23 Eylül 2010 Perşembe

Hayal mi hedef mi?

Gecenlerde bir lise arkadasimla meshur facebook ortaminda bulustuk. (Gecmisten pek kimseyi geri getirme hevesinde olmadigim icin, lise arkadaslarim pek yok listemde. Baska sebepler de var da, onlari simdi konusamayacagim. ) Kirmizi yanakli, sisman, lule lule simsiyah saclari olan, saclari hep bir yerlere dagilan, surekli nefes nefese bir kizdi. Gecmise bakinca oyle kalmis fotograf gozumde. Bir de siyah babet ayakkabilanin icine giydi kalin soket coraplarini animsiyorum. Gomlegi eteginden dagilirdi ogleden sonra. O da bizim gibi cok mu kudururdu orasini animsamiyorum ama terlemis hatirliyorum bol bol. Yuzu gulec ve islak. Bir de en cok hatirladigim sinifa, okula, hicbir yere sigmayan kocaman kalbi. Aslinda pek yakin degildik ama dusundugumde bu manzaradan cok surekli kalbi gozumun onunde.

Bir edebiyat dersinde kompozisyon sinavimiz vardi. Ben o sira gundemde annemlerin bosanma hikayesi oldugu icin onu yazmistim. Yillardan lise 1 idi. Yani okuldaki 5. senem. Ve hilafsiz herkes benim mutlulugumu kiskanirdi. Sen ne kadar mutlu bir insansin, ahh keske ben de senin gibi mutlu olsam, ne guzel guluyorsun, ne guzel hep guluyorsun. Hep bunlari duyardim. Komik ama ya da ironik diyelim, bunlar genelde babam annemi dovmus biz karakola gitmisiz, orda ifade vermisiz veya babam annemi dovmus biz bicaklari saklamisiz olasi cinayeti engellemek icin gecelerinin ertesi gunlerine denk gelirdi. Ben icin icin gulerdim. Evet derdim. Ya da ilham verirdim sen de cok guzelsin, cok guzel guluyorsun gibi. Ilk defa o gun, o kompozisyon dersinde yazmistim acilari o kagida. Kimseye hicbir sey anlatamasam da, evin o kavga dolu halinden kactigim limanin okul ve arkadaslarim oldugunu yazmistim. Onlarin benim icin ne kadar ozel ve onemli olduklarini, tek tuttundugum sey oldugunu. Sonra babamin bosanma sonucu evden gitmesiyle neler hissedecegimi yazmistim. Bana cay koydurmak istediginde, ki ben odamda ders calisiyor olurdum, cay kasigini cay bardagina hizli hizli vururdu, duymazdan gelemezdim, duyulmayacak gibi degildi, bir de beraberinde icinde adimin gectigi bir Kafkas sarkisi soylerdi. Bu beni hep ofkelendirse de, babamin gidisiyle bunu ne kadar ozleyecegimi yazmistim. Kompozisyon sinavindan 10 almistim ve hoca okumam icin israr etmisti. Hayir desem de sanirim icindeki arkadaslarima ne kadar ihtiyacim oldugu kismini, onlarin da duymasini istiyordu. Ciktim kursuye okumaya, birinci paragraf bitmemisti ki aglamamla kesildi okuma. Sonra baska biri devraldi, sonra baska biri. Oylece okudular. Bittiginde pekcok kisi agliyordu. Bu benim anlattigim kirmizi yanakli kocaman kalpli arkadasim aglamaktan bitap dusmustu. Ders sonunda sarilanlar bile vardi boynuma. Boyle zamanlarda kaskati olur benim icim, pek kabul edemem. Yani o zamanlar oyleydi, simdileri bilemiyorum. Ben oyle kaskati sarilmalari kabul ettim. Allahtan haftasonuydu da araya iki gun girdi. Pazartesi ben utana sıkıla geldigimde pek kimse birsey konusmuyordu. Bakislar biraz farklilasmisti ama normallerdi cogunlukla. Ilk tenefuste bu arkadasim yanima geldi. Haftasonu radyoda babamin bana soyledigi sarki calmis, beni animsamis, cok aglamis. Icim acimisti. Sanki birini acitmisim gibiydi. Onu teselli ettim, hala agliyordu cunku :) Canim benim.
Cok uzattim, asil konuya gelince, ben bu arkadasimi buldum, o kocaman kalbi yine yakinimda olsun istedim. Cok az konusabildik. Cok yogunum yazacagim sana mutlaka deyip cekiliyordu cogunlukla. Bir ara Luksemburg'a beklerim sizi dedi. Bir ara 4 ayri sehirde ofisler var gidip gelmek zorunda kaliyorum dedi. Temsilci veya asistan gibi bir gorevi oldugunu dusundum. Hic bilgilerine de bakmamistim. Sonra denk geldi niyeyse baktim, cocugu var mi diye herhalde. Baktim Vice President olmus :) Yani Avrupa'da 4 ayri sehirde ofisi olan bir firmanin Yonetim Kurulu Baskani. Kalbim oyle bir kabardi ki anlatamam :) Bu hissi bir baska lise arkadasimda daha yasamistim, o da cok cok sessiz kibar bir kizdi. Simdi bir aktris olmus ve hem de cok basarili bir aktris, oduller aliyor film festivallerinde, yardima muhtac ulkelere de gidiyor, duyarli da yani ayni zamanda. O zaman da gozlerim dolmustu mutluluktan. Cunku hayalleri vardi, hedefleri buydu. Cok calismislardi. Hatta kirmizi yanakli arkadasim evlenmisti ama cocugu yoktu. Soramamistim ama belki de isi secmisti, cocuk yerine. Diger aktris olan arkadasim hala bekardi.
Butun bu gelismelerin ardindan yattim yatagima. Sen ne oldun Uma dedim kendi kendime. Neye basladin ve neyi basardin? Senin neyinle kim nasil gurur duyabilir acaba diye dusundum. Sonra babami hatirladim birden. En yalniz oldugu donemlerden birinde bana: "Insan bir seyi cok isteyince olmuyormus demek, ben en cok iyi bir ailem olsun istemistim" demisti. Yatagimda kalbime soktum bu cumleyi. Annemi dusundum. Nasil yokluk cektigini, nasil taciz edildigini hayati boyunca, nasil zorluklarla calistigini, bizi buyuttugunu. Sonra kendime baktim bir daha. Onlarin hayatlarina noktayi koymustum. Acilarini sifalandirmistim. Bitmisti. Simdi yine geldi gozyaslari. Hosgeldiler. Demek gercekten dogruyu gormusum...
Hep bir ailem olsun isterdim. Bu istek tohumunu belki de babamdan miras aldim. Hep rahat yasamak isterdim, zengin degil ama sıkıntısız, bunu da annemin cektigi yoklukta yazmisim sanirim. Hep dogru, durust, caliskan, guzel, sadik bir kocam olsun isterdim. Hep sevdigim, hem de cok sevdigim, sevgimi gosterebildigim, onlara vakit ayirabildigim ve onlar icin her turlu ortami yaratabilecegim guzel cocuklarim olsun isterdim. Hep yurtdisinda yasamak isterdim. Hep yazmak isterdim. Hep herkesin kalbine umut ve sevgi tohumlari ekmek isterdim. Hayal midir, hedef midir bilemem ama basarmisim Allah'in izniyle. Hatta yanlis oldu cumle, Allah istedigim herseyi vermis bana. Sabah uyaninca oyle cok sukrettim ki kocama, kizima, hayatima, aldigim nefese, herseye ama herseye. Anneme sarildim kalbimden anne rahat et basardik dedim, babama sarildim icimden huzur icinde uyu gecti kotu gunler dedim.
Yine Neem Karoli babayi aniyorum simdi bunlari yazarken. Anmiyorum da o bana guluyor muzip muzip. Diyor ki sen Ben'i isteyesin diye senin her istedigini verdim. Artik istedigin hicbirsey kalmadi BEN'den baska. BEN dedikce gozumun onunden geciyorlar BIR BIR; Siddhi Ma, Neem Karoli Baba, Ramana Maharishi, Gurudev, Swamiji, St Francis, Mother Mary...
Bir bayrak yarisindaymis gibi, biri digerine devretti bu bedeni, bu kalbi. Ben ne derim ki simdi. Gozyaslarimi gunesinize akitmaktan, kalbimin sukranla tasmasindan, askla isminizi anmaktan baska ne diyebilirim ki....

