heart and prepares for devotion to the Lord. Gurus are plenty but good disciples are very rare. When the disciple is ready the guru appears. He who has a guru can alone know Brahman, and the knowledge received from a teacher alone becomes perfect.
Initiation is necessary to go along the spiritual path. Guru shows you the path. When you are initiated your body and mind become purified. The highest spiritual wisdom experienced by the seers of truth in ancient times, has been passed down to the present day, through an unbroken line of traditional teachers.
Have self-control, tranquillity, sincerity and humility. Then approach the spiritual preceptor. Then alone you will be benefited. Hear silently - anything that your guru may say - hear with faith and bhava. Adapt yourself to his ways. He who serves the preceptor and follows his instructions gains the greatest benefit. He who speaks ill of his guru and does not follow his instructions loses most.
A perfect guru is learned in the scriptures and is desireless. He is a boundless ocean of mercy. He is a full knower of Brahman. He is a friend and a guide to those who have surrendered to him.
Guru is the word. The word is guru. Though God is indescribable, you can see and realise God through the guru.
---
Here are the characteristics of a real guru. If you find them in any man accept him at once as your guru. A real guru is one who has full knowledge of the self and the vedas. He dispels the doubts of aspirants. He has equal vision and balanced mind. He is free from likes and dislikes, joy and sorrow, egoism, anger, lust, greed, pride, etc. He is an ocean of mercy. In his presence one gets peace and elevation of mind - all doubts are cleared. The guru does not expect anything from anybody. He has an exemplary character. He is full of joy and bliss. He is in search of real aspirants.
5 Aralık 2010 Pazar
Kapat kapilari
Gune basliyorsun, gun zaten icinde yeterince sorunsalla bekliyor seni. Bekliyor bir bir daglari tepeleri asmani, bir cicegin yanina varmani, bakmani, koklamani, sukretmeni.
Gune basliyorsun, aciyorsun bilgisayarini, okuyorsun emaillerini. Guzel haberlerle beraber yerini aliyor ic kararticilar. Oysa daha gazeteleri okumaya da baslamamistin.
Onlari okudugunda ise basliyor kanla canla carpan kalbin grilesmeye. Oysa daha sabah. Sonra kalkiyorsun yerinden isler, gucler, ya isindesin, ya evindesin. Heryer ayni, heryerin kendince isi, kendince sorumluluklari. Yerine getiriyorsun ardi ardina, sonra bir daha basina geciyorsun bilgisayarinin. Simdi de butun tanidiklarini biriktirdigin sayfani aciyorsun. Herkes orda, konu komsu, sevdigin sevmedigin, ilk askin son askin, patronun, onun karisi belki. Herkes yani. Dunyana girmis herkes.
Sonra basliyorsun onlara bakmaya, okuyorsun yazdiklarini, goruyorsun yorumlarini, begendikleri sarkilari, filmleri, fotograflari. Her tanidiginin foto albumu elinin altinda. Herseyleri icinde. Onlara bakiyorsun, kendini ya kucumsuyor ya buyutuyorsun. Sarkilarla ya kendini gulduruyor ya aglatiyorsun. Yorumlarla karar veriyorsun o kisinin nasil biri olduguna, etiketliyorsun.
Sonra sosyallesiyorsun, ya arkadaslarinla, ya cocuklarinin anneleriyle, ya sokaktakilerle yani hic tanimadiklarinla. Kimi seni guldurse de, icini bir nebze isitsa da, cogu tutup elinden seni daha da asagi indirmek icin burda sanki. Oysa zaten gun yeterince zorlu degil miydi?
Ve nihayet aksam, el ayak cekilince, aciyorsun televizyonunu, sansliysan kacirmissin ana haber bultenini. Devamindaki dizilerde tecavuze ugrayip, dayaklar yiyor, esrar kacakcilariyla ucaklarda kaciyorsun.
Ve kumanda elinde, kapa dugmesine basip, gidiyorsun Tanri'nin kollarina.
Bunun icin mi gelmistik buraya? Nerede o yuregimizdeki Tanri?
Ne zaman geldi de biz kacirdik?
Yoksa inanmiyor musun hala varligina?
Swamiji videosunda soyluyor, eger hala varligini sorguluyorsan, buyumelisin artik!
Sorgulamiyorsun, peki nasil olacak bu is? Nerden duyacaksin sen O'nu? Ne zamanlar konusuyor sana?
Ne zaman konusuyor bana?
Ne zaman kaybolmadiysam, ne zaman BURDA isem.
Ne zaman kulaklarimi disari kapatip iceri actiysam.
Ne zaman gozlerimi disari kapatip iceri baktiysam.
Ne zaman agzimi-burnumu disari kapattiysam.
Mucizenin icinde yasiyoruz. Sustugumuz, durdugumuz her AN, BIRiz. Ve biz her AN kaciyoruz bu Bir'likten. Korkuyoruz, olesiye korkuyoruz. Olmekten korkuyoruz. Oyle degerliyiz ki kendimize. Kendimizi asagilamak, asagilatmak bile olmekten iyi geliyor. Herseye razi geliyoruz bir tek olmeyelim diye.
Oysa her An bir firsat tasiyor icinde. Secme sansini vermis bize. Ben'i mi istiyorsun, yoksa "sunu" mu?, diye soruyor bize.
Ve biz kendimizi korumak adina seciyoruz "sunu"
Ve kaybediyoruz kendimizi...
Kaybetsek de O her daim orda bekliyor, ve hic bikmadan soyluyor ikibin yildir!
Be Still and Know that "I am" GOD...
Tam ortasindayim
Tam ortasindayim yagmurun
Karin sogugun ortasindayim
Nasil da paylasiyor insan isterse
Nasil da birmis meger hasretler
Nasil da mecburmusuz
Sabretmeye, sevmeye, ögrenmeye
Tam ortasindayim yolun
Kosunun ortasindayim
Tam variyorum ki hedefe
Bir yenisi basliyor
Bu oyun hep ayni degismiyor
Hala devam hala figan
Hem de bile bile
Nasil da paylasiyor insan isterse
Nasil da birmis meger hasretler
Nasil da mecburmusuz
Sabretmeye, sevmeye, ögrenmeye
1 Aralık 2010 Çarşamba
Degismek
Insan isterse degisir mi?
Yillarca kilo vermeye, yillarca kontrolu birakmaya, yillarca olumlu dusunmeye, yillarca sunu bunu yapmamaya veya yapmaya calistim.
Ben istedigimde hangisi degisti, neden degismedi? Yeterince istemiyor muydum ki?
Damarlarim titriyordu istemeyi dusundugumde, oylesine istiyordum. Neden degisememistim, neden degismiyordum.
Zihnim cunku ile baslayan bir suru cumle yazmaya hazir. Kusura bakma bugun seni konuk edemeyecegimi soylemeliyim. Ihtiyacim yok duymaya cunkulerimi, cunkulerinizi...
Tanri istemeden olmayacagini ogrendim sadece. Bir yapragin kimildamadigini, bir gulun acmadigini, bir kusun sakimadigini ogrendim. Su an, simdi ogrendim. Fransizcada ezberlemek icin "apprendre par coeur" denir, yani kalpten ogrenmek. Neydi diye dusunmezsin, zihnin kenara cekilir, kalbinden bilirsin.
Ogrendim ve yine yalvardim.
Gecen gece aglayarak dua ettim, "Tanrim, Gurudev, Swamiji, ne olarak duyacaksan sesimi, lutfen degistir beni" diye...
Sabahi Mira uyanir uyanmaz babasinin kucagina atlayip; "baba annem degismisti, erkek olmustu. Iki peri geldi, biri erkek, biri kiz, anneme degneklerini degdirdiler. Annem erkek olmustu baba!" diye ruyasini anlatti heyecanla, bugune kadar net anlattigi ilk ruyaydi...
Onunki mi ruyaydi, benimki mi?
Dua ettim, lutfen degistir beni diye...
Kalpten ogrendim o istemeden hicbir sey olmaZ.
30 Kasım 2010 Salı
Ev
Annem size sormami istedi, ona soyleyeceginiz bisey var mi dedigimde, Swamiji uzaklara dalmisti her zamanki gibi sonra geri gelmis, sakince asagi benim gozlerime donup, "annene soyle, yalniz oldugu zamanlar yalniz degil, O'nun huzurunda. Bunu bilsin ve mutlu olsun, ve digerlerini mutlu etsin" demisti.
Yazdigim emaillerimden birine cevap olarak da soyle soylemisti;"kocana ve cocuklarina hizmet et, onlari mutlu et. Bu hayatta Tanri'nin cemalini goreceksin"
Okumayi bildigim gibi duymasini bilmiyordum sanirim dune kadar. Bunu bildigi icin sanirim bana "yaz" demisti. Ancak kelimeler bu bedenden cikip kagida veya benzerlerine dokuldugunde anlayabiliyordum halimi.
Peki mesaji tam 3 yil once duyan bu beden ne yapti? Duydu mu? Duymus gibi mi yapti?
Duydu da kafada mi yazili kaldi, yoksa cevap kalbe indi mi?
Sorulari yazarken cikiyor zaten cevaplari, tekrar etmeye gerek yok.
Eger yurege inmis olsaydi kulaktan iceri gelen, kafa da takili kalmasaydi yasanmazdi dun yasananlar.
Ruyamda sigara iciyordum, sabaha karsi uyandigimda bir sıkıntı var sanırım, diye icimden konusmustum. Sonra yeniden uykuya dalmistim.
Sabah daha gozkapaklarim acilmadan gun, yasatacaklarini hazirlamisti. Hayat gelmisti yanibasima, bir eliyle karnimi sıkarken, bir yandan beni ordan oraya itelemis, kakalamis, "silkelen" diye bagirmisti.
N'oluyorrrr derken dilim, iceride bir sey hic kipirdamamisti. Sahnenin arkasinda kalan seyretmisti. Hayatin nasil acimasizca silkeledigini.
Neden silekelemisti hayat? Swamiji'nin videosunda soyledigi gibi ellerimizi acip nehrin orta yerinde akmamiz gerekirken okyanusa, bu beden kenardaki tasin ustunde neden yosun var diye sormustu?
Tutunmazken binlerce seye, geriye kalan birkac tasin, rengine, sekline, durusuna takilan bu beden alabilecegi en sert cevabi almisti hayattan.
El cekildi, birakildi beden nehre, durdugu, olmasi gereken yere. Beden silkelenmekten acimis, yorgun. Seyreden biri var, huzuru hep yerinde...
Lak lak pencerelerine dokulen kelimelerimi geri cagirdim.
Digerlerini mutlu etme gorevini anneme biraktim.
Eve geri dondum, cocuguma, kocama.
Sorumlulugum kimseye O'nu anlatmak degildi. Kendimi anlamaya calisirken burda konusabilirdik satir aralari.
Swamiji bana "konus" dememisti.
Dinlerken de, konusurken de hep O'nu arasam da, gorevim kocam da ve cocuklarim da O'nu bulmakti. Gerisi taslarin ustundeki yosunlara, sekillere takili kalmakti.
Simdi ev'deyim...
27 Kasım 2010 Cumartesi
25 Kasım 2010 Perşembe
Dokulsun incilerim
Gurudev utangac olan gercegi bulma yolunda dogru kisi degildir der. Cunku utangaclik egoya aittir. Ego kendini bisey sandigindan, soyleyecegi seyin digerleri tarafindan nasil duyulacagini, kendisinin digerleri tarafindan nasil gorunecegini cok onemser, kendine guveni de olmadigindan utanma olarak disa vurulur durum. Cok utaniyorum nerden baslasam ki der, nerden baslasam da yanlis anlasilmasam.
Bu gecisi cok iyi biliyorum cunku o yoldan yuruyup geldim, simdi ise pek bir arsizim. Sukur an'a.
Hersey cok sevdigim bir arkadasimin bir cumlesiyle basladi. Annesinin yaninda kalip obez olmak istiyordu. Cumleyi okudugum anda aklima Bhagavad Gita'da "ne cok, ne az yiyen, ne cok ne az uyuyan, yogaya uygun degildir" yazdigini animsadim. Soylesem dedim, sonra durdum. Son zamanlarda hep gozumun disari nasil da donuk oldugunu ve disardaki insanlarin davranislarini nasil da yargiladigimi animsadim. Yargilamak degildi aslinda belki, hani beyaz yalan ve yalan farki gibi. Iyi niyetliydim ama farketmiyordu sonucu. Gozum baskasindaydi.
Yazmaliyim bunlari dedim. Neden yoga hocasi olmadigimi yazmaliyim. Ogrencimin biri gelip bana sorarsa, "hocam son gunlerde cok kilo aldiniz", "evet evde canim sıkkınken dolabi acip abur cuburlari ariyorum. Bugunlerde sorunlarimla basedemeyip aburcubur yiyerek teselli buluyorum" dersem o zaman bana demezler miydi, "sen nasil yoga hocasisin, zihnin seni esir almis, sen kontrol edemiyorsun onu". O zamanlar yani cok yillar once et yerken sorsalardi bana, "hocam yoganin ilk maddeleri yama, niyama, onlarin icinde hicbir canliyi incitmeyeceksin yaziyor, nasil oluyor bu is?" o zaman ne cevap verecektim? "Ben incitmiyorum, baskalari incitiyor" mu diyecektim. Olmazdi.
