13 Mart 2009 Cuma

Geldi...

Bugun sabah Safinaz gibiydim. Zorla kalktim yataktan, zaten belim agriyor, ilk 5 adimi burkula burkula atiyor ayaklarim. Sonradan belim isiniyor herhalde, dogruluyorum. Var yine sirtimda tasidiklarim, yuzlestiklerim, bazilarini ise beklettiklerim belki de. Gorevler birbiri ardina ezbere ve sevgiyle yapildilar. Sonra Mira'nin okul vakti. O eglenirken arkadaslariyla ben de ders calisiyorum. Ders bitmeden bir goruntu geldi gozumun onune, simdi bunu yaziyorum ki animsayacagim ilerde. O cok sevdigim hocam gelmis Kanada'ya, tatilde, bizdeymis. Ara verip gulumsedim, sevincli bir goruntuydu benim icin. Sonra calismayi bitirdim. Kulagima taktim bir Mercan Dede. Basladi calmaya 800. Ceza dile geldi...
aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
zapteyledi bütün ensai vücudumu.
kaldı kâvi bir namı bana, baki

şu koskoca alemde yalnız bir kulum
aşk olmasa hiçbir işe gelmezdi gün ışığı

aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
zapteyledi bütün ensai vücudumu.
kaldı kâvi bir namı bana, baki

ya sana varmak ya bana varman
ya bana gitmeden yanıma kalman
yasını tutmasam, yaşına varsam
karanlık doğmadan, ışığa kalsam
hayal hiç ölçülmez, ne boyu ne de eni
kaya kürür, gönül yakar hep, koru benim
hayata seninle dayanırım her nefes diken
diken ne derttir gülüm, canın sağ olsun da senin
aşkın yok nispeti, bir anda bağlanır kısmetin
her düğüm çözülür, çek hasreti
havadaki kasvet birazcık benden
karadaki ben değil, havadaki bazen
uçan bir kuş, bazen kaybolan bir kumum
koskoca alemde yalnız bir kulum
kolkola gezmek her can ile suç mu
tamam o zaman, benim bu alemde en suçlu

baktım göğe masmavi, bastığım yer hâki
gördüğüm diyar çok, görmediğimse gani gani
nefes alıp veren bu can da çaresiz kalınca
özlemim büyük, yolum uzun, ben de bir karınca
yanan gönül akan suda, o yolun en sonunda
dostum bende solur, eğer dostum benle kalırsa
dostun senle yaşar, dostun eğer senle ölürse
bir çiçek olup açar belki tekrardan doğunca
her açan senin gülün, hergünse benim günüm
gözyaşı insan külüyse, her yakan insan sözü
kıvılcım sözün özüyse, ayrılık yakar gözü
tek gören gönül gözüyse, kelamım gönül sözüm
yalnızlıktan galip çıkmaktır irfan hiç olmadan
irfan çıktığın her seferden dönmek hasret ekmeden
ektiysen de ders almaktır hasret filizlenmeden
ekmediysen gönül almaktır seferin bitmeden

Dolanmaya devam ettim okulun koridorlarinda. Sakin, huzurlu, dusuncesiz, sessiz, sessizden daha derin. Icimde birsey buyumeye basladi. Bir aslan kukredi kukreyecekti, bir volkan patladi patlayacakti. Bir dev sanki uykudan uyanmis ayaga kalkmisti. Vucudumun icindeydi hepsi. Nefessiz kaldim, hani sevincten konusamaz insan agzini acinca kikirdar ya. Oyle...
O anlarda Hindistan'dan paket gelmis. Icinde dogumgunu karti, binlerce Hindistan fotografi, ve Shivaratri'de Shiva'ya sunulurak kutsanan uzumler, kuller, yapraklar.
O anlarda sevgili dost bir guzel cuha cicegi yollamis, fotograf formatinda.
O anlarda biri uyandi, ayaga kalkti.
ben etrafa baktim, ben degildim bakan, herkes ayniydi, genislemisti bu beden. Duymaz gormez, dilsiz, sozsuz, gulumseyerek dolasmaya devam ettim koridorlarinda okulun.
Simdi sakince parmaklar basip yaziyor, ne dev burda ne de ben... Ama butun bunlari goren biri var burda....

9 Mart 2009 Pazartesi

Sevgi kaca?

Bu Ankara beni pek bir altust etti, havalandirdi. Icimdeki yasam enerjisini bir aciga cikardi ki, yollarda cam acik gezdim karin sogugun ortasinda. Dondugumde bir aci vardi uzerimde bir turlu cikmayan. Esimin bir saf sozune, gozune patladi aci. Sonra dindim, duruldum, baktim patlayana. Gosterdiklerine.
Sevgi, gercek dogam benim, oldugum hersey olmayi biraktigimda bana kalan tek miras, Baba'min emaneti. Baba'min tohumu. Baba'm ve ben... Hersey aslinda. Oysa bilmemek bunu ve satin almaya calismak. Takas etmek dunyada senin elinde oldugunu sandigin seylerle.
Cici kizlar sevmezdi beni, ya da ben onlarin yaninda durmaya layik bulmazdim kendimi. Hep kapici kizlariyla oynardim. Simdi sukrediyorum onlarin o safliklarinda bozulmadan kalabildigim icin. Cici bir kiz geldiginde de bebegimi verirdim misal, beni sevsin diye. Sonra yemek ismarladim beni sevsin diye. Sonra vaktimi, kulagimi, kalbimi verdim beni sevsin diye. Sonra ellerimi, kollarimi, yatmak icin bagrimi verdim beni sevsin diye. Sonra verilecek her cm2 yi verdim beni sevsin diye. Zihnimden dogan suprizlere bogdum herkesi bir bir, beni sevsinler diye. Elimdekileri verdim, bir damla sevgi icin. Geriye alamadigimi simdi bilerek, elimde oldugunu sandigim herseyi verdim. Umutlarimi, hayallerimi, gozyaslarimi... Yeter ki beni sevsinler diye.
Oyle cok sevmis ki beni, ne verdiysem izin vermedi o bir damlanin bana gelmesine. Gelse de sonra zehir zemberek etti. Bir damla sevgi icin hazirim, oderim bedelleri derdim. Odedim, her zaman odedim. Bir damlaydi...
Oyle sevmis ki beni, cogu zaman hiiicc vermedi, ben bedelleri odedim, ama eve elim bos dondum. Evde, kalpte bekleyendi, beni hep bekledi. Ne zaman yeter artik bitir bu cileyi desem, ne zaman ki elimi etegimi ceksem hayattan, ölüme yalvarsam, sabahina bir cosku filizleniverirdi kalbimden, bir ciglik, bir sevinc. Sanki kan aglayan benim gozlerim degil, sanki parcalanmis, lime lime edilmis benim kalbim degil. Hoooppp degis ton ton edalariyla bambaska bir ben yaratirdi dokuntulerin arasindan. Bir sevgi dolar tasardim, gulerdim, delirdim herhalde diye.
Cok sukur elimi hic birakmayan Eli'ne. Cok sukur kanayan yaralara, cok sukur karsiligini bulamadigim eksik sevgilere. Onlar olmasaydi nasil arkami donerdim, nasil Gunes'i gorurdum ciplak gozumle.
Sukur vermediklerine, sukur benim olmayanlara, sukur doktugum butun gozyaslarina, kanayan butun anilara. Bitti....

8 Mart 2009 Pazar

Baglanma

Sinavlardan birincisi psikolojiydi, en onemsenen konu ise Baglanma. Hoca en cok buna calis demisti. Zaten Mira'nin dogumuna yaklasirkenden beri calisiyordum aslinda bu konuya. Onun rahmime dusmesiyle pek cok gecmis aniyla yuzlesmistim. Ofkelenmistim, kan kusmustum. Gecmiste yasadiklarimi seyretmis, cok sonra annemi affetmistim. Affetsen de birini, sistemin temizlenmesi zaman aliyor aslinda. An donup donup kontrol ediyor hala ayni yerde misin, ayaklarin yere saglam basiyor mu diye. Saglamdim, icim de tuy gibi hafifti. Sonra Mira buyumeye basladi icimde. Gecmiste yasananlar dersti bana, ben bilinmeden yapilmis o hatalari yapmayacaktim, bize misafirlige gelen bu kucuk kiza. Dersimi cok calismistim, cunku en zor anlarda ezber bozulur. Ezberlediklerin degil sistemdekiler calisir. 3 seneye yaklastik, misafir halinden memnun, hatalar, olmazsa olmaz, yoksa o nasil ogrenir, yoksa ben nasil gelisirim. Ankara'ya gidis bir sinavdi bu egitimde. Ankara'daki baska bir sinav. Onlar baba, kiz, anneanne Istanbul'da kaldilar. Ben cok tedirgindim, ya benim yasadiklarimi yasarsa, ya o kucucuk cigeri yanarsa diye. Sonra biraktim tedriginligimi, teslim ettim onu gercek Anne'sine. Gittim. 4 gece, 4 gun sorunsuz gecti. Dondugumde ders notlarimdan ogrendigime gore, sorun ciksa Mira beni protesto edecekti, ama o biraktigim gibi duruyordu. Nese icinde sarildi, optu, cigliklar atti. Sinavdan gecmistim...
Annem ozledin mi diye sordu, yoo dedim. Niye ozleyeyim ki o hep kalbimde...