22 Eylül 2010 Çarşamba

Bir Papaji uyanisi daha!

Papaji veya nam-i diger Poonjaji. Bir videosunu seyrettim gecenlerde. Bir konu bu kadar basitlestirilebilir, birine bu kadar mukemmel rehberlik edilebilir. Satsang'lardan biri. Bir kiz not yollamis; "Papaji soracak sorum yok, sadece izin ver seninle oturayim ve bana goster." Kizi cagiriyor. Otur bakalim. Oturmak istedin, geldin oturdun simdi ne istiyorsun diye soruyor.
Ben'i bulmak istedigini soyluyor kiz.
Papaji: "Nerde o "ben"
Kiz: "Burda" (isaret ediyor etrafini)
Papaji: "Eger icerdeyse iceri git, eger disardaysa disari cik"
Kiz: "Icerde"
Papaji: "Eger icinde ise ne kadar uzakta ?oraya gitmek icin neye ihtiyacin var ? tren, ucak, araba? iceri gitmek icin simdi neyle gitmeyi tercih edersin? Ihtiyacin yok onlara di mi iceri gitmek icin? Peki o zaman kimsin ?

Kiz: "Mesafe yok oraya gitmek icin ("no distance") "
Papaji: O zaman hic hareket etme. (Don't move!)
Hic birsey dusunme (Do NOT start a thought!)
Zihnini oynatma, o da bir hareket (Do NOT activate your mind, it is movement)
Birak zihnin hareket etmesin (Let your mind do not move)
Birak aklin bir saniyeligine hareket etmesin ve soyle bana nerdesin? (Let your intellect do not move for one second and tell me where you are ?)
Hemen ilk aklina geleni soyle.
Kiz: "Burdayim (Here)"
Papaji: Burda kal, burda KAL (Stay here, stay here)
Mutluluk bu, ozgurluk, uyanis, gorebilecegin tek sey (This is bliss, happiness, freedom, enlightenment, all that you can see!) "
Ve o AN anliyor kiz, gulmeyle aglamayla karisik bosaltiyor icindeki butun birikmisi. Muhtesem bir an! Ve bir o kadar da basit :)
Yazdigimdan anlasilmadiysa buyrun kendiniz seyredin :)
http://www.youtube.com/watch?v=YWwe8HzUJu8&feature=player_embedded#!

21 Eylül 2010 Salı

Guzel yazarlar...

Ah ne guzel yazilar okudum, ne guzellerdi. Icim pir pir. Hani masmavi bir denizin onunde mayonla beklemek gibi. Simdi icine atlamak istiyorsun suyun. Mevsimi bilmiyorum ama. Donmaktan korkuyorum herhalde. Veya deniz mevsimi kapandi da ben hala mayomu giyip ah bir girsem diye bakiyorum. Ya da denizin olmadigini anlamisim, mayomla durmaktan rahatsizim.
Secmeye gerek duymuyorum, hepsi bir.
Yazacak oyle cok sey var ki. Ama hepsi gecip gittigi icin yazilmalari gelmiyor hic. Donem donem yazmisligim var ayri ayri, bir bir. Simdi oyle guzel yazarlar var ki gozumun, gonlumun onunde, beni bir rahat birakmiyorlar. Oyle nefis yaziyorlar ki, her kelimelerinde, her o buyulu cumlelerinde butun hucrelerim dagiliyor, onlar oluyorum. Sonra yorumlari okuyorum, gulumseyerek sanki bana yazilmislar gibi. Akil hastaliginda farki yok gibi gorunse de birlik bilinciyle oldugunu biliyor kalbim :) Ask'la bagliyim hepsine. Ask'la sukran duyuyorum kelimelerine, kalemlerine. Yazdirana bir daha, bir daha, bir daha asik oluyorum.
Yazmali miyim diye durup dusunuyorum. Benim kelimelerim artik bu kadarlar. Eski kelimelerimi, tutkumu, askimi onlarda gorup mutlu oluyorum, hepsi bu. Ha ben, ha onlar :)