Bir sonra, aklima geldi konusurken baska bir guzel kalple, Rama Krishna alkolik takipcisi icin ne demisti; " Tanri sevgisi icinde buyudukce, dusecek yanlis olanlar birbir. Neden ona ickinin zararlarini anlatayim ki simdi?"
Hatirlamak guzel, aynanin bugusunu siliyor. Hatirladikca zihinden inmeye basladim yavas yavas tekrar yerime, kalbime.
Kalpte resim bambaskaydi; annesinin yemeklerini yiyip obez olmak isteyen guzel arkadasim, annesinin askla pisirdigi yemekleri yedikce degisiyordu. Anne yuregiyle yapilmis enfes yemeklerdi cunku onlar. Yemek bile denmezdi isimlerine. Ne kadar cok yersen o kadar iyiydi. Anne mutlu olurdu. Anne oyle sevinirdi ki, ozledigi kizina, kalbini icine koyup pisirdigi yemekleri yedirirken, onun hepsini istahla yedigini seyrederken, iste o an, an dururdu, an ASK olurdu. Annenin gozunden babaya, babadan kizina, kizindan herkese gecen... ASK dolanirdi bedenlerde, adina yemek demisler, yemek bile denmezdi oysa ona.
Sonra gordum asanalari yaptikca temizlenene vucutlari, temizlendikce yenemeyen etleri, vucudun kabul edemeyislerini. Soylenemeyen beyaz yalanlari, dinlenemeyen kufurleri, yazilamayan yargilari, goruldu sanilan resimleri, perdenin ardindaki gercekleri.
Bir ogrendiysen bir paylasacaksin, kendine de saklamayacaksin, birine deger dokunur, belli olmazdi.
Ogrendim mi, yok oyle diyemem, anladim mi, o da degil. Gordum gonul gozuyle, kalbe indikten sonra.
Bir baska guzel arkadasim bir video yollamis, "little grandmother Kiesha'nin Zurich konusmasi". Diyordu ki zihinle yasamayi birakip kalple yasamaya baslamazsak, dunya cocuklarimiza kalmayacak. Bu dunyayi biseyler yaparak degil, sadece kalpten yasayarak ve SEVGI olarak kurtarabiliriz. Dunya anaya bunu borcluyuz.
Bir sonraki gun tesadufen Mooji cikageldi bilgisayarima.
Dedi ki; Bilincten bir parca olarak dogdun geldin. Biri sana isim verdi. Sana Uma dedi. Anlamaya calistin ne dediklerini ve benimsedin zamanla sen Uma'sin. Yillar gectikce iyice ogrendin. Simdi yolda yururken biri Uma derse, hemen donup bakarsin, seni cagiriyorlar diye.
Oysa dogdugunda bir ismin bile yoktu.
Simdi dusun, isminden onceki GERCEK SEN, BILINC'in kim oldugunu hatirlamasina ihtiyac var mi? Zaten biliyorsun kim oldugunu, su anda O'sun...
Iste butun bu ardi ardina gelenler sonucu simdi guzel guzel akiyorum. Gozlerimin ici guluyor. Disardaki herkesi davet ettim geri kalbimin icine, burda hepimize yetecek ASK var...
21 Kasım 2010 Pazar
Santa Clause Parade
Bugun Santa Clause gecit toreni vardi. 500 bin kisi katiliyormus her sene. Santa'yi severim ama oyle cok da bayilmam. Noelin anlami benim icin agac suslemek, isiklandirmak ve Noel sarkilari dinlemektir. Bir de camdan baktigimda yagan lapa lapa kardir. Isiklar soner evde, disarisi bembeyazdir, odandaki cam agacinin ustundeki renkli isiklar ritmle yanip sonerler. Dalarsin duvarindaki yansimalarina. Kulaginda kutsal kelimeler. Kalbin acilmis. Tenin sakin. Huzurundasindir...
Hristiyan bir aileden gelmedim. Aksine annem musluman, babam ise ateistti. Ateist oldugunu soylerdi ama icten ice de cekinirdi Tanri'nin varligindan, annem oyle soylerdi.
Benim hristiyanlikla ilk bagim Meryem Ana tapinaginda Efes'tedir. Hristiyanligi ve hatta muslumanligi da bilmedigime inandigim tarihlerde. 12 yas civarinda kim hangi dini bilebilir ki. Meryem Ana tapinagina cikarken, benim annem yok, benim annem sensin diye yuruyordum. Tipki Rishikesh, Hindistan'da ne aci var ne zevk diye hirsla yurudugum gibi. Oyle zamanlarda hic beni yanliz birakmamis Tanri. Meryem Ana'da hemen kucak acmis. Isa'yi kendimi bildim bileli cok severim. Nedenini de hic bilmem.
Bugun Mira icin gittik Santa Clause gecit torenine. Once yeni vali el sallayarak gecti onumuzden. Daha yuruyecek 6 km yolu vardi. Sonra polis sefi. Sonra atli polisler. Atlar bu kadar mi guzel olurdu. Atlarin hemen ardindan atlarin o sirada yaptigi kakalari temizleyen palyacolar. Ben en cok onlari sevdim. Atin ustunde, pelerini giyip el sallayan polis olmak cok kolaydi. Ama hem gulup, hem komiklik yapip, hizli hizli bir sonraki grup gelmeden yere dusen kakalari temizlemek baska birseydi. Ben en cok onlari sevdim, hala icimi kabartiyorlar hatirladikca. Sonra cizgi film karakterleri, filmlerden kahramanlar devam etti. Aralarda bando takimlari degisik Noel sarkilariyla yuruyorlardi. Her Noel sarkisinda insan aglar mi? Aglarmis.
Tavsanlar, arilar, saksi cicekleri, sonra bando ekibi
O come let us adore Him
O come let us adore Him
O come let us adore Him
Christ the Lord
diye calarak gectiler, ben soyleyerek akittim gozyaslarimi.
Bir baskasi
Joy to the world
The Lord has come
diye caldi, ben soyledim, akittim gozyaslarimi.
Simdi kiliselerdeki Noel sarkilari da soylenmeye basliyor bu ay itibariyle.
Daha Noel gelmemisken bu kadar aglarsam, bilemiyorum durumum nice olacak.
Bir de niye agladigimi bilsem...
Illuminite
Cumartesi gunu hep beraber ciktik yola. 2 derece hava ile once esimin en sevdigi donought'cinin acilisina gittik. Hayalkirikligina ugradi gorunce dukkani. Daha buyuk ve gosterisli bir yer beklemisti cunku. Hayalleri kirilinca, sectigi donought da guzel cikmadi. Sonra bir kac cocuk parki dolastik, Mira costu eglendi. Sonra bir alisveris merkezinde soluklanip, ihtiyac giderdik. Haliyle soguk olunca hava biraz da isinmak gerek icerilerde. Sonrasinda da gidip karnimizi doyurduk bir vegetarian restaurant'da. Ve butun gunu bu sekilde gecirme sebebimiz geldi catti.
Oldum olasi havai fiseklerini, atesli gosterileri sevmisimdir. Dun tatil sezonu icinde aydinlanma seremonilerinden ilki gerceklesti. Guzel bir gosteri hazirlamislardi. Gokyuzunde dolunay bulutun arkasina gire cika bana gozkirparken, modern bir dans gosterisi seyrettik. Ardindan benim Latince oldugunu iddia ettigim, esimin ise bu kesin kus diliydi dedigi bir dilde uc uzun bacakli beyaz kus, melek, kadin, adam karisimi canlilar ciktilar meydana. Kadinin kafasindaki samdan isiklandi bir sure sonra. Isterik kahkahalar atan kadin etraftaki ates tasiyicilarini isaret ediyordu. Kirmizi pelerinler giymis kizlar ise atesi getirdiler. Sonrasinda da atesi cogaltip, en sonunda 52000 isik ile suslenmis agaci aydinlattilar.
Merak edenlere http://www.wintermagic.ca/node/2789
Bu arada bir daha baktim da, nasil da insanlar farkli farkli yorumluyorlar. Ben diyorum kusa benzer, kadin adamlar, orda yaziyor Ice Queen, buz kralicesi :)
Neyse ben hep kendi gozumden yazmiyor muyum?
Mira babasiyla gosteriyi yakindan seyretmek uzere benden ayrildiktan sonra, yalniz kalan ben yanan atesin, fiskiran isik selalesinin, havai fiseklerin ve gosterinin en sonunda calan First Noel'in icinde kaybolup gitmistim. Gozyaslarima hakim olamiyordum. Hem agliyordum hem de Isa'nin dogumunu haber veren bu Noel sarkisinda neden agladigimi dusunuyordum.
Isiklar yuregimi aydinlatmis, ates kanimi kaynatmisti. Huzur icinde derin bir nefes aldim, cigerlerim usudu. Gozlerim Mira'yla esimi aradi. Gordum kalabaligin icinde, sukrettim varliklarina hayatimdaki.
Sukrettim ustumde parlayan dolan aya.
Sukrettim Isa'nin dogumuna...

May the blessings of God rest upon you,
May His peace abide with you
May His presence illuminate your heart
Now and forever more
19 Kasım 2010 Cuma
Blog hakkinda oylesine
Uzayi da ekledikten sonra sira melek kanatlarimla tekerlek dondurdugum resmime gelmisti. Bir arkadasim beni gordugu gibi cizmisti o resmi, cok ozeldi, o yuzden profilde duruyordu ama degistirirken herseyi, dusundum, hala teker dondurmek istiyor musun ? Hayir. Melek olmak? Hayir. Melekler bile Tanri'ya yalvarirmis, insan formunda bizi dunyaya gonder ki, senin bilincine erebilelim, diye. Insan olarak gelmisim, melek olmak istemedigime eminim.
Om en guzeliydi. Herseyi baslatan... O hale donelim dedim. Niyet ettim.
18 Kasım 2010 Perşembe
YOUR REAL ENEMY by GURUDEV
The senses are your real foes. They draw you out and disturb your peace of mind. Do not keep company with them. Subdue them. Restrain them. Curb them just as you would curb your enemies on the battlefield. This is not the work of a day. It wants patient and protracted sadhana (practice) for a very long time. Control of the senses is really control of the mind. All the ten senses must be controlled. Starve them to death. Do not give them what they want.
Then they will obey your orders implicitly. All worldly-minded persons are slaves of their senses, though they are educated, though they possess immense wealth, though they hold judicial and executive powers. If you are a slave of meat-eating, for instance, you will begin to exercise control of your tongue the moment you give up the meat-eating habit entirely for six months. You will consciously feel that you have gained a little supremacy over this troublesome sense of taste which began to revolt against you sometime ago.
Worldly pleasures intensify the desire for enjoying greater pleasures. Hence the minds of worldlings are very restless. There is no satisfaction, and mental peace is absent. The mind can never be satisfied, whatever amount of pleasure you may store up for it. The more it enjoys the pleasures, the more it wants them. So people are exceedingly troubled and vexed by their own minds. They are tired of their minds. Hence, in order to remove these botherations and troubles, the rsis (sages) thought it best to deprive the mind of all sensual pleasures. When the mind has been concentrated or made extinct, it cannot force one to seek for further pleasure, and all botherations and troubles are removed for ever and the person attains real peace.
---
The mind can do nothing without the help of the senses. And the senses cannot do anything without the help of the mind. Desire moves the mind and the senses and makes it outgoing. Abandon desires and control the mind. Thinking means externalisation or objectification. Thinking is samsara. Thinking causes identification with the body, with `I-ness', `mine-ness', time and space.
Stop this thinking through vairagya (dispassion) and abhyasa (practice). Merge yourself in pure consciousness where there is no thinking. This is the absolution; this is jivanmukta (liberation).
17 Kasım 2010 Çarşamba
Ruzgar
Among purifiers, I am the wind; among warriors, I am Sri Rama. Among fishes, I am the shark; and among streams, I am the Ganges.
Temizliyiciler icinde RuzgariM.
Su anda saatte 70 km ile esiyorsun disarda.
Oysa icim sakin.
Vatayimdir, dagilirdim ruzgarlarda. Bu ruzgarda nasip ediyorsun Seninle beraber donup dolanmami.
Arkamdan itiyorsun, ilerliyorum, onume geciyorsun, duruyorum. Soguyorsun usuyorum.
16 Kasım 2010 Salı
Kurban edenler el kaldirsin
N'oldu simdi?
Ne anladik bu hikayeden.
Ben sunu anladim.
Tanri adama bir firsat sunmus kurban etmesi icin.
Adam almis danasini. Vermis parasini, saymis ben diyeyim 350 sen de 800 bin lira.