Gunce'nin guncellenmesi...

Gunluk tutmak buyuk disiplin isi. Ortaokul yillarinda vardi bir gunlugum, kuzenimden ozenip ben de baslamistim. Sonraki yillarda acip acip gulmustum, Hindistan donusunde de atmistim. Soyle seyler yaziyordu. Sevgili gunluk, bugun cok sikiliyorum, hicbir sey yapmadim. Saat simdi 20.15 ders calisip yatacagim. Sevgili gunluk, bugun kardesimin basi egik olarak yatmasina izin verdigim icin ozur diliyorum. Oyle yatmamaliydi. Onun haricinde bugun digerleri gibi sikici bir gundu. Saat 20.24 ders calisip yatacagim. Sevgili gunluk annemle babam yine kavga etti. Bugun E. okula gelmemisti. Saat 20.18 ders calisip yatacagim :)))
Yani anlasildigi uzere cok cikarilacak ders yoktu. Herseyle ilgili sucluluk duyabiliyordum, surekli sikintiliydim, asik oldugum kisinin ismini gizliyordum, annem anlamasin diye :) Ama annem ben uyuyunca basucuma gelip hipnoz gibi kendi gelistirdigi bir yontemle bana sorup, cevabi alir, ertesi gun de beni bin pisman ederdi :))
Biraz once Gurudev'in gunluklerinden okuyordum. Gunluk tutun, sonra yillar oncesine donunce ne kadar ilerlediginizi goreceksiniz diyordu.
Gecen hafta Ankara'daydim, bahsettim dostuma, BIR'likten konusurken. Ben neysem dunya o, oyle iyi biliyorum ki dedim. Bilsen 20 sene once bu dunya nasildi, kimler vardi yakinimda. Kimleri gorup, kimlerle konusuyordum, neler yasiyordum, nelerle yuzlesiyordum.
Simdi ise neler var, kimler var....
Bin sukur yasadiklarima beni bugune tasidiklari icin. Bin sukur bugunume, sagligima sihhatime, INANCIMA.
Ankara'ya gittim, cikan Af'tan yararlanmak icin. Kime soylesem beni taniyan, gulumseyip, demek kendini affetme zamanin gelmis dediler :) Evet, insanin herkesi affetmesi kolay da, kendini affetmesi ne kadar da zor. Cunku yalan soylesen de kendine ani kurtarmak icin, cig gibi buyuyup gelir gercekler, hayat olur yasanirlar, acisiyla tatlisiyla. Insanin kendini affetmesi ne zordur. Hele de ayrilinmis sehre, ayriliklarin besigi sehre, Afedilmek icin gidildiyse. Kalkar gelir butun hayaletler, basucunda birikir. Gormezden gelinmez bu seyahatte cunku adi Af'tir. Haril haril ders calisilir. 9'un 6 si affedilir. Geriye iki sinav bir odev kalir. Herkes cok sevinir, gurur duyarlar. Oysa affedilmek icin bekleyenin kalbi, zihni hala agirdir. Insanin kendini affetmesi en zorudur. Degerli oldugunu animsamasi. Ilk dogdugu gunku gibi saf oldugunu aslinda, hicbirseyin kirletemeyecegini bilmesi.
Kurumlar Sosyolojisi dersimden oyle kortum ki, gecemem kesin dedim, gecemedim tabii ki. Hoca benimle konusmaz dedim, konusmadi tabii. Hoca kimdi, ders neydi? Nadasa biraktim bekliyorum, cicek acip cikmasini, gormeyi koklamayi. Hoca da ben, ders de. Ogrenmem gereken neyse bekliyorum.
Bunlari yasarken Ankara'nin birinci gun kar yagan, ikinci gun yagmur yagan, ucuncu gun gunes acan, dorduncu gun bahar gibi iliyan havasinda anladim ki yasananlar yasanacaklari gibi yasaniyor ancak, ya ben dusuncelerimle dusunduklerimi yasiyorum, ya da yasanacaklari dusunup yasanmasini bekliyorum. Hangisi bilmiyorum, umursamiyorum da.
Elimde cok seyler kaldi gecen haftadan. Hepsi bir seferde cikmaz diye dusunuyorum ama parmaklarim yazmaya devam ediyor....

27 Şubat 2009 Cuma

Temizlik var...

Kimsenin hayatini bilemem, ama benimkini ve bana yansiyan hayatlari bilebiliyorum ancak, bilmek aslinda cok derin kelime, gozleyebiliyorum diyebilirim belki de.
Birkac haftadir dunyevi bakis acisiyla bir guzel haber duymadim. Hastaliklar ve olumler her yanda.
Daha once yoklar miydi eminim vardilar, ama bu kadarina hayatim boyunca denk gelmemistim. Simdiki bilincimle sukurler olsun hicbir hastaliga hastalik, olume de kayip gozuyle bakmadigim icin baska turlu gozlemleme sansi veriyor Tanri.
Martin ilk haftasi sadece benim sinav haftam degil gibi bir icgoru icindeydim bugun. Yazmak istedim. Esimle konusuyordum bunu. Benim icin yillardir, eksikligini hissettigim bir tamamlanmamislik duygusunun sinavi girecegim. Oysa tam'im, hic eksilmedim. Bir diplomayla ben, ben'ligimden birsey eksiltmedigim gibi artirmayacagim da. Ama Tanri bu donem bunu uygun gordu, calistim, giriyorum simdi sinavlara. Icimde korku degil ama migde bulantisi ile karisik kaygilar var. Basarbilmek diye bir kelime gorunuyor silik, gri, titrek. Parlak, sari, canli degil. Babami animsiyorum. 15 gun calisarak kazandigim H.U Sosyoloji Bolumunu duyunca "senin yerinde olsam bosuna puanlarimi harcamazdim, kaydimi yaptirmayip seneye bir daha girerdim. Kazandigin okul mu, bolum mu?" gibi yorumlari aklima dusuyor. Mukemmelliyetciligini nasil da genetik olarak almisim. Bu kadar calistim, basarabilecek miyim? Basarmazsam ne olacak? Ne fark edecek? Kim icin farkedecek? Hayatimda verdigim en iyi kararlardan biriymis kaydimi o bolume, o zaman yaptirmak ve bunca aradan sonra bu sene yine geri donebilmek. Bitmesi gereken, yarim kalmis bir is var ortada. Gurudev'in DIN kisaltmasi vardir. Do it Now. Simdi bitirme zamani. Aklimda kalan grilikleri Nefes ile ufleyip, gunesi dogurma zamani.
Bu surec icinde annem bizde kalacak, ben Ankara'da. Annem damadinin yaninda dogru anneanneligi oynayabilmek icin, Mira ilk defa annesinden ayrilmayi, bu sure icinde onu kalbinde bulmanin ne demek oldugunu anlayabilmek icin bir sinav atlatacak kendi icinde. Esim kayinvalidesiyle gecirecek bu gunleri, kendi icindekilerle yuzlesecek. Kiziyla basbasa olacak babaligiyla yuzlesecek. Ben herkesten uzak olacagim, kendimle yuzlesecegim. Eger hala gecerliyse kime ne kadar bagli ya da bagimli oldugumu test edecegim. Kimi ne kadar kontrol ettigimi veya etmekte oldugumu gozleyecegim, veya durup kontrol etmeyecegim. Dunaynin, bu evin bensiz de donecegini gorecegim. Kayinvalidem saglik sorunlariyla yuzlesecek, acilarini, hayalkirikliklarini saglik sorunlarina cevirip ya onlari temizleyip yollayacak yerlerine, ya kabul edecek icinde, buyumek adina. Daha da cok sey var ama ozellik alanina girdigi icin yazamiyorum...
Neyse yani diyecegim su ki, Martin ilk haftasi cok koklu seyler oluyor. Ciddi temizlik var buralarda. Boylesine hic denk gelmedim.
Bir ara vakit bulunca da yazacagima dair kendime soz veriyorum. 23 Subat yani d.gunumun ertesi gunu, yani hastaligimin ertesi gunu, yani kayit yaptirdigim gun MahaShivaratri idi. Yani Shiva'nin yeryuzune inip Parvati (Uma) ile evlendigi gundu. Shiva yikim Tanrisi diye bilinen...
Ortaligi hep temizler, yanlislari yikar, yenileri insa edebilmemiz icin...
Ne Tesaduf !?!

