16 Kasım 2010 Salı

Kurban edenler el kaldirsin

Bugun elim gitti yanlislikla ntv habere basiverdim. Sonra elim daha da sacmaladi ve kurban hikayelerinden birine basti. Hikaye deyince hafife alinmasin, gercek bu yazacagim. Kurban bayrami. Biri dana almis. Tam kesmek uzereyken dana kacmis. Dana onde, adam arkada kovalamaca baslamis. Dana epey kostuktan sonra kendini denize atmis, baslamis yuzmeye. Adam ve adamlari da bir sandala binmisler baslamislar kurek cekmeye. Dana onde, sandal arkada. Dile kolay 3 km. Can hiras bir kacis. Dana sahile cikmis, belediyenin adamlari bir sure sonra uc igneyle indirmisler danayi yere.
N'oldu simdi?
Ne anladik bu hikayeden.
Ben sunu anladim.
Tanri adama bir firsat sunmus kurban etmesi icin.
Adam almis danasini. Vermis parasini, saymis ben diyeyim 350 sen de 800 bin lira.
Almis danasini gelmis evine. Kesme vakti dananin rizasi yok. Dana kendi kosar mi, kosmaz. Kimdir danayi kosturan O.
Dana kosmus adam kovalamis.
Adam neyi kovaliyor.
Danayi.
Diiiiiiiiiiiiittttttttttt
Yanlis cevap
Adam parayi kovaliyor.
Kurban, kurbanlik, allah hepsi uctu gitti.
Sandalda kurek cekerken goruyor dananin nasil kudurmus kactigini. Aklina geliyor o esnada Tanrisi.
Allahim sen kurbanimi sakinlestir diye dua ediyor.
Duasi dana sahile cikinca kabul oluyor.
Belediye gorevlileri sakinlestiriyorlar danayi uc igneyle.
Adam kesiyor danayi; kesiyor ki paraciklarini kurban etmek zorunda kalmasin.
Keske diyorum yaziyi okurken adam uyansaydi da, dananin zamani gelmemis, Tanri kacirdi danami, helal olsun verdigim para, danaya can olsun, kan olsun, Allah kesmisim gibi niyetimi kabul etsin diyebilseydi...
Ama dunya benim istedigim gibi donmuyor. Donmeyince icim aciyor, aciyinca uyku tutmuyor. Uyusam da sabah kalkinca migdem bulaniyor yine mi ayni ruyaya uyandik Tanrim diye....

Durustluk

Gecen gunlerde soyle bir esivermistim. Simdi ruzgarsiz bir gun. Yaziyorum yine. Icimden geldigi gibi.
Oncelikle sunu buyuk harflerle yazacagim, burasi icimin disari ciktigi yer, yani neysem oyum. Yalansiz dolansiz, hilesiz hurdasiz.
Sonra burasi kimse icin degil kendim icin, biri icin olsa kendime ters duserim cunku bilirim There are No Others. Bilirim!
Sonra yanda duran ilk fotograf Gurudev Swami Sivananda'dir. Beni kendi evine cagirip beni bahcesinde meditasyon yaptirtan. Ve bedeninde bile degilken. Yani dunyalilarin tabiriyle vefat etmisken. Sonrasinda alttaki fotograftaki Swami Muktananda ile sesini duyurmustur, diyeceklerini dile dokmustur. Benim ne oldugumu bilmek bir yana, ne olacagimi, ne olmam gerektigimi, nasil olacagimi, nelere ihtiyacim oldugunu bilen BIR'dir. Evlenirken Swami Muktananda hicbir seyi hasir alti etme demisti. O bilmiyor mu benim icimden neler cikacagini. Hem de nasil iyi biliyordu. Ama cikmasalar ne olacakti? O dolamayacakti... Ne cirkin gunlere sahit oldu bu gozler, aglaya aglaya kan canagi oldu, bunca seyi ogrendikten sonra bunlar ne, nasil benim hayatimdalar diye yazdim, yardim istedim, cevap tek cumleydi, "kendini olanlarla identify etme. Sen Gurudevin cocugusun. Sen Ilahinin cocugu." Hatirladim gercek kimligimi. Ardimda biraktim yargilayan gozlerimi.
Her allahin gunu temizlik devam ediyor. Bazi gunler digerlerinden daha cirkin, bazi gunler digerlerinden daha buyuleyici. Ogrendim gercekte demirlenmeyi gunun sonunda. Cikiyorlar iste birbir.
Gecen gunlerde esti bir deli ruzgar. O yoga ogretmenini allaha emanet ettim, dustugumuz yer de O'ydu, ciktigimiz yer de. Ogrendim sayesinde hicbir yerde kalici degiliz. Icimizi temiz tutmaliyizve dilimizi. Esinin gelisiyle de nasil ofkemi hala kontrol edemedigimi gozledim. Onurlandirdim onun da ugrayisini hayatima.

Vesile oluyor yine cok iyi hatirliyorum. Baskalarini kaybetmemek, baskalarinin gonlunu almak, kendi islerimiz icin ellerimizde tutmaya calistigimiz gunler kendimizden baska kimseyi kandirmadigimiz gunlerdir. O gunler coker basimiza hem de butun agarligiyla, bedelini yine bizden baska kimse odemez.
BILIRIM, INANIRIM, UYGULARIM. Disariyi oyalamaya calistigimizda gormeliyiz, aynadir disarisi kendimizi nasil oyalayip kandirdigimizin. Tek yol vardi geri donen, yolu durustlukten gecer...

Simdi yine geri donuyorum geldigim yere, bir dahaki cikisa kadar...

Groundhog Day

Bir film vardi seneler once, arada yayinlanir yine tvlerde. Bir gazeteci bir kasabaya gider ve hep ayni gune uyanir. Ne yapsa cikamaz o gunden. Sanirim ta ki gercek sevgiyi bulana kadar. Sonunu cok iyi animsamiyorum, her zaman oldugu gibi.

Bu sabah uyandim, yataktan kalktim ve kusmak istedim.
Yine uyandik bu dunyaya diye bir igrenme hissi, anlatmam mumkun degil.
Hayatimda sikayet edecegim bir tek anim yok sukurler olsun. Yani konunun hayatim olmadigi gun gibi asikar. Ama bu bulanti!

Yine mi uyandik bu ruyaya Tanrim dedim.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Bayram Yazisi

Hep hayvan dogamizi kurban etmek onemli olan diyorum ve bugun yine yeniliyorum.
Dun borek yaptim, iki dilimini de bugun oglen yemegi olarak Mira'ya ayirdim. Esim dun aksam boregin yaninda dolanirken, sulanma borege onlar Mira'nin yarin oglen yemegi dedim.
Uzaklastirdim boreklerin yanindan. Sabah yine gulumsedim suratina, begendiysen yine yaparim sana o boreklerden, onlar Mira'nin dedim.
Sonra sabahtan Mira'yi derse goturdum ve eve dondum. Havanin guzelligini firsat bilip borekleri isitip, oglen yemegini parka goturecektim. Hem yer, hem eglenir diye dusunmustum. Tezgaha bir gittim ki boregin etrafinda 30 tane karinca. Sarmalamislar dort bir yanindan, yiyecekler veya evlerine tasiyacaklar. Dunden beri bilincaltima kazidigim o Mira'nin oglen yemegi cumlesinin etkisiyle, hışım gibi aldim tabagi ve karincalari ufledim lavaboya, elimle kovaladim tabakta kalanlari. Sonra tabagi bosalttim baska kucuk bir tabaga. Bunlar saniyeler icinde oldu. Elimi yikamak icin dondum lavaboya, actim suyu yikadim borekten yaglanan ellerimi. Boregi isittim, paketledim, ciktim Mira'yi aldim ve parka gittik. Planladigim gibi.
Sonra bir an durdum, tabaktan ufledigim karincalari dusundum, ve bir iki dakika sonra lavaboya actigim suyu. Acaba hepsi kurtulabilmisler miydi? Yoksa lavabodan akip gitmisler miydi?
Kizimin yemegini dusunen hayvani icgudum, karincalarin durumunu bir saniye bile dusunmemisti...
Tabagi temizlerken oldurmemis uflemistim, ama sonrasinda unutup gitmistim onlari.
Ne fark etti. Koc, koyun, inek buyuk karinca kucuk mu?. Öldürmek aynı, ölüm aynı değil mi?

Ne yaptigimi bilmiyordum, affola...

Ne yaptıklarını bilmeyen binlerce insan için de duam aynı....

Iyi Bayramlar...

14 Kasım 2010 Pazar

Ruhani yolla maddi kazanc saglamak...

Pazar dersi yazisina bir arkadas yorum birakmis. Yoga veya diger spirituel konularda maddi kazanc saglamak isteyen kisilere karsi nasil bir ortak tavir almaliyiz diye.

Bunun cevabi aslinda bu sitenin icindeki yazilarin toplaminda var. Ama tabii kimsenin geldigi gibi ilk gunden yazilari okumasini beklemem! Kimse okusun beklentim de yok aslinda ...

Ben ilk yoga ile tanistigimda Amerika'nin en pahali eyaletinde bir dersi 15$, bir ay sinirsiz katilim ise 100 $ civarindaydi. Ruhani konularda hicbirsey bilmeyen biriydim. Fitness nasil ucretliyse tabii ki yoga da ucretlidir ve odedim neyse bedeli ve katildim derslere.
Sonra Iyengar teacher training kursuna katilmak icin de bir bedeli vardi katilimin, odedim ve katildim.
Bir saniye neden bu ucreti odedim diye dusunmedim. Cunku o bir egitimdi. Ayakparmagimdaki kemiklerden, boynuma kafatasima kadar gerekecek butun bilgileri verdiler. Butun hareketler. Hastaliklarin karsiliginda yapilacaklar. Simdi hatirlayamadigim pekcok bilgi. Cok degerliydi, ve cok da degerli ve ozel bir hoca tarafindan verilmisti. Egitimin bitiminde dunyaca onaylanan Yoga Alliance'da da hoca olarak isminiz yer aliyordu.
Bir saniye bile sorgulamadim bunun neden bir ucreti var diye.
Tertemiz bir studyoda, muhtesem hocalarla ve iyi propslarla calistim.
Sonrasinda Hindistan'a gittigimde yine Iyengar'in senior hocalarindan biriyle calistim. Super komik bir rakamla bir ay boyunca sabah gun dogumunda meditasyonla baslayan ve devaminda yaklasik 5 saat suren bir baska egitime katildim, bir saniye bile dusunmedim verdigim rakami. Cunku bir bedeli vardi ogretilen seyin. Ve bedelini odedim.
Simdi gelelim diger konulara, meditasyon, reiki, ogreti...
Hayatimdaki uc diger konu.
Vipassana meditasyonu ile tanidim ilk gercek meditasyonu diyebilirim. Dharamsala'daydi. Herkes icinden geleni veriyordu, vermek zorunlu da degildi. Sadece bu meditasyonlarin devami icin bu katkinin onemli oldugu soyleniyordu. 10 gun orda yenilip, icilip, yatiliyor ve hoca esliginde meditasyon yapiliyordu. Gittigimde cok param yoktu o nedenle cok da bir katkida bulunamamistim kimse de bunu umursamamisti. Gecenlerde bir arkadasima yolladim Vipassana meditasyonunu, bana "o kadar para veremem" dedi. Bir rakam belirlemisler katilim icin. Hmm dedim.
Reiki inisiasyonunu dagda yasayan bir saddhudan aldim. Para kazanmayan kendi basina dagda yasayan bir saddhu'ydu. Kasabada acayip fiyatlara reiki inisiasyonu veriliyordu katilmadim. Ayirabilecegim miktari saddhu'ya verdim cok sevindi, ismi de Shiva'ydi...
Ogretiye gelince;
Yine Hindistan'da, Rishikesh'te, cok guzel bir odada, Ganjin kenarinda aldim. Swami Muktananda'dan. Neden parasiz bu satsang diyenlere, "benim size verdigim bilginin karsiligini veremezsiniz de ondan", derdi.
Size kim oldugunuzu anlatan degil, ogreten degil, transfer eden ISIK, bunun pahasinin olmadigini soyluyor.
Inisiye oldugum ashramda konaklamak, yemek yemek, butun ayinlere katilmak hepsi "by donation"di. Yani senin icinden ne kadar geciyorsa. Kimse senin pesinden de gelmiyordu bir odeme yapmadiginda.

Simdi bana arkadas ortak tavir ne yapmaliyiz diye sormus. Hayatta hic ortak tavir benimsemedigim gibi, kimseye de boyle bir tavsiyede bulunmam mumkun degil. Cunku ogreti de bana transfer edilen puzzle'in diger bir parcasi da suydu; "There is no OTHERS"
Yani bu gerceklikle etrafimdaki insanlarla yasiyorum ben.
Ogrenecegim herseyin bedelini veririm, bedeli olmayan seylere bedel konmussa bana da sacma geldiyse, gitmem.
Digerlerinin ne yaptigina da karisamam. O onun iluzyonudur cunku. Ha karismami isterse karisirim da tabii ama karisanin ben degil O oldugunu bilerek ancak...
Paradan bahsediyoruz en nihayetinde. Parayi veren kim?
Parayi veren O da, biz nasil harciyoruz, icimizde harcarken neler hissediyoruz, nasil saklayip nasil paylasiyoruz. Ortak tavirdan ziyade bence bunlarla ugrasmak daha onemli.
Cevap yazabildim mi bilemiyorum, yine kendi kendime hatirlattim gidiyorum :)

Askla,

Halil Cibran vs Osho

Halil Cibran'dan okudugum satirla Osho'dan okudugum satir sayisi ayni gibidir.
Halil Cibran'dan aldigimla Osho'dan aldigimi ise karsilastirmam mumkun degil cunku boyle bir derecem yok benim henuz.
Bir onceki yazinin yorumundan cikan birseyleri yazmadan gecemedim.
Herkesin bilgisi baska baska. O bilgi geliyor, dogrulugunu arastirma sansin olsa da olmasa da, icerdeki programin nasilsa inanc gelisiyor.
Bazi insanlar cok suphecidir, gozleriyle gorene kadar inanmazlar. Bazilari da inanirlar ne soylense.
Hicbirinin onemi yok. Her insan kendince programlarla dunyaya geliyor. Ve ne kadar gorebileceksek perdenin ardinda o kadar gorerek de gidecegiz.
Kimimize nasip olacak perdenin kalkisi, kimimiz perdelerin desenini degistirecegiz, yeni perdeler asacagiz. O bilir.
Halil Cibran'da O'ndan geldi, O'nunla yazdi. Osho'da O'ndan geldi O'nunla yazdi.
O yazdi, imza HC oldu, O yazdi imza Osho oldu.
Ne farkeder.
Onemli olan bir onceki yazidaki gibi, su Uma ne anladi okudugundan. Neresi aydinlandi.
Hayatimda karanlik yerlerin nasil sacma cumlelerle aydinlanip, dugumlerin cozuldugunu biliyorum. O yuzden Uma filmindeki her karaktere sukrediyor, geldikleri ve getirdikleri icin...
Herkesin KUTSAL olduguna da inaniyor, hepsi ayni amaca hizmet ediyor cunku.
O'nun izni olursa uyaniriz birgun, simdilik ruyaya devam...

12 Kasım 2010 Cuma

Guru kimdir ??

When man empties himself, God fills his entire being. When God enters man and fills man's entire being, man is no more man but becomes the Light itself.

Swami Chidananda.



Neden kizdim bu kadar bilemiyorum. Ama uc kisi okuyorsa bu yaziyi en azindan kulaktan kulaga dolasir umidiyle yazmak istiyorum.
Neden boyle bir istegim var onu da bilmiyorum. Haksizlik gibi mi goruyorum acaba?
Kime O'na mi ... Cok guldum simdi buraya kadar yazdigima.
Neyse bugun bir guzel insanin blogunu okurken bir yorumda takili kaldim;
Yasam kocunuz neseli olsun, dertli yasam kocunuz olursa size dert olur.
Guru ararken de oyle sana uygun olmalı, aynı dili konuşabilmeli, aynı yolda ilerleyebilmeli demis arkadas.