Almis danasini gelmis evine. Kesme vakti dananin rizasi yok. Dana kendi kosar mi, kosmaz. Kimdir danayi kosturan O.
Dana kosmus adam kovalamis.
Adam neyi kovaliyor.
Danayi.
Diiiiiiiiiiiiittttttttttt
Yanlis cevap
Adam parayi kovaliyor.
Kurban, kurbanlik, allah hepsi uctu gitti.
Sandalda kurek cekerken goruyor dananin nasil kudurmus kactigini. Aklina geliyor o esnada Tanrisi.
Allahim sen kurbanimi sakinlestir diye dua ediyor.
Duasi dana sahile cikinca kabul oluyor.
Belediye gorevlileri sakinlestiriyorlar danayi uc igneyle.
Adam kesiyor danayi; kesiyor ki paraciklarini kurban etmek zorunda kalmasin.
Keske diyorum yaziyi okurken adam uyansaydi da, dananin zamani gelmemis, Tanri kacirdi danami, helal olsun verdigim para, danaya can olsun, kan olsun, Allah kesmisim gibi niyetimi kabul etsin diyebilseydi...
Ama dunya benim istedigim gibi donmuyor. Donmeyince icim aciyor, aciyinca uyku tutmuyor. Uyusam da sabah kalkinca migdem bulaniyor yine mi ayni ruyaya uyandik Tanrim diye....
Durustluk
Oncelikle sunu buyuk harflerle yazacagim, burasi icimin disari ciktigi yer, yani neysem oyum. Yalansiz dolansiz, hilesiz hurdasiz.
Sonra burasi kimse icin degil kendim icin, biri icin olsa kendime ters duserim cunku bilirim There are No Others. Bilirim!
Sonra yanda duran ilk fotograf Gurudev Swami Sivananda'dir. Beni kendi evine cagirip beni bahcesinde meditasyon yaptirtan. Ve bedeninde bile degilken. Yani dunyalilarin tabiriyle vefat etmisken. Sonrasinda alttaki fotograftaki Swami Muktananda ile sesini duyurmustur, diyeceklerini dile dokmustur. Benim ne oldugumu bilmek bir yana, ne olacagimi, ne olmam gerektigimi, nasil olacagimi, nelere ihtiyacim oldugunu bilen BIR'dir. Evlenirken Swami Muktananda hicbir seyi hasir alti etme demisti. O bilmiyor mu benim icimden neler cikacagini. Hem de nasil iyi biliyordu. Ama cikmasalar ne olacakti? O dolamayacakti... Ne cirkin gunlere sahit oldu bu gozler, aglaya aglaya kan canagi oldu, bunca seyi ogrendikten sonra bunlar ne, nasil benim hayatimdalar diye yazdim, yardim istedim, cevap tek cumleydi, "kendini olanlarla identify etme. Sen Gurudevin cocugusun. Sen Ilahinin cocugu." Hatirladim gercek kimligimi. Ardimda biraktim yargilayan gozlerimi.
Her allahin gunu temizlik devam ediyor. Bazi gunler digerlerinden daha cirkin, bazi gunler digerlerinden daha buyuleyici. Ogrendim gercekte demirlenmeyi gunun sonunda. Cikiyorlar iste birbir.
Gecen gunlerde esti bir deli ruzgar. O yoga ogretmenini allaha emanet ettim, dustugumuz yer de O'ydu, ciktigimiz yer de. Ogrendim sayesinde hicbir yerde kalici degiliz. Icimizi temiz tutmaliyizve dilimizi. Esinin gelisiyle de nasil ofkemi hala kontrol edemedigimi gozledim. Onurlandirdim onun da ugrayisini hayatima.
Vesile oluyor yine cok iyi hatirliyorum. Baskalarini kaybetmemek, baskalarinin gonlunu almak, kendi islerimiz icin ellerimizde tutmaya calistigimiz gunler kendimizden baska kimseyi kandirmadigimiz gunlerdir. O gunler coker basimiza hem de butun agarligiyla, bedelini yine bizden baska kimse odemez.
BILIRIM, INANIRIM, UYGULARIM. Disariyi oyalamaya calistigimizda gormeliyiz, aynadir disarisi kendimizi nasil oyalayip kandirdigimizin. Tek yol vardi geri donen, yolu durustlukten gecer...
Simdi yine geri donuyorum geldigim yere, bir dahaki cikisa kadar...
Groundhog Day
Bu sabah uyandim, yataktan kalktim ve kusmak istedim.
Yine uyandik bu dunyaya diye bir igrenme hissi, anlatmam mumkun degil.
Hayatimda sikayet edecegim bir tek anim yok sukurler olsun. Yani konunun hayatim olmadigi gun gibi asikar. Ama bu bulanti!
Yine mi uyandik bu ruyaya Tanrim dedim.
15 Kasım 2010 Pazartesi
Bayram Yazisi
Dun borek yaptim, iki dilimini de bugun oglen yemegi olarak Mira'ya ayirdim. Esim dun aksam boregin yaninda dolanirken, sulanma borege onlar Mira'nin yarin oglen yemegi dedim.
Uzaklastirdim boreklerin yanindan. Sabah yine gulumsedim suratina, begendiysen yine yaparim sana o boreklerden, onlar Mira'nin dedim.
Sonra sabahtan Mira'yi derse goturdum ve eve dondum. Havanin guzelligini firsat bilip borekleri isitip, oglen yemegini parka goturecektim. Hem yer, hem eglenir diye dusunmustum. Tezgaha bir gittim ki boregin etrafinda 30 tane karinca. Sarmalamislar dort bir yanindan, yiyecekler veya evlerine tasiyacaklar. Dunden beri bilincaltima kazidigim o Mira'nin oglen yemegi cumlesinin etkisiyle, hışım gibi aldim tabagi ve karincalari ufledim lavaboya, elimle kovaladim tabakta kalanlari. Sonra tabagi bosalttim baska kucuk bir tabaga. Bunlar saniyeler icinde oldu. Elimi yikamak icin dondum lavaboya, actim suyu yikadim borekten yaglanan ellerimi. Boregi isittim, paketledim, ciktim Mira'yi aldim ve parka gittik. Planladigim gibi.
Sonra bir an durdum, tabaktan ufledigim karincalari dusundum, ve bir iki dakika sonra lavaboya actigim suyu. Acaba hepsi kurtulabilmisler miydi? Yoksa lavabodan akip gitmisler miydi?
Kizimin yemegini dusunen hayvani icgudum, karincalarin durumunu bir saniye bile dusunmemisti...
Tabagi temizlerken oldurmemis uflemistim, ama sonrasinda unutup gitmistim onlari.
Ne fark etti. Koc, koyun, inek buyuk karinca kucuk mu?. Öldürmek aynı, ölüm aynı değil mi?
Ne yaptigimi bilmiyordum, affola...
Ne yaptıklarını bilmeyen binlerce insan için de duam aynı....
Iyi Bayramlar...
14 Kasım 2010 Pazar
Ruhani yolla maddi kazanc saglamak...
Bunun cevabi aslinda bu sitenin icindeki yazilarin toplaminda var. Ama tabii kimsenin geldigi gibi ilk gunden yazilari okumasini beklemem! Kimse okusun beklentim de yok aslinda ...
Ben ilk yoga ile tanistigimda Amerika'nin en pahali eyaletinde bir dersi 15$, bir ay sinirsiz katilim ise 100 $ civarindaydi. Ruhani konularda hicbirsey bilmeyen biriydim. Fitness nasil ucretliyse tabii ki yoga da ucretlidir ve odedim neyse bedeli ve katildim derslere.
Sonra Iyengar teacher training kursuna katilmak icin de bir bedeli vardi katilimin, odedim ve katildim.
Bir saniye neden bu ucreti odedim diye dusunmedim. Cunku o bir egitimdi. Ayakparmagimdaki kemiklerden, boynuma kafatasima kadar gerekecek butun bilgileri verdiler. Butun hareketler. Hastaliklarin karsiliginda yapilacaklar. Simdi hatirlayamadigim pekcok bilgi. Cok degerliydi, ve cok da degerli ve ozel bir hoca tarafindan verilmisti. Egitimin bitiminde dunyaca onaylanan Yoga Alliance'da da hoca olarak isminiz yer aliyordu.
Bir saniye bile sorgulamadim bunun neden bir ucreti var diye.
Tertemiz bir studyoda, muhtesem hocalarla ve iyi propslarla calistim.
Sonrasinda Hindistan'a gittigimde yine Iyengar'in senior hocalarindan biriyle calistim. Super komik bir rakamla bir ay boyunca sabah gun dogumunda meditasyonla baslayan ve devaminda yaklasik 5 saat suren bir baska egitime katildim, bir saniye bile dusunmedim verdigim rakami. Cunku bir bedeli vardi ogretilen seyin. Ve bedelini odedim.
Simdi gelelim diger konulara, meditasyon, reiki, ogreti...
Hayatimdaki uc diger konu.
Vipassana meditasyonu ile tanidim ilk gercek meditasyonu diyebilirim. Dharamsala'daydi. Herkes icinden geleni veriyordu, vermek zorunlu da degildi. Sadece bu meditasyonlarin devami icin bu katkinin onemli oldugu soyleniyordu. 10 gun orda yenilip, icilip, yatiliyor ve hoca esliginde meditasyon yapiliyordu. Gittigimde cok param yoktu o nedenle cok da bir katkida bulunamamistim kimse de bunu umursamamisti. Gecenlerde bir arkadasima yolladim Vipassana meditasyonunu, bana "o kadar para veremem" dedi. Bir rakam belirlemisler katilim icin. Hmm dedim.
Reiki inisiasyonunu dagda yasayan bir saddhudan aldim. Para kazanmayan kendi basina dagda yasayan bir saddhu'ydu. Kasabada acayip fiyatlara reiki inisiasyonu veriliyordu katilmadim. Ayirabilecegim miktari saddhu'ya verdim cok sevindi, ismi de Shiva'ydi...
Ogretiye gelince;
Yine Hindistan'da, Rishikesh'te, cok guzel bir odada, Ganjin kenarinda aldim. Swami Muktananda'dan. Neden parasiz bu satsang diyenlere, "benim size verdigim bilginin karsiligini veremezsiniz de ondan", derdi.
Size kim oldugunuzu anlatan degil, ogreten degil, transfer eden ISIK, bunun pahasinin olmadigini soyluyor.
Inisiye oldugum ashramda konaklamak, yemek yemek, butun ayinlere katilmak hepsi "by donation"di. Yani senin icinden ne kadar geciyorsa. Kimse senin pesinden de gelmiyordu bir odeme yapmadiginda.
Simdi bana arkadas ortak tavir ne yapmaliyiz diye sormus. Hayatta hic ortak tavir benimsemedigim gibi, kimseye de boyle bir tavsiyede bulunmam mumkun degil. Cunku ogreti de bana transfer edilen puzzle'in diger bir parcasi da suydu; "There is no OTHERS"
Yani bu gerceklikle etrafimdaki insanlarla yasiyorum ben.
Ogrenecegim herseyin bedelini veririm, bedeli olmayan seylere bedel konmussa bana da sacma geldiyse, gitmem.
Digerlerinin ne yaptigina da karisamam. O onun iluzyonudur cunku. Ha karismami isterse karisirim da tabii ama karisanin ben degil O oldugunu bilerek ancak...
Paradan bahsediyoruz en nihayetinde. Parayi veren kim?
Parayi veren O da, biz nasil harciyoruz, icimizde harcarken neler hissediyoruz, nasil saklayip nasil paylasiyoruz. Ortak tavirdan ziyade bence bunlarla ugrasmak daha onemli.
Cevap yazabildim mi bilemiyorum, yine kendi kendime hatirlattim gidiyorum :)
Askla,
Halil Cibran vs Osho
Halil Cibran'dan aldigimla Osho'dan aldigimi ise karsilastirmam mumkun degil cunku boyle bir derecem yok benim henuz.
Bir onceki yazinin yorumundan cikan birseyleri yazmadan gecemedim.
Herkesin bilgisi baska baska. O bilgi geliyor, dogrulugunu arastirma sansin olsa da olmasa da, icerdeki programin nasilsa inanc gelisiyor.
Bazi insanlar cok suphecidir, gozleriyle gorene kadar inanmazlar. Bazilari da inanirlar ne soylense.
Hicbirinin onemi yok. Her insan kendince programlarla dunyaya geliyor. Ve ne kadar gorebileceksek perdenin ardinda o kadar gorerek de gidecegiz.
Kimimize nasip olacak perdenin kalkisi, kimimiz perdelerin desenini degistirecegiz, yeni perdeler asacagiz. O bilir.
Halil Cibran'da O'ndan geldi, O'nunla yazdi. Osho'da O'ndan geldi O'nunla yazdi.
O yazdi, imza HC oldu, O yazdi imza Osho oldu.
Ne farkeder.