17 Eylül 2010 Cuma

Kitapci

Bugun West Bloor'a gittim. Cok keyifli, guzel ve siradisi dukkanlarin yan yana oldugu bir tatil kasabasinin ana caddesine benziyor. Mira'ya bir iki ihtiyacini almaktan mutlu yururken, bir kahveci gordum. Canim cukulatali birseyler icmek istedi, kahvemi aldim. Kahvecinin yaninda giriste gozume guzel bir kitapci carpmisti. Kahvemi de orada icemeye devam ederim niyetiyle almistim. Tipki filmlerdeki gibi :))) Sonra girdim kitapciya. Nefis kitap kokuyor. Super renkler, birbirinden baska boylar. Asigim ben kitaplara :) Her sira ayri, psikoloji kitaplari, cok satanlar, sosyoloji kitaplari, biyografi...
Psikoloji standina koymuslar Eckhart Tolle kitaplarini, guluyorum :) Tabii cok psikolijik bir konu. Hatta Tanri bilinci diye, psikolojik olarak sartlaniyor da olabiliriz. Bu standda umitliydim, ama gozume birsey carpmayinca, laf attim gorevliye. "Yeni tasindim Kanada klasikleriyle ilgili bilgi alabilir miyim? Okumaya baslayacagim." Icimde bir yer acayip tatmin oluyor. Okur-yazarim. Bos degilim, bak geldim simdi de sizin kulturunuzle dolduracagim kendimi. Butun bunlari seyrettigim icin rahatim, cunku icimde bir bosluk yok doldurulacak goruyorum. Zevk, eger yerini bulursa tabii ki. Gorevli cok guzel kitaplar gosteriyor. Bakiyorum icine, disina, arkasina. Ama icim almiyor bir turlu. Ismini begendigim bir kitabi ve yazarinin Hintli olusunu ve romanin Hindistan'da gecmesi ve aileyle ilgili olmasi itibariyle de ikinci kitabi secip tekrar psikoloji rafinin onunde buluyorum kendimi. Bir olta bekliyorum. Biliyorum bir kitap var, beni bekleyen, benim bekledigim. Cunku icimde o bosluk olmayan yerde birsey tatmin olmamis durumda. Kitapciya kitaplari koklamak, bakmak, klasiklerden birini veya bir kacini almak icin girmistim, biliyordum. Ama tatmin olmayan yere bunu anlatamiyordum. Ve tam o an ezberimden bir cumleyi gozumun onunde gordum. Mother Teresa: "Everything starts from prayer" Hosgeldin Swamiji :)
Biliyordum buralarda oldugunu :) Beraber olsak da daima, yeniden bulusmak guzel kitapci raflarinda.

P.S Eminim kitaplar icime girdikce, parmaklardan cikacaklar olacaktir :)

16 Eylül 2010 Perşembe

Aciyor..

Dun Sorrowful Mother feast'iymis. Mother Mary'nin Jesus'i carmihta gordugunde yasadigi aci ama bir o kadar da guclu durusu gozumun onunde. Ben de gayet sorrowful mother'im bugunlerde. Acilar var heryerimde. Ve kendime baktigimda oyle guclu bir motif de gormuyorum. Yalniz "hissetttigim" birsey var. Seffaflastigim. Hem de fazlasiyla. Icimi goruyorum, hatta sanki herkes goruyor, ya da icimden hersey ve heryer ve herkes gorunuyor. Mira ustumu tutuyor cekiyor. Kolumu cekiyor, sacimi cekiyor, itiyor. Yaptigi hersey beni rahatsiz ediyor. Ben rahatsiz oldukca limitler daha da zorlaniyor. Soz dinlememesinden rahatsizdim, bagirmaya basladi, bagirmasindan rahatsiz oldum, vurmaya basladi, ondan rahatsiz oldum isirdi, ondan rahatsiz oldum tukurdu. Dun karateye vermeyecegim Mira'yi bizi oldurur birgun dedigimi duydum. Guya saka yapiyordum, ama kendimi gordum gayet ciddiydi icim. Duyduklarima inanamadim... Sonra herseyin ASK'ta eridigini hatirlattim kendime. O bagirdikca sarildim, vurdukca ellerine sarildim icim eridi, isirdi kucakladim. Kizgin degildim artik, rahatsiz da degil, ama huzun vardi bir yerlerimde. Gece yattiktan sonra hic konusmak gelmedi icimden. Oturdum bir koseye, mantralarimi yaptim yine. Biliyordum gececegini, bir amaca hizmet ettigini. Sorunun Mira degil, bana birsey ogretmek icin yasandigini. Ogrenene kadar yasanacagini... Ben dahil herkes dil bilmedigi icin boyle, ondan bunlari yapiyor, vucudunu kullaniyor, kelimelerini kullanamadigi icin dese de, evet bu Mira'nin kismiydi ama benim kismim baskaydi.
Sabah Gurudev'in gunlugunu okuyordum. "An aspirant must be sensitive and yet possess a body and nerves completely under control. The greater the sensitivity becomes, the more difficult the task. Noises which pass unnoticed by an ordinary person are torture to one who is very sensitive. Develop the inner power of the self. Centralisation of ideas will stop the out-­going habit of the mind." diyordu.
Yagmur sonrasi bulutlarin acilmasi gibi oldu yine :) Fikirler, boyle olmasi lazimlar, cocugumu soyle yetistirmeliyimler hepsi birden kapi disari edildiler gordugum an. Ben mi ettim, hayir! Sadece gordum atildiklarini. Ihtiyacim kalmadi.
ASK ...
Su anda burda yok, ama uzgun degilim. Yoklugunu da biliyorum artik... Kap ne kadar genisse, O o kadar dolabilir. Mira ve esim olmasa kap nasil genislerdi ki...
Mira'nin kismi ne zaman ve nasil ve ne sekilde devam eder, o da O'nun isi. Bize kabul etmesi dusuyor bir tek.
Dun iki kisiye yazmaya calismistim bu olanlari. Dallarinda uzman iki kisi. Ama iki yazinin da yarisinda icimden bir ses tekrar tekrar ayni seyi soyledi: "You have nothing to DO" Senin YAPACAGIN hicbirsey yok! Ve tabii yazamadim...
Bunu bir bilmek yetmiyor... Her an yasamak icin iste o cekistirmelerde birakmak gerek kendimi ve teslim olmak aciya....
Darmadagin bir yazi oldu ama iste aynen oyleyim :)