Sanirim guru ile esi yani kari koca aramayi karistirmis olmali.

Guru aranmaz. Bir omur arayabilirsiniz, oyle kalabilirsiniz.

Gurunuzun yontemini elestirip; "hmm su noktalardaki dusunceleri ayni benim dusuncelerimle ortustu, biraz daha bakayim, eger iyice hosuma giderse o benim gurum olsun" diyemezsiniz.

Guru sizinle ayni dili konusmali; ayni dilden kastimiz ne acaba? Sanskritce mi ? Arapca mi? Arameic mi?

Guru bulur, sonra senin hosuna giden ne varsa dagitir hayatinda. Sabahlari uzun uyumalar hosuna gidiyorsa bir bakarsin bir bebegin olmus, sabah 4 de kalkiyorsun

Uzun uzun konusmalar mi hosuna gider, bir kocan olur, mih, agzini bicak acmaz, siser siser patlarsin her allahin gunu.

Sevilmek mi istersin, tokat ustune tokat attirir sana, doner doner O'nun kucaginda aglarsin.

Guru seninle ayni dili mi konusur?

Guru konusmaz da ... Sesi yoktur. Senin sesin olur bazen sesi, bazen bir dilencinin.

Guru bakmaz. Gozleri uzaklardayken, eli kalbinin en derininde kaziyordur tortularini, acilarini.

Guru secilmez. Gitmem diye direndigin bir salonda konusurken seni zorla oraya getirir. Nasil geldigini bile anlamazsin.

Tanri olta atar sana, Guru ceker oltayi.

Bilemezsin ilk once Tanri kimdi Guru kim.

Sonra bakarsin, gordugun eti goremez olursun, isik gozunu kamastirir. Bir atomdan kucuk olup sigar heryerine, kainattan buyuk olup sarmalar seni icinde.

Uzaginda sanar ozlersin, ozledigini dusundugun anda hic o kadar da yakininda olmadigini yasatir sana.

Cumlede kalan "sana sah damarindan yakinim" kelimelerinin hakikatte ne oldugunu deneyimletir.

Hem de hic konusmadan.

Hic bakismadan.

Hic yaklasmadan.

Hic ayrilmadan.

Guru ? Seni karanliktan aydinliga cikarandir diye yazilir aciklamalarda.
Gozundeki perdeyi kaldiran. Aynanin bugusunu silen.
Dunyandaki butun luzumsuz binalari yerle bir eden.

Sevdigin veya reddettigin butun kitaplarin icinden cikar. En ucuz ask kitabindan veya bir eskimis fizik kitabindan. Kur'an'dan, Incil'den, Tevrat'tan, Bhagavad Gita'dan ...
Annenden konusur, olmus babandan.
Hic anlamazsin herseyi nasil bildigine. Yillar once olmus kardesinle kavgani sen unutmussundur, O hatirlar hatirlatir sana bir sorunun arasinda. Bakakalirsin. Sen oysa o yillarda O'nu tanimamistin. O seni mi seyrediyordu peki?

Gurunun bedeni de yoktur soylemis miydim? Birakip gitse vucudunu, -boyle derler Hindistan'da öldü demezler, cunku bilincli bir eylemdir, vucudunu birakmistir- bazilari uzulur aglar ardindan, sonra anlar ki artik sadece bedeninde degil heryerdedir...

Sonra bir daha hic unutmamak uzere anlarsin ...

Sonra hatirladikca aglarsin; seni kimsenin bilmedigi kadar bilmesine ragmen, butun sirlarina, butun hatalarina, butun eksiklerine, butun buyukluklerine kadar; seni nasil bu kadar sevdigini anlayamazsin, cunku hic sevilmemissindir boylesi, boylesi ILAHI...

P.S; Yorumundan bahsettigim kisiye email yazmadan edemedim. Dolayisiyla cevap hakkini es gecmedigimi soylemek istedim...

11 Kasım 2010 Perşembe

Awakening

If you know you are dreaming
You are already awakening....

-Mooji

Tekzip

Bizim evin herseye inani benimdir :) Herkes O ya. Dediyse vardir bir anlami der hemen inanirim.
Dun gelen bir emaille ogrenmistim Kanadali askerlerin Canakkale'de oldugunu. Ve sonrasinda dunku yazinin bir kismi cikmisti.
Aksam da esime anlattim.
Bizim evin doubting Thomas'i da yani suphecisi de esimdir :)
Bu sabah arastirmis isinin arasinda
Bu da onun sozleri oldugu gibi ;

biliyorsun boyle seylere onem veriyorum ben..

Kanada Canakkale savasina sadece Newfoundland regiment'i gondermis. Isin ilginci newfoundland o zamanda Kanada'ya bagli degil. :)
Canakkale savasinda bu birlikten sadece 30 kisi savastan, 10 kisi hastaliktan olmus.

remembrance day, genel olarak tum savaslarda olen askerlerinin hatirlanmasi. ayrica kanada'ya ait bir anma da degil. commenwealth, yani ingiliz imparatorlugu'na ait bir hatirlama gunu.

Saygilarimla :)

P.S Neymis bir daha duydugunu yazmadan once en azinda bir yere bakarak dogrula :)
Ama onemli olan ne duydugum ne yazdigim degil ki, ne hissettigim.
Hissettigimi gormeme bahane olan, gercegi yeniden gormeme yardim eden bu yanlis anlasilmaya tesekkur ediyorum :)

10 Kasım 2010 Çarşamba

Anma Gunu

Bugun cok onemli bir sir verecegim... Yazdikca cikacak sirrim.

Bugun Ataturk'un ölüm yildonumu. Allah rahmet eylesin, huzur icinde uyusun. Olenin arkasindan konusulmaz derler ama ben konusacagim cunku ölüm de yaşamak gibi oldugu için konusabilecegime inaniyorum. Konu Ataturkle degil benimle ilgili cunku. Ben dogmak icin ölmek isteyenim.
Bugun sevgili Sufi'nin blogunda cok guzel bir Ataturk yazisi okudum. Cok begendim, cok da hislendim. Ama ben Ataturk'u hic sevmem. Hicbir sebebim yok isin tuhaf yani. Yani Turkiye Cumhuriyetini kurmus, bir millete ozgurlugunu vermis. Bir suru sebep sayabilirim, saymama gerek yok. Acin her yeri her yerde yazili sebepler ve ben yadsimiyorum. Ama ben Ataturk'u sevmiyorum. Bazen dusunuyorum acaba Konya'da dergahimi mi kapadi eskiden diye?

Annem cok sinirlenir ben boyle konusunca. Tam Cumhuriyet kadinidir kendisi. Babamin ise kesin kemikleri sizliyordur. Ismet Inonu'nun sag koluydu ya bir zamanlar. Ama o zaten benim su anda inandigim seyleri biliyorsa mezarinda, daha da cok sizliyordur kemikleri.

Diger bir inanisim da sudur; Ataturk %100 O'nun elcisiydi. O istemese, Ataturk'un hic bir sifati yetmezdi boylesi buyuk bir mucizenin gerceklesmesine.
Simdi asil icimi bugun kurcalayan konuya geleyim;
Bugun 10 Kasim Ataturk'un olum yildonumu
Yarin 11 Kasim I. Dunya Savasinda Canakkale'de olen Kanada'li askerlerin anma gunu
Yarin Mira okuolda gunun cocugu.
Sinifta yapilan aktivitelerde o ogretmene yardim edecek.
Kanada bayragini o tutacak. "O Canadaaa" diye o soyleyetecek milli marsi.
Biz Mira Turk'um demek zorunda olmasin, yani ID si degil OZ'u onemli olsun diye geldik bu ulkeye. 150 ayri memleketin insaniyla beraber yasiyoruz bu sehirde.
Ve yarin 11 Kasim. Mira bir Turk olarak bayragi tutup, Kanada marsini soyleyecek, ve kirmizi cicek boyayacak resim dersinde, Canakkale'de Turkler tarafindan oldurulen Kanadali'lari anmak icin.
Bir yerde okumustum bir yerde 1 yildan fazla kaliyorsan, orayala ilgili yarim kalmis bir karman vardir diye. Kanada'ya goc ettik, yarim kalmis bir karmayi tamamlamak icin belki. Acaba ben Canakkale'de sehit mi olmustum??

Ataturk'e bir gun bir Ingiliz dik dik bakiyormus. Ataturk baslangicta ses etmemis ama sonunda yaverini yollamis sordurmaya derdini. Canakkale'de babami oldurdu demis dik bakan Ingiliz.
Yaver mesaji tasimis Ataturk'e. Ataturk donmus yavere soyle demis; "git sor bakalim babasinin Canakkale'de isi neymis?"
Ne isim varmis degil mi Canakkale'de eger sehit olduysam.
Boyle ucuk kacik yerlerde dolastiktan sonra Merkez'e inme ihtiyacim var.
Butun bunlar bos...
Ataturk, Turkiye, Kanada, Mira, Toronto...
Isimler
Benim topragim, senin topragin, benim madenim, senin tren yolun
Mulkiyet
Ulu onder, kahraman, cesur, talihsiz...
Sifatlar
Benim kahraman dedigime sen dusman dersin
Benim katliam dedigime sen bayram dersin
Senin akin, benim karamdir
Bunlarin sonu yoktur.

Eger ki goremiyorsak en ufacigindan bir kelimenin ardindakini, eger goremiyorsak en ufacigindan bir yaratigin gorevini, eger goremiyorsak bugun nasil da nefes alabildigimizi, bu savas bitmez.
Butun gemilerin demirleri O'na demirlenmedikce bu dunya donmeye devam edecek. Oyun bir diger gune naklolacak.
Bu savas bitmez.
Ne Ataturk'e olmustur olan, ne de ölen Kanadali askerelere
Olan, kalana olmustur, kendini O'na demirleyemeyene, gercegi goremeyene...

Dun bir cumelisini okudum Haruki Murakami'nin; "Pain is inevitable, suffering is opptional" diyordu. (Aci kacinilmazdir ama izdirap istemli'dir)
Karari siz verin demiyecegim, cunku bu secim coktan yapildi.
Acinin otesine gecenler akacaklar hayatla
Istirap icinde yananlar, kendi cehennemlerini bir odunla daha korukleyecekler...

Dogmak icin olmeye geldim ben... Kimse kusura bakmasin...

Bakiyoruz oyleyse goremiyoruz...

Mira okula baslayinca, sinifindaki arkadaslarinin anneleri ile tanis olduk. Arkadas demiyorum arkadas benim icin degisik bir kelime gibi. Yani simdi dusunuyordum yaziya baslamadan once benim arkadasim oldu mu hic diye. Oldu ortaokulda, sonra lisede, sonra universitede. Ortam oldu, insanlar geldi, sonra bir neden belirdi, o nedenden dolayi samimilesildi, sonra samimi kalinip etikelisime girildi. Sonra dagilindi, gidildi...

Simdi obur pencereden emaillestigim biri var, o benim arkadasim mi diye sorarsam kendime, o hep vardi derim. Arkadas kelimesi bana gore degil yani.

Insanlar bir nedenden dolayi bir araya gelirler, sonra o neden biterse ayrilirlar, ve bu dunyanin sonu degildir. Okyanustaki dalgalar degil miyiz biz, nasil ismimiz kalir, cismimiz kalir okyanusun icinde oldugumuzu anladiktan sonra...

Yine nerden basladik nereye geldik. Bu siralar daginigim, seyrediyorum. Ayni zamanda da derli toplu icerde.

Mira'nin okuldan arkadasinin annesi ile cokca konusuyoruz. Genelde o konusuyor ben dinliyorum. Cunku soyleyecek cok sozu var. Gozlemliyor. Bakiyor her tarafa, inceliyor herkesi. Merak ediyor. Dev aynasindaki ben gibi... Konu bu zaten. Ona kendimden farkli bakmadigim icin, kendimden uzakta da gormuyorum. O nedenle elestiremiyorum da :) Elestirebilirim de yani kinamak gibi elestirmiyorum.
Dun parkta bulustuk sabah jimnastik derslerinden sonra. 11.00 - 12.00 arasi uygundur diye dusunduk, ogle yemeginden once, biraz gunes alsinlar ... (super dusunceli anneleriz)
Sonra onlar oynarken, 5 cocugu ve de 1 kopegi olan, henuz yuzunu asikken goremedigim bir anne, iki cocugu ve de kopegiyle parka geldi. Bu arkadas bana egilip, "simdi bu kadinin bu saatte ne isi var parkta. Tam ogle yemegi saati. Bu cocuklara ne yediriyor? Gofret mi veriyor ogle yemegi niyetine? Cok mu Avrupali bir anneyim ben bilmiyorum ama boyle olmaz ki!" dedi. Epey sinirlenmisti. Ben gulumseyerek dinledim. Bilmiyoruz ki ne oldugunu, kizdirma kendini bosu bosuna dedim.
Sonra o hep gulen bes cocuklu kadinla tesadufen park cikisi karsilastim. Ayakustu sohbet etmeye basladik, Mira kopege opucukler verirken. Uc cocugu ilk okulun degisik siniflarinda ve sabahcilarmis. Onlara sicak beslenme getirmis. Cocuklarinin soguk sandwiclerle beslenmesini her zaman istemiyormus cunku (ne dusunceli anne degil mi?)
Sonra okulda kendini sinirlendirmis anneyle karsilastik. Bu sefer de baska cocuklarin Mira'yi nasil kizdirmaya calistiklarini anlatti. Olsun yeterince ingilizcesi yok, anlamamistir dedim gulumseyerek, zaten anlasa da o onun yolu olacak, hayatta surekli mudahele edemem ki, dedim.
Ama deyip itiraz etmek istedi, sen bugun biraz dinlen istersen, oglen ki kadin da o kadar kotu degilmis, cocuklarini dusunuyormus diye anlattim olayi. Evet, sanirim bu siralar benim kotu gunlerim dedi ve pufurdayarak evine gitti.
Bakiyoruz, baktigimizi sandigimiz her an, baktigimizda gordugumuz sey sadece simsiki tuttugumuz fikirlerimizin yansimasi. Oysa olayin hep bir de diger tarafi var...
Bu olay benim bir yansimam. Biri bana birsey sordugunda ilk cikan cevabi veririm genelde.
Sonra zaman gecer bu cevap kafama geri donerse, dusunurum icimde, verdigim cevap ne anlama geldi karsida acaba diye. Sonra ben ne demek istersem diyeyim, baskasinin ancak kendi fikirlerinin yansimasi olarak dediklerimi anlayacagini farkederim. Bazen duzeltirim yanlis anlasilma olabilecek yerleri. Sonra konusanin da, dinleyenin de BEN oldugum gercegine dayarim sirtimi. O'na emanet ederim.