Onemli olan bir onceki yazidaki gibi, su Uma ne anladi okudugundan. Neresi aydinlandi.
Hayatimda karanlik yerlerin nasil sacma cumlelerle aydinlanip, dugumlerin cozuldugunu biliyorum. O yuzden Uma filmindeki her karaktere sukrediyor, geldikleri ve getirdikleri icin...
Herkesin KUTSAL olduguna da inaniyor, hepsi ayni amaca hizmet ediyor cunku.
O'nun izni olursa uyaniriz birgun, simdilik ruyaya devam...
12 Kasım 2010 Cuma
Guru kimdir ??
When man empties himself, God fills his entire being. When God enters man and fills man's entire being, man is no more man but becomes the Light itself.
Swami Chidananda.
Neden kizdim bu kadar bilemiyorum. Ama uc kisi okuyorsa bu yaziyi en azindan kulaktan kulaga dolasir umidiyle yazmak istiyorum.
Neden boyle bir istegim var onu da bilmiyorum. Haksizlik gibi mi goruyorum acaba?
Kime O'na mi ... Cok guldum simdi buraya kadar yazdigima.
Neyse bugun bir guzel insanin blogunu okurken bir yorumda takili kaldim;
Yasam kocunuz neseli olsun, dertli yasam kocunuz olursa size dert olur.
Guru ararken de oyle sana uygun olmalı, aynı dili konuşabilmeli, aynı yolda ilerleyebilmeli demis arkadas.
Sanirim guru ile esi yani kari koca aramayi karistirmis olmali.
Guru aranmaz. Bir omur arayabilirsiniz, oyle kalabilirsiniz.
Gurunuzun yontemini elestirip; "hmm su noktalardaki dusunceleri ayni benim dusuncelerimle ortustu, biraz daha bakayim, eger iyice hosuma giderse o benim gurum olsun" diyemezsiniz.
Guru sizinle ayni dili konusmali; ayni dilden kastimiz ne acaba? Sanskritce mi ? Arapca mi? Arameic mi?
Guru bulur, sonra senin hosuna giden ne varsa dagitir hayatinda. Sabahlari uzun uyumalar hosuna gidiyorsa bir bakarsin bir bebegin olmus, sabah 4 de kalkiyorsun
Uzun uzun konusmalar mi hosuna gider, bir kocan olur, mih, agzini bicak acmaz, siser siser patlarsin her allahin gunu.
Sevilmek mi istersin, tokat ustune tokat attirir sana, doner doner O'nun kucaginda aglarsin.
Guru seninle ayni dili mi konusur?
Guru konusmaz da ... Sesi yoktur. Senin sesin olur bazen sesi, bazen bir dilencinin.
Guru bakmaz. Gozleri uzaklardayken, eli kalbinin en derininde kaziyordur tortularini, acilarini.
Guru secilmez. Gitmem diye direndigin bir salonda konusurken seni zorla oraya getirir. Nasil geldigini bile anlamazsin.
Tanri olta atar sana, Guru ceker oltayi.
Bilemezsin ilk once Tanri kimdi Guru kim.
Sonra bakarsin, gordugun eti goremez olursun, isik gozunu kamastirir. Bir atomdan kucuk olup sigar heryerine, kainattan buyuk olup sarmalar seni icinde.
Uzaginda sanar ozlersin, ozledigini dusundugun anda hic o kadar da yakininda olmadigini yasatir sana.
Cumlede kalan "sana sah damarindan yakinim" kelimelerinin hakikatte ne oldugunu deneyimletir.
Hem de hic konusmadan.
Hic bakismadan.
Hic yaklasmadan.
Hic ayrilmadan.
Guru ? Seni karanliktan aydinliga cikarandir diye yazilir aciklamalarda.
Gozundeki perdeyi kaldiran. Aynanin bugusunu silen.
Dunyandaki butun luzumsuz binalari yerle bir eden.
Annenden konusur, olmus babandan.
Hic anlamazsin herseyi nasil bildigine. Yillar once olmus kardesinle kavgani sen unutmussundur, O hatirlar hatirlatir sana bir sorunun arasinda. Bakakalirsin. Sen oysa o yillarda O'nu tanimamistin. O seni mi seyrediyordu peki?
Gurunun bedeni de yoktur soylemis miydim? Birakip gitse vucudunu, -boyle derler Hindistan'da öldü demezler, cunku bilincli bir eylemdir, vucudunu birakmistir- bazilari uzulur aglar ardindan, sonra anlar ki artik sadece bedeninde degil heryerdedir...
Sonra bir daha hic unutmamak uzere anlarsin ...
Sonra hatirladikca aglarsin; seni kimsenin bilmedigi kadar bilmesine ragmen, butun sirlarina, butun hatalarina, butun eksiklerine, butun buyukluklerine kadar; seni nasil bu kadar sevdigini anlayamazsin, cunku hic sevilmemissindir boylesi, boylesi ILAHI...
P.S; Yorumundan bahsettigim kisiye email yazmadan edemedim. Dolayisiyla cevap hakkini es gecmedigimi soylemek istedim...
11 Kasım 2010 Perşembe
Tekzip
Dun gelen bir emaille ogrenmistim Kanadali askerlerin Canakkale'de oldugunu. Ve sonrasinda dunku yazinin bir kismi cikmisti.
Aksam da esime anlattim.
Bizim evin doubting Thomas'i da yani suphecisi de esimdir :)
Bu sabah arastirmis isinin arasinda
Bu da onun sozleri oldugu gibi ;
biliyorsun boyle seylere onem veriyorum ben..
Saygilarimla :)
P.S Neymis bir daha duydugunu yazmadan once en azinda bir yere bakarak dogrula :)
Ama onemli olan ne duydugum ne yazdigim degil ki, ne hissettigim.
Hissettigimi gormeme bahane olan, gercegi yeniden gormeme yardim eden bu yanlis anlasilmaya tesekkur ediyorum :)
10 Kasım 2010 Çarşamba
Anma Gunu
Bugun Ataturk'un ölüm yildonumu. Allah rahmet eylesin, huzur icinde uyusun. Olenin arkasindan konusulmaz derler ama ben konusacagim cunku ölüm de yaşamak gibi oldugu için konusabilecegime inaniyorum. Konu Ataturkle degil benimle ilgili cunku. Ben dogmak icin ölmek isteyenim.
Bugun sevgili Sufi'nin blogunda cok guzel bir Ataturk yazisi okudum. Cok begendim, cok da hislendim. Ama ben Ataturk'u hic sevmem. Hicbir sebebim yok isin tuhaf yani. Yani Turkiye Cumhuriyetini kurmus, bir millete ozgurlugunu vermis. Bir suru sebep sayabilirim, saymama gerek yok. Acin her yeri her yerde yazili sebepler ve ben yadsimiyorum. Ama ben Ataturk'u sevmiyorum. Bazen dusunuyorum acaba Konya'da dergahimi mi kapadi eskiden diye?
Annem cok sinirlenir ben boyle konusunca. Tam Cumhuriyet kadinidir kendisi. Babamin ise kesin kemikleri sizliyordur. Ismet Inonu'nun sag koluydu ya bir zamanlar. Ama o zaten benim su anda inandigim seyleri biliyorsa mezarinda, daha da cok sizliyordur kemikleri.
Diger bir inanisim da sudur; Ataturk %100 O'nun elcisiydi. O istemese, Ataturk'un hic bir sifati yetmezdi boylesi buyuk bir mucizenin gerceklesmesine.
Simdi asil icimi bugun kurcalayan konuya geleyim;
Bugun 10 Kasim Ataturk'un olum yildonumu
Yarin 11 Kasim I. Dunya Savasinda Canakkale'de olen Kanada'li askerlerin anma gunu
Yarin Mira okuolda gunun cocugu.
Sinifta yapilan aktivitelerde o ogretmene yardim edecek.
Kanada bayragini o tutacak. "O Canadaaa" diye o soyleyetecek milli marsi.
Biz Mira Turk'um demek zorunda olmasin, yani ID si degil OZ'u onemli olsun diye geldik bu ulkeye. 150 ayri memleketin insaniyla beraber yasiyoruz bu sehirde.
Ve yarin 11 Kasim. Mira bir Turk olarak bayragi tutup, Kanada marsini soyleyecek, ve kirmizi cicek boyayacak resim dersinde, Canakkale'de Turkler tarafindan oldurulen Kanadali'lari anmak icin.
Bir yerde okumustum bir yerde 1 yildan fazla kaliyorsan, orayala ilgili yarim kalmis bir karman vardir diye. Kanada'ya goc ettik, yarim kalmis bir karmayi tamamlamak icin belki. Acaba ben Canakkale'de sehit mi olmustum??
Ataturk'e bir gun bir Ingiliz dik dik bakiyormus. Ataturk baslangicta ses etmemis ama sonunda yaverini yollamis sordurmaya derdini. Canakkale'de babami oldurdu demis dik bakan Ingiliz.
Yaver mesaji tasimis Ataturk'e. Ataturk donmus yavere soyle demis; "git sor bakalim babasinin Canakkale'de isi neymis?"
Ne isim varmis degil mi Canakkale'de eger sehit olduysam.
Boyle ucuk kacik yerlerde dolastiktan sonra Merkez'e inme ihtiyacim var.
Butun bunlar bos...
Ataturk, Turkiye, Kanada, Mira, Toronto...
Isimler
Benim topragim, senin topragin, benim madenim, senin tren yolun
Mulkiyet
Ulu onder, kahraman, cesur, talihsiz...
Sifatlar
Benim kahraman dedigime sen dusman dersin
Benim katliam dedigime sen bayram dersin
Senin akin, benim karamdir
Bunlarin sonu yoktur.
Eger ki goremiyorsak en ufacigindan bir kelimenin ardindakini, eger goremiyorsak en ufacigindan bir yaratigin gorevini, eger goremiyorsak bugun nasil da nefes alabildigimizi, bu savas bitmez.
Butun gemilerin demirleri O'na demirlenmedikce bu dunya donmeye devam edecek. Oyun bir diger gune naklolacak.
Bu savas bitmez.
Ne Ataturk'e olmustur olan, ne de ölen Kanadali askerelere
Olan, kalana olmustur, kendini O'na demirleyemeyene, gercegi goremeyene...
Dun bir cumelisini okudum Haruki Murakami'nin; "Pain is inevitable, suffering is opptional" diyordu. (Aci kacinilmazdir ama izdirap istemli'dir)
Karari siz verin demiyecegim, cunku bu secim coktan yapildi.
Acinin otesine gecenler akacaklar hayatla
Istirap icinde yananlar, kendi cehennemlerini bir odunla daha korukleyecekler...
Dogmak icin olmeye geldim ben... Kimse kusura bakmasin...
Bakiyoruz oyleyse goremiyoruz...
Simdi obur pencereden emaillestigim biri var, o benim arkadasim mi diye sorarsam kendime, o hep vardi derim. Arkadas kelimesi bana gore degil yani.
Insanlar bir nedenden dolayi bir araya gelirler, sonra o neden biterse ayrilirlar, ve bu dunyanin sonu degildir. Okyanustaki dalgalar degil miyiz biz, nasil ismimiz kalir, cismimiz kalir okyanusun icinde oldugumuzu anladiktan sonra...
Yine nerden basladik nereye geldik. Bu siralar daginigim, seyrediyorum. Ayni zamanda da derli toplu icerde.
Mira'nin okuldan arkadasinin annesi ile cokca konusuyoruz. Genelde o konusuyor ben dinliyorum. Cunku soyleyecek cok sozu var. Gozlemliyor. Bakiyor her tarafa, inceliyor herkesi. Merak ediyor. Dev aynasindaki ben gibi... Konu bu zaten. Ona kendimden farkli bakmadigim icin, kendimden uzakta da gormuyorum. O nedenle elestiremiyorum da :) Elestirebilirim de yani kinamak gibi elestirmiyorum.
Dun parkta bulustuk sabah jimnastik derslerinden sonra. 11.00 - 12.00 arasi uygundur diye dusunduk, ogle yemeginden once, biraz gunes alsinlar ... (super dusunceli anneleriz)
Sonra onlar oynarken, 5 cocugu ve de 1 kopegi olan, henuz yuzunu asikken goremedigim bir anne, iki cocugu ve de kopegiyle parka geldi. Bu arkadas bana egilip, "simdi bu kadinin bu saatte ne isi var parkta. Tam ogle yemegi saati. Bu cocuklara ne yediriyor? Gofret mi veriyor ogle yemegi niyetine? Cok mu Avrupali bir anneyim ben bilmiyorum ama boyle olmaz ki!" dedi. Epey sinirlenmisti. Ben gulumseyerek dinledim. Bilmiyoruz ki ne oldugunu, kizdirma kendini bosu bosuna dedim.
Sonra o hep gulen bes cocuklu kadinla tesadufen park cikisi karsilastim. Ayakustu sohbet etmeye basladik, Mira kopege opucukler verirken. Uc cocugu ilk okulun degisik siniflarinda ve sabahcilarmis. Onlara sicak beslenme getirmis. Cocuklarinin soguk sandwiclerle beslenmesini her zaman istemiyormus cunku (ne dusunceli anne degil mi?)