13 Eylül 2010 Pazartesi

Zaman zaman

Uzunnn zaman oldu yazmayali. Icim kayniyor arada ama elim hic gitmiyor. Tembellik bu biraz da. Kotu besleniyorum bu aralar. Kendime zarar verecek yiyecekleri seciyorum, nedenini bilmiyorum, sadece seyrediyorum. Itirazim da yok.

Aile uyeleri istedi diye facebook alemine katildim ben de. Fotolar, videolar, gune dair kisa cumleler, insanlarin durumlarina yorumlar. Kendimi ne kadar ifade edebiliyorum acaba?

Bugun ortaokuldan bir arkadasimi gordum tesadufen birinin listesinde. Cok severdim, hala cok seviyorum, gorunce kalbim titredi. Neler oluyor da bitiyor iliskiler, hikayeler. Ben onlarin neresindeyim simdi kimbilir? Benim hikayemin bittigini soyledigim kisiler benim kalbimdeler, ben de onlarin kalbinde miyim? Benim onlari umursadigim kadar umursadilar mi ki beni? Umursamak yanlis kelime aslinda, kalpsel bir iliskiyi kastediyorum aslinda. Umursamak cok egosal. Kalbimde olanlarin kalbinde olup olmadigimi dusunmek de bir o kadar egosal amma velakin :) Peki ne olur egosal dusuncelere girip baksam. Baktigimi goruyorum, onemli olan bu degil mi?

Icim sizladi pek cok profile bakarken. Neler neler yasadigimi hatirladim her gecen sene de... Hindu inancinda son incarnation'i yasayanlar cok degisik deneyimler ama agir deneyimler yasarmis. Bu son hayat herseyin temizlenmesi gerekiyor diye. Tek tesellim bu boyle hissettigim gunlerde. Yoksa gecen yillarin agirligi biraktigimi bilsem de, adet oncesi donemlerde birden karsima cikiverebiliyor.

Bu da ayri bir komedi. Neden acaba bir dolu ay boyunca guzel guzel yasarken, zaman zaman nedir bu geri tepmeler. Hala kirintilar var demek. Var tabi, baksana icim acidi diyorum bakarken. Nedir ki acitan. Kimin cani aciyor? Ne olmustu da aciyor icin? Kendini ne olarak goruyordun sen, ama digerleri seni nasil taniyordu?

Peki ya simdi? Sen kendini ne olarak goruyorsun, ve digerleri seni nasil taniyor?
Simdi icin ne kadar rahat, kimseyi umursamadan kalbin huzur icinde isil isil bakiyorsun. Gecmise bakarken gozumun onune inen karanlik perdeler de ne? Bugun yapan ben degilim, o zaman ben miydim? Bugun olanlara sukrediyorum, onlar olmasa edebilir miydim?

Hep bunlar avuntu gibi gorunse de, gercek kalbimde. Adet oncesi sendromlarin kocama veya kizima patlamasindan iyi oluyor gecmise patlamalarim :))

Menapoza girmeyi benim kadar isteyen biri yoktur herhalde :)
O zaman bakalim neler yazilacak bu sayfalara???

6 Ağustos 2010 Cuma

Ben kimim ?

Toronto'ya geleli 2 hafta oldu. Hala cok yerlestigimiz soylenemez ama annem soruyor alistin mi diye. Ben alisigim heryere diyorum. Alisacak birsey yok hayatimda, hersey zaten daha once de varmis gibi. Sasirdigim seyler de yok. Hayran oldugum da yok diyebilirim. Dogal ortamlarda bulusuyorum yine O'nunla. Geri kalan zamanlar ruyanin icinde bir o yana bir bu yana kosturmacadayim, adi gorev, adi hizmet.

Geldigimizin ilk gunlerinden birinde su anda gecici olarak kaldigimiz evin karsisindaki parkta oturuyordum. Mira'yi takip ediyordum oyun alaninda. Sonra gozlerim agaclara kaydi, sonra cimenlere, sonra gokyuzune. Mira'yi unuttum, kendimi de. Bosluk oldu, ben kimim diye sordum icerden bir yerden. Su anda kimim ki ben? Sonra derin bir nefes geldi, cektim icimi. Elimde evin anahtari vardi. Gozum kaydi anahtara. Ustunde bir amblem. Tersten DIVA yaziyordu. Gulumsedim :)

Dun Hindistan'dan bizim ashramdaki Swamilerden biri Ganjin videosunu koymus, bana haber verdi. Tamam simdi bakiyorum dedim. Hava durumu nasil diye sormus oldugumdan, ona cevap niyetiyle yollamisti videoyu. "Al bak bakalim nasilmis" diye. Cunku videoda Ganj genislemis, yer yer evlerin iclerine, merdivenlere kadar girmisti sulari. Cok yagmur yagmisti. Ilk bir dakika buydu. Sonra bu dusunceler gecip, ben Ganj'a gercekten bakinca birden Ganj kalbime dogru akmaya basladi. Fiziksel olarak, elle tutulur sekilde, kalbimin icinden akip gecmeye basladi. O aktikca kalbimin icinden biseyler yuzeye atildi sanki, gozyasi seli seklinde disari cikti.