9 Kasım 2010 Salı

Merkez'e baglanmak

Gecen gun blogu acis sebebimi (ki yazamamistim, kalem alinmis, merkez us yazilmisti), bugun yazmaya calisacagim. Gecen gun aklima dusurdu cocuk-kadin "merkez" kelimesini. Kelime aklimda dolanir ve benim merkezime koyduklarim neler acaba diye dusundururken, anilar anilari kovaladi. Yine bir arsiv dolduracak kadar genis bir kadro foto-ani belirdi gozlerimin onunde.
Baktim tek tek gelen eskimis fotograflara;
Hatirlayamadigim kadar uzun bir zaman etrafinda donduklerim, bir bir...
Insanin hic mi basi donmez, hic mi midesi tutmaz...
Ortada bir Xman ben don babam don
Ortada bir sorun ben don babam don
Is ayni
Ev ayni
Ne ciddi isti donmek. Donmeden yasanmazdi. Kalp atisi kadar gercekti benim icin, olmazsa olmazdi.
Oysa dondukce olan hep ayniydi. Dondugum sey donme hizimdan ortada eriyor, ben ise firlayip gidiyordum yorungeden, parcalara ayriliyordu hucrelerim.
Sonra haydi en bastan tekrar otur, topla bir bir; kalp nerdeydi, eller, parmaklar, saclar...
Toplamaya hep dis noktalardan baslardim. Once etraf esyalar toplanirdi, sonra ust bas, sonra organlar birbir...
Yorungeden firlaya, uca, kaybola gun gunu bitirdi.
Bir gun babam olmustu, birkac ay sonrasi annemle kardesim agir bir trafik kazasi gecirmis olumden donmus, sevgili diyip bagrıma basıp evleniriz fikrinin etrafinda dondugum, igne oyasi gibi isleyip genislettigim beyaz atli prens hayalim ise beni terketmisti. Patrona zeka tasladigim icin isten de atilinca, artik donecek bir merkezim bile kalmamisti...
Bense uzayda kaybolmus bir 2221973 nolu gezegendim. Kucuk prense el sallar onun etrafinda da donerdim gorsem, ama onceleri oldugu icin karsilasmamiz, o da yoktu ortalarda.

Bu liste boyle uzamaya devam ediyor. Iyisi mi kisa keselim :)

Merkezim ne zaman O, hayat ahenkle donuyor, ben bir semazenim*, parmaklarim O'na kilitli...
Ne zaman merkez flulasiyor Oz'den ziyade bedenden oteye gecemiyor gozlerim, o zaman yine eskisi gibi, ayni hizla firliyorum yorungeden, kayboluyorum.
Kayboldugum yerin de O oldugunu bilince artik, donusler uzun surmuyor, toparlanmaya gerek kalmiyor.
Done, kaybola, kavusa Merkez'e Merkez'le Merkez'de :)


* www.semazen.org: parmagimi O'na kilitleme sizinle geldi sindi icime :)

Askla,

5 Kasım 2010 Cuma

Merkez Us

Merkez Us'ten sesleniyorum. Uyan!
Hala baskalarinin seninle ilgili dusunceleriyle gulumseyip, hala baskalarinin bu dusuncelerini umursamayanlarin dusunceleriyle asiyorsun suratini.
Demistim, gulusunu seviyorum. Kac kisiyle soyletmistim. Ilahi bir ozellik gulumseme, gulumsemen eksilmesin, diye.
Anneannen oldum soyledim, arkadasin oldum, sevgilin, ogretmenin, siradan biri, onemli biri. Demek icin girmedigim kilik kalmadi.
Hala terazinin diger tabagini nasil tutabiliyorsun.
Ne zaman BIR'leyeceksin.
Hala sozunu dinlemeyen bir 4 yasindaki guzellikle sinirlenip, gununu karalara bagliyorsun.
Kimse kimseyi yumusak yumusak uyandirmaz, uyandirma oyle olmaz. Tokadi yersin, UYAN der, diyorsun iki dakka once, sonra ikinci dakikada suratina yedigin tokatla dagiliyorsun, kosuyorsun dualarinin icine. Dualar ne verecek sana? Nereye gidiyorsun? Kactigin kim, sigindigin kim? Sana yolu gosterenle, seni yoldan cikarmaya calisan farkli mi?
UYAN!
Yeter artik oyalandigin, Kendin'e gel.
Temizlenirken parca parca olman gerekmiyor.
Temizlenirken kirli hissetmen.
Kanita mi ihtiyacin var Ben'im oldugunu anlaman icin.
Senin icinde dolandigima inanman icin baskasina mi ihtiyacin var HALA???
Eger evetse cevabin, seni bana getiren o insanla, kopartir atarim seni kollarimdan ayni insanla.
Yerden kaldrimaya calisirsin kafani, havaya dogru, koptugun TOPRAK Ben'im, dogruldugun HAVA Ben.
UYAN!
Sevindigin seye bak.
Icin oyle bosalmis ki, Ben sana dolmusum ve diledigimi senin bedeninle yapabilmisim.
senin bedenin....
senin bedenin...
nerde bedenin???
BEN'de bedenin.
bedenini konusmaya bile hacetin olmaz, sussa dilim.
UYAN!
Opucukler dagitabilirsin ASKimla, dudaklarin senin degil.
Gidilecek yollarin oklarini yazabilirsin kaleminle, elin senin degil.
Bana dogru gelenlere ayak izlerini birakabilirsin, ayaklarin senin degil.
UYAN!
Kalbini hep acik tut, ceneni kapali.
Gozlerin Bana baksin, uyandir ruyalari.
Kulak kesil sesime, dinle sularin sesini sesimle...
UYAN! Uyumak yok artik sana...

31 Ekim 2010 Pazar

Cadilar Bayrami

Bugun cadilar bayrami. Ilk bayramimiz, mubarek olsun. Gittik kapi kapi seker topladik. Insanlar cesit cesit kostumlere burunmuslerdi. Kimisi melek, kimisi seytan, kimisi canavar, kimisi uzayli. Uc polis gecti yanimizdan, onlar da kostumluler sandim. Meger gerceklermis.
Eve donus yolunda bir ev ahalisi korkunc kostumler giymis, yoldan gecenleri korkutuyorlardi. Mira'yi kucakladik ki arada kotu bir anisi olmasin diye. Sonra sessizce gulumseyerek canavarlara el sallayarak gectik.
Eve donus yolunda ben Mira'ya " annecim korkucak hicbirsey yok aslinda, o canavarlarin icindekiler insan" dedim.
Sonra durdu yine hersey. Asil korkulacak olan insanlarin icindeki canavar miydi? O da bir maske degil miydi? Ya da canavar kiligindakiler aslinda iclerindekini mi ifade ediyorlardi, ellerine gecen bu Cadilar Bayrami firsatiyla. Sonra kendimizi dusundum. Belki bu sene ilk oldugu icin biz kostum giyinmemistik. Acaba giyecek olsak ne giyerdik?

Gunluk hayatimizda kac kostumumuz kaldi? Kaldi mi ki?

28 Ekim 2010 Perşembe

Yazma ustune karalama

Ne zaman sıkıssa kalbim ilk geldigim yerlerden biri burasi. Ne varsa bu beyaz ekranda ve hizli hizli bastigim ardi ardina gelen harflerin birlesiminde. Ne varsa...
Harfler kelimelere, kelimeler cumlelere, cumleler acilan sirlara erdiginde, yuregimden ilik ilik akar O'nun aski. Rahatlamisimdir. Yerimdeyimdir.
Peki ya hep akarken, hep yuregimdeyken, hep yerimdeyken. Gitmez elim hic yazmaya. Nefesim sakin, sesim sessiz, yuregim genistir oyle gunlerde. Elim gitmek istese de sig gelir butun yazilacaklar. O'nu yazamazsin ki. O'nunla akarken O'nunla aktigini da yazamazsin. Uzaklasmak lazimdir biraz. Ancak o zaman anlarsin yasadigini, hissettigini, dokundugunu. Ruyadayken nasil ruya oldugunu anlayamiyorsam, uyurken nasil uyudugumu anlayamiyorsam, O'nunlayken bilemiyorum. Biliyorum bilmesine derinden. Dunya isik tutuyor, ayna oluyor, goruyorum.
Dun Mira'yi okula goturdum, hep bizden uzak duran bir arkadasi kosa kosa geldi boynuma atladi. Beni mi ozledin dedim, evet dedi. Yapisti kaldi yanagi yanagima. Oysa birbirimize merhaba bile demezdik. Sonra bir baska cocuk, iki yasinda. Bacaklarima sarildi, atti sonra kendini kucagima. Sonra bir cop kamyonunun soforu, camdan sarkip dunyanin en guzel en sicak gulusuyle bakti gozlerimin icine. Mira optu optu butun gun boyunca. Kocam sarildi farklisin bugun dedi.
Iste bulusmustuk, kavusmustuk. Bu sefer oyle havai fisekli bir bulusma da degildi. Daha agir basli, daha sakin, daha dingin. Yurudum yurudum, doganin koynuna. O'nunla en rahat olacagim yere. Yuruduk beraber. Agaca, buluta, gole, dusen yaparaklara karistik, adim adim yaklastik, dolastik.
Vucut kullanimina amade, dolandi durdu , bakti, guldu sevdi, dokundu, sarildi, tam istedigi gibi, istedigi kadar...
Sana ne yazabilirim ki beyaz sayfa. Ne derse onu yazabilirim. Ne kadar derse o kadar. Nasil derse o sekil. Ne bir fazla, ne bir eksik.
Geldi hosgeldi, simdi birazcik kenarda kafami cevirsem gozlerimiz degecek. Gitse hasretinden terter tepinecegim. Iste o zaman geri gelip yazacagim bahanelere esitleyerek sikayetlerimi. Kah adet sendromu diyecegim, kah dolunay.
Seviyorum; O'nlu olmayi da, O'nsuzlugu ve oynamayi da. O'nsuz oyun olmayacagini ogrendikce daha da seviyorum hatta ...
Geri donup okuyunca yazilanlari bir yanim utaniyor sanki bana gelmis gibi anlatmis kelimeler diye
Sonra guluyor diger yanim, ben dedigim kim ki bastan basa Sen diyor...

19 Ekim 2010 Salı

Yalniz hissedenler dernegi...

Cok sasirmiyorum, neysem etrafimin da o olmasina. Bu siralar ne okusam, ne seyretsem, kimle konussam, herkes kendini yalniz hissediyor. Anlasildigi uzere ben kendimi yalniz hissediyorum.
Anlasilmadigimi, sevilmedigimi, onemsenmedigimi, gorulmedigimi ve butun benzeri kadinsal endise kelimelerini siralayabilirim.
Egitimli birinin, kendini de begenen birinin, kafasina guvenen birinin, her gun hic degismeden ayni seyleri yapmasi, bunlari bir de dogup buyudugu toplumda yuceltmek icin degil, asagilamak icin kullanilan "ev kadinligi" ana basligi altinda yapmasi, o kadini zaman zaman ne hale getirir bilenleriniz eminim vardir.
Neler neler bilir kadin ama sabah kahvaltiliklari sofraya koyar, kaldirir, cocugu giydirir, okula goturur, getirir, yedirir, icirir, gezdirir, bir de cocugu iyi buyusun diye kasilmistir dogumundan bu yana da. Kasilmak degil aslinda ama cok onemsemistir. Sikayetci hic degildir. Aslinda bulundugu yeri cok sevmektedir ancak gel gorku adinin arkasinda sakli olan egosu hic de boyle hissetmez. Sukur ki bu iskenceyi hergun cektirmez egocagizi. Donem donemdir.
Bu siralar donem basladi, sandim ki adet oncesi sendromu gecer. Ya da dolunaydir gecer. 3 hafta oldu herhalde. Gecmedi.
Ben de daha derin bakmaya basladim. Ben herkese hizmet ediyorum, herkesi mutlu etmek icin ugrasiyorum, neden beni de mutlu etmeye kimse calismiyor diye soylendigini duydum ?
Sonra ben insan degil miyim, neden ben de bir sabah 9 a 10 a kadar uyuyamiyorum'a dondu. Insanliktan dem vurdu. Sonra ben de kadinim, diger kadinlardan farkim yok spirituel yasiyorum diye'ye dondu. Sonra ben bu kadinliktan memnun degilim'e dondu. Dondu de dondu...
Sonra film basladi. Ismi Bridges of Madison County.
Meryl Streep beni oynuyor filmde. 18 yillik bir evlilik. Kocasi cok durust, caliskan, temiz, kendisini de cok seviyor. Iki cocugu var. 16 ve 17 yaslarinda. Artik cocuklar pek birsey konusmuyorlar anneyle, buyumusler ya. Koca deseniz zaten yorgun argin gelmis, calismis calismis. Hep calismak var hayatinda. Meryl' de yemek pisiriyor, camasir yikiyor, evi temizliyor, ve ici kanayarak onlari seyrediyor. Nasil da gorulmedigini goruyor izleyici 5 dk icinde. Oysa ben 8 yildir ya da 38 yildir konusuyorum. Hala anlayan olmadi diyorum kendi kendime. Ama film iste.
Sonra bir fotografci cikageliyor Clint Eastwood. Kocasi ve cocuklarinin gittigi bir donemde 4 gun icinde karsilasip asik oluyorlar. Clint benim filmimde oynamiyor. Benim filmimde boyle durumlarda devreye Allaha bin sukur Swamiji giriyor.
Filmde Clint Eastwood kadina ihtiyaci olan herseyi veriyor, kadin oldugunu hissedecegi. Seviyor, sevisiyor, dinliyor, anliyor, guluyor. Besliyor da besliyor.
Swamiji "gurunun gorevi egoyu oldurmektir" diyor. Surunen egom, duyuyor sonunda. Bu sabaha kadar ben de kadinim, benim de haklarim var, eglenmek istiyorum diyen ses, kisiliyor. Cok konustu zira. Ve yerine geri geliyor Sesim. Sen ne kadinsin, ne erkek. Hatirliyorum. Zayifladigimi goruyorum. Olabilir, gormek onemli.
Sonra Mira bagiriniyor ortalikta, ben sustum ya, sira onda. Yapamadigi icin birseyi sinirleniyor. Sonra yine yapamiyor yine sinirleniyor. Sonra basariyor. Bak yaptim diyor. "Gordun mu bagirinca degil, tekrar tekrar deneyince basarabiliyorsun" diyorum. Duyuyorum. Ona ve esime bagirdigim butun gunler dusuyor, yerle bir oluyor. Goruyorum, deniyorum, degisiyorum, baska turlu deniyorum, degisiyorum, baska turlu ve sonunda basariyorum. Gordum ya, anladim.
Allah simdi anladigimi uygulamam icin yardim etsin diyorum.
Ruyamda kaynaktan sevgi geliyor, kuzene soruyorum. Onemli olan o sevgiyi vucudunun almasi ve beslemesi diyor. Aliyorum, besleniyorum.
Clint'de bir Mira'da, ruya da ...
Kendimi sevmesini ogreniyorum, kendime onem vermesini, ihtiyaclarimi farketmeyi, kendimi dinlemeyi, eglendigim seyleri yapmayi.
Satir sonuna geldim diye hissediyorum, bakalim gun neler gosterecek...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Gomu...

Ne kadar derine gommus olursan ol, can varsa, hikaye bitmemisse hala, cikar dibinden toz toprak icinde. Ciktiktan sonra ne yapacagini bilsen de bilmesen de cikacaktir gunu gelince...

Ciksa da bitse ...

14 Ekim 2010 Perşembe

El aynasi dev aynasi

Anne bugun cok kotu gecicek iste, diyor Mira. Ben derin bir nefes aliyorum, zihnimden "sabir" diyorum. Cunku o gun sabah 7 de kalkmisiz, oyun oynamisiz, havuza gitmisiz, en sevdigi yemegi yemis oglen, okula gitmis bisiklete binerek, okuldan donerken hava bulutlu birazdan yagmur yagacak biz parka gidemiyor oldugumuz icin GUNUMUZ KOTU GECECEK SIMDI ANNE...

Baska bir gun yine bin ayri aktivite, hersey onun mutlulugu icin, butun yemekler, icecekler, meyveler, oyunlar. 5 dk sonra yemege oturacagiz.
Mira: Anne ben o yuvarlak kirt kirt seylerden yemek istiyorum.
Anne: Hayatim simdi yemege oturuyoruz, yemekten sonra yersin.
Mira: Off gunum cok kotu gecicek iste.
Anne: Nesi kotu geciyor guzelim?
Mira: Bir okula bisikletle gidemedik (cunku yagmur yagiyordu)
Bir tv seyredemedik ( seyretti aslinda ama 2 saat sonra kapamasi gerekiyordu artik)
Bir arkadasim bana gelemedi (3 dk once bize gel dersen kimse programini benim kiza uydurmak zorunda degil)
Bir dondurma yiyemedik (dondurmaci gormedik bile)
Bir anneyle oynayamadik (sabah 7'de kalkmistim ve o saatten beri yanindayim, oynamak istedigimde oyunumu begenmeyip beni durdurunca, ben de sadece yaninda duruyorum)
Her gun boyle.