Sonra okulda kendini sinirlendirmis anneyle karsilastik. Bu sefer de baska cocuklarin Mira'yi nasil kizdirmaya calistiklarini anlatti. Olsun yeterince ingilizcesi yok, anlamamistir dedim gulumseyerek, zaten anlasa da o onun yolu olacak, hayatta surekli mudahele edemem ki, dedim.
Ama deyip itiraz etmek istedi, sen bugun biraz dinlen istersen, oglen ki kadin da o kadar kotu degilmis, cocuklarini dusunuyormus diye anlattim olayi. Evet, sanirim bu siralar benim kotu gunlerim dedi ve pufurdayarak evine gitti.
Bakiyoruz, baktigimizi sandigimiz her an, baktigimizda gordugumuz sey sadece simsiki tuttugumuz fikirlerimizin yansimasi. Oysa olayin hep bir de diger tarafi var...
Bu olay benim bir yansimam. Biri bana birsey sordugunda ilk cikan cevabi veririm genelde.
Sonra zaman gecer bu cevap kafama geri donerse, dusunurum icimde, verdigim cevap ne anlama geldi karsida acaba diye. Sonra ben ne demek istersem diyeyim, baskasinin ancak kendi fikirlerinin yansimasi olarak dediklerimi anlayacagini farkederim. Bazen duzeltirim yanlis anlasilma olabilecek yerleri. Sonra konusanin da, dinleyenin de BEN oldugum gercegine dayarim sirtimi. O'na emanet ederim.
9 Kasım 2010 Salı
Merkez'e baglanmak
Baktim tek tek gelen eskimis fotograflara;
Hatirlayamadigim kadar uzun bir zaman etrafinda donduklerim, bir bir...
Insanin hic mi basi donmez, hic mi midesi tutmaz...
Ortada bir Xman ben don babam don
Ortada bir sorun ben don babam don
Is ayni
Ev ayni
Ne ciddi isti donmek. Donmeden yasanmazdi. Kalp atisi kadar gercekti benim icin, olmazsa olmazdi.
Oysa dondukce olan hep ayniydi. Dondugum sey donme hizimdan ortada eriyor, ben ise firlayip gidiyordum yorungeden, parcalara ayriliyordu hucrelerim.
Sonra haydi en bastan tekrar otur, topla bir bir; kalp nerdeydi, eller, parmaklar, saclar...
Toplamaya hep dis noktalardan baslardim. Once etraf esyalar toplanirdi, sonra ust bas, sonra organlar birbir...
Yorungeden firlaya, uca, kaybola gun gunu bitirdi.
Bir gun babam olmustu, birkac ay sonrasi annemle kardesim agir bir trafik kazasi gecirmis olumden donmus, sevgili diyip bagrıma basıp evleniriz fikrinin etrafinda dondugum, igne oyasi gibi isleyip genislettigim beyaz atli prens hayalim ise beni terketmisti. Patrona zeka tasladigim icin isten de atilinca, artik donecek bir merkezim bile kalmamisti...
Bense uzayda kaybolmus bir 2221973 nolu gezegendim. Kucuk prense el sallar onun etrafinda da donerdim gorsem, ama onceleri oldugu icin karsilasmamiz, o da yoktu ortalarda.
Bu liste boyle uzamaya devam ediyor. Iyisi mi kisa keselim :)
Merkezim ne zaman O, hayat ahenkle donuyor, ben bir semazenim*, parmaklarim O'na kilitli...
Ne zaman merkez flulasiyor Oz'den ziyade bedenden oteye gecemiyor gozlerim, o zaman yine eskisi gibi, ayni hizla firliyorum yorungeden, kayboluyorum.
Kayboldugum yerin de O oldugunu bilince artik, donusler uzun surmuyor, toparlanmaya gerek kalmiyor.
Done, kaybola, kavusa Merkez'e Merkez'le Merkez'de :)
* www.semazen.org: parmagimi O'na kilitleme sizinle geldi sindi icime :)
Askla,
5 Kasım 2010 Cuma
Merkez Us
Hala baskalarinin seninle ilgili dusunceleriyle gulumseyip, hala baskalarinin bu dusuncelerini umursamayanlarin dusunceleriyle asiyorsun suratini.
Demistim, gulusunu seviyorum. Kac kisiyle soyletmistim. Ilahi bir ozellik gulumseme, gulumsemen eksilmesin, diye.
Anneannen oldum soyledim, arkadasin oldum, sevgilin, ogretmenin, siradan biri, onemli biri. Demek icin girmedigim kilik kalmadi.
Hala terazinin diger tabagini nasil tutabiliyorsun.
Ne zaman BIR'leyeceksin.
Hala sozunu dinlemeyen bir 4 yasindaki guzellikle sinirlenip, gununu karalara bagliyorsun.
Kimse kimseyi yumusak yumusak uyandirmaz, uyandirma oyle olmaz. Tokadi yersin, UYAN der, diyorsun iki dakka once, sonra ikinci dakikada suratina yedigin tokatla dagiliyorsun, kosuyorsun dualarinin icine. Dualar ne verecek sana? Nereye gidiyorsun? Kactigin kim, sigindigin kim? Sana yolu gosterenle, seni yoldan cikarmaya calisan farkli mi?
UYAN!
Yeter artik oyalandigin, Kendin'e gel.
Temizlenirken parca parca olman gerekmiyor.
Temizlenirken kirli hissetmen.
Kanita mi ihtiyacin var Ben'im oldugunu anlaman icin.
Senin icinde dolandigima inanman icin baskasina mi ihtiyacin var HALA???
Eger evetse cevabin, seni bana getiren o insanla, kopartir atarim seni kollarimdan ayni insanla.
Yerden kaldrimaya calisirsin kafani, havaya dogru, koptugun TOPRAK Ben'im, dogruldugun HAVA Ben.
UYAN!
Sevindigin seye bak.
Icin oyle bosalmis ki, Ben sana dolmusum ve diledigimi senin bedeninle yapabilmisim.
senin bedenin....
senin bedenin...
nerde bedenin???
BEN'de bedenin.
bedenini konusmaya bile hacetin olmaz, sussa dilim.
UYAN!
Opucukler dagitabilirsin ASKimla, dudaklarin senin degil.
Gidilecek yollarin oklarini yazabilirsin kaleminle, elin senin degil.
Bana dogru gelenlere ayak izlerini birakabilirsin, ayaklarin senin degil.
UYAN!
Kalbini hep acik tut, ceneni kapali.
Gozlerin Bana baksin, uyandir ruyalari.
Kulak kesil sesime, dinle sularin sesini sesimle...
UYAN! Uyumak yok artik sana...
31 Ekim 2010 Pazar
Cadilar Bayrami
Eve donus yolunda bir ev ahalisi korkunc kostumler giymis, yoldan gecenleri korkutuyorlardi. Mira'yi kucakladik ki arada kotu bir anisi olmasin diye. Sonra sessizce gulumseyerek canavarlara el sallayarak gectik.
Eve donus yolunda ben Mira'ya " annecim korkucak hicbirsey yok aslinda, o canavarlarin icindekiler insan" dedim.
Sonra durdu yine hersey. Asil korkulacak olan insanlarin icindeki canavar miydi? O da bir maske degil miydi? Ya da canavar kiligindakiler aslinda iclerindekini mi ifade ediyorlardi, ellerine gecen bu Cadilar Bayrami firsatiyla. Sonra kendimizi dusundum. Belki bu sene ilk oldugu icin biz kostum giyinmemistik. Acaba giyecek olsak ne giyerdik?
Gunluk hayatimizda kac kostumumuz kaldi? Kaldi mi ki?
28 Ekim 2010 Perşembe
Yazma ustune karalama
Harfler kelimelere, kelimeler cumlelere, cumleler acilan sirlara erdiginde, yuregimden ilik ilik akar O'nun aski. Rahatlamisimdir. Yerimdeyimdir.
Peki ya hep akarken, hep yuregimdeyken, hep yerimdeyken. Gitmez elim hic yazmaya. Nefesim sakin, sesim sessiz, yuregim genistir oyle gunlerde. Elim gitmek istese de sig gelir butun yazilacaklar. O'nu yazamazsin ki. O'nunla akarken O'nunla aktigini da yazamazsin. Uzaklasmak lazimdir biraz. Ancak o zaman anlarsin yasadigini, hissettigini, dokundugunu. Ruyadayken nasil ruya oldugunu anlayamiyorsam, uyurken nasil uyudugumu anlayamiyorsam, O'nunlayken bilemiyorum. Biliyorum bilmesine derinden. Dunya isik tutuyor, ayna oluyor, goruyorum.
Dun Mira'yi okula goturdum, hep bizden uzak duran bir arkadasi kosa kosa geldi boynuma atladi. Beni mi ozledin dedim, evet dedi. Yapisti kaldi yanagi yanagima. Oysa birbirimize merhaba bile demezdik. Sonra bir baska cocuk, iki yasinda. Bacaklarima sarildi, atti sonra kendini kucagima. Sonra bir cop kamyonunun soforu, camdan sarkip dunyanin en guzel en sicak gulusuyle bakti gozlerimin icine. Mira optu optu butun gun boyunca. Kocam sarildi farklisin bugun dedi.
Iste bulusmustuk, kavusmustuk. Bu sefer oyle havai fisekli bir bulusma da degildi. Daha agir basli, daha sakin, daha dingin. Yurudum yurudum, doganin koynuna. O'nunla en rahat olacagim yere. Yuruduk beraber. Agaca, buluta, gole, dusen yaparaklara karistik, adim adim yaklastik, dolastik.
Vucut kullanimina amade, dolandi durdu , bakti, guldu sevdi, dokundu, sarildi, tam istedigi gibi, istedigi kadar...
Sana ne yazabilirim ki beyaz sayfa. Ne derse onu yazabilirim. Ne kadar derse o kadar. Nasil derse o sekil. Ne bir fazla, ne bir eksik.
Geldi hosgeldi, simdi birazcik kenarda kafami cevirsem gozlerimiz degecek. Gitse hasretinden terter tepinecegim. Iste o zaman geri gelip yazacagim bahanelere esitleyerek sikayetlerimi. Kah adet sendromu diyecegim, kah dolunay.
Seviyorum; O'nlu olmayi da, O'nsuzlugu ve oynamayi da. O'nsuz oyun olmayacagini ogrendikce daha da seviyorum hatta ...
Geri donup okuyunca yazilanlari bir yanim utaniyor sanki bana gelmis gibi anlatmis kelimeler diye
Sonra guluyor diger yanim, ben dedigim kim ki bastan basa Sen diyor...
19 Ekim 2010 Salı
Yalniz hissedenler dernegi...
Anlasilmadigimi, sevilmedigimi, onemsenmedigimi, gorulmedigimi ve butun benzeri kadinsal endise kelimelerini siralayabilirim.
Egitimli birinin, kendini de begenen birinin, kafasina guvenen birinin, her gun hic degismeden ayni seyleri yapmasi, bunlari bir de dogup buyudugu toplumda yuceltmek icin degil, asagilamak icin kullanilan "ev kadinligi" ana basligi altinda yapmasi, o kadini zaman zaman ne hale getirir bilenleriniz eminim vardir.
Neler neler bilir kadin ama sabah kahvaltiliklari sofraya koyar, kaldirir, cocugu giydirir, okula goturur, getirir, yedirir, icirir, gezdirir, bir de cocugu iyi buyusun diye kasilmistir dogumundan bu yana da. Kasilmak degil aslinda ama cok onemsemistir. Sikayetci hic degildir. Aslinda bulundugu yeri cok sevmektedir ancak gel gorku adinin arkasinda sakli olan egosu hic de boyle hissetmez. Sukur ki bu iskenceyi hergun cektirmez egocagizi. Donem donemdir.
Bu siralar donem basladi, sandim ki adet oncesi sendromu gecer. Ya da dolunaydir gecer. 3 hafta oldu herhalde. Gecmedi.
Ben de daha derin bakmaya basladim. Ben herkese hizmet ediyorum, herkesi mutlu etmek icin ugrasiyorum, neden beni de mutlu etmeye kimse calismiyor diye soylendigini duydum ?
Sonra ben insan degil miyim, neden ben de bir sabah 9 a 10 a kadar uyuyamiyorum'a dondu. Insanliktan dem vurdu. Sonra ben de kadinim, diger kadinlardan farkim yok spirituel yasiyorum diye'ye dondu. Sonra ben bu kadinliktan memnun degilim'e dondu. Dondu de dondu...
Sonra film basladi. Ismi Bridges of Madison County.