26 Şubat 2009 Perşembe

Hatirlatma

Niye yaziyorum, yazmak istedim yine. Yaz demisti icimde bir ses. Neyi diye dinlemeye calistigimda neyi yazacagimi bile bilmeden yaz demisti. Simdi durdugumda, icimdeki ses hala devam etmem gerektigine yonlendiriyor beni. Yazmak istedim, yazmaya basladigimin bir noktasinda, egomun yonlendirmesiyle beni okuyanlari gormek istedim. Ekledim bir arac cubugu, eklendi isimler ardi ardina. Yazdiklarim oylesine Ben'ceydi ki, bunlari paylasacagim bir kac kisi bulamazken yasadigim dunyada, yazdiklarimi kim ne yapsindi, icimden gecen. Ama yine de egom bak bakalim kim okur diye durtmustu beni. Icimin umurunda degildi, cunku inanci tamdi, disarda kimsenin olmadigina, herkesin icerde olduguna. Egomun oyununu seyrettim hep. Blogu actigimda kac kisi var diye bakisimi. Icimdeki hissi izledim. Biri eklendiginde, biri yorum yaptiginda. Sonra bunlari da oynayamadi egocum. Dustuler. Acikcasi boylesine oz'den misafirler beklemiyordum. Yine de hatirlamak hatirlatmak istedim. O guzelim bloglarlardaki o guzelim resimleri koyamiyor benim elim, o guzelim bloglardaki o guzelim edebiyati yapamiyor artik benim dilim. Bir ASK var bildigim, bir de ardi ardina dusen oyunlarim. Guncemin nedeni oyunlarimi yaza yaza bitirmek. Oyunlar bittikce, icim bosaldikca dolani yazmak, yazmakla dolmak. Bosalmak ve dolmak sonra Birlige doymak, dolmak, dolmak, tasmak ve okyanusun dibine inip bir daha cikmamak.
Yolculugumda eslik ettiginiz icin Ic'ten tesekkur ederim :)

Nerdeyim ?

Kasim sonundan bu yana okuduklarim herhalde 5000 sayfa oldu. Ben nerdeyim ? Yazilanlarin yazildigi, okunanlarin bittigi, durdugum an'dayim.
Kasim sonundan beri Mira alisilagelmisin disinda eksikligini yasiyor annesiyle gecirdigi zamanin. Ben nerdeyim? Aslinda Mira'nin kalbinin dibindeyim, ama o 2.5 yasinin coskusuyla ellemek, koklamak, sarilmak, oynamak, oynamak, oynamak istiyor :)
Kasim sonundan beri esim odasinda, kah film seyrediyor, kah calisiyor, kah dolaniyor internette, ogrendikce ogreniyor. Ben nerdeyim? Sah damarindan daha yakindayim ama Avatar seyredelim dediginde yanibasinda belirenim. Tek simarikligimiz o kaldi bu surede.
Kasim sonundan beri, dile kolay... Vucudum cok yoruldu. Zihnim kayniyor. Kalbim dingin cogu zaman, ama basladi mi sallanmalar, cabuk denge kayboluyor son gunlerde.
Simdi blog cercevesinde yaziyorum, ilerde animsayacagim bunlara bakarsam.
Dogumgunumde nasil belim tutuk, bogazim sis, oksurerek uyandigimi ve kalkamadigimi.
O halde gecenin 2.30 unda otobusle 6 saatte nasil Ankara'ya gittigimi, 4 saat sonra yine 6 saat otobus yolculuguyla nasil Istanbul'a geri dondugumu.
Mira'nin tedirginlikle gece 7 kere uyandigini beni hic uyutmadigini.
Ertesi gunu Kanada Konsoloslugundan gelen mektubu.
Animsayacagim ve gulecegim.
Nasil sallaniyordum o zamanlar, simdi nasil durgunum diyecegim.
Ben nerdeyim? Ne gecmiste, ne gelecekte, parmaklarimin yazdigi yerdeydim.
Sukurler olsun tum hastaliklara, sukurler olsun ust uste gelen islere guclere, sukurler olsun cikan firsatlara. Sukurler olsun bunu bana yazdirtana, ve bu satirlari okuyup gonlunde bu asigi hatirlayan dostlara...

Prem OM

9 Şubat 2009 Pazartesi

Aynanin Parcalari

Hayatim boyunca mutlaka hangi sehirde, hangi ulkede bulundugum farketmeksizin, herkesin bir tanidigina benzetildim :) Hep gulumsedim, yok o ben degil dedim.
Hindistan'a gittigim ilk sene ashram'a yerlesmek uzere telasla bir oraya bir buraya kosarken, kalacagim odanin bulundugu katta -daha sonralari daha iyi taniyacagim- Radhaji ile karsilastim. Piril piril gozleriyle cin gibi bakan, zehir gibi bir kadindir Radha. O'nunla tanismayip gorseniz sadece, yine de anlarsiniz nasil akilli oldugunu, fiskirir sanki zekasi o yuvarlak kafatasindan. Radha zeki oldugu kadar da meraklidir. Herkesi tanir, herkes hakkinda bilinebilecek herseyi bilir, ogrenmistir, ogrenmeye her daim heveslidir cunku. Neyse sanirim Radhaji'yi anlatabildim. Karsilastigimiz anda bana "Welcome back" dedi, yani guzel turkce ile soylemek gerekirse "Yeniden hosgeldin". Ben saskin bir sekilde bakip, yine gulumsedim, "tesekkur ederim ama ben ilk defa geldim" dedim. Radhaji kendinden o kadar emindi ki, ben bir an tereddut ettim, bir onceki sene burda miydim diye. Gerci bir onceki sene hep Hindistan'daydim mannen, ama Allah nasip etmemisti gitmemi. Ben tabi israrci olup, yok degildim deyince, Radhaji mecbur kaldi, inanmaz bir sekilde kabul etmeye.
Aradan bir iki ay daha gecmisti. Postanenin yan odasinda gorevli calisan, ayni zamanda da Sanskritce ogreten Swami Hamsananda'nin derslerine katiliyordum hergun. Once cay saatimiz vardi. Dua edip, cay icip tatli yiyiyorduk, sonra da derse basliyorduk. Swamiji yaziyordu ogrencegimiz satiri biz ilkokul 1 deki gibi butun sayfayi dolduruyorduk o satirla :) Arada Swamiji'nin misafirleri de gelir, cay saatine katilir, biz derse baslarken de giderlerdi. Bir kere bir misafiri gelmisti guneyden. Bankada calisan biri. Ben kafami deftere gommusum, harfleri duzgun yazabilme cabasi icinde kaybolmusken, adamcagiz surekli bana bakip hayretlerle Swamiji'ye donup birseyler konusuyordu. Swamiji'de bana bakip kis kis guluyordu. Sonunda dayanamayip "Ne oldu Swamiji, neden guluyorsunuz?" diye sordugumda, misafirinin beni gecen sene bankada gordugunu ve bundan cok emin oldugunu soyledigini iletti. Ben guldum yine, "herkes beni birisine benzetir zaten" dedim. Sonra Swamiji "You're all-pervading!" (Hindistan'da Tanri'nin sifatlarindan biridir. Dort bir yana yayilmisligini anlatir"diye espri yapip misafiriyle konusmasina devam etti.
Bir kac hafta sonra benim hocam Swami Muktananda'nin dersi icin kapinin onunde bekliyorduk. Kapi kilitli oldugu icin mecburi ve keyfi bir Ganj'a bakarak dalma seansi icindeydik. Italyan cok guzel bir kadin vardi Swamiji'nin dersine gelen. Yanima gelip oturdu, sohbet etmeye basladik. Sanki sohbetimiz yarida kalmis, ve ben onu taniyormusum gibi konusuyordu. Bu sene de sunu yapiyorum gibi bilgi vererek yani. Hani gecen sene ne yaptigini biliyorum ya! Ben de durumu farkedip, beni biriyle karistirdin sanirim dedim gulerek. "Yoo, sen gecen sene de burdaydin, tanismistik ya" diye emin emin cevap verince ben yine gulumsedim, "yok beni benzettiniz, ben ilk defa geliyorum" diye duzeltmek zorunda kaldim.
Bu orneklerin hepsini yazmakla bitmeyecek ama yakinlarda olan iki ornegi de soyleyip konuyu kapatiyorum.
Cok sevdigim, yazilarini bayilarak okudugum bir yazar, bloguna biraktigim yorumla benim blogumdan haberdar oldu. O da benim yazilarimi takip etmeye basladi. Sonra birgun yazdigi bir yazi ile ilgili ozel bir yorum yapmak istedigim icin, emailine yolladim yorumumu. Tabii haliyle Hindistan'da verilmis ismim Uma degil de, ailemin verdigi isimle gitti email. Sonra bu sevgili arkadasin icine kurt dusurdum, cunku o bir suredir baska bir blogu ben yaziyorum diye takip ediyormus. Daha acik soylemeye calisayim. "Ben kimim guncesini" yazan ben, sadece bu blogu yaziyorum, ama o baska bir blogda kiziyla ilgili yazilar yazan bir bayani da ben saniyormus, ve ikimiz BIRiz diye takip etmeye devam etmis. Sonra benim aile ismimle email gidince dusundukleri dagilmis. Cunku o annenin ismiyle benimki ayni degil. Bu sefer de orda da baska bir isimle mi yaziyorum diye konuyu bana acti. Beraber cok gulduk :)
Bugun de yine cok sevdigim bir yazar, yine cok sevdigim bir yazarla beni BIR sanmis, karmasa oldu, ben yine bir aciklama yazdim, kimsenin kafasi karismasin diye.
Simdi butun bunlarin sonunda nereye baglanacagiz ? :)
Ister bedenen, ister zihnen olsun, ister yuzumun gulumsemesi, ister kalemimin ciziktirmesi olsun, su anda bu yaziyi yazan kisiyi birilerine benzetip yine "ben" sananlar, aslinda butunlugu bilen, goren insanlar bence. Cunku o ashramda kalan da BEN, bankadaki de BEN, bu blogu yazan da BEN, digerini yazan da BEN. Herkim ki ayri sanar, (ki bu nacizane surekli aciklama yaparak ayrilik yaratandir) yanilginin en buyugunu yasar. Ne sen var, ne ben ...Hepimiz kirilmis bir aynanin birer parcasiyiz ve sadece O'nu yansitiyoruz.
BEN'lik bilinciyle, ve bu vucuda O'nun mabedi gozuyle bakmaya calisan bu Uma, bu anilarda andigi herkese sukranlarini yolluyor, O'nun BIRligini gosterdiginiz icin...