Iste budur Uma'nin hayatinin bu doneminin yansimasi.
Hergun sukretse de haline, gecmisin aliskanliklari mi desem, yoksa temizlik nedeniyle mi desem, ne diyecegimi bilemedigim bir aciklamasi var iste. Neyse her gun sukretse de haline hergun "bugun kotu geciyor iste" dedigi (bir an bile olsa 5 saat bile surse) bir yer var.
Tanri da bana bakiyor ve bisikletle gidemezdin cunku yagmur yagacakti ama sen bilmiyordun bunu henuz diyor.
Arkadasin gelemezdi cunku onlarin yapilmis bir programi vardi ve bu senin onemsiz oldugunu gostermiyor diyor.
Tabii ne bisiklet ne arkadas konum degil, ama asil konuyu yazamayacagim bu sefer.
Bu olayin bir yuzu.
Diger yuzu, sukrediyorum yine tum kalbimle ki, bu dunyada kalbimin meyledecegi hic ama hicccc birsey yok.... Bana verdigi bu en buyuk nimeti adet oncesi yine unuttu zihin...Zihin kendi basina buyruk olunca bu donemde, gelen tum belalar kollar sonuna kadar acilmis olarak karsilaniyorlar. Allahtan kalp O'nun emrinde...
Bu da ikinci yuzuydu olayin.
Ve son olarak Hz Isa'ya inanmamis insanlar, ben neye uzuluyorum ki bana inanilmadiginda. Mum dibini isitmazmis derler ama bilemiyorum. Ya da Ma Ananda Mayi nin dedigi gibi, herkes kaderinde yazildigi kadarini alacak bu bedenden...

5 Ekim 2010 Salı

Yardim

Bugun guzel bir kalbin cok guzel bir yazisini okudum. Olmek uzere olan bir adam asik oldugu kadini bulmaya calisiyordu. Adam ölmeden once kadinla bulusamadigi icin Tanri'ya sitem ederken, Tanri adama; "seni O'na goturmeye geldim" demisti.

Donup gecmise baktigimda beni bir digerine goturen neler neler var diye, her yerde Tanri'nin parmak izlerini goruyorum. Oyle olmasaydi asla boyle olmazdi cumleleri geliyor ardi ardina. Biriyle paylasmaya kalksam bunu genelde ne kadar olumlu dusunen bir insan oldugumu soyluyorlar. Oysa ben olumlu dusunmeyi hic bilmem. Swamiji birgun gecmisinde cok acilari olan insanlar olaylara iyi bakamazlar diyordu. Kendimi bulmustum o cumlede. Hala beceremem olaylara olumlu bakmasini. Ama simdilerde bunun yerini alan sey dogru okuma.

Mira ingilizceyi sokmeye calisiyor. Soyle konusuyor blumakndlrjkalkjashfliuwhef I KNOW, hsdfjhwef janfk MAYBE, nvkjdf;ka SURE :) Kendimi aynen onun gibi goruyorum. Zaten en guzel aynam degil mi ? Okumayi sokene kadar Tanri gulerek bakiyor, saclarimi oksuyor. Yanlis okuyup ofkelendigimde, sariliyor, sabrediyor, bekliyor.

Anneme yolda giderken bu ne diye okuturmusum, butun tabelalari. Otobustekiler "Allah sana sabir versin kizim" derlermis. Sonra 3.5 yasinda almisim gazeteyi okumusum. Simdi de boyle isliyor duzen benim icin. Yol boyunca asili olan yazilari okutuyorum Swamiji'ye, Gurudev'e, Siddhi Ma'ya, Ramana Maharashi'ye, Mooji'ye, Papaji'ye. Okudukca onlar yaziliyorlar kalbime. Sonra birgun yanliz yururken yolda gordugum yaziyi okuyabiliyorum kendi kendime. Bazen de uyduruyorum, ama onemli degil uydurmam da. Melodi dogru. Mira'da goruyorum. Ayni yabancilarin konusma muziginde uyduruyor dili, araya da yerlestiriyor dogru kelimeleri.
Muzik dogru olduktan sonra, kelimeler bulacak bir bir yerini, kendi ritminde.

Tanri seni O'na goturmeye geldim diyor, beni Tanri'ya ne goturuyor? Mira'ya duydugum ofke, esimin beni incitmesi, yagan yagmur, pisirdigim yemek, yuzdugum su, yurudugum yol, okudugum yazi, yazidaki adam, adamin sitemi, sitemin nedeni....

Okumayi ogrendikten sonra butun yollar Bagdat'a cikiyor. Eldeki bulgurda Dimyat'a pirince gidesin diye hic oluyor.

24 Eylül 2010 Cuma

Ask da Ask

Nerden geldi bu gevezelik anlamadim ama bir konusasim yani yazasim geldi bu siralar anlamadim hic. Konu ask olunca akan sular duruyor herhalde. Cok sevdigim o guzel kalple ayni seyi paylasiyoruz sanirim bu noktada askta uzmanlasmisiz :)

Konu ask olsun yeter ki, ne oldugunun onemi yok konusurum, yazarim, okurum, dinlerim. Ama oyle basit asklar ilgimi cekmez. Biri birini gormus ici soyle ilik ilik akmis oyle degil bahsettigim. Leyla ile Mecnun gibi diyecegim ama cok klasik olacak. Acili olmali, donusturebilmeli. iliklerine kadar acitanlardan olmali, yasadigini anlamali. Karnina agrilar girdirene kadar guldurmeli veya kahretmeli. Gecenin ikisinde, ucunde, besinde kalbinde agrisiyla uyanmali. Acisindan nefes bile alinamamali. Gordugu her renkte, tasta toprakta, ona dair bir iz bulmali. Yolda yururken sokak cocuklari sevdiginin ismini haykirmali. Kalbi mengene icinde sikismali, acimali acimali.
Bir umit isigi arada yanmaya kalksa, umit derken donus degil, yeniden birliktelik degil sadece bir haber, bir kipirti, yer gok oynamali. Depremler olmali, saglam binalar yikilmali.
Iste oyle asklardan bahsediyorum ben.
Iste o asklarin sonucunda buldum ben SEN'i. O asktaki adamin gozune bakarken eriyordum ya hani, kalbim sizlardi, titrerdi ya hani, iste o titremenin SEN oldugunu ogrettiginde Swamiji, yazmistim ya daha once inandim ona cocuk gibi. O titremeyi takip ettim gecmisin izlerinde. Hatirladim o anlari, hatirlayinca da titriyor ya, cunku hic bitmiyor ya ASK. Goz gitti, gonul geldi, gonul gitti, O geldi. Acemiligim cok oldu baslarda. Nasil buyur edecegimi bilemedim. Cunku ben bir tek adam sevmesini bilirdim, adam gibi sevmesini bilirdim. Hep ayni yoldan O'na yurudum. Once adamimin gozlerini, sonra gonlunu buldum, sonra kendi gonlumdeki kipirtida durdum. Burdasin dedim. Hep burdasin diye O'nu buldum. Gecmis denen yerde hep O'nu aradim, hergun yine O'nu buldum. Megersem ne de oyuncuymus, nasil da oynamis. Cocukca, art niyetsiz, sadece ASK icin. Buldum ya, bulunca bir bayram yeri oldu/m. Koluma dokundu, sacima dokundu, sardi sarmaladi. Disimdaki herseye bulasti. Bulastikca donusturdu. Sifreleri cozdurdu. Daha cok cok vardir ama ogrendim ki bir tek ASK var gerisi egzersiz.
Simdi Mira bana sariliyor I love you so much diyor, bakiyorum gozlerine, gozlerinden gonlune, gonlunden O'na. Sevdigim Mira mi? Degil!! Benim O'nu sevmem icin once O'nun bana izin vermesi gerekiyor. O bana seni seviyorum diyor, ben O'na. Mercan Dede demisti; senin O'nu istemen icin once O'nun seni istemesi gerekiyor, diye. Ben kocama yaziyorum seni cok seviyorum, diye. Gozunu buluyorum, gonlune kayiyorum, O'nun kucaginda buluyorum kendimi. Sonra Sufi'yi dusunuyorum. Evine gidiyorum, gozunu buluyorum, gonlune kayiyorum, hooop yine O'nun kucagindayim. Brajeshwari'yi okuyorum, gozunu goruyorum, gonlune degiyorum, O'nun kollarindayim. Sonra dus'un odasina gidiyorum universiteye. Gozunu buluyorum, gonlune kayiyorum, sonu malum yer, EV....

ASKla...

23 Eylül 2010 Perşembe

Hayal mi hedef mi?

Gecenlerde bir lise arkadasimla meshur facebook ortaminda bulustuk. (Gecmisten pek kimseyi geri getirme hevesinde olmadigim icin, lise arkadaslarim pek yok listemde. Baska sebepler de var da, onlari simdi konusamayacagim. ) Kirmizi yanakli, sisman, lule lule simsiyah saclari olan, saclari hep bir yerlere dagilan, surekli nefes nefese bir kizdi. Gecmise bakinca oyle kalmis fotograf gozumde. Bir de siyah babet ayakkabilanin icine giydi kalin soket coraplarini animsiyorum. Gomlegi eteginden dagilirdi ogleden sonra. O da bizim gibi cok mu kudururdu orasini animsamiyorum ama terlemis hatirliyorum bol bol. Yuzu gulec ve islak. Bir de en cok hatirladigim sinifa, okula, hicbir yere sigmayan kocaman kalbi. Aslinda pek yakin degildik ama dusundugumde bu manzaradan cok surekli kalbi gozumun onunde.

Bir edebiyat dersinde kompozisyon sinavimiz vardi. Ben o sira gundemde annemlerin bosanma hikayesi oldugu icin onu yazmistim. Yillardan lise 1 idi. Yani okuldaki 5. senem. Ve hilafsiz herkes benim mutlulugumu kiskanirdi. Sen ne kadar mutlu bir insansin, ahh keske ben de senin gibi mutlu olsam, ne guzel guluyorsun, ne guzel hep guluyorsun. Hep bunlari duyardim. Komik ama ya da ironik diyelim, bunlar genelde babam annemi dovmus biz karakola gitmisiz, orda ifade vermisiz veya babam annemi dovmus biz bicaklari saklamisiz olasi cinayeti engellemek icin gecelerinin ertesi gunlerine denk gelirdi. Ben icin icin gulerdim. Evet derdim. Ya da ilham verirdim sen de cok guzelsin, cok guzel guluyorsun gibi. Ilk defa o gun, o kompozisyon dersinde yazmistim acilari o kagida. Kimseye hicbir sey anlatamasam da, evin o kavga dolu halinden kactigim limanin okul ve arkadaslarim oldugunu yazmistim. Onlarin benim icin ne kadar ozel ve onemli olduklarini, tek tuttundugum sey oldugunu. Sonra babamin bosanma sonucu evden gitmesiyle neler hissedecegimi yazmistim. Bana cay koydurmak istediginde, ki ben odamda ders calisiyor olurdum, cay kasigini cay bardagina hizli hizli vururdu, duymazdan gelemezdim, duyulmayacak gibi degildi, bir de beraberinde icinde adimin gectigi bir Kafkas sarkisi soylerdi. Bu beni hep ofkelendirse de, babamin gidisiyle bunu ne kadar ozleyecegimi yazmistim. Kompozisyon sinavindan 10 almistim ve hoca okumam icin israr etmisti. Hayir desem de sanirim icindeki arkadaslarima ne kadar ihtiyacim oldugu kismini, onlarin da duymasini istiyordu. Ciktim kursuye okumaya, birinci paragraf bitmemisti ki aglamamla kesildi okuma. Sonra baska biri devraldi, sonra baska biri. Oylece okudular. Bittiginde pekcok kisi agliyordu. Bu benim anlattigim kirmizi yanakli kocaman kalpli arkadasim aglamaktan bitap dusmustu. Ders sonunda sarilanlar bile vardi boynuma. Boyle zamanlarda kaskati olur benim icim, pek kabul edemem. Yani o zamanlar oyleydi, simdileri bilemiyorum. Ben oyle kaskati sarilmalari kabul ettim. Allahtan haftasonuydu da araya iki gun girdi. Pazartesi ben utana sıkıla geldigimde pek kimse birsey konusmuyordu. Bakislar biraz farklilasmisti ama normallerdi cogunlukla. Ilk tenefuste bu arkadasim yanima geldi. Haftasonu radyoda babamin bana soyledigi sarki calmis, beni animsamis, cok aglamis. Icim acimisti. Sanki birini acitmisim gibiydi. Onu teselli ettim, hala agliyordu cunku :) Canim benim.
Cok uzattim, asil konuya gelince, ben bu arkadasimi buldum, o kocaman kalbi yine yakinimda olsun istedim. Cok az konusabildik. Cok yogunum yazacagim sana mutlaka deyip cekiliyordu cogunlukla. Bir ara Luksemburg'a beklerim sizi dedi. Bir ara 4 ayri sehirde ofisler var gidip gelmek zorunda kaliyorum dedi. Temsilci veya asistan gibi bir gorevi oldugunu dusundum. Hic bilgilerine de bakmamistim. Sonra denk geldi niyeyse baktim, cocugu var mi diye herhalde. Baktim Vice President olmus :) Yani Avrupa'da 4 ayri sehirde ofisi olan bir firmanin Yonetim Kurulu Baskani. Kalbim oyle bir kabardi ki anlatamam :) Bu hissi bir baska lise arkadasimda daha yasamistim, o da cok cok sessiz kibar bir kizdi. Simdi bir aktris olmus ve hem de cok basarili bir aktris, oduller aliyor film festivallerinde, yardima muhtac ulkelere de gidiyor, duyarli da yani ayni zamanda. O zaman da gozlerim dolmustu mutluluktan. Cunku hayalleri vardi, hedefleri buydu. Cok calismislardi. Hatta kirmizi yanakli arkadasim evlenmisti ama cocugu yoktu. Soramamistim ama belki de isi secmisti, cocuk yerine. Diger aktris olan arkadasim hala bekardi.
Butun bu gelismelerin ardindan yattim yatagima. Sen ne oldun Uma dedim kendi kendime. Neye basladin ve neyi basardin? Senin neyinle kim nasil gurur duyabilir acaba diye dusundum. Sonra babami hatirladim birden. En yalniz oldugu donemlerden birinde bana: "Insan bir seyi cok isteyince olmuyormus demek, ben en cok iyi bir ailem olsun istemistim" demisti. Yatagimda kalbime soktum bu cumleyi. Annemi dusundum. Nasil yokluk cektigini, nasil taciz edildigini hayati boyunca, nasil zorluklarla calistigini, bizi buyuttugunu. Sonra kendime baktim bir daha. Onlarin hayatlarina noktayi koymustum. Acilarini sifalandirmistim. Bitmisti. Simdi yine geldi gozyaslari. Hosgeldiler. Demek gercekten dogruyu gormusum...
Hep bir ailem olsun isterdim. Bu istek tohumunu belki de babamdan miras aldim. Hep rahat yasamak isterdim, zengin degil ama sıkıntısız, bunu da annemin cektigi yoklukta yazmisim sanirim. Hep dogru, durust, caliskan, guzel, sadik bir kocam olsun isterdim. Hep sevdigim, hem de cok sevdigim, sevgimi gosterebildigim, onlara vakit ayirabildigim ve onlar icin her turlu ortami yaratabilecegim guzel cocuklarim olsun isterdim. Hep yurtdisinda yasamak isterdim. Hep yazmak isterdim. Hep herkesin kalbine umut ve sevgi tohumlari ekmek isterdim. Hayal midir, hedef midir bilemem ama basarmisim Allah'in izniyle. Hatta yanlis oldu cumle, Allah istedigim herseyi vermis bana. Sabah uyaninca oyle cok sukrettim ki kocama, kizima, hayatima, aldigim nefese, herseye ama herseye. Anneme sarildim kalbimden anne rahat et basardik dedim, babama sarildim icimden huzur icinde uyu gecti kotu gunler dedim.
Yine Neem Karoli babayi aniyorum simdi bunlari yazarken. Anmiyorum da o bana guluyor muzip muzip. Diyor ki sen Ben'i isteyesin diye senin her istedigini verdim. Artik istedigin hicbirsey kalmadi BEN'den baska. BEN dedikce gozumun onunden geciyorlar BIR BIR; Siddhi Ma, Neem Karoli Baba, Ramana Maharishi, Gurudev, Swamiji, St Francis, Mother Mary...
Bir bayrak yarisindaymis gibi, biri digerine devretti bu bedeni, bu kalbi. Ben ne derim ki simdi. Gozyaslarimi gunesinize akitmaktan, kalbimin sukranla tasmasindan, askla isminizi anmaktan baska ne diyebilirim ki....