Meryl Streep beni oynuyor filmde. 18 yillik bir evlilik. Kocasi cok durust, caliskan, temiz, kendisini de cok seviyor. Iki cocugu var. 16 ve 17 yaslarinda. Artik cocuklar pek birsey konusmuyorlar anneyle, buyumusler ya. Koca deseniz zaten yorgun argin gelmis, calismis calismis. Hep calismak var hayatinda. Meryl' de yemek pisiriyor, camasir yikiyor, evi temizliyor, ve ici kanayarak onlari seyrediyor. Nasil da gorulmedigini goruyor izleyici 5 dk icinde. Oysa ben 8 yildir ya da 38 yildir konusuyorum. Hala anlayan olmadi diyorum kendi kendime. Ama film iste.
Sonra bir fotografci cikageliyor Clint Eastwood. Kocasi ve cocuklarinin gittigi bir donemde 4 gun icinde karsilasip asik oluyorlar. Clint benim filmimde oynamiyor. Benim filmimde boyle durumlarda devreye Allaha bin sukur Swamiji giriyor.
Filmde Clint Eastwood kadina ihtiyaci olan herseyi veriyor, kadin oldugunu hissedecegi. Seviyor, sevisiyor, dinliyor, anliyor, guluyor. Besliyor da besliyor.
Swamiji "gurunun gorevi egoyu oldurmektir" diyor. Surunen egom, duyuyor sonunda. Bu sabaha kadar ben de kadinim, benim de haklarim var, eglenmek istiyorum diyen ses, kisiliyor. Cok konustu zira. Ve yerine geri geliyor Sesim. Sen ne kadinsin, ne erkek. Hatirliyorum. Zayifladigimi goruyorum. Olabilir, gormek onemli.
Sonra Mira bagiriniyor ortalikta, ben sustum ya, sira onda. Yapamadigi icin birseyi sinirleniyor. Sonra yine yapamiyor yine sinirleniyor. Sonra basariyor. Bak yaptim diyor. "Gordun mu bagirinca degil, tekrar tekrar deneyince basarabiliyorsun" diyorum. Duyuyorum. Ona ve esime bagirdigim butun gunler dusuyor, yerle bir oluyor. Goruyorum, deniyorum, degisiyorum, baska turlu deniyorum, degisiyorum, baska turlu ve sonunda basariyorum. Gordum ya, anladim.
Allah simdi anladigimi uygulamam icin yardim etsin diyorum.
Ruyamda kaynaktan sevgi geliyor, kuzene soruyorum. Onemli olan o sevgiyi vucudunun almasi ve beslemesi diyor. Aliyorum, besleniyorum.
Clint'de bir Mira'da, ruya da ...
Kendimi sevmesini ogreniyorum, kendime onem vermesini, ihtiyaclarimi farketmeyi, kendimi dinlemeyi, eglendigim seyleri yapmayi.
Satir sonuna geldim diye hissediyorum, bakalim gun neler gosterecek...
18 Ekim 2010 Pazartesi
Gomu...
Ciksa da bitse ...
14 Ekim 2010 Perşembe
El aynasi dev aynasi
Baska bir gun yine bin ayri aktivite, hersey onun mutlulugu icin, butun yemekler, icecekler, meyveler, oyunlar. 5 dk sonra yemege oturacagiz.
Mira: Anne ben o yuvarlak kirt kirt seylerden yemek istiyorum.
Anne: Hayatim simdi yemege oturuyoruz, yemekten sonra yersin.
Mira: Off gunum cok kotu gecicek iste.
Anne: Nesi kotu geciyor guzelim?
Mira: Bir okula bisikletle gidemedik (cunku yagmur yagiyordu)
Bir tv seyredemedik ( seyretti aslinda ama 2 saat sonra kapamasi gerekiyordu artik)
Bir arkadasim bana gelemedi (3 dk once bize gel dersen kimse programini benim kiza uydurmak zorunda degil)
Bir dondurma yiyemedik (dondurmaci gormedik bile)
Bir anneyle oynayamadik (sabah 7'de kalkmistim ve o saatten beri yanindayim, oynamak istedigimde oyunumu begenmeyip beni durdurunca, ben de sadece yaninda duruyorum)
Her gun boyle.
Iste budur Uma'nin hayatinin bu doneminin yansimasi.
Hergun sukretse de haline, gecmisin aliskanliklari mi desem, yoksa temizlik nedeniyle mi desem, ne diyecegimi bilemedigim bir aciklamasi var iste. Neyse her gun sukretse de haline hergun "bugun kotu geciyor iste" dedigi (bir an bile olsa 5 saat bile surse) bir yer var.
Tanri da bana bakiyor ve bisikletle gidemezdin cunku yagmur yagacakti ama sen bilmiyordun bunu henuz diyor.
Arkadasin gelemezdi cunku onlarin yapilmis bir programi vardi ve bu senin onemsiz oldugunu gostermiyor diyor.
Tabii ne bisiklet ne arkadas konum degil, ama asil konuyu yazamayacagim bu sefer.
Bu olayin bir yuzu.
Diger yuzu, sukrediyorum yine tum kalbimle ki, bu dunyada kalbimin meyledecegi hic ama hicccc birsey yok.... Bana verdigi bu en buyuk nimeti adet oncesi yine unuttu zihin...Zihin kendi basina buyruk olunca bu donemde, gelen tum belalar kollar sonuna kadar acilmis olarak karsilaniyorlar. Allahtan kalp O'nun emrinde...
Bu da ikinci yuzuydu olayin.
Ve son olarak Hz Isa'ya inanmamis insanlar, ben neye uzuluyorum ki bana inanilmadiginda. Mum dibini isitmazmis derler ama bilemiyorum. Ya da Ma Ananda Mayi nin dedigi gibi, herkes kaderinde yazildigi kadarini alacak bu bedenden...
5 Ekim 2010 Salı
Yardim
Donup gecmise baktigimda beni bir digerine goturen neler neler var diye, her yerde Tanri'nin parmak izlerini goruyorum. Oyle olmasaydi asla boyle olmazdi cumleleri geliyor ardi ardina. Biriyle paylasmaya kalksam bunu genelde ne kadar olumlu dusunen bir insan oldugumu soyluyorlar. Oysa ben olumlu dusunmeyi hic bilmem. Swamiji birgun gecmisinde cok acilari olan insanlar olaylara iyi bakamazlar diyordu. Kendimi bulmustum o cumlede. Hala beceremem olaylara olumlu bakmasini. Ama simdilerde bunun yerini alan sey dogru okuma.
Mira ingilizceyi sokmeye calisiyor. Soyle konusuyor blumakndlrjkalkjashfliuwhef I KNOW, hsdfjhwef janfk MAYBE, nvkjdf;ka SURE :) Kendimi aynen onun gibi goruyorum. Zaten en guzel aynam degil mi ? Okumayi sokene kadar Tanri gulerek bakiyor, saclarimi oksuyor. Yanlis okuyup ofkelendigimde, sariliyor, sabrediyor, bekliyor.
Anneme yolda giderken bu ne diye okuturmusum, butun tabelalari. Otobustekiler "Allah sana sabir versin kizim" derlermis. Sonra 3.5 yasinda almisim gazeteyi okumusum. Simdi de boyle isliyor duzen benim icin. Yol boyunca asili olan yazilari okutuyorum Swamiji'ye, Gurudev'e, Siddhi Ma'ya, Ramana Maharashi'ye, Mooji'ye, Papaji'ye. Okudukca onlar yaziliyorlar kalbime. Sonra birgun yanliz yururken yolda gordugum yaziyi okuyabiliyorum kendi kendime. Bazen de uyduruyorum, ama onemli degil uydurmam da. Melodi dogru. Mira'da goruyorum. Ayni yabancilarin konusma muziginde uyduruyor dili, araya da yerlestiriyor dogru kelimeleri.
Muzik dogru olduktan sonra, kelimeler bulacak bir bir yerini, kendi ritminde.
Tanri seni O'na goturmeye geldim diyor, beni Tanri'ya ne goturuyor? Mira'ya duydugum ofke, esimin beni incitmesi, yagan yagmur, pisirdigim yemek, yuzdugum su, yurudugum yol, okudugum yazi, yazidaki adam, adamin sitemi, sitemin nedeni....
Okumayi ogrendikten sonra butun yollar Bagdat'a cikiyor. Eldeki bulgurda Dimyat'a pirince gidesin diye hic oluyor.
24 Eylül 2010 Cuma
Ask da Ask
Konu ask olsun yeter ki, ne oldugunun onemi yok konusurum, yazarim, okurum, dinlerim. Ama oyle basit asklar ilgimi cekmez. Biri birini gormus ici soyle ilik ilik akmis oyle degil bahsettigim. Leyla ile Mecnun gibi diyecegim ama cok klasik olacak. Acili olmali, donusturebilmeli. iliklerine kadar acitanlardan olmali, yasadigini anlamali. Karnina agrilar girdirene kadar guldurmeli veya kahretmeli. Gecenin ikisinde, ucunde, besinde kalbinde agrisiyla uyanmali. Acisindan nefes bile alinamamali. Gordugu her renkte, tasta toprakta, ona dair bir iz bulmali. Yolda yururken sokak cocuklari sevdiginin ismini haykirmali. Kalbi mengene icinde sikismali, acimali acimali.
Bir umit isigi arada yanmaya kalksa, umit derken donus degil, yeniden birliktelik degil sadece bir haber, bir kipirti, yer gok oynamali. Depremler olmali, saglam binalar yikilmali.
Iste oyle asklardan bahsediyorum ben.
Iste o asklarin sonucunda buldum ben SEN'i. O asktaki adamin gozune bakarken eriyordum ya hani, kalbim sizlardi, titrerdi ya hani, iste o titremenin SEN oldugunu ogrettiginde Swamiji, yazmistim ya daha once inandim ona cocuk gibi. O titremeyi takip ettim gecmisin izlerinde. Hatirladim o anlari, hatirlayinca da titriyor ya, cunku hic bitmiyor ya ASK. Goz gitti, gonul geldi, gonul gitti, O geldi. Acemiligim cok oldu baslarda. Nasil buyur edecegimi bilemedim. Cunku ben bir tek adam sevmesini bilirdim, adam gibi sevmesini bilirdim. Hep ayni yoldan O'na yurudum. Once adamimin gozlerini, sonra gonlunu buldum, sonra kendi gonlumdeki kipirtida durdum. Burdasin dedim. Hep burdasin diye O'nu buldum. Gecmis denen yerde hep O'nu aradim, hergun yine O'nu buldum. Megersem ne de oyuncuymus, nasil da oynamis. Cocukca, art niyetsiz, sadece ASK icin. Buldum ya, bulunca bir bayram yeri oldu/m. Koluma dokundu, sacima dokundu, sardi sarmaladi. Disimdaki herseye bulasti. Bulastikca donusturdu. Sifreleri cozdurdu. Daha cok cok vardir ama ogrendim ki bir tek ASK var gerisi egzersiz.
Simdi Mira bana sariliyor I love you so much diyor, bakiyorum gozlerine, gozlerinden gonlune, gonlunden O'na. Sevdigim Mira mi? Degil!! Benim O'nu sevmem icin once O'nun bana izin vermesi gerekiyor. O bana seni seviyorum diyor, ben O'na. Mercan Dede demisti; senin O'nu istemen icin once O'nun seni istemesi gerekiyor, diye. Ben kocama yaziyorum seni cok seviyorum, diye. Gozunu buluyorum, gonlune kayiyorum, O'nun kucaginda buluyorum kendimi. Sonra Sufi'yi dusunuyorum. Evine gidiyorum, gozunu buluyorum, gonlune kayiyorum, hooop yine O'nun kucagindayim. Brajeshwari'yi okuyorum, gozunu goruyorum, gonlune degiyorum, O'nun kollarindayim. Sonra dus'un odasina gidiyorum universiteye. Gozunu buluyorum, gonlune kayiyorum, sonu malum yer, EV....
ASKla...
23 Eylül 2010 Perşembe
Hayal mi hedef mi?