PREM OM!

5 Şubat 2009 Perşembe

by Ram Tzu ( 10 )

Ram Tzu knows this....(Ram Tzu sunu biliyor)

You think (Saniyorsunuz ki)
Ram Tzu is talking (Ram Tzu)
About someone else. (Baskasi hakkinda konusuyor)

On adet tokati yazdim oohhh super rahatladim. Baskasi ne dusunur okurken bilemem ama ben en tokatlandiklarimi yazdim :) Yani Ram Tzu bu 10. siirinde yanildi sadece :))
Rishikesh'te minik bir kitapcida bulmustu cok sevgili bir arkadasim. Hepimizin ayaklari bir karis yerden yukarda gezdigi zamanlarda, kafa ustu yere cakip, sonra da burnumuzu yerde surtmustu bu nefis kitap.

Zen yayinlarindan cikmis, No Way for the spiritually "Advanced"
Arada okumak cok cok iyi geliyor :)
Tavsiye ederim diyecegim simdi, Ram Tzu bir daha tokatlar diye ellerim titriyor yazarken :) Kime ne tavsiye ediyorsun? Kim var saniyorsun? :)))
Veya sen mi tavsiye ettigini saniyorsun? :))
Bu liste uzaar gider.

Iyi geceler....

by Ram Tzu ( 9 )

You think something's wrong (Birseyin yanlis oldugunu dusunuyorsun)
There must have been a mistake (Bir yanlis olmali)

You think things should be different (Olanlarin baska turlu olmasi gerektigini dusunuyorsun)
By different you mean better ( Baska turluden kastin, daha iyi olmasi)
And you're pretty sure (Ve bayagi eminsin)
You know what better is. (Iyinin ne olduguna dair)

You would eliminate (Ortadan kaldirabilirsin)
All the "bad" stuff (Butun "kotu" seyleri):

War (Savas)
Disease (Hastalik)
Suffering (Aci)
Famine (Kitlik)
Pollution (Hava kirliligi)

Would be good for starters (Yeni baslayanlar icin iyi olabilir)

Who could argue with that? (Kim buna itiraz edebilir?)

You would save cute animals (Sevimli hayvanlari kurtaracaksiniz)
You would ban bombs (Bombalari men edeceksiniz)
You would halt injustice (Adaletsizligi durduracaksiniz)
You would make everyone happy (Herkesi mutlu edeceksiniz)

Why not? (Neden olmasin?)
It could happen. (Olabilir)

And if it does, Ram Tzu knows this... (Ve eger olursa, Ram Tzu sunu biliyor)

God will be grateful (Tanri sukran duyacak)
For your help. (Yardimlariniza)

by Ram Tzu ( 8 )

You murder (Olduruyorsun)
Then eat (Sonra yiyorsun)
Plants
Instead of animals. (Hayvanlar yerine, bitkileri)

You believe that this (Inaniyorsun ki bu seni)
Brings you closer to God. (Tanri'ya daha da yaklastiracak)

It's a petty virtue (Onemsiz bir erdem)
But it makes you proud (Ama seni gururlandiriyor)
To be so pure (Saflastiriyor)
And so spiritual.(Cok ruhani yapiyor)

Ram Tzu knows this... (Ram Tzu sunu biliyor)

You're not what you eat (Sen ne yediysen o degil)
You're what God thinks (Tanri ne dusunduyse osun)

by Ram Tzu ( 7 )

Ram Tzu knows this... (Ram Tzu sunu bilir)

Your life is a journey
In which
No one is going any were

Hayatiniz,

Kimsenin hicbir yere gitmedigi

bir yolculuk ...

by Ram Tzu ( 6 )

You believe in creative visualization (Yaratici goruntulemeye inaniyorsun)
But you can only extrapolate (Ama sadece tahminde bulunabilirsin)
From what you have already seen. (Simdiye kadar gorduklerini kullanarak)

You can't visualize Peace (Huzuru tahayyul edemezsin)
Only the absence of turmoil. (Kargasanin yoklugunu bilirsin)

You can't visualize Wholeness (Butunlugu tahayyul edemezsin)
Only the absence of fragmentation (Parcalanmanin yoklugunu bilirsin)

You can't visualize Love (Aski tahayyul edemezsin)
Only the absence of hate (Nefretin yoklugunda bilirsin)

You can't visualize Joy (Neseyi tahayyul edemezsin)
Only the absence of sorrow. (Kederin yoklugunda bilirsin)

Ram Tzu knows this... (Ram Tzu sunu bilir)

There can be Peace,
Wholeness, Harmony,
Love, Joy. (Huzur, Butunluk, Ahenk, Ask, Nese olabilir)

But not if you're there (Ama senin yoklugunda)

by Ram Tzu ( 5 )

You disdain political power (Siyasi gucu kucumsuyorsun)
You're too ethereal for that. (Bunun icin cok duygulusun)

You scorn economic power (Ekonomik gucu asagaliyorsun)
You're too egalitarian for that. (Bunun icin cok esitlikcisin)

You abhor military power (Askeri gucten nefret ediyorsun)
You're too peaceful for that. (Bunun icin cok baris icindesin)

You like chi power, (Sen Chi gucunden)
Kundalini power, (Kundalini gucunden)
Prayer power, (Duanin gucunden)
The power of positive thinking. (Olumlu dusunce gucunden hoslaniyorsun)

You think there is a difference. (Ve aralarinda fark oldugunu dusunuyorsun)

Ram Tzu knows this... (Ram Tzu sunu bilir)

Egos needs fuel. (Egolarin yakita ihtiyaci var)

by Ram Tzu ( 4 )

Your Master told you (Ustan sana soyledi)

The way is to be
Without questions. (Hicbir soru sormadan OL'maktir yol)

Now you want to know, (Simdi ogrenmek istiyorsun)
How do you do that? (Bunu nasil yapacagini?)

by Ram Tzu ( 3 )

Ram Tzu has a question for you (Ram Tzu'nun sana bir sorusu var)

If you don't define yourself (Eger kendini tanimlamazsan)
By what others think of you (Baskalarinin senin hakkinda dusunduklerine gore)

And (Ve)

You don't define yourself (Eger kendini tanimlamazsan)
By what you think of you. (Kendi hakkinda dusunduklerine gore)

What are you ? (Sen nesin?)

by Ram Tzu ( 2 )

You stand at the edge (Ucurumun kenarinda durmussun)
Ready to throw your self in. (Kendini atmaya hazirsin)

What a shock to discover (Oysa kesfi ne buyuk bir sok)

There is no where to go (Gidecegin hicbir yer yok)
And no one to throw (Ve atacagin hickimse)

by Ram Tzu ( 1 )

You can be seen sitting for hours (Saatlerce otururken goruyorum seni)
Palms turned to heaven (Avuc iclerin cennete donmus)
Eyes shut ( Gozlerin kapali )
Your breath even as it exits your nose. (Nefesin iki burun deliginden de esit cikiyor)
Your attention is focused. (Dikkatin odaklanmis)
You've been doing this for awhile now (Bunu bir suredir yapabiliyorsun artik)
You're getting good at it. (Bu konuda da oldukca iyi olmaya basladin)

At first you could barely sit five minutes (Baslangicta bes dakika bile oturamazken)
Now you can disappear for hours. (Simdi saatlerce kaybolabiliyorsun)

Ram Tzu has a question for you... (Ram Tzu'nun sana bir sorusu var)

Why do you come back (Neden geri geliyorsun ?)