22 Eylül 2010 Çarşamba

Bir Papaji uyanisi daha!

Papaji veya nam-i diger Poonjaji. Bir videosunu seyrettim gecenlerde. Bir konu bu kadar basitlestirilebilir, birine bu kadar mukemmel rehberlik edilebilir. Satsang'lardan biri. Bir kiz not yollamis; "Papaji soracak sorum yok, sadece izin ver seninle oturayim ve bana goster." Kizi cagiriyor. Otur bakalim. Oturmak istedin, geldin oturdun simdi ne istiyorsun diye soruyor.
Ben'i bulmak istedigini soyluyor kiz.
Papaji: "Nerde o "ben"
Kiz: "Burda" (isaret ediyor etrafini)
Papaji: "Eger icerdeyse iceri git, eger disardaysa disari cik"
Kiz: "Icerde"
Papaji: "Eger icinde ise ne kadar uzakta ?oraya gitmek icin neye ihtiyacin var ? tren, ucak, araba? iceri gitmek icin simdi neyle gitmeyi tercih edersin? Ihtiyacin yok onlara di mi iceri gitmek icin? Peki o zaman kimsin ?

Kiz: "Mesafe yok oraya gitmek icin ("no distance") "
Papaji: O zaman hic hareket etme. (Don't move!)
Hic birsey dusunme (Do NOT start a thought!)
Zihnini oynatma, o da bir hareket (Do NOT activate your mind, it is movement)
Birak zihnin hareket etmesin (Let your mind do not move)
Birak aklin bir saniyeligine hareket etmesin ve soyle bana nerdesin? (Let your intellect do not move for one second and tell me where you are ?)
Hemen ilk aklina geleni soyle.
Kiz: "Burdayim (Here)"
Papaji: Burda kal, burda KAL (Stay here, stay here)
Mutluluk bu, ozgurluk, uyanis, gorebilecegin tek sey (This is bliss, happiness, freedom, enlightenment, all that you can see!) "
Ve o AN anliyor kiz, gulmeyle aglamayla karisik bosaltiyor icindeki butun birikmisi. Muhtesem bir an! Ve bir o kadar da basit :)
Yazdigimdan anlasilmadiysa buyrun kendiniz seyredin :)
http://www.youtube.com/watch?v=YWwe8HzUJu8&feature=player_embedded#!

21 Eylül 2010 Salı

Guzel yazarlar...

Ah ne guzel yazilar okudum, ne guzellerdi. Icim pir pir. Hani masmavi bir denizin onunde mayonla beklemek gibi. Simdi icine atlamak istiyorsun suyun. Mevsimi bilmiyorum ama. Donmaktan korkuyorum herhalde. Veya deniz mevsimi kapandi da ben hala mayomu giyip ah bir girsem diye bakiyorum. Ya da denizin olmadigini anlamisim, mayomla durmaktan rahatsizim.
Secmeye gerek duymuyorum, hepsi bir.
Yazacak oyle cok sey var ki. Ama hepsi gecip gittigi icin yazilmalari gelmiyor hic. Donem donem yazmisligim var ayri ayri, bir bir. Simdi oyle guzel yazarlar var ki gozumun, gonlumun onunde, beni bir rahat birakmiyorlar. Oyle nefis yaziyorlar ki, her kelimelerinde, her o buyulu cumlelerinde butun hucrelerim dagiliyor, onlar oluyorum. Sonra yorumlari okuyorum, gulumseyerek sanki bana yazilmislar gibi. Akil hastaliginda farki yok gibi gorunse de birlik bilinciyle oldugunu biliyor kalbim :) Ask'la bagliyim hepsine. Ask'la sukran duyuyorum kelimelerine, kalemlerine. Yazdirana bir daha, bir daha, bir daha asik oluyorum.
Yazmali miyim diye durup dusunuyorum. Benim kelimelerim artik bu kadarlar. Eski kelimelerimi, tutkumu, askimi onlarda gorup mutlu oluyorum, hepsi bu. Ha ben, ha onlar :)

17 Eylül 2010 Cuma

Kitapci

Bugun West Bloor'a gittim. Cok keyifli, guzel ve siradisi dukkanlarin yan yana oldugu bir tatil kasabasinin ana caddesine benziyor. Mira'ya bir iki ihtiyacini almaktan mutlu yururken, bir kahveci gordum. Canim cukulatali birseyler icmek istedi, kahvemi aldim. Kahvecinin yaninda giriste gozume guzel bir kitapci carpmisti. Kahvemi de orada icemeye devam ederim niyetiyle almistim. Tipki filmlerdeki gibi :))) Sonra girdim kitapciya. Nefis kitap kokuyor. Super renkler, birbirinden baska boylar. Asigim ben kitaplara :) Her sira ayri, psikoloji kitaplari, cok satanlar, sosyoloji kitaplari, biyografi...
Psikoloji standina koymuslar Eckhart Tolle kitaplarini, guluyorum :) Tabii cok psikolijik bir konu. Hatta Tanri bilinci diye, psikolojik olarak sartlaniyor da olabiliriz. Bu standda umitliydim, ama gozume birsey carpmayinca, laf attim gorevliye. "Yeni tasindim Kanada klasikleriyle ilgili bilgi alabilir miyim? Okumaya baslayacagim." Icimde bir yer acayip tatmin oluyor. Okur-yazarim. Bos degilim, bak geldim simdi de sizin kulturunuzle dolduracagim kendimi. Butun bunlari seyrettigim icin rahatim, cunku icimde bir bosluk yok doldurulacak goruyorum. Zevk, eger yerini bulursa tabii ki. Gorevli cok guzel kitaplar gosteriyor. Bakiyorum icine, disina, arkasina. Ama icim almiyor bir turlu. Ismini begendigim bir kitabi ve yazarinin Hintli olusunu ve romanin Hindistan'da gecmesi ve aileyle ilgili olmasi itibariyle de ikinci kitabi secip tekrar psikoloji rafinin onunde buluyorum kendimi. Bir olta bekliyorum. Biliyorum bir kitap var, beni bekleyen, benim bekledigim. Cunku icimde o bosluk olmayan yerde birsey tatmin olmamis durumda. Kitapciya kitaplari koklamak, bakmak, klasiklerden birini veya bir kacini almak icin girmistim, biliyordum. Ama tatmin olmayan yere bunu anlatamiyordum. Ve tam o an ezberimden bir cumleyi gozumun onunde gordum. Mother Teresa: "Everything starts from prayer" Hosgeldin Swamiji :)
Biliyordum buralarda oldugunu :) Beraber olsak da daima, yeniden bulusmak guzel kitapci raflarinda.

P.S Eminim kitaplar icime girdikce, parmaklardan cikacaklar olacaktir :)

16 Eylül 2010 Perşembe

Aciyor..

Dun Sorrowful Mother feast'iymis. Mother Mary'nin Jesus'i carmihta gordugunde yasadigi aci ama bir o kadar da guclu durusu gozumun onunde. Ben de gayet sorrowful mother'im bugunlerde. Acilar var heryerimde. Ve kendime baktigimda oyle guclu bir motif de gormuyorum. Yalniz "hissetttigim" birsey var. Seffaflastigim. Hem de fazlasiyla. Icimi goruyorum, hatta sanki herkes goruyor, ya da icimden hersey ve heryer ve herkes gorunuyor. Mira ustumu tutuyor cekiyor. Kolumu cekiyor, sacimi cekiyor, itiyor. Yaptigi hersey beni rahatsiz ediyor. Ben rahatsiz oldukca limitler daha da zorlaniyor. Soz dinlememesinden rahatsizdim, bagirmaya basladi, bagirmasindan rahatsiz oldum, vurmaya basladi, ondan rahatsiz oldum isirdi, ondan rahatsiz oldum tukurdu. Dun karateye vermeyecegim Mira'yi bizi oldurur birgun dedigimi duydum. Guya saka yapiyordum, ama kendimi gordum gayet ciddiydi icim. Duyduklarima inanamadim... Sonra herseyin ASK'ta eridigini hatirlattim kendime. O bagirdikca sarildim, vurdukca ellerine sarildim icim eridi, isirdi kucakladim. Kizgin degildim artik, rahatsiz da degil, ama huzun vardi bir yerlerimde. Gece yattiktan sonra hic konusmak gelmedi icimden. Oturdum bir koseye, mantralarimi yaptim yine. Biliyordum gececegini, bir amaca hizmet ettigini. Sorunun Mira degil, bana birsey ogretmek icin yasandigini. Ogrenene kadar yasanacagini... Ben dahil herkes dil bilmedigi icin boyle, ondan bunlari yapiyor, vucudunu kullaniyor, kelimelerini kullanamadigi icin dese de, evet bu Mira'nin kismiydi ama benim kismim baskaydi.
Sabah Gurudev'in gunlugunu okuyordum. "An aspirant must be sensitive and yet possess a body and nerves completely under control. The greater the sensitivity becomes, the more difficult the task. Noises which pass unnoticed by an ordinary person are torture to one who is very sensitive. Develop the inner power of the self. Centralisation of ideas will stop the out-­going habit of the mind." diyordu.
Yagmur sonrasi bulutlarin acilmasi gibi oldu yine :) Fikirler, boyle olmasi lazimlar, cocugumu soyle yetistirmeliyimler hepsi birden kapi disari edildiler gordugum an. Ben mi ettim, hayir! Sadece gordum atildiklarini. Ihtiyacim kalmadi.
ASK ...
Su anda burda yok, ama uzgun degilim. Yoklugunu da biliyorum artik... Kap ne kadar genisse, O o kadar dolabilir. Mira ve esim olmasa kap nasil genislerdi ki...
Mira'nin kismi ne zaman ve nasil ve ne sekilde devam eder, o da O'nun isi. Bize kabul etmesi dusuyor bir tek.
Dun iki kisiye yazmaya calismistim bu olanlari. Dallarinda uzman iki kisi. Ama iki yazinin da yarisinda icimden bir ses tekrar tekrar ayni seyi soyledi: "You have nothing to DO" Senin YAPACAGIN hicbirsey yok! Ve tabii yazamadim...
Bunu bir bilmek yetmiyor... Her an yasamak icin iste o cekistirmelerde birakmak gerek kendimi ve teslim olmak aciya....
Darmadagin bir yazi oldu ama iste aynen oyleyim :)

13 Eylül 2010 Pazartesi

Zaman zaman

Uzunnn zaman oldu yazmayali. Icim kayniyor arada ama elim hic gitmiyor. Tembellik bu biraz da. Kotu besleniyorum bu aralar. Kendime zarar verecek yiyecekleri seciyorum, nedenini bilmiyorum, sadece seyrediyorum. Itirazim da yok.

Aile uyeleri istedi diye facebook alemine katildim ben de. Fotolar, videolar, gune dair kisa cumleler, insanlarin durumlarina yorumlar. Kendimi ne kadar ifade edebiliyorum acaba?

Bugun ortaokuldan bir arkadasimi gordum tesadufen birinin listesinde. Cok severdim, hala cok seviyorum, gorunce kalbim titredi. Neler oluyor da bitiyor iliskiler, hikayeler. Ben onlarin neresindeyim simdi kimbilir? Benim hikayemin bittigini soyledigim kisiler benim kalbimdeler, ben de onlarin kalbinde miyim? Benim onlari umursadigim kadar umursadilar mi ki beni? Umursamak yanlis kelime aslinda, kalpsel bir iliskiyi kastediyorum aslinda. Umursamak cok egosal. Kalbimde olanlarin kalbinde olup olmadigimi dusunmek de bir o kadar egosal amma velakin :) Peki ne olur egosal dusuncelere girip baksam. Baktigimi goruyorum, onemli olan bu degil mi?

Icim sizladi pek cok profile bakarken. Neler neler yasadigimi hatirladim her gecen sene de... Hindu inancinda son incarnation'i yasayanlar cok degisik deneyimler ama agir deneyimler yasarmis. Bu son hayat herseyin temizlenmesi gerekiyor diye. Tek tesellim bu boyle hissettigim gunlerde. Yoksa gecen yillarin agirligi biraktigimi bilsem de, adet oncesi donemlerde birden karsima cikiverebiliyor.

Bu da ayri bir komedi. Neden acaba bir dolu ay boyunca guzel guzel yasarken, zaman zaman nedir bu geri tepmeler. Hala kirintilar var demek. Var tabi, baksana icim acidi diyorum bakarken. Nedir ki acitan. Kimin cani aciyor? Ne olmustu da aciyor icin? Kendini ne olarak goruyordun sen, ama digerleri seni nasil taniyordu?

Peki ya simdi? Sen kendini ne olarak goruyorsun, ve digerleri seni nasil taniyor?
Simdi icin ne kadar rahat, kimseyi umursamadan kalbin huzur icinde isil isil bakiyorsun. Gecmise bakarken gozumun onune inen karanlik perdeler de ne? Bugun yapan ben degilim, o zaman ben miydim? Bugun olanlara sukrediyorum, onlar olmasa edebilir miydim?

Hep bunlar avuntu gibi gorunse de, gercek kalbimde. Adet oncesi sendromlarin kocama veya kizima patlamasindan iyi oluyor gecmise patlamalarim :))

Menapoza girmeyi benim kadar isteyen biri yoktur herhalde :)
O zaman bakalim neler yazilacak bu sayfalara???

6 Ağustos 2010 Cuma

Ben kimim ?

Toronto'ya geleli 2 hafta oldu. Hala cok yerlestigimiz soylenemez ama annem soruyor alistin mi diye. Ben alisigim heryere diyorum. Alisacak birsey yok hayatimda, hersey zaten daha once de varmis gibi. Sasirdigim seyler de yok. Hayran oldugum da yok diyebilirim. Dogal ortamlarda bulusuyorum yine O'nunla. Geri kalan zamanlar ruyanin icinde bir o yana bir bu yana kosturmacadayim, adi gorev, adi hizmet.

Geldigimizin ilk gunlerinden birinde su anda gecici olarak kaldigimiz evin karsisindaki parkta oturuyordum. Mira'yi takip ediyordum oyun alaninda. Sonra gozlerim agaclara kaydi, sonra cimenlere, sonra gokyuzune. Mira'yi unuttum, kendimi de. Bosluk oldu, ben kimim diye sordum icerden bir yerden. Su anda kimim ki ben? Sonra derin bir nefes geldi, cektim icimi. Elimde evin anahtari vardi. Gozum kaydi anahtara. Ustunde bir amblem. Tersten DIVA yaziyordu. Gulumsedim :)

Dun Hindistan'dan bizim ashramdaki Swamilerden biri Ganjin videosunu koymus, bana haber verdi. Tamam simdi bakiyorum dedim. Hava durumu nasil diye sormus oldugumdan, ona cevap niyetiyle yollamisti videoyu. "Al bak bakalim nasilmis" diye. Cunku videoda Ganj genislemis, yer yer evlerin iclerine, merdivenlere kadar girmisti sulari. Cok yagmur yagmisti. Ilk bir dakika buydu. Sonra bu dusunceler gecip, ben Ganj'a gercekten bakinca birden Ganj kalbime dogru akmaya basladi. Fiziksel olarak, elle tutulur sekilde, kalbimin icinden akip gecmeye basladi. O aktikca kalbimin icinden biseyler yuzeye atildi sanki, gozyasi seli seklinde disari cikti.