Bir edebiyat dersinde kompozisyon sinavimiz vardi. Ben o sira gundemde annemlerin bosanma hikayesi oldugu icin onu yazmistim. Yillardan lise 1 idi. Yani okuldaki 5. senem. Ve hilafsiz herkes benim mutlulugumu kiskanirdi. Sen ne kadar mutlu bir insansin, ahh keske ben de senin gibi mutlu olsam, ne guzel guluyorsun, ne guzel hep guluyorsun. Hep bunlari duyardim. Komik ama ya da ironik diyelim, bunlar genelde babam annemi dovmus biz karakola gitmisiz, orda ifade vermisiz veya babam annemi dovmus biz bicaklari saklamisiz olasi cinayeti engellemek icin gecelerinin ertesi gunlerine denk gelirdi. Ben icin icin gulerdim. Evet derdim. Ya da ilham verirdim sen de cok guzelsin, cok guzel guluyorsun gibi. Ilk defa o gun, o kompozisyon dersinde yazmistim acilari o kagida. Kimseye hicbir sey anlatamasam da, evin o kavga dolu halinden kactigim limanin okul ve arkadaslarim oldugunu yazmistim. Onlarin benim icin ne kadar ozel ve onemli olduklarini, tek tuttundugum sey oldugunu. Sonra babamin bosanma sonucu evden gitmesiyle neler hissedecegimi yazmistim. Bana cay koydurmak istediginde, ki ben odamda ders calisiyor olurdum, cay kasigini cay bardagina hizli hizli vururdu, duymazdan gelemezdim, duyulmayacak gibi degildi, bir de beraberinde icinde adimin gectigi bir Kafkas sarkisi soylerdi. Bu beni hep ofkelendirse de, babamin gidisiyle bunu ne kadar ozleyecegimi yazmistim. Kompozisyon sinavindan 10 almistim ve hoca okumam icin israr etmisti. Hayir desem de sanirim icindeki arkadaslarima ne kadar ihtiyacim oldugu kismini, onlarin da duymasini istiyordu. Ciktim kursuye okumaya, birinci paragraf bitmemisti ki aglamamla kesildi okuma. Sonra baska biri devraldi, sonra baska biri. Oylece okudular. Bittiginde pekcok kisi agliyordu. Bu benim anlattigim kirmizi yanakli kocaman kalpli arkadasim aglamaktan bitap dusmustu. Ders sonunda sarilanlar bile vardi boynuma. Boyle zamanlarda kaskati olur benim icim, pek kabul edemem. Yani o zamanlar oyleydi, simdileri bilemiyorum. Ben oyle kaskati sarilmalari kabul ettim. Allahtan haftasonuydu da araya iki gun girdi. Pazartesi ben utana sıkıla geldigimde pek kimse birsey konusmuyordu. Bakislar biraz farklilasmisti ama normallerdi cogunlukla. Ilk tenefuste bu arkadasim yanima geldi. Haftasonu radyoda babamin bana soyledigi sarki calmis, beni animsamis, cok aglamis. Icim acimisti. Sanki birini acitmisim gibiydi. Onu teselli ettim, hala agliyordu cunku :) Canim benim.
Cok uzattim, asil konuya gelince, ben bu arkadasimi buldum, o kocaman kalbi yine yakinimda olsun istedim. Cok az konusabildik. Cok yogunum yazacagim sana mutlaka deyip cekiliyordu cogunlukla. Bir ara Luksemburg'a beklerim sizi dedi. Bir ara 4 ayri sehirde ofisler var gidip gelmek zorunda kaliyorum dedi. Temsilci veya asistan gibi bir gorevi oldugunu dusundum. Hic bilgilerine de bakmamistim. Sonra denk geldi niyeyse baktim, cocugu var mi diye herhalde. Baktim Vice President olmus :) Yani Avrupa'da 4 ayri sehirde ofisi olan bir firmanin Yonetim Kurulu Baskani. Kalbim oyle bir kabardi ki anlatamam :) Bu hissi bir baska lise arkadasimda daha yasamistim, o da cok cok sessiz kibar bir kizdi. Simdi bir aktris olmus ve hem de cok basarili bir aktris, oduller aliyor film festivallerinde, yardima muhtac ulkelere de gidiyor, duyarli da yani ayni zamanda. O zaman da gozlerim dolmustu mutluluktan. Cunku hayalleri vardi, hedefleri buydu. Cok calismislardi. Hatta kirmizi yanakli arkadasim evlenmisti ama cocugu yoktu. Soramamistim ama belki de isi secmisti, cocuk yerine. Diger aktris olan arkadasim hala bekardi.
Butun bu gelismelerin ardindan yattim yatagima. Sen ne oldun Uma dedim kendi kendime. Neye basladin ve neyi basardin? Senin neyinle kim nasil gurur duyabilir acaba diye dusundum. Sonra babami hatirladim birden. En yalniz oldugu donemlerden birinde bana: "Insan bir seyi cok isteyince olmuyormus demek, ben en cok iyi bir ailem olsun istemistim" demisti. Yatagimda kalbime soktum bu cumleyi. Annemi dusundum. Nasil yokluk cektigini, nasil taciz edildigini hayati boyunca, nasil zorluklarla calistigini, bizi buyuttugunu. Sonra kendime baktim bir daha. Onlarin hayatlarina noktayi koymustum. Acilarini sifalandirmistim. Bitmisti. Simdi yine geldi gozyaslari. Hosgeldiler. Demek gercekten dogruyu gormusum...
Hep bir ailem olsun isterdim. Bu istek tohumunu belki de babamdan miras aldim. Hep rahat yasamak isterdim, zengin degil ama sıkıntısız, bunu da annemin cektigi yoklukta yazmisim sanirim. Hep dogru, durust, caliskan, guzel, sadik bir kocam olsun isterdim. Hep sevdigim, hem de cok sevdigim, sevgimi gosterebildigim, onlara vakit ayirabildigim ve onlar icin her turlu ortami yaratabilecegim guzel cocuklarim olsun isterdim. Hep yurtdisinda yasamak isterdim. Hep yazmak isterdim. Hep herkesin kalbine umut ve sevgi tohumlari ekmek isterdim. Hayal midir, hedef midir bilemem ama basarmisim Allah'in izniyle. Hatta yanlis oldu cumle, Allah istedigim herseyi vermis bana. Sabah uyaninca oyle cok sukrettim ki kocama, kizima, hayatima, aldigim nefese, herseye ama herseye. Anneme sarildim kalbimden anne rahat et basardik dedim, babama sarildim icimden huzur icinde uyu gecti kotu gunler dedim.
Yine Neem Karoli babayi aniyorum simdi bunlari yazarken. Anmiyorum da o bana guluyor muzip muzip. Diyor ki sen Ben'i isteyesin diye senin her istedigini verdim. Artik istedigin hicbirsey kalmadi BEN'den baska. BEN dedikce gozumun onunden geciyorlar BIR BIR; Siddhi Ma, Neem Karoli Baba, Ramana Maharishi, Gurudev, Swamiji, St Francis, Mother Mary...
Bir bayrak yarisindaymis gibi, biri digerine devretti bu bedeni, bu kalbi. Ben ne derim ki simdi. Gozyaslarimi gunesinize akitmaktan, kalbimin sukranla tasmasindan, askla isminizi anmaktan baska ne diyebilirim ki....
22 Eylül 2010 Çarşamba
Bir Papaji uyanisi daha!
Ben'i bulmak istedigini soyluyor kiz.
Papaji: "Nerde o "ben"
Kiz: "Burda" (isaret ediyor etrafini)
Papaji: "Eger icerdeyse iceri git, eger disardaysa disari cik"
Kiz: "Icerde"
Papaji: "Eger icinde ise ne kadar uzakta ?oraya gitmek icin neye ihtiyacin var ? tren, ucak, araba? iceri gitmek icin simdi neyle gitmeyi tercih edersin? Ihtiyacin yok onlara di mi iceri gitmek icin? Peki o zaman kimsin ?
Kiz: "Mesafe yok oraya gitmek icin ("no distance") "
Papaji: O zaman hic hareket etme. (Don't move!)
Hic birsey dusunme (Do NOT start a thought!)
Zihnini oynatma, o da bir hareket (Do NOT activate your mind, it is movement)
Birak zihnin hareket etmesin (Let your mind do not move)
Birak aklin bir saniyeligine hareket etmesin ve soyle bana nerdesin? (Let your intellect do not move for one second and tell me where you are ?)
Hemen ilk aklina geleni soyle.
Kiz: "Burdayim (Here)"
Papaji: Burda kal, burda KAL (Stay here, stay here)
Mutluluk bu, ozgurluk, uyanis, gorebilecegin tek sey (This is bliss, happiness, freedom, enlightenment, all that you can see!) "
Ve o AN anliyor kiz, gulmeyle aglamayla karisik bosaltiyor icindeki butun birikmisi. Muhtesem bir an! Ve bir o kadar da basit :)
Yazdigimdan anlasilmadiysa buyrun kendiniz seyredin :)
http://www.youtube.com/watch?v=YWwe8HzUJu8&feature=player_embedded#!
21 Eylül 2010 Salı
Guzel yazarlar...
Secmeye gerek duymuyorum, hepsi bir.
Yazacak oyle cok sey var ki. Ama hepsi gecip gittigi icin yazilmalari gelmiyor hic. Donem donem yazmisligim var ayri ayri, bir bir. Simdi oyle guzel yazarlar var ki gozumun, gonlumun onunde, beni bir rahat birakmiyorlar. Oyle nefis yaziyorlar ki, her kelimelerinde, her o buyulu cumlelerinde butun hucrelerim dagiliyor, onlar oluyorum. Sonra yorumlari okuyorum, gulumseyerek sanki bana yazilmislar gibi. Akil hastaliginda farki yok gibi gorunse de birlik bilinciyle oldugunu biliyor kalbim :) Ask'la bagliyim hepsine. Ask'la sukran duyuyorum kelimelerine, kalemlerine. Yazdirana bir daha, bir daha, bir daha asik oluyorum.
Yazmali miyim diye durup dusunuyorum. Benim kelimelerim artik bu kadarlar. Eski kelimelerimi, tutkumu, askimi onlarda gorup mutlu oluyorum, hepsi bu. Ha ben, ha onlar :)
17 Eylül 2010 Cuma
Kitapci
Psikoloji standina koymuslar Eckhart Tolle kitaplarini, guluyorum :) Tabii cok psikolijik bir konu. Hatta Tanri bilinci diye, psikolojik olarak sartlaniyor da olabiliriz. Bu standda umitliydim, ama gozume birsey carpmayinca, laf attim gorevliye. "Yeni tasindim Kanada klasikleriyle ilgili bilgi alabilir miyim? Okumaya baslayacagim." Icimde bir yer acayip tatmin oluyor. Okur-yazarim. Bos degilim, bak geldim simdi de sizin kulturunuzle dolduracagim kendimi. Butun bunlari seyrettigim icin rahatim, cunku icimde bir bosluk yok doldurulacak goruyorum. Zevk, eger yerini bulursa tabii ki. Gorevli cok guzel kitaplar gosteriyor. Bakiyorum icine, disina, arkasina. Ama icim almiyor bir turlu. Ismini begendigim bir kitabi ve yazarinin Hintli olusunu ve romanin Hindistan'da gecmesi ve aileyle ilgili olmasi itibariyle de ikinci kitabi secip tekrar psikoloji rafinin onunde buluyorum kendimi. Bir olta bekliyorum. Biliyorum bir kitap var, beni bekleyen, benim bekledigim. Cunku icimde o bosluk olmayan yerde birsey tatmin olmamis durumda. Kitapciya kitaplari koklamak, bakmak, klasiklerden birini veya bir kacini almak icin girmistim, biliyordum. Ama tatmin olmayan yere bunu anlatamiyordum. Ve tam o an ezberimden bir cumleyi gozumun onunde gordum. Mother Teresa: "Everything starts from prayer" Hosgeldin Swamiji :)
Biliyordum buralarda oldugunu :) Beraber olsak da daima, yeniden bulusmak guzel kitapci raflarinda.
P.S Eminim kitaplar icime girdikce, parmaklardan cikacaklar olacaktir :)
16 Eylül 2010 Perşembe
Aciyor..
Sabah Gurudev'in gunlugunu okuyordum. "An aspirant must be sensitive and yet possess a body and nerves completely under control. The greater the sensitivity becomes, the more difficult the task. Noises which pass unnoticed by an ordinary person are torture to one who is very sensitive. Develop the inner power of the self. Centralisation of ideas will stop the out-going habit of the mind." diyordu.
Yagmur sonrasi bulutlarin acilmasi gibi oldu yine :) Fikirler, boyle olmasi lazimlar, cocugumu soyle yetistirmeliyimler hepsi birden kapi disari edildiler gordugum an. Ben mi ettim, hayir! Sadece gordum atildiklarini. Ihtiyacim kalmadi.
ASK ...
Su anda burda yok, ama uzgun degilim. Yoklugunu da biliyorum artik... Kap ne kadar genisse, O o kadar dolabilir. Mira ve esim olmasa kap nasil genislerdi ki...
Mira'nin kismi ne zaman ve nasil ve ne sekilde devam eder, o da O'nun isi. Bize kabul etmesi dusuyor bir tek.
Dun iki kisiye yazmaya calismistim bu olanlari. Dallarinda uzman iki kisi. Ama iki yazinin da yarisinda icimden bir ses tekrar tekrar ayni seyi soyledi: "You have nothing to DO" Senin YAPACAGIN hicbirsey yok! Ve tabii yazamadim...
Bunu bir bilmek yetmiyor... Her an yasamak icin iste o cekistirmelerde birakmak gerek kendimi ve teslim olmak aciya....
Darmadagin bir yazi oldu ama iste aynen oyleyim :)
13 Eylül 2010 Pazartesi
Zaman zaman
Aile uyeleri istedi diye facebook alemine katildim ben de. Fotolar, videolar, gune dair kisa cumleler, insanlarin durumlarina yorumlar. Kendimi ne kadar ifade edebiliyorum acaba?