Bulundugum duruma cok sasirmistim. Sanki annemi ozlemisim gibiydim. Anneme kavusmusum gibi. Hindistan'da Ganj'a "Mother Ganga" yani Anne Ganj denir. Kaynak O'dur.

Gurudev bir anektodunda soyle diyordu bir inanana. Eger benim gordugum gozle gorebilseydin Ganj'i nasil bir isik oldugunu o zaman anlardin. Ben de hicbir zaman O'nun herkesin belgesellerde seyrettigi, okudugu dinledigi Ganj olmadigini biliyordum. Oyle hissetmiyordum icimde bir yerlerde. Ama dun yasadigim sekilde oldugunu da bilmiyordum.

Aksam esime gostermek istedim, Rishikesh'teki son havadurumunu gostermek amaciyla. Ve ta daaa, acar acmaz yine basladim aglamaya... Hayirdir dedi, bilmem ki diyebildim cevap olarak.

Gurudev'in sozleriyle; Annem Ganj, babam Himalayalar...

Ilgili video; http://www.youtube.com/watch?v=LgcL0CqJUcg

8 Temmuz 2010 Perşembe

Oyun oynama kurallari

Mira'yla sabah oyun oynayacagiz. Dizdi arabalari, bana verdi istediklerini, digerlerini kendine sakladi. Oyuna basladik. O surmeye basladi arabalari ustumde, dizimden bilegime, obur bacagima. Ben de kendimce basladim arabalarimi gezdirmeye. Mira kizdi. Olmaz oyle oynayamazsin, benim gibi burdan dolastiracaksin arabalari, dedi. Niye canim, ben istedigim gibi dolastirmak istiyorum, dedim. Hayir, oyle degil diye israr etti ve bana istedigim gibi oynama izni vermedi. Bu durum ikinci kez tekrar edince; "guzelim boyle oyun oynanmaz. Eger biriyle oyun oynamak istiyorsan onu da kendi istedigi gibi oynamasi icin birakmalisin" dedim ve durdum, dediklerimi duydum. Guldum.
Acaba ben hayatima benimle oynamak icin girenlerin, kendi istedikleri gibi oynamasina ne kadar izin veriyordum ? Izin vermeliydim.... Herkes kendi oyununu oynamaktan zevk aliyordu ve oynamak icin gelmislerdi buraya. Kimsenin oyununu kendi istedigim gibi degistirmeye hakkim yoktu... Iyi ki varsin Mirabai!

Arunachala

Mira'ya sordum burasini biliyor musun sen diye. Bakti, sonra; "Burasi bizim yolumuz mu?" dedi. Cevap vermedim baktim yuzune, durdum. Sonra "Eveeet, burasi bizim yolumuz", dedi.

Arunachala, Shiva'nin dunyada bedenlenmis hali olarak kabul edilir. Gelenler Arunachala dagini, Shiva'yi tavaf ediyor olduklarini bilerek dolanirlar etrafinda ozellikle her dolunayda.

Mira yine kalbimden vurdu yani :)

Om Namah Shivaya....

http://www.arunachala-live.com/

18 Haziran 2010 Cuma

Kundalini Shakti

Uyanik yine kralice. Yakiyor icimi, cikiyor yavas yavas sıkıştırıyor kalbimi. Nefesim icimde kaliyor, dunyaya cikisim zorlaniyor. Sonra biraz daha yukari. Zihine geldi mi sira, sizliyor hucrelerim. Yanip yanip donusuyor. O'na karisiyor. Midem bulaniyor bu surecte. Ayakta durmak zor, oturmak zor, normal yasamaya calismak en zoru.
Alev, yer bulsa volkan misali patlayip cikacak gibi. Ama kafamin icinde kaliyor hepsi.

Durmak gerek, sakince, nefes alip vermek, beklemek, dogumu beklemek. Dogacak cocugu beklemek...Beklerken donusume direnmemek...

17 Haziran 2010 Perşembe

Domino taslari

Tam yazacagim sey aklima geldi, blogu acmisken, baglantisini da goruverdim.
Yine Hindistan, yine ben Swamiji'nin ayaklarinin dibinde degisiyorum. Karsimdaki herkes birbir yok oluyor, ben anlayamiyorum neler oldugunu. Bir "ben" hissi kaliyor bana. Hepsi o.