* Tercume kadin gibidir, guzel olursa sadik olmaz, sadik olursa guzel olmaz.
** Ram Tzu'nun NO WAY for the Spritually "Advanced" kitabindan alintidir.

4 Şubat 2009 Çarşamba

SOS 329

SOS 329 Endustri Sosyolojisi dersim.
Boris Frankel'in Sanayi Sonrasi Utopyalar'i sorumlu oldugum kitaplardan biri.
Alanis Morissette - Under rug swept albumunden, Utopia...

Okudugum dersten anladiklarimi yazasim yok, ama bu olaganustu kadini dinleyesim var. Hazir konu Utopia iken :)

Kollarimi actim goge dogru, karsimda Gurudev ve Swamiji'nin fotograflari, icim titriyor, icimden bagira bagira soyluyorum sarkiyi... Bir yandan da gozlerim doluyor, hayati cok ciddiye almamak ve mutlu olarak, gulerek, oynayarak yasamak lazimmis diyorum. Beynim yanmis olabilir calismaktan ama ne mutlu boyle bir ara verme sansim var. Sukurler olsun sana ve verdigin herseye.

we'd gather around all in a room fasten our belts engage in dialogue
we'd all slow down rest without guilt not lie without fear disagree sans judgement

we would stay and respond and expand and include and allow and forgive and
enjoy and evolve and discern and inquire and accept and admit and divulge and
open and reach out and speak up

This is utopia this is my utopia
This is my ideal my end in sight
Utopia this is my utopia
This is my nirvana
My ultimate

we'd open our arms we'd all jump in we'd all coast down into safety nets

we would share and listen and support and welcome be propelled by passion
not invest in outcomes we would breathe and be charmed and amused by difference
be gentle and make room for every emotion

we'd provide forums we'd all speak out we'd all be heard we'd all feel seen

we'd rise post-obstacle more defined more grateful we would heal be humbled
and be unstoppable we'd hold close and let go and know when to do which we'd
release and disarm and stand up and feel safe

this is utopia this is my utopia
this is my ideal my end in sight
utopia this is my utopia
this is my nirvana
my ultimate

1 Şubat 2009 Pazar

Yankilar

Internet browser'imin uzerindeki blog folder'imin icindeki blog yazarlari...
Ben ne yasasam onlar nasil oluyor da onu yaziyorlar :)
Ben icimden sunu yazayim, iyice kalbime kazinsin dedigim seyleri nasil onlar hemen duyup yazmis oluyorlar :)
Bu kadar mi aleni oynanir artik oyun ah be SEVGILIM :)Maskeler dusuyor birer birer...
Her dusen maskenin ardindan gulen bir SEN, Mutlu Ol diyorsun sadece, MUTLU OL.
Ilahi varligimi unutmadan, akip giden bu guzel hayatta, sadece Mutlu Ol. Dusen maskeleri al eline, bak ici bos gozlere, gulumse. Mutlu Ol diyorsun, sadece Mutlu Ol, cunku o gozlerin hepsinden bakan Ben'im, O dillerin hepsinden konusan da Ben.

Mira'nin okulunda Mavis var. Mavi bir muhabbet kusu. Sinifta serbest birakiyorlar bazen, cocuklar seviniyorlar, sonra onu kafese koymak icin kovalayinca mavisin kalbi vucudundan cikacak gibi atiyor. Sahit oldum gecen gun tesadufen. Yuregimi sikistirdilar kerpetenle sanki onun atan yuregini gorunce. Burnumu dayadim cama, gozlerinin icine baktim. Dibine ama! Kalbi bir sure o hizla atmaya devam etti, ben icimi daha da sakilestirdim, ona bakmaya devam ettim, gulumsedim, gozlerimi, aslinda gonlumu ondan hic ayirmadim, sonra yanasti pencerede burnumun taa dibine. Camin bir tarafinda Mavis diger tarafinda onun gonlunde atan Ben. Tamamen sakinlestigimizde, goz kapaklarimiz suzule suzule kapaniyordu birbirine. Gozlerimiz yandan yandan bakiyordu gulerek. Mutlu Ol dedi, Mutlu Ol. Ne oldugun gercegini bil ve bu gercekle Mutlu Ol dedi. Maskeler, bedenler, dunyalar, yildizlar dusuyor, evren dusuyor. Mutlu Ol...Hayat sana daima gulecek....

26 Ocak 2009 Pazartesi

Ders

Nasilsin? Bilmem, birsey degilim, ders calisiyorum
Napiyorsun? Ders calisiyorum
Gelecek misiniz ? Ders calisiyorum
Gidelim mi ? Ders calisiyorum
Yazsana Beni !
Sen dedin, ben ders calisiyorum...

24 Ocak 2009 Cumartesi

St. Francis of Assisi


Swami Chidananda'yi anlatip, O' nun bir de St Francis'in yakininda bir kisi oldugunu soyleyince, hayatimda bu kadar onemli yere sahip St Francis'e sukranlarimi sunmadan gecemedim.

PRAYER OF ST FRANCIS

Lord, make me an instrument of your peace,
Where there is hatred, let me sow love;
where there is injury, pardon;
where there is doubt, faith;
where there is despair, hope;
where there is darkness, light;
where there is sadness, joy;

O Divine Master, grant that I may not so much seek to be consoled as to console;
to be understood as to understand;
to be loved as to love.

For it is in giving that we receive;
it is in pardoning that we are pardoned;
and it is in dying that we are born to eternal life.