Bulundugum duruma cok sasirmistim. Sanki annemi ozlemisim gibiydim. Anneme kavusmusum gibi. Hindistan'da Ganj'a "Mother Ganga" yani Anne Ganj denir. Kaynak O'dur.

Gurudev bir anektodunda soyle diyordu bir inanana. Eger benim gordugum gozle gorebilseydin Ganj'i nasil bir isik oldugunu o zaman anlardin. Ben de hicbir zaman O'nun herkesin belgesellerde seyrettigi, okudugu dinledigi Ganj olmadigini biliyordum. Oyle hissetmiyordum icimde bir yerlerde. Ama dun yasadigim sekilde oldugunu da bilmiyordum.

Aksam esime gostermek istedim, Rishikesh'teki son havadurumunu gostermek amaciyla. Ve ta daaa, acar acmaz yine basladim aglamaya... Hayirdir dedi, bilmem ki diyebildim cevap olarak.

Gurudev'in sozleriyle; Annem Ganj, babam Himalayalar...

Ilgili video; http://www.youtube.com/watch?v=LgcL0CqJUcg

8 Temmuz 2010 Perşembe

Oyun oynama kurallari

Mira'yla sabah oyun oynayacagiz. Dizdi arabalari, bana verdi istediklerini, digerlerini kendine sakladi. Oyuna basladik. O surmeye basladi arabalari ustumde, dizimden bilegime, obur bacagima. Ben de kendimce basladim arabalarimi gezdirmeye. Mira kizdi. Olmaz oyle oynayamazsin, benim gibi burdan dolastiracaksin arabalari, dedi. Niye canim, ben istedigim gibi dolastirmak istiyorum, dedim. Hayir, oyle degil diye israr etti ve bana istedigim gibi oynama izni vermedi. Bu durum ikinci kez tekrar edince; "guzelim boyle oyun oynanmaz. Eger biriyle oyun oynamak istiyorsan onu da kendi istedigi gibi oynamasi icin birakmalisin" dedim ve durdum, dediklerimi duydum. Guldum.
Acaba ben hayatima benimle oynamak icin girenlerin, kendi istedikleri gibi oynamasina ne kadar izin veriyordum ? Izin vermeliydim.... Herkes kendi oyununu oynamaktan zevk aliyordu ve oynamak icin gelmislerdi buraya. Kimsenin oyununu kendi istedigim gibi degistirmeye hakkim yoktu... Iyi ki varsin Mirabai!

Arunachala

Mira'ya sordum burasini biliyor musun sen diye. Bakti, sonra; "Burasi bizim yolumuz mu?" dedi. Cevap vermedim baktim yuzune, durdum. Sonra "Eveeet, burasi bizim yolumuz", dedi.

Arunachala, Shiva'nin dunyada bedenlenmis hali olarak kabul edilir. Gelenler Arunachala dagini, Shiva'yi tavaf ediyor olduklarini bilerek dolanirlar etrafinda ozellikle her dolunayda.

Mira yine kalbimden vurdu yani :)

Om Namah Shivaya....

http://www.arunachala-live.com/

18 Haziran 2010 Cuma

Kundalini Shakti

Uyanik yine kralice. Yakiyor icimi, cikiyor yavas yavas sıkıştırıyor kalbimi. Nefesim icimde kaliyor, dunyaya cikisim zorlaniyor. Sonra biraz daha yukari. Zihine geldi mi sira, sizliyor hucrelerim. Yanip yanip donusuyor. O'na karisiyor. Midem bulaniyor bu surecte. Ayakta durmak zor, oturmak zor, normal yasamaya calismak en zoru.
Alev, yer bulsa volkan misali patlayip cikacak gibi. Ama kafamin icinde kaliyor hepsi.

Durmak gerek, sakince, nefes alip vermek, beklemek, dogumu beklemek. Dogacak cocugu beklemek...Beklerken donusume direnmemek...

17 Haziran 2010 Perşembe

Domino taslari

Tam yazacagim sey aklima geldi, blogu acmisken, baglantisini da goruverdim.
Yine Hindistan, yine ben Swamiji'nin ayaklarinin dibinde degisiyorum. Karsimdaki herkes birbir yok oluyor, ben anlayamiyorum neler oldugunu. Bir "ben" hissi kaliyor bana. Hepsi o.

Gidise az kaldi. Mira Mayis basindan beri hasta. Ben hastalik oncesi Mira'nin okula gitmesini bir avantaj olarak goruyordum, boylece son toparlanma asamasinda islerimi kolaylikla, onu dert etmeden yapabilecektim. Ama Tanri senin ne dusundugunle ilgilenmez, aksine senin zaaflarinla ilgilenir ya. Mira benim bu dusuncemin cikisiyla hastalandi. Ve cok agir gecirdi. Bir ay evde kaldik beraber. Onsuz 1 saat yalniz kalamadim. Yapilmasi gereken herseyi yaptim ayni anda. Anladim oluyormus.
Gecen sene cok sorunlu gecmisti iliskimiz Mira'yla. Ben tum seneyi kendi cocuklugumla yuzlesmek, acilarimi iyilestirmek, kendimi ve etrafimdakileri kabul etmeyi ogrenmekle gecirmistim. Bu Mayis ayi oncesi Mira'yla tum gun yalniz kalmaktan oyle korkuyordum ki; ona yanlis davranmaktan, onu hirpalamaktan duygusal olarak, zarar vermekten. Mayis butun korkularimi sildi atti. O hastalik sirasinda bile oyle guzel gecirdik ki zamanimizi. Oyle yakinlastik, birbirimizi anladik, kabul ettik, sevdik, sarmalandik. Sukrettim Tanri'ya. Rahatladim. Okul stresim kalmadi.
Mira iyilesince okula gitmek istedi. Goturdum, ezberimdeki cumle geri geldi. Mira okula basladi iyi, ben islerimi halledebilecegim kendi kendime. Bir hafta gecmedi bir daha hastalandi. Bu ikinci hafta hala hastaligi gecmedi. Gecmekuzere...
Birkac gun once gordum kendi zihinsel kurgumu. Icim dedi, yeter bu okul. Mira'ya sordum bir daha okula gitmeyelim istersen, ne dersin? Olur gitmeyelim dedi. Istersen gotururum, sen karar ver dedim. Yok gitmeyelim dedi. Peki dedim. Okulu aradim, haber verdim.
Sonraki gunlerden birinde konusurken ogrendim ki bizim okula gitmeyecegimizi haber verdigimiz gun, Mira'nin okulunun ismi indirilmis ve yeni okulun ismi asilmis. (Bizim Kanada'ya gidisimiz kesinlestikten iki hafta sonra Mira'nin cok cok bayildigim, bu okul bizim icin kurulmus buraya dedigim okulu, hic gondermeyecegim bir baska okula satildi :) Okul Haziran'da kapanacagini acikladi.) Gordum, sukrettim. Bu okul sayesinde Mira cok guzel bir sene gecirmisti. Ben o keyifli oldugu icin rahatlamistim, ders calisabilmistim, okulu bitirebilmistim. Simdi amaci bitince Mira'nin da gitmesi gerekmiyordu demek :) Artik tatiliz.
Tatil demisken, bir de bizim hep gittigimiz bir ciftlik vardi Izmit'te. Icinde cok guzel 5 ev, ortasinda havuz ve ciftlikte de bir suru kopekler, kediler, inekler, koyun ve kuzular, ordekler, tavsanlar, hatta bir atlari bile vardi. Yaz geldi mi gidiyorduk iki senedir. Esimin dogumgunu icin yine dusunuyordum gitmeyi, hem vedalasmis da olurduk sahibesiyle. Ogrendim ki konaklama kalkmis artik, kimse kalamiyormus. Bak su ise dedim, orasi da kapanmis.
Arkamda kalan hersey yavas yavas kapaniyor, isini bitiren herkes baskalasiyor, donusuyor, birtek "ben"hissi kaliyor bana. Tanri bunu gorecek goz veriyor.

Bunun yani sira yeni ogrenecegim dersler icin acik kalanlar, yanimda gorunenler ogretmek icin sirasini bekliyor....
Sukurler olsun...

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yenilik

Blogger yenilemis sayfasini, benim de tam yazmak istedigim seydi. Mutfakta kahve yaptim kendime o sirada ellerime ne kadar uzun zamandir, yaz demedigimi animsadim. Yaz desem ne yazacaksiniz ki diye sordum icimden, kahveyi karistiriken. Kimse senin degistigini kabul etmeyecek, sen bile etmezken dedi ellerim.
Biryerlerde yazmisimdir bunu, yine tekrar olacak belki ama insan degil miyim, tekrarlar benim icin icat edilmis iste. Yeniden yeniden yeniden yapa yapa aklim basima geliyor. Her seferinde acita acita. Komik testler vardir, kisilik testi gibi mesela. Kim oldugunu soyleyecektir sana, soru sorar. Romantik misinizdir ? Evet derim, hic dusunmeden. Ama durdugumda farkederim ki, romantizm, romantik ben yillllaaar ve yilllarrr oncesinde kalmistir. Baska bir kisilik olmusumdur, oldugumu bilirim ama cevap vermeye kalkinca otomatik olmadigim olani soylerim, eskiden oldugumu sandigimi.
Simdi bugunlerde etrafinda dolandigim hep bu. Kimse kim oldugumu bilmiyor, ben de. Kimse kim oldugumu umursamiyor, herkes kendisini en iyi ifade edecegi "guc bulacagi" tarafimi tutup cikariyor. Beni cok sucluyorsun, beni cok kontrol ediyorsun mesela. Suclanmak isteyen kisinin neden bunu kullandigini cozumlemek benim isim degil, tek durdugum ve baktigim yer neden burdayim. Niye oyalaniyorum. Neden hala milletin bu en yakinlarim da olsa, agzina o bali suruyorum, oynuyorum.
Bugun Gurudev'in bir yazisini okudum, Tanri'ya olan baglilik, iman seklinden bahsediyordu. Kulun kendini yok sayip Tanri'ya; "bu vucudda senin, sen kullaniyorsun" dedigi. Komik olan, bu siralar pek cok olayda, kullanildigimi gorsem de, bugun degersizlik duygum yine oyle ortalamanin ustunde ki 'sen kimsin ki" diyor. Sonra sakinlestigimde; "dua etmedin mi, yeterince temizle beni, kullan beni" diye, fisildiyor kulagima, yuregimde hissediyorum, sonra baskasina inaniyorum, "senin bu cirkin zihnin" diye bagiran, beni kasteden.
Son birakislar sanirim. 26sinda bir eklips 11inde bir baskasi varmis. Bizim gidisimiz 22si. Butun bunlarin burada kalacagina inancim buyuk.

Dizayn degismis en begendigim Kanada'nin yapraklari oldu. Dokuluyorlar, beni birakip giden sifatlarim oldugunu hayal ediyorum. Rengi turuncu sectim, Hindistan'da "renunciation" yani el-etek cekmenin rengidir. Herseyi yakmanin. Dualarim kabul olsun insallah....

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Dua - 2004

Beni kendinden ayirma. Beni senden ayri sandigim anlardan uzak tut. Ben sen, ben senin parcan, zerren. Sen ben icimde, okyanus. Sen okyanus, ben damla, sen bahce, ben cicek.
Kullan beni, senin en iyi enstrumanin yap. Kullan beni sonuna kadar. Gercegi ac gozumun onunde. Kaderimi ac onumde yolunda yuruyeyim. Senin kelimelerini konusayim. Sevginle cosayim. Kullan beni. Umutsuzlara umut olayim,korlere isik, zalimlere ask olayim. Yoluna yoldas olayim. Yurut beni, yuru benimle. Yalnizligimda buldum seni, cogal benimle, yardim et dokunayim insanlara. Hayata gelis amacimi ac onumde. Konus benimle. En sadik dinleyicin olayim. Elim ol, yaz seni. Kulagim ol dinlet bana. Kalbimde cosan sevgimsin, huzurum, sevincimsin. Konus benimle. Onunde egiliyorum, her hucrem emrine amade. Beni sen yarattin, kullan beni. Iyilik icin kullan, durustuluk icin kullan. Kopru yap beni, melek yap beni. Ozbenligime kavustur beni. Kim oldugumu ogret, en iy ogrencin olayim. Yolundan ayirma beni. Dogru sozum ol, manifest yourself in my words. Ac gozlerimi, ac kalbimi. Ac kaderimi. Ac dogruyu onumde goreyim.

Hindistan Notlari III - 2004

Sessiz kalan, butun bunlari yazan, yoneten kimsin Sen?

Sen oldugunu sandigin kadin misin? Sevgili misin? Ana misin? Evlat misin? Guzel misin, kiskanc misin? Korkak misin, uykuda misin?

Uyuyan kim? Uyudugumu bilen kim? Uyudugunu bilip ruyasini goren kim? Butun kimliklerin dustugu yerde geriye kalan kim?

Oturdugun yerde, sessizligin icinde, gozlerini kitlediginde, nefesin herzamanki gibi vucuduna girip ciktiginda, sen, giren nefesle iceri girdiginde, bir dusunce beraberinde, dusunce seni terkettiginde, iste o an, o sessizlik aninda oturdugunu goren, dusuncesiz, sessiz, nefessiz, O, O kim??

Yazdigini seyreden, kelimeleri izleyen kim? Kelimeler nereden geliyor? O kelimeleri getiren zihnin durdugunda, o durma noktasini farkeden kim?

22.20 Yazan hala yatagin ustunde. Yan odada oturan artik yatiyor. Obur odada yemegini yiyen tuvalete gidiyor. Bir buyuk oyun, herkes sadece kendi payina duseni yasiyor. Yazan, onunla, bununla, sununla tanisiyor. Yan odadaki onlari tanimiyor oysa. Zincirler birbirine eklenerek uzuyor. Omurler nefes alip verdikce kisaliyor.

Dusunmeyi ogrettiler once, simdiyse ogreniyorum gunbe gun, dusuncenin bittigi yerdeyim ben, ben O'yum. O'nun oldugu herseyim ben huzur, ben mutluluk, ben sevgi, ben ölümsüz. Doğmadım ki öleyim. Doğan kim? Beden. Bedeni nasil öğrendim. Bebekken. Bir basim, iki kolum, iki bacagim var. Iki elim iki kolum bacaklarim var, her insanda bir burun bir de agiz var :))

Hindistan notlari II - 2004

Kalbim acildi, dilim sustu, dusunceler uctu. Icimde uyuyan enerji kivrila kivrila uyandi, kirini atti.

Elimde kalem, kafamda binbir dusunce. Baristim sizlerle.

Gece oldu, kuslar sustu, herkes odasina cekildi. Simdi basliyor asil hesaplasma. Maskeler dusuyor, kalp aciliyor.

Yazmak istiyorum. Icimdekileri disari cikarmak. KOnusmak gereksiz. Kelimeler yetersiz. Gozler anlatiyor kalbin derinliklerindekini. Bir bakis bir bakisi yakaladiginda, ruh kendine gececek kopru buldugunda, hersey bos...