Gidise az kaldi. Mira Mayis basindan beri hasta. Ben hastalik oncesi Mira'nin okula gitmesini bir avantaj olarak goruyordum, boylece son toparlanma asamasinda islerimi kolaylikla, onu dert etmeden yapabilecektim. Ama Tanri senin ne dusundugunle ilgilenmez, aksine senin zaaflarinla ilgilenir ya. Mira benim bu dusuncemin cikisiyla hastalandi. Ve cok agir gecirdi. Bir ay evde kaldik beraber. Onsuz 1 saat yalniz kalamadim. Yapilmasi gereken herseyi yaptim ayni anda. Anladim oluyormus.
Gecen sene cok sorunlu gecmisti iliskimiz Mira'yla. Ben tum seneyi kendi cocuklugumla yuzlesmek, acilarimi iyilestirmek, kendimi ve etrafimdakileri kabul etmeyi ogrenmekle gecirmistim. Bu Mayis ayi oncesi Mira'yla tum gun yalniz kalmaktan oyle korkuyordum ki; ona yanlis davranmaktan, onu hirpalamaktan duygusal olarak, zarar vermekten. Mayis butun korkularimi sildi atti. O hastalik sirasinda bile oyle guzel gecirdik ki zamanimizi. Oyle yakinlastik, birbirimizi anladik, kabul ettik, sevdik, sarmalandik. Sukrettim Tanri'ya. Rahatladim. Okul stresim kalmadi.
Mira iyilesince okula gitmek istedi. Goturdum, ezberimdeki cumle geri geldi. Mira okula basladi iyi, ben islerimi halledebilecegim kendi kendime. Bir hafta gecmedi bir daha hastalandi. Bu ikinci hafta hala hastaligi gecmedi. Gecmekuzere...
Birkac gun once gordum kendi zihinsel kurgumu. Icim dedi, yeter bu okul. Mira'ya sordum bir daha okula gitmeyelim istersen, ne dersin? Olur gitmeyelim dedi. Istersen gotururum, sen karar ver dedim. Yok gitmeyelim dedi. Peki dedim. Okulu aradim, haber verdim.
Sonraki gunlerden birinde konusurken ogrendim ki bizim okula gitmeyecegimizi haber verdigimiz gun, Mira'nin okulunun ismi indirilmis ve yeni okulun ismi asilmis. (Bizim Kanada'ya gidisimiz kesinlestikten iki hafta sonra Mira'nin cok cok bayildigim, bu okul bizim icin kurulmus buraya dedigim okulu, hic gondermeyecegim bir baska okula satildi :) Okul Haziran'da kapanacagini acikladi.) Gordum, sukrettim. Bu okul sayesinde Mira cok guzel bir sene gecirmisti. Ben o keyifli oldugu icin rahatlamistim, ders calisabilmistim, okulu bitirebilmistim. Simdi amaci bitince Mira'nin da gitmesi gerekmiyordu demek :) Artik tatiliz.
Tatil demisken, bir de bizim hep gittigimiz bir ciftlik vardi Izmit'te. Icinde cok guzel 5 ev, ortasinda havuz ve ciftlikte de bir suru kopekler, kediler, inekler, koyun ve kuzular, ordekler, tavsanlar, hatta bir atlari bile vardi. Yaz geldi mi gidiyorduk iki senedir. Esimin dogumgunu icin yine dusunuyordum gitmeyi, hem vedalasmis da olurduk sahibesiyle. Ogrendim ki konaklama kalkmis artik, kimse kalamiyormus. Bak su ise dedim, orasi da kapanmis.
Arkamda kalan hersey yavas yavas kapaniyor, isini bitiren herkes baskalasiyor, donusuyor, birtek "ben"hissi kaliyor bana. Tanri bunu gorecek goz veriyor.

Bunun yani sira yeni ogrenecegim dersler icin acik kalanlar, yanimda gorunenler ogretmek icin sirasini bekliyor....
Sukurler olsun...

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yenilik

Blogger yenilemis sayfasini, benim de tam yazmak istedigim seydi. Mutfakta kahve yaptim kendime o sirada ellerime ne kadar uzun zamandir, yaz demedigimi animsadim. Yaz desem ne yazacaksiniz ki diye sordum icimden, kahveyi karistiriken. Kimse senin degistigini kabul etmeyecek, sen bile etmezken dedi ellerim.
Biryerlerde yazmisimdir bunu, yine tekrar olacak belki ama insan degil miyim, tekrarlar benim icin icat edilmis iste. Yeniden yeniden yeniden yapa yapa aklim basima geliyor. Her seferinde acita acita. Komik testler vardir, kisilik testi gibi mesela. Kim oldugunu soyleyecektir sana, soru sorar. Romantik misinizdir ? Evet derim, hic dusunmeden. Ama durdugumda farkederim ki, romantizm, romantik ben yillllaaar ve yilllarrr oncesinde kalmistir. Baska bir kisilik olmusumdur, oldugumu bilirim ama cevap vermeye kalkinca otomatik olmadigim olani soylerim, eskiden oldugumu sandigimi.
Simdi bugunlerde etrafinda dolandigim hep bu. Kimse kim oldugumu bilmiyor, ben de. Kimse kim oldugumu umursamiyor, herkes kendisini en iyi ifade edecegi "guc bulacagi" tarafimi tutup cikariyor. Beni cok sucluyorsun, beni cok kontrol ediyorsun mesela. Suclanmak isteyen kisinin neden bunu kullandigini cozumlemek benim isim degil, tek durdugum ve baktigim yer neden burdayim. Niye oyalaniyorum. Neden hala milletin bu en yakinlarim da olsa, agzina o bali suruyorum, oynuyorum.
Bugun Gurudev'in bir yazisini okudum, Tanri'ya olan baglilik, iman seklinden bahsediyordu. Kulun kendini yok sayip Tanri'ya; "bu vucudda senin, sen kullaniyorsun" dedigi. Komik olan, bu siralar pek cok olayda, kullanildigimi gorsem de, bugun degersizlik duygum yine oyle ortalamanin ustunde ki 'sen kimsin ki" diyor. Sonra sakinlestigimde; "dua etmedin mi, yeterince temizle beni, kullan beni" diye, fisildiyor kulagima, yuregimde hissediyorum, sonra baskasina inaniyorum, "senin bu cirkin zihnin" diye bagiran, beni kasteden.
Son birakislar sanirim. 26sinda bir eklips 11inde bir baskasi varmis. Bizim gidisimiz 22si. Butun bunlarin burada kalacagina inancim buyuk.

Dizayn degismis en begendigim Kanada'nin yapraklari oldu. Dokuluyorlar, beni birakip giden sifatlarim oldugunu hayal ediyorum. Rengi turuncu sectim, Hindistan'da "renunciation" yani el-etek cekmenin rengidir. Herseyi yakmanin. Dualarim kabul olsun insallah....

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Dua - 2004

Beni kendinden ayirma. Beni senden ayri sandigim anlardan uzak tut. Ben sen, ben senin parcan, zerren. Sen ben icimde, okyanus. Sen okyanus, ben damla, sen bahce, ben cicek.
Kullan beni, senin en iyi enstrumanin yap. Kullan beni sonuna kadar. Gercegi ac gozumun onunde. Kaderimi ac onumde yolunda yuruyeyim. Senin kelimelerini konusayim. Sevginle cosayim. Kullan beni. Umutsuzlara umut olayim,korlere isik, zalimlere ask olayim. Yoluna yoldas olayim. Yurut beni, yuru benimle. Yalnizligimda buldum seni, cogal benimle, yardim et dokunayim insanlara. Hayata gelis amacimi ac onumde. Konus benimle. En sadik dinleyicin olayim. Elim ol, yaz seni. Kulagim ol dinlet bana. Kalbimde cosan sevgimsin, huzurum, sevincimsin. Konus benimle. Onunde egiliyorum, her hucrem emrine amade. Beni sen yarattin, kullan beni. Iyilik icin kullan, durustuluk icin kullan. Kopru yap beni, melek yap beni. Ozbenligime kavustur beni. Kim oldugumu ogret, en iy ogrencin olayim. Yolundan ayirma beni. Dogru sozum ol, manifest yourself in my words. Ac gozlerimi, ac kalbimi. Ac kaderimi. Ac dogruyu onumde goreyim.