23 Ocak 2009 Cuma

Swami Chidananda




Om Namo Bhagavate Sivanandaya
Om Namo Bhagavate Chidanandaya

Bu yaziya bu basliksiz baslayamazdim. Bir yandan odev hazirlamaya calisirken, daraldigim anlarda da bloga gereksiz seyler yapma pesindeydim. Profilime resim koymak gibi. Profilimi ilk olustururken, Rishikesh ile ilgili kendi albumumden fotograflar koymak yerine, herkese gosterilebilecek fotograflar olsun niyetiyle flickr'dan ekledim bir slayt show. Arada bakiyorum fotograflara, nereleri gosteriyorlar diye. Simdi yine gozum ilisti, guzel bir patika yol vardi. Neresi acaba diye tam kendimi o fotografa vermisken slayt geregi fotograf degisti, degisti ve Swami Chidananda cikiverdi karsima. Canimmmm ! Kalbimin ici sizladi yine veya titredi mi desem, huzurla. Swami Chidananda aslinda gurumun gurusu. Yani Swami Sivananda'nin el verdigi, Swami Muktananda'nin gurusu. Swamiji bir gun turist gibi mabet gezmek yerine, Tanri'nin ayakta mabedi olan Swami Chidananda'nin ziyaretinin nasil olaganustu bir deneyim olacagini anlattiginda, icim kipirdamisti. Keske gorebilseydim, ama artik kimseyi huzuruna almiyorlardi, bazen cok eski takipcileri rica minnet girebiliyordu. Swamiji'ye gidip sordum, ben de gorebilir miyim diye. Her zamanki gibi uzaklara daldi, bir gun goreceksin dedi. Bir sene sonra esimle gittigim donemde, oyle bir ayarlama yaptilar ki bizim icin, hala dusununce tuylerim diken diken oluyor. Neyse sonucunda huzurunda 20 dk kadar meditasyon yapma sansimiz oldu. Bir yazida anlatmistim gecmiste. Onunde degildik, ama O, O'nun huzuru bir yorgan gibi ustumdeydi. Hayatimda yasadigim en olaganustu deneyimlerden biriydi. Huzurun, O'nun adi, kendisi olan Huzur'un bu kadar dokunabilir oldugunu ilk kez o gun deneyimlemistim. Simdi birden karsimda gorunce fotograflarini yazasim geldi O'nu.
Swami Chidananda Hindistan'in St Francis'i olarak bilinen aziziydi ve hala da oyle. Eylul ayinda ebedi mekanina gittiginde artik O heryerde, hepimizleydi. Italya'ya yaptigi ziyaretinde O'nun savundugu ogretinin otesinde, tasidigi Var'lik insanlari hayrete dusuruyor, sormadan edemiyorlardi. Swamiji siz yeniden doguma inaniyorsunuz. Onceki hayatinizda St Francis miydiniz? Swamiji gulerek cevap vermisti, hayir hayir ama yakininda biriydim.
Bir gun ashrama katolik bir rahibe gelmis. Rahibe Hz Isa'ya gonulden bagli, Swami Chidananda ile ilgili soylenen onca seylere ise inanmaz bir tavir icindeymis. Noel kutlamalarinin yapilacagi salonda toplanmis herkes. Herkes Swami Chidananda'nin gelisini bekliyormus. Hikayeyi anlatan arkadasimiz soyle devam etmisti. O donemde Swamiji'nin sagligi iyi degildi ve iki kisinin koluna girerek destek vermesiyle ancak yuruyebiliyordu. Rahibe yanimda oturmus karsimizda duran Noel agacina ve altindaki dekorasyonlara dalmis, sakince beklemekteydi. Swamiji'nin gelisinin farkedilmesiyle salonda hepimiz ayaga kalktik. Rahibe de benimle beraber kalkti ve merakla egilerek Swamiji'yi gormeye calisti. O'nu gordugu ani ise rahibe "Sanki benim Isa'm geldi" sandim diye aglayarak soyluyordu.
Swamiji herkesin herseyiydi, inandiklari hersey...
Swamiji bir kugu gibi zarif, bir pamuk kadar hafifti.
Bir konusmasinda bile duymamistim, ben Swami Chidananda dedigini. Bu beden, bu Swami diye konusurdu hep, konusurken O'nun sesi duyuluyordu, beden ise o sure icinde giydigi kiyafetiydi.
Ilk Hindistan'a gittigimden itibaren Swami Sivananda hep takip ettigim Satgurum'du. Ama Swami Chidananda'da dokunabildigim O'nun Var'ligi hala ve her daim benimle.
Bilgisayarima geldigin icin sukran duyuyor, ayaklarinin onunde egiliyorum saygiyla Swamiji...

21 Ocak 2009 Çarşamba

Oldu...

Birsey oldu, bilmiyorum ne ?
Basdonmeleri gitti, yerini sag kulaga mors alfabesi yollama seansi basladi. Saka degil, soruyorum, birsey anlatmaya calisiyorsaniz mors alfabesi bilmiyorum, benimle bildigim dillerden biriyle konusun diye. Ama konusan olmadi, ya da oldu da bildigim dilleri kullanmadilar. Neyse kulagimdaki mors alfabesi de bitti. Diger bir gece bir dost geldi karsima, ben yazdim o yazdi. Umut dogdu! dedim. O gun esimin ayni isimli yigeninin dogumgunuydu tesadufen! Sonra universiteye gittim. Hocamla konustuk ASK'tan, ASKim kabardi kabardi, nefessiz birakti yine beni. Sonra birsey oldu. Ne oldugunu bilmiyorum. Zihnimin herseyi bilmesi gerekmiyor, yuregimde hissediyorum o yeter.
Mira'ya uzun zaman oldu hicbir sozlu sozsuz siddetim sozkonusu olmadi.
Uzun zamandir icimde bir kirginlik gibi hissettigim, sonra kendimi ve kendisini affettigim kuzenim dun mesaj yazdi.
Iki aydir iki ayri gezegen gibi birbirimizin etrafinda birbirimize bakmadan yasadagimiz esimle sefkati dogurdum. Simsicak kucaklasmalarla kalbimde agirladim kalbini.
Bush gitti. Obama geldi. Seviyorum onu, icim kipir kipir oluyor gorunce. O'nun eli olacak diye inancim, Bush'un O'nun eli oldugu gibi. Ama sira Obama'da. Bakinca sakinliyorum, gulumsuyorum, icim serinliyor...
Israil butun askerlerini cekti.
Ateskes!
Diyorum birsey oldu :) Ama bilmiyorum ne ?

15 Ocak 2009 Perşembe

Pufff !

Yeni yil cok calisarak basladi. Beraberinde kolayliklarini da getirerek. Allah'in derdi vedigi, dermanini ise sakindigi hic goruldumu ki? Ders calismaktan zihnim durmus durumda. Muhtesem bir dinginlik yasiyorum icerde. Surekli yapacak birseyi var bu bedenin. Ari gibi... Neden soyledim tum bunlari cunku kafayi takacak halim yok hicbirseye. Dolayisiyla icim baskin cikiyor. Asil hos olan, ya da enteresan, ya da her neyse kullanilacak sifat, su ki, kosturmaca aralarinda gecmisten kareler geliyor aklima. Ne var enteresan degil mi? Zaten olan hep bu degil mi :) Ama bana su oluyor bu siralar. Gecmisten bir kare geliyor, sonra bir baska kareyle birlesiyor ve pufff yildizlarla dagiliyor. Gelen kare benim yaptigim bir hata, birlestigi diger kare de bana yapilan ayni degerde hata. Hata da dogru kelime degil aslinda. (Ektigimi bicmek gibi daha cok) Ne tuhaf, bunca yetersiz kelimelerle, cogu zaman kendimizi anlatmaya calisiyoruz. Benim su anda hata dedigim kelime, baska biri icin baska seyler ifade ediyor, ve o baska bir sey algilayacak, algiliyor. Neyse uzaklastim demek istedigimden, yoo, ya da tam da merkezindeyim. Kullandigim kelimler, davranislar, benim icin ifade eden anlamlari, ve bugunku bilincle ben, kelimeler, davranislarim. Eskiden cok Mahjong oynamisim veya (veya???) bilerek oynatmis. Ayni oradaki gibi. Bir yigin dolusu tas. Taslarin esleri o daginiklik icinde sakli, ama daginikligin da muhtesem bir duzeni var. Ve sonra bir bir esleri bulunuyor taslarin, buldukca yildizlar cikariyor program silinislerinde ve pufff diye sihirli bir ses. Sonunda oyunu dogru oynayamadiysam, esini bulamadiysam taslarin, program yeniden oynamak ister misin veya oyundan cikmak ister misin diye soruyor. Ben yeniden oyna diyorum hep. Gozlerim kan canagi olana kadar.
Oyun kendini gosterdi, oyuncu oyuncu oldugunu anladi. Tum taslara sukran duyuyorum.
Canim esim, canim kizim, canim annem, canim babam, canim kardesim, canim eski sevgililer ve dostlar kiligindaki TANRIM. Huzurundayim. Aynaya baktigimda gozlerimin dibinden bana bakiyorsun, Uma guluyor. Az kaldi, sen ve ben eslesecegiz, sonra yildizlar dagilacak etrafa ve evrende pufff diye sihirli bir ses kalacak ardimizda.