Bugun ortaokuldan bir arkadasimi gordum tesadufen birinin listesinde. Cok severdim, hala cok seviyorum, gorunce kalbim titredi. Neler oluyor da bitiyor iliskiler, hikayeler. Ben onlarin neresindeyim simdi kimbilir? Benim hikayemin bittigini soyledigim kisiler benim kalbimdeler, ben de onlarin kalbinde miyim? Benim onlari umursadigim kadar umursadilar mi ki beni? Umursamak yanlis kelime aslinda, kalpsel bir iliskiyi kastediyorum aslinda. Umursamak cok egosal. Kalbimde olanlarin kalbinde olup olmadigimi dusunmek de bir o kadar egosal amma velakin :) Peki ne olur egosal dusuncelere girip baksam. Baktigimi goruyorum, onemli olan bu degil mi?
Icim sizladi pek cok profile bakarken. Neler neler yasadigimi hatirladim her gecen sene de... Hindu inancinda son incarnation'i yasayanlar cok degisik deneyimler ama agir deneyimler yasarmis. Bu son hayat herseyin temizlenmesi gerekiyor diye. Tek tesellim bu boyle hissettigim gunlerde. Yoksa gecen yillarin agirligi biraktigimi bilsem de, adet oncesi donemlerde birden karsima cikiverebiliyor.
Bu da ayri bir komedi. Neden acaba bir dolu ay boyunca guzel guzel yasarken, zaman zaman nedir bu geri tepmeler. Hala kirintilar var demek. Var tabi, baksana icim acidi diyorum bakarken. Nedir ki acitan. Kimin cani aciyor? Ne olmustu da aciyor icin? Kendini ne olarak goruyordun sen, ama digerleri seni nasil taniyordu?
Peki ya simdi? Sen kendini ne olarak goruyorsun, ve digerleri seni nasil taniyor?
Simdi icin ne kadar rahat, kimseyi umursamadan kalbin huzur icinde isil isil bakiyorsun. Gecmise bakarken gozumun onune inen karanlik perdeler de ne? Bugun yapan ben degilim, o zaman ben miydim? Bugun olanlara sukrediyorum, onlar olmasa edebilir miydim?
Hep bunlar avuntu gibi gorunse de, gercek kalbimde. Adet oncesi sendromlarin kocama veya kizima patlamasindan iyi oluyor gecmise patlamalarim :))
Menapoza girmeyi benim kadar isteyen biri yoktur herhalde :)
O zaman bakalim neler yazilacak bu sayfalara???
6 Ağustos 2010 Cuma
Ben kimim ?
Geldigimizin ilk gunlerinden birinde su anda gecici olarak kaldigimiz evin karsisindaki parkta oturuyordum. Mira'yi takip ediyordum oyun alaninda. Sonra gozlerim agaclara kaydi, sonra cimenlere, sonra gokyuzune. Mira'yi unuttum, kendimi de. Bosluk oldu, ben kimim diye sordum icerden bir yerden. Su anda kimim ki ben? Sonra derin bir nefes geldi, cektim icimi. Elimde evin anahtari vardi. Gozum kaydi anahtara. Ustunde bir amblem. Tersten DIVA yaziyordu. Gulumsedim :)
Dun Hindistan'dan bizim ashramdaki Swamilerden biri Ganjin videosunu koymus, bana haber verdi. Tamam simdi bakiyorum dedim. Hava durumu nasil diye sormus oldugumdan, ona cevap niyetiyle yollamisti videoyu. "Al bak bakalim nasilmis" diye. Cunku videoda Ganj genislemis, yer yer evlerin iclerine, merdivenlere kadar girmisti sulari. Cok yagmur yagmisti. Ilk bir dakika buydu. Sonra bu dusunceler gecip, ben Ganj'a gercekten bakinca birden Ganj kalbime dogru akmaya basladi. Fiziksel olarak, elle tutulur sekilde, kalbimin icinden akip gecmeye basladi. O aktikca kalbimin icinden biseyler yuzeye atildi sanki, gozyasi seli seklinde disari cikti.
Bulundugum duruma cok sasirmistim. Sanki annemi ozlemisim gibiydim. Anneme kavusmusum gibi. Hindistan'da Ganj'a "Mother Ganga" yani Anne Ganj denir. Kaynak O'dur.
Gurudev bir anektodunda soyle diyordu bir inanana. Eger benim gordugum gozle gorebilseydin Ganj'i nasil bir isik oldugunu o zaman anlardin. Ben de hicbir zaman O'nun herkesin belgesellerde seyrettigi, okudugu dinledigi Ganj olmadigini biliyordum. Oyle hissetmiyordum icimde bir yerlerde. Ama dun yasadigim sekilde oldugunu da bilmiyordum.
Aksam esime gostermek istedim, Rishikesh'teki son havadurumunu gostermek amaciyla. Ve ta daaa, acar acmaz yine basladim aglamaya... Hayirdir dedi, bilmem ki diyebildim cevap olarak.
Gurudev'in sozleriyle; Annem Ganj, babam Himalayalar...
Ilgili video; http://www.youtube.com/watch?v=LgcL0CqJUcg
8 Temmuz 2010 Perşembe
Oyun oynama kurallari
Acaba ben hayatima benimle oynamak icin girenlerin, kendi istedikleri gibi oynamasina ne kadar izin veriyordum ? Izin vermeliydim.... Herkes kendi oyununu oynamaktan zevk aliyordu ve oynamak icin gelmislerdi buraya. Kimsenin oyununu kendi istedigim gibi degistirmeye hakkim yoktu... Iyi ki varsin Mirabai!
Arunachala
Arunachala, Shiva'nin dunyada bedenlenmis hali olarak kabul edilir. Gelenler Arunachala dagini, Shiva'yi tavaf ediyor olduklarini bilerek dolanirlar etrafinda ozellikle her dolunayda.
Mira yine kalbimden vurdu yani :)
Om Namah Shivaya....
http://www.arunachala-live.com/
18 Haziran 2010 Cuma
Kundalini Shakti
Alev, yer bulsa volkan misali patlayip cikacak gibi. Ama kafamin icinde kaliyor hepsi.
Durmak gerek, sakince, nefes alip vermek, beklemek, dogumu beklemek. Dogacak cocugu beklemek...Beklerken donusume direnmemek...
17 Haziran 2010 Perşembe
Domino taslari
Yine Hindistan, yine ben Swamiji'nin ayaklarinin dibinde degisiyorum. Karsimdaki herkes birbir yok oluyor, ben anlayamiyorum neler oldugunu. Bir "ben" hissi kaliyor bana. Hepsi o.
Gidise az kaldi. Mira Mayis basindan beri hasta. Ben hastalik oncesi Mira'nin okula gitmesini bir avantaj olarak goruyordum, boylece son toparlanma asamasinda islerimi kolaylikla, onu dert etmeden yapabilecektim. Ama Tanri senin ne dusundugunle ilgilenmez, aksine senin zaaflarinla ilgilenir ya. Mira benim bu dusuncemin cikisiyla hastalandi. Ve cok agir gecirdi. Bir ay evde kaldik beraber. Onsuz 1 saat yalniz kalamadim. Yapilmasi gereken herseyi yaptim ayni anda. Anladim oluyormus.
Gecen sene cok sorunlu gecmisti iliskimiz Mira'yla. Ben tum seneyi kendi cocuklugumla yuzlesmek, acilarimi iyilestirmek, kendimi ve etrafimdakileri kabul etmeyi ogrenmekle gecirmistim. Bu Mayis ayi oncesi Mira'yla tum gun yalniz kalmaktan oyle korkuyordum ki; ona yanlis davranmaktan, onu hirpalamaktan duygusal olarak, zarar vermekten. Mayis butun korkularimi sildi atti. O hastalik sirasinda bile oyle guzel gecirdik ki zamanimizi. Oyle yakinlastik, birbirimizi anladik, kabul ettik, sevdik, sarmalandik. Sukrettim Tanri'ya. Rahatladim. Okul stresim kalmadi.
Mira iyilesince okula gitmek istedi. Goturdum, ezberimdeki cumle geri geldi. Mira okula basladi iyi, ben islerimi halledebilecegim kendi kendime. Bir hafta gecmedi bir daha hastalandi. Bu ikinci hafta hala hastaligi gecmedi. Gecmekuzere...
Birkac gun once gordum kendi zihinsel kurgumu. Icim dedi, yeter bu okul. Mira'ya sordum bir daha okula gitmeyelim istersen, ne dersin? Olur gitmeyelim dedi. Istersen gotururum, sen karar ver dedim. Yok gitmeyelim dedi. Peki dedim. Okulu aradim, haber verdim.
Sonraki gunlerden birinde konusurken ogrendim ki bizim okula gitmeyecegimizi haber verdigimiz gun, Mira'nin okulunun ismi indirilmis ve yeni okulun ismi asilmis. (Bizim Kanada'ya gidisimiz kesinlestikten iki hafta sonra Mira'nin cok cok bayildigim, bu okul bizim icin kurulmus buraya dedigim okulu, hic gondermeyecegim bir baska okula satildi :) Okul Haziran'da kapanacagini acikladi.) Gordum, sukrettim. Bu okul sayesinde Mira cok guzel bir sene gecirmisti. Ben o keyifli oldugu icin rahatlamistim, ders calisabilmistim, okulu bitirebilmistim. Simdi amaci bitince Mira'nin da gitmesi gerekmiyordu demek :) Artik tatiliz.
Tatil demisken, bir de bizim hep gittigimiz bir ciftlik vardi Izmit'te. Icinde cok guzel 5 ev, ortasinda havuz ve ciftlikte de bir suru kopekler, kediler, inekler, koyun ve kuzular, ordekler, tavsanlar, hatta bir atlari bile vardi. Yaz geldi mi gidiyorduk iki senedir. Esimin dogumgunu icin yine dusunuyordum gitmeyi, hem vedalasmis da olurduk sahibesiyle. Ogrendim ki konaklama kalkmis artik, kimse kalamiyormus. Bak su ise dedim, orasi da kapanmis.
Arkamda kalan hersey yavas yavas kapaniyor, isini bitiren herkes baskalasiyor, donusuyor, birtek "ben"hissi kaliyor bana. Tanri bunu gorecek goz veriyor.
Bunun yani sira yeni ogrenecegim dersler icin acik kalanlar, yanimda gorunenler ogretmek icin sirasini bekliyor....
Sukurler olsun...
14 Haziran 2010 Pazartesi
Yenilik
Biryerlerde yazmisimdir bunu, yine tekrar olacak belki ama insan degil miyim, tekrarlar benim icin icat edilmis iste. Yeniden yeniden yeniden yapa yapa aklim basima geliyor. Her seferinde acita acita. Komik testler vardir, kisilik testi gibi mesela. Kim oldugunu soyleyecektir sana, soru sorar. Romantik misinizdir ? Evet derim, hic dusunmeden. Ama durdugumda farkederim ki, romantizm, romantik ben yillllaaar ve yilllarrr oncesinde kalmistir. Baska bir kisilik olmusumdur, oldugumu bilirim ama cevap vermeye kalkinca otomatik olmadigim olani soylerim, eskiden oldugumu sandigimi.
Simdi bugunlerde etrafinda dolandigim hep bu. Kimse kim oldugumu bilmiyor, ben de. Kimse kim oldugumu umursamiyor, herkes kendisini en iyi ifade edecegi "guc bulacagi" tarafimi tutup cikariyor. Beni cok sucluyorsun, beni cok kontrol ediyorsun mesela. Suclanmak isteyen kisinin neden bunu kullandigini cozumlemek benim isim degil, tek durdugum ve baktigim yer neden burdayim. Niye oyalaniyorum. Neden hala milletin bu en yakinlarim da olsa, agzina o bali suruyorum, oynuyorum.
Bugun Gurudev'in bir yazisini okudum, Tanri'ya olan baglilik, iman seklinden bahsediyordu. Kulun kendini yok sayip Tanri'ya; "bu vucudda senin, sen kullaniyorsun" dedigi. Komik olan, bu siralar pek cok olayda, kullanildigimi gorsem de, bugun degersizlik duygum yine oyle ortalamanin ustunde ki 'sen kimsin ki" diyor. Sonra sakinlestigimde; "dua etmedin mi, yeterince temizle beni, kullan beni" diye, fisildiyor kulagima, yuregimde hissediyorum, sonra baskasina inaniyorum, "senin bu cirkin zihnin" diye bagiran, beni kasteden.
Son birakislar sanirim. 26sinda bir eklips 11inde bir baskasi varmis. Bizim gidisimiz 22si. Butun bunlarin burada kalacagina inancim buyuk.
Dizayn degismis en begendigim Kanada'nin yapraklari oldu. Dokuluyorlar, beni birakip giden sifatlarim oldugunu hayal ediyorum. Rengi turuncu sectim, Hindistan'da "renunciation" yani el-etek cekmenin rengidir. Herseyi yakmanin. Dualarim kabul olsun insallah....