Hindistan notlari 2004

Gelenler gidenler, gelip gidemeyenler. Hayatim bir oyun, ben bir oyuncu. Bugun var, yarin yok. Seyrediyorum kenardan ne kadar dahilim savaslara, ne kadar dahilim barislara. Sevgilerde ortak, nefretlerde nerdeyim. Hindistan, dogdugum ulke.Tanrinin kucaginda oturdugum ulke. Yazmak istiyorum, elim yazmaz olmus, icimde onca birikinti, soylesem nereye kadar, yazsam nereye kadar. Konusmalar, ardi arkasi kesilmeyen konusmalar. Sessizlik en buyuk hazine. Orda buldum kendimi, orda buldum Tanrimi. Nefretim orda eridi, sevgim orda costu.
Ben sevgi, ben huzur, ben mutluluk. Sessizlik, hediyesini yenice sundu. Gundogumunda uyanan duygular, gun battiginda koselerine cekildiler sessizce. Gunlerce gecelerce aglamalarimin, dokulen onca gozyasinin meyveleri sessiz gecelerde toplandi. Herbir gozyasi yildiz oldu karanligima, aydinlatti yuregimi. Tanri o yildizli gecelerde cikti saklandigi kalbimin en derin koselerinden. Kucakladi beni. Sevgililer... Sevgi sanilan adina sevgi denen savaslar. Egonun oyunlari, zihnimin dalavereleri. Savas bitti denilen yer egonun olumu, zihnin gomulusu, Ben'in uyanisi. Huzur, mutluluk, sevgi mayamiz.

* Tasinma nedeniyle acildi eski kutular, yazilari yirtip atamadim, yazayim dedim.

25 Mayıs 2010 Salı

Gokkusagi

Bugun Mira'yla cizgi film seyrettik. Mickey'nin renklerle olan macerasi. Mickey'nin Clubhouse'unun butun renkleri kaybolmaya basladi ve onlar renkleri geri kazanmak icin gokkusagi yakalayicisi isimli bir alete, gokkusagini olusturan renkleri tekrar bulup geri koydular, sonra onunla renkleri geri yuklediler. Cok nefis anlattim...

Neyse baktim ki gokkusaginin renkleri soyle; kirmizi-turuncu-sari-yesil-mavi-mor

Acaba boyle degil mi ki diye de dusundum? Cok emin olamadim, bilemedim, umursamadim.
Gordugum sadece gokkusaginin renkleriyle chakra'larimizin renkleri ayniydi, sira olarak bile. Durunca gordum ki sudan olusan biz (ya da cogunlugumuz su olan diyeyim) ancak ISIK geldiginde renklerimizi gosterebiliyoruz...

Isik, uyanis, rengarenk bir hayat....

11 Mayıs 2010 Salı

Dramalar...

Kalbim mengene icinde. Hayat hep seni en sevdigin, en bag"im"li oldugun noktadan yakaliyor. Yillar yillar onceydi. "Ben bu dramanin parcasi degilim ve olmayacagim, mutlu olmak icin bu evden cikmam lazim" dedigimde. Umurumda olmamisti hicbirsey. Ne kaldigim yer, ne yattigim yer, ne yedigim yemek. Onemli olan ben'dim. Saglikli bir ben icin yapilmasi gereken sey buydu. En sevdigim seyi kardesimi arkamda birakip cikmistim. Ama onu birakamadigimi yillar icinde hep yasadim. Onu biraktigim icin suclandim, cunku kendimi suclamistim. Onu biraktigim icin sevgisini eksik gormustum, cunku kendimi cezalandiriyordum. Senin gibi abla tabii sevilmez diyordum. Birkac ay oncesine kadar pek cok sey yasadim sayesinde. Gizli kalmis koselerin kokusmusluklarina isik tuttu beraber yasadiklarimiz.
Simdi o bir dramanin icinde. Kalbim mengene icindeydi dunden bugune. Simdi icimden cikti, ellerim yazmak istedi. Herkesin onunde secim var, iyilesmek icin. Iyilesene kadar ayni olaylari tekrar tekrar yasatiyoruz kendimize. Ta ki iyilesene kadar. Iyilestigimizde ancak o olaya "hayir" artik sana ihtiyacim yok deme cesaretine sahip oluyoruz, yoksa hicbir zaman diyemiyoruz bu tek kelimeyi.
Bugun ben ona iyilesmeyi secmesi icin konustum. Ancak o duydu mu bilmiyorum. Ben duydum. Ben, Uma, iyilesmeyi seciyorum. Hickimsenin dramasina ait degilim, kendiminkine bile. Bag"im"liliklarim acitan kalbimi. Iyilesmeyi seciyorum. Gecmisteki tum tehditleri, olumun ucunda yasanan aile hayatini, kavgalari, dovusleri degil "huzur'u seciyorum. Bugun sembolik bir kaniti daha var bunun. Kanada'ya gidis biletimizi aldik. Savasmayan ulkeye. Mira'nin, Uma'nin dunyadaki dogumgunu gibi 22'si cikti. Yeni bir dogum gibi. 22 Temmuz'a kadar Turkiye bana neler ogretecek ve sonrasinda bilemiyorum. Bildigim teksey bu dunyanin kurtaricisinin ben olmadigi.
* Her konusmak istediginde O'nun elcisiyim, Allah'a emanet ol canim kardesim.

13 Nisan 2010 Salı

Yalan dolan midir hayat?

Hayat neden verildi bize? Kim oldugumuzu bulalim diye. Anamiz babamiz, kocamiz karimiz, cocuklarimiz ve es dostlar hep arac. Varliklariyla sorgulatiyorlar her animizi. Kimsin sen?

Peki bu senaryo icinde yalan nereye sigar?

Zaaflarimizi kapatmak icin soylediklerimiz, korktugumuz icin soylediklerimiz, yuzlesemedigimiz icin soylediklerimiz. Soyledigimizi bile farkedemediklerimiz.
Soyleyince ne oldugunu ne kadar dusunuruz acaba?

ben "uma" bu dunyaya kim oldugumu bulmak icin geldim. Tahammulum yok oyalanmaya. Surekli savas halinde biri gibi gorunurum, savasim kendimledir, az bilen vardir. Kavga ederken bile kulaklarim dinler bu nereye gidiyor diye. Aci geldiginde takip ederim korku nerede diye. Hicbir firsati harcamam. Gecmem gecistirmem. Kavgami ederim son zerreme kadar. O son zerrem de huzuru hissedene kadar surer kavganin seyahat suresi. Yaranin derinligiyle ve etrafimdaki aracilarimin yardima gonulluluguyle de alakalidir bu. Yalan soylemeyi secip gecistirmeye calisanlarla devam eder durur kavgam. Temcit pilavi gibi... Cunku ben kavgami ederken kendim icin, beni anlayamayip benimle kavga edenler bilmezler iclerindeki yaralari. Onlar sadece benim kavgaciligima cevap verdiklerini sanarlar. Herkesin zamani gelir oysa... Bir bir.

Araclarim gorevlerini bitirdiklerinde degisir yerleri digerleriyle ve yeni yaralar acilir. Degisirken bunlar istemeyi biraktiklarim da bir bir gonderilir hayatima.

Oyunu tek sebepten oynuyorum, uyanmak dilegim. Beni hala uyutmaya calisanlarin ninnilerine tikandi kulaklarim. Uyuyanlar icin de cok can sikici benim feryatlarim. Ne guzel surda uyuyorduk di mi?

22 Mart 2010 Pazartesi

Haber

Uzun sayilmayan 18 aylik bir surecin sonucunda Kanada oturma iznimizi verdi.
Bu surecte once huzurun orda, burda olmadigini icimde oldugunu ogrendim.
Kendimi gitmek zorunda hissettigim halimden, hayirlisiysa giderim degilse kalirim ve yine de bir guzel huzur icinde yasarim'a gectim.
Gelecegi dusunerek yasama, bugun elinde ne varsa onu yasa'yi pek cok defa tecrube ettim. Gelecege yatirim yapip durursan bombos bir elle simdi'de kalabilirsini ise derinden anladim.
Bugun haber aldigimda sevinmedim bile, ayniydim, huzurlu, dingin, sakin.
Dun annem Meryem Ana'daydi, mum dikmisti benim icin ben dua etmistim. Hayirli cevaplar gelsin, evet veya hayir cevabi farketmez, neyse hayirlisi olsun.
Ama surec benim merakli halimi cok torpuleyemedi. Hala o site benim bu site senin acaba ne zaman haber gelecek diye dolandim durdum gecen gunlerde :)

Bugun sadece bu var yazabilecegim. Kimbilir bu surec daha neler neler ogretecek bana akarken.

6 Mart 2010 Cumartesi

Niye Oynuyoruz?

Kuzenim Amerika'da psikoloji egitimi gorup cocuk terapisti oldu. Uzmanlik alanlarindan biri de oyun terapisi. Cok derin ve detayli bir konu ama ozetle cocugu oyuncak dolu bir odaya aliyorlar. Terapist ve cocuk odada oyun oynamaya basliyor. Oyuncaklari ve oynamak istedigi oyunu cocuk seciyor. Terapistte onun oyununa eslik ediyor. Seanstan sonra seansin video kaydi (aslen boyle olup, bazi uygulamalarda kayit kullanilmiyor) terapist tarafindan seyredilip cocugun analizi yapiliyor. Bu terapi sayesinde cocugun kac yasinda ne travmasi gecirdigi saptaniyor ve o ortam ayarlaniyor yeniden cocugun etrafinda. Mesela cocugun sectigi oyuncaklardan cocugun 2 yasinda bir travma gecirdigi tespit ediliyor ve aileye o donemde cocugun oynadigi oyuncaklarin, emiyorsa emzigin, su ictigi bardagin vs vs bir takim hatirlaticilarin evda etrafinda olmasi saglaniyor. Cocuk yapay olarak 2 yasindaki ortama donduruluyor ve terapi seansiyla desteklenerek adim adim buyutuluyor. Su anda cocuk 7 yasindaysa 2 yasindan bugune kadar adim adim sifalandirarak geliniyor.
Birgun kuzenim bize geldi. O ve ben sohbet ederken Mira'nin salonun ortasindaki treni dikkatini cekti. Ne kadar guzel bir tren diye konusmaya basladi, yanina indi bakmaya, ben de ona gostermek icin yanina oturdum. Tarif ettim, bak iste soyle konuyor, sonra suraya basiliyor, sonra soyle ray degistirebiliyor derken, trene elim carpti. Tren devrildi, ben kaldirmaya calistim, kaldiramadim, bir daha devrildi, kufur etmeyen ve bunu da sevmeyen ben, ayy ne gerizekaliyim, ay ne gerizekaliyim deyip durdum arka arkaya ve kendimi kaybetmis gibiydim. Birden kendime geldim, kuzenim bana gulumsuyordu. Kufuru tekrarlayan ben degil babamdi, aslinda. Ben treni koyamadikca babam bana gerizekali misin sen diyordu icimde bir yerde, ben de onaylayip ay ne gerizekaliyim diyordum.
Muhtesem bir tecrube olmustu o gun, oyun terapisine ve etkisinin olaganustulugun dair.
Hepimiz oynarken aslimizi, yaralarimizi, zayifliklarimizi cikariyorduk. Ancak oynarken dalip, o zayifliklara gore oyuncak secip, ona gore oyun kurup oynuyorduk, sifalanabilmek icin.
Bu dunya ucsuz bucaksiz bir oyun alani, ici oyuncak dolu. Terapist ise (terapist bile degil artik adi) her daim seyrediyor, sadece seyrediyor.
Iste butun bunlar son gunlerde gorunduler hep beraber. Yazildilar, anlasildilar.

23 Şubat 2010 Salı

Ben

Ben bugun, simdi, su anda herseyin icimde dogdugu, herseyi seyrettigim, herseyin akisini gordugum, gulmeyen, aglamayan, sadece bakan gozum. Gozlerin arkasindaki goz...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Dogumgunu

Onunde yerlere kapansam, her gun her gece el acip dua etsem, malimi mulkumu varimi ve de yokumu kullarina dagitsam, senin beni su evirip cevirip sana dondurme seklinin binde birine erisemem... Aramizdaki fark bu.
Simdi bak olayi taa nerelere getirmisim.
Ikiligin dibine vurmusum.
O ordaaaaa, bense buracikta.
Aci olmaz da ne olur bu bilinc seviyesinde.
Neyse yine enteresan bir sey bunu gorebilmem.
Bu kismini henuz cozememekle birlikte bu kadar kuculdugumu farkedebilmek guzel.
Eveeet geldik bir baska dogumgunune.
Yemin ediyorum bakiyorum benim dogumgunum kadar cibiliyetsiz kutlanan bir baska dogum gunu yok. Bakiyorum, bakiyorum ya iste aci o yuzden var. Aci var mi aslinda; yok.
Iyice doladim dilime de, neyse olay soyle:
Bir suredir cok sukur oylesine yuzuyorum ki Okyanusunda, kim acsa dogumgunu muhabbetini, inan oyle uzagim ki hic ugrasamayacagim simdi dogumgunu konusuyla diyip susturuyordum.
Kardesim kalkti geldi baska sehirden. Benim icin geldigini hic dusunmedim bile. Yani o benim icin gelmistir de, ben oylesine Ben'de demirliydim ki umursamadim. Kardesimin varligini tattim yanimdayken o kadar.
Mira guzel zaman gecirsin ve de hos anisi olsun diye, babasina soyledim bana kart aldirttim.
Sonra gittim kucuk kek kaliplari aldim. Sonra pazar gunu Mira'ya kekleri yaptirdim, kaliplara koydurttum. Ustlerini kalp sekerlerle suslettim. Butun bu olanlari kameraya cekti kardesim. Sonra ben seyrettim. Duyduklarima inanamadim. Bir Nazi'nin yeniden dunyaya gelmis hali gibiydim. Oysa ben onceki hayatimda melek oldugumu dusunmustum hep. Ama gozlerim ve kulaklarim nazi olduguma dair onayliyordu beni.
"Onu oraya koyma, suraya birak, sunu koysana, kapa simdi, oyle mi yaziyor, bir daha oku emin misin?" OFFFFFFFFFFFFF!!!
Sonra herkes kendi isine gomulmusken ben ciktim gidip kendi dogumgunum icin mumlar aldim.
Sonra geldim onlari diktim. Sonra mumlari Mira ile sondurduk. Kimse iyi ki dogdun anne sarkisi soylemedi.
Icim o kadar uzaklardayken, bu detaylar zihnime yem atiyordu. Seyrediyordum. Ve icimde huzurum hala ayniydi, el degmemisti. Sadece guluyordum. Bak nasil beni yine ayni oyuna cekmeye calisiyor diye.
Sonra bugun oldu. Asil dogdugum gun. Aslinda dogmadim ve de olmeyecegim ama, zihnim hala anlamadi bu konuyu. Oyuna siddetle devam etmek istiyor.
Esim gecen hafta ben sana hediye almadim yaa deyince, bosver ne hediyesi, oylesine uzagim ki dogumgunu konusuna demistim guvenle.
Sonra ben sana pasta alicam o zaman dedi.
Ertesi gunu canim pasta istedi, iyi ki almamissin alicam ya ben sana pasta dedi. Evet hatirladim, o yuzden almadim dedim. O noktada dogumgunu sadece pastaya duyulan asermisligin tatmin edilisi olacakti. Esim en sevdigi pasta cesidini soyledi, onu alicam ben dedi. Guldum, nasil yani, dogumgunu benim ve senin begendigin pastayi mi yiyecegim dedim. Cok gulduk...
Sonra bugun esim hic nedensiz soyle bir email yolladi. "Ben bir hafta tatli ve seker yemeyecegim" Hayirdir, dedim. Dun mac sirasinda cok abur cubur yemis, karni agrimis, kendisini disiplin etmek icin boyle bir karar almis. Zihnim uyanmisti artik !

Icimdeki huzur dalgalanmaya baslamisti. Ortam musaitti, dun Mira butun gece uyumadigi icin ben yorgun ve uykusuzdum.