8 Ocak 2009 Perşembe

Yunus Emre

Ilim ilim bilmekdür ilim kendin bilmekdür
Sen kendüni beilmezsin ya nice okumakdur
Okumaktan ma'ni ne kişi Hakk'ı bilmekdür
Çün okudın bilmezsin ha bir kuru ekmekdür
Okudım bildüm dime çok taat kildum dime
Eri Hak bilmez isen abes yire yilmekdür
Dört kitabun man'isi bellüdür bir elifde
Sen elifi bilmezsin bu nice okumakdur
Yiğirmi dokuz hece okusan ucdan uca
Sen elif dirsin hoca ma'nisi dimekdür
Yunus Emre dir hoca gerekse bin var hacca
Hepisünden iyüce bir gönüle girmekdür

Hosgeldin

Iki gundur ne zaman saate baksam ya 17.17 ya 22.22 ya 23.23 hep ikisi de ayni. Saka gibi... Dun universiteden sevgili hocamla konusurken Tanri kendini sana hatirlatiyor, ben burdayim diyor dedi. Ben de guldum ne zaman unutuyorum ki diye. Basdonmelerim devam ediyor. Bunu ilk yasadigimda 3-4 saat surmustu ama cok siddetliydi ve Hindistan'daydim. Sonrasindaki iki ay boyunca ayaklarim yere degmeden yurumus, sarhos gezmistim. Agzimdan bana ait olmayan kelimelerin cikisini dinlemistim. Bu seferki daha degisik. Daha az rahatsiz edici. Kafami cevirdikce donuyor dunya, sabahlari bir de. Bu sefer oyle onceki gibi sarhosluk getirmedi, yeterince alistim herhalde icmeye :) Ama farkettigim pek bir hosgoru, sabir ve yumusak baslilik getirmis. O zamanlar bir yoga pozunun efektini gormek icin Trikonasana'da dururdum, simdi ki aynam Mira. Bilmiyorum bu yasanan ne, bana neler getirecek. Neler goturdugunu de daha cok iyi bilmiyorum. Ne kadari kalici ondan da haberim yok. "Zaman"la anlayacagim, gecmise baktikca farkedecegim degisimin nasil gerceklestigini. Simdilerde kalbimde yasadigim tek sey dunya donmesi gerektigi gibi donuyor ama ben O'nun kucaginda huzur icinde oturuyorum, kafam kalbinde...
Mira'dan bir anektodu eklemek istiyorum, zaman nankor unutturur insana, kalsin bir yerlerde diye ...
Mira son gunlerde uyumadan once cok agliyordu. Sinirlarini kesfetme cabasi diye dusunuyorum. O gunlerden birinin ertesi sabahi.
ben: Aglayacak hicbir sey yok degil mi? Biz uyurken nereye gidiyoruz hem? (O'na hep soyledigim sey uyudugumuzda Tanri'nin kollarinda huzur buldugumuz, uyudugumuzda Tanri'ya gittigimiz)
Mira fisildayarak ve muzip bir suratla: "Parrrrkaaaaa"
ben: "yok parka gitmiyoruz, Tanri'ya gidiyoruz, O'nun kollarinda dinleniyoruz, huzur buluyoruz, sevgi doluyoruz. Hem Tanri'nin kollarindan daha guzel bir yer var mi?"
Mira fisildayarak ve muzip bir suratla: "dunnnnyyaaaa"
Mira 2 yas 4 aylik, belli neden yeniden dogdugu degil mi :)

7 Ocak 2009 Çarşamba

Sorgulama

Ben Israil'im, Ben Filistin'im. Kime saldirdim, kim bana saldirdi. Ne zaman suclu, ne zaman kurbandim. Ne yaralar actim, nerelerim kanadi. Ne kadarini biliyordum yaptiklarimin, ne kadarina zorlandim. Ne kadarinda kimleri kullandim, ne kadarinda kandirildim. Bu sorularin sonu gelir mi ? Gelmez.
Temizlik kendi surecinde devam edecek. Cikacak bir bir vucudumda kalan tortular. Basim donuyor uyandigimdan beri. Dervisler gibi bir donmek bu. O'na donmek bu. Daha onceden ogrenmistim. Ben O'na donerken, oturdugum odanin penceresinin baktigi bahceye bir adam asmislardi bu sabah. Cinayet miydi, intihar miydi bilmiyorum. Ben gordugumde adli tip inceleme yapiyordu. Inceleniyordu. Benim kendimi inceledigim gibi. Asilan neydi, veya oldurulen, icimdeki karsiligini bilmiyorum. Bilmek icin zihnim sorular sormak icin can atiyor. Susturmaya calisiyorum.
Tek yol var benim icin. Odaya fenerle girip burda ne varmis diye bakmaya kalkarsam bir omur degil bin omur yetmez odada neler oldugunu bulmaya. Oysa isigi yaktigimda gorunecek nerde ne var.
Om Namah Shivaya!
Sana sigindim, hersey sana emanet, hersey senden geliyor, hersey sana gidiyor. Hersey sende yaratilip, hersey sende bitiyor. Zihnimin sorularini seninle susturuyorum. Om Namah Shivaya! Kalbim titresiyor, ayaklarim, ellerim, vucudum, donuyorum. Basim doner gibi donuyorum. Sana donuyorum biliyorum.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Baris

Ne yazacagimin hic onemi yok. Icim kayniyor. Iyi degil bu sefer. Yine temizlik zamani. Dun gece ruyamda tasiniyormusuz. Evi topluyorum, bir yandan da temizliyorum. Ama nasil pis nasil pis. Butun o birikmis topak olmus tozlari goruyorum. Temizliyorum. Sonra Hindistan'da yururken goruyorum kendimi. Devamini sabah hatirliyordum ama simdi unuttum. Ruya tabirinde nedir cok bilmem ama kendi adima biliyorum ruyamin yorumunu. Tasinma vakti geldi! Oturdugum mekandan her neresi ise. Yeni yere gidebilmek icinse icinde bulundugum yeri once tamamen temizlemem lazim. Benim onume ise bu siralar hep Israil Filistin cikiyor. Aklima ben ve Mira geliyor. Mira 2.5 yil olacak benimle beraber Tanri'nin cocugu. Soylemesi kolay, yasamasi cok cok zor. Cunku her adimda gosteriyor icimde temizlenmesi gerekenleri. Temizlemek ise cok cok zor. Cunku once kabullenmek, sonra kontrolu birakmak, sonra ise degismek gerek. Ve boylece temizlik kendiliginden gereceklesecek, gerceklesiyor. Ama nerde her daim bende o yurek.
Hayal mi ? Hicbirsey hayal degil. Hicbirsey zor degil. Hersey plan dahilinde gelisiyor. Ama benim planim degil O'nun. O yuzden bazen ne ben, ne Mira ne de sevgili buna riza gosterebiliyoruz. Iste o anlarda tek istegim zamanin durmasi. Neler oldugunu daha iyi gorebilmek. Icime iyice bakabilmek derinden. Zaman ise oyle kisa ki. Kacirabiliyorum bazi detaylari, sonra yeniden gosteriyor yuzunu. Gormek ! Gorene kadar devam ediyor oyun. Ben bugun Mira'ya sinirlendim diye uzuluyorum.Israil ise Filistin'i öldürüyor. Icimdeki siddet Israel'den bomba olarak dusuyor Filistin'e. Kendimden gecip baktigimda hersey oyle mukkemmel ki. Annemle babama sukrediyorum bana yaptiklari sanilan butun yanlislari icin. Ve biliyorum simdi benim yanlis diye gordugum seyin de Mira'nin yararina olacagini bir gun. Ama bu kadar basit degil oyun. Yaptigim davranisin icimde karsiligi yoksa, kalbim aciyorsa, demek ki degismek gerek. Demek ki bu bir egitim sureci. Demek ki ogrenmek gerek. Ve ben her sinirlenisimde daha cok bakiyorum kendime, bir sonraki seferi elimde olmadan dusunuyorum, elimde olmadan planliyorum. Ama birsonraki sefer tam da olmasi gerektigi gibi yasaniyor. En cok hep sunu anliyorum, hazirlikli olmak lazim, her daim, her firtinaya. Cunku firtinanin ne zaman gelecegi belli olmadigi gibi, icimde neleri yuzeye cikarip firlatacagi da belli olmuyor. Ve icim durgun degilse dışım köpürüyor.
Teslim olmak icin dua ediyorum, kontrolu Babamin elindeki kureklerde oldugunu her daim hatirlamak icin dua ediyorum, O'nunla ahenk icinde olmak icin dua ediyorum, icimdeki savasin bitmesi, ve sonunda dunyaya barisin gelmesi icin dua ediyorum.
Mother Theresa "everything starts with prayer" (hersey dua ile baslar) demis. Baslasin istiyorum, ve de bitsin!