Hindistan Notlari III - 2004

Sessiz kalan, butun bunlari yazan, yoneten kimsin Sen?

Sen oldugunu sandigin kadin misin? Sevgili misin? Ana misin? Evlat misin? Guzel misin, kiskanc misin? Korkak misin, uykuda misin?

Uyuyan kim? Uyudugumu bilen kim? Uyudugunu bilip ruyasini goren kim? Butun kimliklerin dustugu yerde geriye kalan kim?

Oturdugun yerde, sessizligin icinde, gozlerini kitlediginde, nefesin herzamanki gibi vucuduna girip ciktiginda, sen, giren nefesle iceri girdiginde, bir dusunce beraberinde, dusunce seni terkettiginde, iste o an, o sessizlik aninda oturdugunu goren, dusuncesiz, sessiz, nefessiz, O, O kim??

Yazdigini seyreden, kelimeleri izleyen kim? Kelimeler nereden geliyor? O kelimeleri getiren zihnin durdugunda, o durma noktasini farkeden kim?

22.20 Yazan hala yatagin ustunde. Yan odada oturan artik yatiyor. Obur odada yemegini yiyen tuvalete gidiyor. Bir buyuk oyun, herkes sadece kendi payina duseni yasiyor. Yazan, onunla, bununla, sununla tanisiyor. Yan odadaki onlari tanimiyor oysa. Zincirler birbirine eklenerek uzuyor. Omurler nefes alip verdikce kisaliyor.

Dusunmeyi ogrettiler once, simdiyse ogreniyorum gunbe gun, dusuncenin bittigi yerdeyim ben, ben O'yum. O'nun oldugu herseyim ben huzur, ben mutluluk, ben sevgi, ben ölümsüz. Doğmadım ki öleyim. Doğan kim? Beden. Bedeni nasil öğrendim. Bebekken. Bir basim, iki kolum, iki bacagim var. Iki elim iki kolum bacaklarim var, her insanda bir burun bir de agiz var :))

Hindistan notlari II - 2004

Kalbim acildi, dilim sustu, dusunceler uctu. Icimde uyuyan enerji kivrila kivrila uyandi, kirini atti.

Elimde kalem, kafamda binbir dusunce. Baristim sizlerle.

Gece oldu, kuslar sustu, herkes odasina cekildi. Simdi basliyor asil hesaplasma. Maskeler dusuyor, kalp aciliyor.

Yazmak istiyorum. Icimdekileri disari cikarmak. KOnusmak gereksiz. Kelimeler yetersiz. Gozler anlatiyor kalbin derinliklerindekini. Bir bakis bir bakisi yakaladiginda, ruh kendine gececek kopru buldugunda, hersey bos...

Hindistan notlari 2004

Gelenler gidenler, gelip gidemeyenler. Hayatim bir oyun, ben bir oyuncu. Bugun var, yarin yok. Seyrediyorum kenardan ne kadar dahilim savaslara, ne kadar dahilim barislara. Sevgilerde ortak, nefretlerde nerdeyim. Hindistan, dogdugum ulke.Tanrinin kucaginda oturdugum ulke. Yazmak istiyorum, elim yazmaz olmus, icimde onca birikinti, soylesem nereye kadar, yazsam nereye kadar. Konusmalar, ardi arkasi kesilmeyen konusmalar. Sessizlik en buyuk hazine. Orda buldum kendimi, orda buldum Tanrimi. Nefretim orda eridi, sevgim orda costu.
Ben sevgi, ben huzur, ben mutluluk. Sessizlik, hediyesini yenice sundu. Gundogumunda uyanan duygular, gun battiginda koselerine cekildiler sessizce. Gunlerce gecelerce aglamalarimin, dokulen onca gozyasinin meyveleri sessiz gecelerde toplandi. Herbir gozyasi yildiz oldu karanligima, aydinlatti yuregimi. Tanri o yildizli gecelerde cikti saklandigi kalbimin en derin koselerinden. Kucakladi beni. Sevgililer... Sevgi sanilan adina sevgi denen savaslar. Egonun oyunlari, zihnimin dalavereleri. Savas bitti denilen yer egonun olumu, zihnin gomulusu, Ben'in uyanisi. Huzur, mutluluk, sevgi mayamiz.

* Tasinma nedeniyle acildi eski kutular, yazilari yirtip atamadim, yazayim dedim.

25 Mayıs 2010 Salı

Gokkusagi

Bugun Mira'yla cizgi film seyrettik. Mickey'nin renklerle olan macerasi. Mickey'nin Clubhouse'unun butun renkleri kaybolmaya basladi ve onlar renkleri geri kazanmak icin gokkusagi yakalayicisi isimli bir alete, gokkusagini olusturan renkleri tekrar bulup geri koydular, sonra onunla renkleri geri yuklediler. Cok nefis anlattim...

Neyse baktim ki gokkusaginin renkleri soyle; kirmizi-turuncu-sari-yesil-mavi-mor

Acaba boyle degil mi ki diye de dusundum? Cok emin olamadim, bilemedim, umursamadim.
Gordugum sadece gokkusaginin renkleriyle chakra'larimizin renkleri ayniydi, sira olarak bile. Durunca gordum ki sudan olusan biz (ya da cogunlugumuz su olan diyeyim) ancak ISIK geldiginde renklerimizi gosterebiliyoruz...

Isik, uyanis, rengarenk bir hayat....