Sonra ben bir daha cevap yazip hani yanlis anlasilmasin ama bana pasta alacaktin ama simdi tatli diyetine mi girdin dedim. Ama icim coktan giciklanmaya, dusundukce gozlerim islanmaya baslamisti. Hayretler icinde bir kenarda oturmus bana kis kis gulen zihnime bakakalmistim. Hani hersey yolundaydi, hani cok uzaktim dogumgunune.
Esim yoldan aradi ben ne zaman pasta alayim diye. Artik sinirliydim. Sen gel eve de konusuruz dedim. O zaman sen ismarlayiver bir yerden dedi :)))

Pes degil mi?
Esime tapiyorum. Bu oyunu ondan daha iyi oynayacak biri olamazdi asla.
Tanri'ya ne diyebilirim ki. O orda ben burda olunca olmuyor bu isler :)
Zihnimin o guzel elinden opuyorum, hakiki is cikardi.
Ne kadar miniminnacik bir dogumgunu tohumu hala varmis, gorduk :)
Simdi esim gidip pasta alip gelmis. Yemek istemiyorum ve sorunu olan ben gibi gorunuyorum su anda. O da karsimdaki koltukta uyuyor. Ben de gunluk diye yaziyorum.
Guluyorum, hem de cok. Yeniden icimin ferahlamasi herseyden onemli :)
BENI SEVIYORUM......

21 Şubat 2010 Pazar

Maharajji



Birgun Neem Karoli Baba'nin yanina biri yaklasir. Maharajji ne istiyorsun diye sorar. Bana nasil meditasyon yapilir soyler misin diye sorar. Maharajji kendine ozgu tarziyla soru sorana odanin dibine digerleriyle beraber oturmaya gitmesini soyler ve o giderken "Isa gibi meditasyon yap" der.
Ilerleyen zamanda bir baskasi Maharaj'a Isa gibi meditasyon yapmanin ne demek oldugunu sorar. Maharaj gozlerini kapar. Sanki yok olmus gibidir. Sonra gozunden bir yas yanaklarindan suzulur ve gozlerini acar. "O, Kendini ASK'ta kaybetti" der.

18 Şubat 2010 Perşembe

Laissez-faire

Birakiniz gecsinler, birakiniz yapsinlar bir ekonomik politika aslinda ama tam da benim hayatima uydugu icin esinlendim.
Sukur yine oyle bir noktaya getirdi ki tiksiniyorum kendimden :)
Herkesin herseyinin icindeydi burnum. Ona nefes terapisine gitsene, su gun gitsene, bu gun gitsene, hala gitmedin mi? Suna sertifika programi ayarlama, orada ayarlama, surda da var, su saatler uygun, sunlarda var.
Oburunde baksana, ne zamandir suna bakmadin, ne zaman bakacaksin ki?
Digerine de benzerleri. Aslinda tabii olaylarin ust uste gelmesi bir yana ben de biraz abarttim yazarken ama durumum aynen buymus Gorebildim sonunda.
Sana ne!!! diyorum simdi surekli kendime.
Bir Tanri'nin seni kullanmasi var, bir de Tanri seni kullandiktan sonra senin bu konuyu uzatip taciz etmen var. Anladim sonunda.
Ben Hindistan'da mesaj tasiyan diye bilinirdim, acigim bu olaya. Tasitir mesajlarini, cani ne zaman isterse. Ama sonra Uma o mesaji alana baslar sormaya, ee aldin mi mesaji? okudun mu? ee ne yapacaksin bu konuda? Ama sana demis sunu soyle yap, hani hala yapmadin?
Yahu sana ne????
Sen musaitmissin tasimissin mesaji, gerisinden sana ne? Tanri isini yapamiyor mu? Seni denetici mi tuttu bu dunyaya? biraksana insanlari kendi hallerine. Ve dahi kendini O'nun kollarina sakince.
Ama yok sessizlige tahammulun yok degil mi? Tanri aldi butun isi gucu elinden. Simdi oyle baskalarinin isine satasarak, sarkarak, sulanarak vaktini doldurmaya calisiyorsun. Ama Tanri'nin bildigi yok muydu butun bu isleri senden alirken. O bilmez miydi disardaki milyonlarca insan gibi seni cok mesgul yapamayi.
Anladim sonunda, icimden. Bir cirpida. Acik acik. Cocuk gibi :)
Gorduklerimden tiksindim ama oyle olmasi gerekiyordu bu anlayisa gelebilmek icin. Onlara da sukur.
Simdi herkes, yani O'nun cocuklari O'na emanet. Herkes kendi isinde.
Benim ise hicbir isim kalmadi O'ndan baska. Oturup durumaktan baska dizinin dibinde.
Ta ki bir sonraki is tanimina kadar. Ki o da gelince goruruz, simdiden onu da dusunmeye gerek yoktur :)
Simdi, olanla, oldugu gibi olma zamani...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Yuzlesme

Cok seyler oluyor, sukur Tanrima. Gorecek gonul, goz veriyor.
Okul bitti, artik sosyolog diye anilabilecegim. Simdi artik ilk defa sosyolog degilim diyebilecek duruma gelebildim. Bu etiketimi de atabildim ustumden. Yillardir sosyolog olmaya ramak kalmis biri olarak itildim, asagilandim, kucumsendim, layik gorulmedim ve digerleri. Simdi butun o gunler geride kaldi. Diyenler de unuttular bile dediklerini. Iste o gun o herkesin benimle huzur buldugu gun firsat dogdu, Swamiji bitir dedi, ben bitirdim okulu. Ne daha az benim, ne de daha cok. Eskiden yarim kalmislik hissiyle doluyken, her soze alinir, her konusana gucenirdim. Degersizlik hissimi besleyip duruyordum. Form doldurulur ya luzumsuz yerlerde, mesela alisveris yaptiginiz magazada. Sorarlar formda ne mezunusunuz diye, Hacettepe Sosyoloji yazardim. Oysa degildim. Ama lise mezunu da degildim. Senelerimi vermistim, hem de cok emegimi. Nasil yok sayabilirdim. Is gorusmelerinde sosyoloji egitimi aldim derdim, ileri gidip daha da sorarlarsa diplomami alamadim derdim. Ama egitimini almistim son seneye kadar.
Neyse simdi bitti. Gunu gelmis, doldu-ay. Ben artik, biliyorum, sosyolog da degilim. Ve sorgulamam devam ediyor ben kimim?
Bu surecte annem bizi ziyarete geldi. Annemle olan sorunlarimi coktan huzura erdirmistim. Olan herseyin Tanri'dan geldigine olan inancim temizlemisti gecmisimi. Ama nasil olduysa bir adet oncesi sendrom anneme patladi. Icim yaniyordu. Annem beni birakip ilk defa tanistigi insanlarla yemege gitmisti. Ve onlarla kalmisti, ve sabah onlarla kahvalti yapmisti. Yine ben "diger insanlar" icin degistirilmistim. Hep oyle hissetmistim. Bu hissimle kocamin da hayatini zehir etmistim. Digerleriyle daha soyle konustun, digerleriyle daha cok gorustun, digerlerine daha cok soyle yaptin vsvsvs. Degersizlik ikinci perdesini oynuyordu. Agladim cokca annem yanimda otururken. Sonra anlatmaya calistim onunla alakasi olmadigini, temizlendigimi.
Sonra dusundum benim annem olmak ne kadar zordu kimbilir. Ne yapsa elestirirdim herhalde. Kendime bu kadar acimasiz elestiriler yaptigima gore, ona nasil sefkatli olabilirdim ki? Ve simdi anliyorum. Ne kendimi, ne de baskalarini elestirmek degil, once kendimi ve nihayetinde baskalarini oylece kabul etmek. Bu benim diye etiketlememekten geciyordu yol. Ana yol. Annemin ziyaretinde, benim annem soyle olamaz, boyle olamaz, soyle olmali ve boyle olmali diye oyle cok konusmustu ki icsel ego sesi. Ben onun kiziydim, ve tabii o da annem. Boyle olunca pek cok konsept isin icine girmek zorundaydi. Bir anne kizina soyle der mi? Boyle der mi? Boyle bakar mi?
Sadede geldigimde gorebildim. Ben kimim diye sordugumda hala kendimi onun kizi saniyordum. Coktum O' nun huzurunda dua ettim. Lutfen benden al bu etiketi, ben sadece ve sadece sana aitim. Ve o etiketsiz oldugum yerde bana annelik yapan o guzel gozlu kadini oyle cok seviyorum ki. Ve oyle cok sefkat duyuyorum ki. Ve duam devam ediyor, sadece ama sadece Sendeyken onunla iliskiye gecmeme yardimci ol. Yani artik sadece kalbimden gelince arayacak, soracaktim. O'nun emriyle. Kendi istegimle degil.
Kendi istegimle aradiklarimda annemde "zaten beni hep isiniz olunca ararsiniz" yargisinin olusmasina neden olmustu. Yanlis heryerde yanlisi doguruyordu.
Ben kimim? Dogmadim, dogurulmadim. Olmeyecegim.
O anlarda gecmise oyle cok bakmistim ki annemi sucladigim seylerden biri bana hic sarilmadi cocuklugumda idi. Isten geldiginde soguk merhabalasirdik. Simdi'me baktim. Esim gunu nasil gecerse gecsin, biz dunyanin en buyuk kavgasini da etsek, isten dondugunde, kapiyi acip eve girerken yuzunde kocaman bir gulumseme olur. Dunyanin en mutlu erkegini gorurum hep kapinin esiginde. Ben ise oldugum yerde durmaya devam ederim, pek ender gulumserim. Ne moddaysam o yuz ifadesiyle bakarim o en guzel guluse. Yerimden kalkmam, yerde oturuyorsam o yanima kadar gelir, egilir yerlere kadar ve oper beni hic gucenmeden. Iste bu sahnede gordum nasil gecmisin acisini yasatmaya calistigimi. Oysa gecmis bitmisti. Bugun, simdi huzur burdaydi. Gulumsuyordu Tanri karsimda. Ve affettim gecmisimi, ve sifalandi gecmisteki kiz, ve bugunku kadin kendini iyi hissetti. Kapi acildi bir sonraki aksam, ben kostum kapiya ve annemin bana sarilmasini istedigim gibi sarildim simsiki kalpten esime. Oylece kaldik kapinin onunde, kocaman bir kalp seklinde. Herkes huzura kavustu.
Sonra o dongunun icinde kardesim belirdi. Icimdeki acilardan biriydi. Nesemi paylasmak istesem soguk sesiyle donup kaldigim, yaninda olmak istesem uzaklastirildigim, konusmak istesem uzatmamam gerektigini duydugum, derdimi anlatmak istesem sacmaladigimi soyleyen, her seferinde ama her seferinde kafami duvara carptigim, kalbimin cokca acidigi iliskim. Benden 9 yas kucuk olmasina ragmen sesimin ararken korkudan titredigini farkettigim, kendimi ona begendirmeye calistigimi sik sik yakaladigim, beni sevsin bana daha yakin olsun diye son olarak borc para verdigimi farkettigim iliskim. Annemle arasi kotu oldugunda bana yakinlasan, derdi oldugunda beni animsayan, hayatiyla ilgili yorum yapmaya kalkisacak olursam kesip atilan iliskim. Ne kadar cok negatiflik yuklenmisti bu iliskiye. Ise ilk neden korkuyorum diye kendimi sorgulamakla basladim. Bulamadim nedenini ama korkusuzca konusabildim son telefon konusmamizda. Icim rahatlamisti, icimdem geleni oldugu gibi, hissettigim kelimelerin aynisini kullanarak soyleyebilmistim ilk defa. Daha onceleri, surekli kivirirdim, hayir guzelim soyle demek istedim, yok kizma onu kastetmedim gibi konusurken, ilk defa net ve korkusuzca soylemistim icimden geceni. Bu kimin sucuydu onun mu? Hayir. Ve Tanri'ya ayni duayi yaptim, sadece Sen'den gelen emirle, kalbimden geldiginde iliskiye gecmeme yardim et.
Sorumluluklarim o kadar ben olmus ki, kalbimdeki gercegi yasatamiyorum hic. Ben abla olarak soyle yapmaliyim, boyle demeliyim, kiz evlat olarak soyle yapmaliyim vs vs. Bunu yaptiklarima da ayni sorumluluklari yukluyordum. Ben ablayim soyle yapmali, ben kiziyim boyle yapmali. SEVGI nerelerde kalmisti ???
Kim oldugumu ogrenmek icin annem ve kardesim bu zor gorevi ustlenmislerdi. Onlardan af diliyorum, bugune kadarki tum suclamalarim icin. Simdi ben gittim, ne zaman ki elini uzatacak Tanri, benim elimden, benim elim de uzanmis olacak onlara. Ustumdeki gecmis anilari, suclandiklarimi, sucladiklarimi, kizdiklarimi, kirdiklarimi, kin duyduklarimi simdi su anda birakiyorum. Artik ihtiyacim kalmadi. Ben kimim? abla da degilim.
Nasil bir insan kardesini, annesini puruzsuzce, safca, bebek gibi kucaklayamadan tum dunyanin Tanri oldugunu, O'nun yansimasi, yaratisi oldugunu zihninden degil, yureginden yasayabilir?
Kendime mal etmisim butun iliskilerimi. Affet Tanrim, herseyi bu kucuk beden kendinden saydigi icin...
Sana teslim oluyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Kizginlik

Su hayatta en cok "an" icinde akip giderken birsey yaptigim icin suclandigimda kiziyorum. Oylesine ben'den uzak, oylesine kesintisizce akarken, nasil olur da ben olurum onu yapan, sen nasil "sensin suclu" dersin diye kiziyorum.
Sonra kendi kizdiklarim sucladiklarim geliyor aklima. En cok kizdiklarimi, sucladiklarimi daha bir sefkatle affediyorum. En zor gorev onlara verilmisti. Karsimda suclu konumda oturmak... ben orada oturmaya dayanamazdim, ben kacar giderdim, kuser, uzaklasirdim, korumaya calisirdim kendimi.
Kendini korumaya almadan karsimda durup, butun suclarinin agirligiyla boynu yere dusenleri affediyorum, ki affedilebileyim.
Son asamada kim affediyor, kim affediliyor bakiyorum. Kimse kalmadi O'ndan baska.
Simdi gidiyorum, tutunmadan kimseye, kar tanelerinin birinden digerine degerek, ruzgarla... Gidiyorum.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Uyandirdin yine sukurler olsun

"Hatırla"
("Re-member" A Handbook for Human Evolution)
Steve Rother&Grup
Akaşa Yayınları

Belki bunu da okursun bir gün. Benim elimde, zihnimde, kalbimde dört mevsime döndü bu kitap.

En son altını çizdiğim cümle şuydu;
"Bir insan ancak bir şeye yaslanıyorsa düşebilir."

demis Gevezecim ....
Bekledigim kelime geldi, icim acildi. Kimi ay tutulmasini, kimi gunesi soyluyor. Kimi gecmise, kimi gelecege suc atiyorken, durup durup bulmaya calisiyorum. Nerden geldim buraya? Nedir icinde kalakaldigim bu hal ve durum? Bakiyorum bakiyorum, konustukca batiyorum...batiyordum. Kelimeler ete bedene burunmus halime yapisirken, baska bir sey dolaniyordu icimde. Cikamiyordu. Bildigim bir seydi ama neden bu kadar da uzaga gitmisti anlamiyordum.
Sagol Gevezecim, bugun sabah bulunca, anlayinca, huzura tekrar kavusunca, tekrar O'nun kucagina sigininca, senin suretinden de geldi teyidi.
Yaslanmistim son zamanlarda iki seye. Uzun uzun anlatamam, gerek de yok, gecmis gecmiste kalmali. Yaslandigim seyleri gordum derinlerinden. Yaptigimi anladim. Bir dustum ki yine sorma gitsin. Dusunce insan anliyor genelde. Tutundugum fikirleri birakiyorum. Affina siginiyorum Tanrim senin. Senden baska seyler gordugum, etimle bedenimle yorumladigim icin affina siginiyorum. Sukur dustum, sukur uyuyakalmadim.