11 Mayıs 2010 Salı

Dramalar...

Kalbim mengene icinde. Hayat hep seni en sevdigin, en bag"im"li oldugun noktadan yakaliyor. Yillar yillar onceydi. "Ben bu dramanin parcasi degilim ve olmayacagim, mutlu olmak icin bu evden cikmam lazim" dedigimde. Umurumda olmamisti hicbirsey. Ne kaldigim yer, ne yattigim yer, ne yedigim yemek. Onemli olan ben'dim. Saglikli bir ben icin yapilmasi gereken sey buydu. En sevdigim seyi kardesimi arkamda birakip cikmistim. Ama onu birakamadigimi yillar icinde hep yasadim. Onu biraktigim icin suclandim, cunku kendimi suclamistim. Onu biraktigim icin sevgisini eksik gormustum, cunku kendimi cezalandiriyordum. Senin gibi abla tabii sevilmez diyordum. Birkac ay oncesine kadar pek cok sey yasadim sayesinde. Gizli kalmis koselerin kokusmusluklarina isik tuttu beraber yasadiklarimiz.
Simdi o bir dramanin icinde. Kalbim mengene icindeydi dunden bugune. Simdi icimden cikti, ellerim yazmak istedi. Herkesin onunde secim var, iyilesmek icin. Iyilesene kadar ayni olaylari tekrar tekrar yasatiyoruz kendimize. Ta ki iyilesene kadar. Iyilestigimizde ancak o olaya "hayir" artik sana ihtiyacim yok deme cesaretine sahip oluyoruz, yoksa hicbir zaman diyemiyoruz bu tek kelimeyi.
Bugun ben ona iyilesmeyi secmesi icin konustum. Ancak o duydu mu bilmiyorum. Ben duydum. Ben, Uma, iyilesmeyi seciyorum. Hickimsenin dramasina ait degilim, kendiminkine bile. Bag"im"liliklarim acitan kalbimi. Iyilesmeyi seciyorum. Gecmisteki tum tehditleri, olumun ucunda yasanan aile hayatini, kavgalari, dovusleri degil "huzur'u seciyorum. Bugun sembolik bir kaniti daha var bunun. Kanada'ya gidis biletimizi aldik. Savasmayan ulkeye. Mira'nin, Uma'nin dunyadaki dogumgunu gibi 22'si cikti. Yeni bir dogum gibi. 22 Temmuz'a kadar Turkiye bana neler ogretecek ve sonrasinda bilemiyorum. Bildigim teksey bu dunyanin kurtaricisinin ben olmadigi.
* Her konusmak istediginde O'nun elcisiyim, Allah'a emanet ol canim kardesim.

13 Nisan 2010 Salı

Yalan dolan midir hayat?

Hayat neden verildi bize? Kim oldugumuzu bulalim diye. Anamiz babamiz, kocamiz karimiz, cocuklarimiz ve es dostlar hep arac. Varliklariyla sorgulatiyorlar her animizi. Kimsin sen?

Peki bu senaryo icinde yalan nereye sigar?

Zaaflarimizi kapatmak icin soylediklerimiz, korktugumuz icin soylediklerimiz, yuzlesemedigimiz icin soylediklerimiz. Soyledigimizi bile farkedemediklerimiz.
Soyleyince ne oldugunu ne kadar dusunuruz acaba?

ben "uma" bu dunyaya kim oldugumu bulmak icin geldim. Tahammulum yok oyalanmaya. Surekli savas halinde biri gibi gorunurum, savasim kendimledir, az bilen vardir. Kavga ederken bile kulaklarim dinler bu nereye gidiyor diye. Aci geldiginde takip ederim korku nerede diye. Hicbir firsati harcamam. Gecmem gecistirmem. Kavgami ederim son zerreme kadar. O son zerrem de huzuru hissedene kadar surer kavganin seyahat suresi. Yaranin derinligiyle ve etrafimdaki aracilarimin yardima gonulluluguyle de alakalidir bu. Yalan soylemeyi secip gecistirmeye calisanlarla devam eder durur kavgam. Temcit pilavi gibi... Cunku ben kavgami ederken kendim icin, beni anlayamayip benimle kavga edenler bilmezler iclerindeki yaralari. Onlar sadece benim kavgaciligima cevap verdiklerini sanarlar. Herkesin zamani gelir oysa... Bir bir.

Araclarim gorevlerini bitirdiklerinde degisir yerleri digerleriyle ve yeni yaralar acilir. Degisirken bunlar istemeyi biraktiklarim da bir bir gonderilir hayatima.

Oyunu tek sebepten oynuyorum, uyanmak dilegim. Beni hala uyutmaya calisanlarin ninnilerine tikandi kulaklarim. Uyuyanlar icin de cok can sikici benim feryatlarim. Ne guzel surda uyuyorduk di mi?

22 Mart 2010 Pazartesi

Haber

Uzun sayilmayan 18 aylik bir surecin sonucunda Kanada oturma iznimizi verdi.
Bu surecte once huzurun orda, burda olmadigini icimde oldugunu ogrendim.
Kendimi gitmek zorunda hissettigim halimden, hayirlisiysa giderim degilse kalirim ve yine de bir guzel huzur icinde yasarim'a gectim.
Gelecegi dusunerek yasama, bugun elinde ne varsa onu yasa'yi pek cok defa tecrube ettim. Gelecege yatirim yapip durursan bombos bir elle simdi'de kalabilirsini ise derinden anladim.
Bugun haber aldigimda sevinmedim bile, ayniydim, huzurlu, dingin, sakin.
Dun annem Meryem Ana'daydi, mum dikmisti benim icin ben dua etmistim. Hayirli cevaplar gelsin, evet veya hayir cevabi farketmez, neyse hayirlisi olsun.
Ama surec benim merakli halimi cok torpuleyemedi. Hala o site benim bu site senin acaba ne zaman haber gelecek diye dolandim durdum gecen gunlerde :)

Bugun sadece bu var yazabilecegim. Kimbilir bu surec daha neler neler ogretecek bana akarken.