28 Aralık 2008 Pazar

Teslimiyet ve Kali Ma

Hindistan'dan bir hikaye:
Cok cok eskilerde Tanrilarla Seytanlar savasiyormus. Savas hep basa bas gidiyormus. Seytanlarin basi Lord Shiva'ya senelerce Om Namah Shivaya diyip, tek ayak ustunde durarak ibadette bulunmus. Lord Shiva bunca ibadetin sonucunda sessiz kalamamis ve memnuniyetini de dile getirip "ne istiyorsun? Soyle!" demis. Seytanlarin basi anlatmis. "Lordum biliyorsunuz Tanrilarla Seytanlar savastayiz." "Evet" demis Lord Shiva, "ikinizde benim cocuklarimsiniz, soyle bakalim simdi sen benden ne istiyorsun?" Seytanlarin basi cevap vermis: " Bir kilic darbesi ile yaralanan seytan kardeslerimden akan bir damla kan, topraga degdiginde 10 tane seytan kardesim dunyaya gelsin istiyorum, budur benim dilegim" demis. Lord Shiva kendisine ibadet eden herkesin dilegini yerine getiren yumusak kalpli bir Tanriymis ve "Olmus bil" demis. Bunun sonucunda Seytanlar birdenbire savasta galip duruma gecmisler. Cunku Tanrilardan gelen her kilic darbesiyle yere dusen bir damla kandan on Seytan daha cikiyormus. Tanrilar bakmislar bu olacak gibi degil. Hemen Durga'ya (Divine Mother) gitmisler. Anlatmislar olan biteni. Durga savas meydanina Kali'yi yollamis. Kali dilini uzatmis ve yere dusmekte olan butun kani emmis. Boylece Seytanlarin plani suya dusmus. Savasi Tanrilar kazanmis. Kali bu enkarnasyonundan sonra kendini parcalamis her bir parcasi Hindistan'in baska bolgelerine dusmus. Ben Kali'nin goguslerinin dustugu yere Rishikesh'in doruklarindaki Kunjapuri'ye gittigimde ogrenmistim bu hikayeyi. Cocuklara anlatilan hikaye gibiydi gorunuste. Hikayeden cikan anlam ise suydu.
Her kim ki kotu yonlerinden vazgecmeye calissin, ondan vazgecerken baska kotu yonler katlanarak cogalir. Mesela sigarayi birakmaya calisirsiniz, daha sinirli, anlayissiz, daha cok yiyen biri haline gelirsiniz :)
Iste o yuzden en guzeli durup durup teslim olmak. Teslim olunca Kali gelir ve yere damlamadan butun kanlari icer, bir de bakmisiz senelerdir kurtulmaya calistigimiz, kotu diye iteledigimiz yonlerimizden arinmisiz.
Ne kolaymis degil mi :)
P.S Bu yazidan sonra bir bakayim dedim Wikipedia'da ne yazmislar Kali Ma ile ilgili.
Ölumun ve yıkımın tanricasi diyor ilk satirda. Simdilerde ise zamanin ve degisimin tanricasi olarak kabul ediliyormus. Bak su tesadufe tam yilbasi yazisinin arkasindan nasil da aklima gelivermis Kali Ma :)
Jay Maha Kali Ma Jay!!!

Yeni Yil

Iluzyonun en super numarasi, bu artik eskidi al bu yenisi :)
Icimize umut ekiyor. Eskisinde sunlari cok iyi yapamadin, simdi yenisi geliyor, bir sansin daha var. Guldurme beni... Artik gulmuyorum. Coook eskiden icim kan aglarken yuzumde guller acardi. Kimse anlamazdi derdim mi varmis, dunyalarim mi yikilmis. Herkes gordugum en mutlu insansin derdi. Icimin gozunden yaslar akardi.
Simdi gulmuyorum, herkes derdim var saniyor. Oysa kalbim zil calip oynuyor.
Ama film cok kabak tadi verdi ne yalan soyleyeyim. Ben hic sevmem seyrettigim filmi seyretmeyi, ama bir sure gecince de unuturum seyrettigim filmi seyrettigimi, sanki ilk defa seyrediyormus gibi beklerim sonunun gelmesini. Artik sıkıldım. Seyretmekten, oynamaktan, oynatmaktan. Hepsinden hepsinden. Herkes ne guzel yazilar yazmis bloglarinda, ne guzel temennilerde bulunmus. Yeni yilda su olsun, soyle olsun, soyle olayim diye. Keyifli keyifli okudum hepsini, herkesinkini. Dur ben de yazayim dedim. Iste cikanlar ortada. Ben bu sene hicbirsey almayayim, zahmet olmasin. Bendekileri de iade edeyim cok kalmadi ama en degerlileri sayilir, bilirim en degerliler en sona saklanir. Sonra da öleyim! dalga Okyanusa, nehir Denize, ben O'na karisayim. Bitsin artik...

25 Aralık 2008 Perşembe

Death Must Die - Shree Anandamayee Ma

En sevdigim kitaplardan biri. Ve kitabin en sevdigim paragraflarindan biri...

There are four stages in the spiritual path:
First, the unfoldment
Second the enjoyment of the result
Third, to distribute it to others
Fourth, TO REALIZE THAT INDEED THERE ARE NO OTHERS....

Tanri eksildi mi ?

Ilk Hindistan'a gidisim ile oylesine mucizeler yasanmisti ki hayatimda, ne ben artik eski bendim, ne de hayati oyle gorebiliyordum. Onceki yazilarda vardi, esimle evlenmeye karar verisimiz. O surecte oyle bir dusuverdim ki dunyanin icine, gelinligim nasil olacak, dugun nerde olacak, kardes ne giyecek, sevgili kravat takmayacaksa gomlek ne renk olacak... :(
Ve ben bu kosusturmaca icinde artik hic oturup Ben'ligime gomulemez olmustum. Sesini duyuyordum duymasina, konusuyordum konusmasina, ama o Hindistan'da baslayan vucudun limitlerinden cikip genisleme hallerini, ucuncu gozumden manzaralar seyretme gunlerini cooktaaann kaybetmistim. Cok rahatsizdim. Soyle icim cagirdiginda otursam, 20 dk sonra baska bir sey hadi kalk kalk, hadi kalk! diyordu. Evlendik, gittik yine Hindistan'a. Gittigimizde degisir saniyordum, o kutsal kasaba alir beni icine goturur yine Bana diye hayal ediyordum. Olmadi! Daha da rahatsizdim. Artik tek suc evlendigim esimdeydi. Beni kandirmasaydi evlenelim diye o hallerim boyle toz olup ucup gitmezdi avuclarimdan. Ve ben hergun evliligimi sorgular hale geldim. Niye evlendim? Deli miydim? Nasil arkami donebildim yasadiklarima? diye. Sonra cok sukur Swamiji geldi. Gittik bir gun danismaya. Ben anlattim neler yapamadigimi. Gulumsedi. Tanri su anda bunu deneyimlemek istiyor,dedi. Durdum. Sonra nasil meditasyon yapamadigimdan sikayet ettim. Meditasyon nedir? dedi. O gune kadar meditasyon suydu: Aksam yatmadan once veya sabah erken saatlerde otururum. Belli oturus sekillerim vardir. Ilk yarim saat kafamin susmasini sakinlesmesini beklerim, sonraki yarim saat ise derinlere dalisimi seyrederim. O derinlere dalis oyle tiryakilik yapan birseydi ki ben hep o zamanlari yakalama pesindeydim. Meditasyon yapamamaktan bu kadar rahatsiz olmamin sebebi de, tiryakisi oldugum (ne kelime yazacagimi bilmiyorum) ...... yasayamamakti.
Swamiji muhtesem bir ilahi koydu calmaya basladi, ellerini kavusturdu kucaginda, gozlerini kapadi, kucuk bir birlik duasi yapti. Ve o derine indikce bizi de goturdu beraberinde. Ne dusunceyi dusunuyordum, ne durusu, ne sunu ne bunu. Sadece yoktum. Bir olmustuk, onun rehberliginde O'na dalmistik. Ciktigimizda sarhostuk. Iste bu meditasyon, dedi. Tanri'nin varligi kadar yoklugu da vardir. Su anda sen yoklugunu deneyimliyorsun, eee, sen O'nun yoklugunu deneyimliyorsun diye, Tanri azaldi mi ? dedi.
Yuregim anlamisti.
Zihne disiplin lazim, elbette zaman zaman su saatte yapmali dedigim meditasyonlar da oldu ama aslini artik ogrenmistim. Ve uzun bir zaman zihnimi ne zaman birsey rahatsiz etse, Tanri azaldi mi? dedim. (Is God less?)
Artik hicbir guc O'na dokunamiyor...
Varligi da bir, yokluguda. Varliginda doyuyorum, yoklugunda ariyorum :)
Arama bittiginde biter elbet bu yazmalar cizmeler de.


AVE MARIA

24 Aralık 2008 Çarşamba

Merry Christmas...

Mira 3 sene once bugun ruhunu indirmisti bedenime, Meryem Ana'ya ilahi soyluyordum. Kilic gibi girmisti birsey icime, hissetmemek mumkun degildi. Iki gun sonra testte cikmisti varligi.
Isa'nin dogumu...
I am'in dogumu...
Babama gitmek icin once ben'den gecmek zorundasiniz diyordu. Oysa herkes bunu hristiyan olup, Isa'ya tapmak olarak duyuyordu. Swamiji anlatiyordu: Babama gitmek icin once "I am" i bulmaniz gerekiyor diye. Ve I am'de kalip, iyice cozuldukten sonra buzumuz, iste o zaman idrak ediliyordu kimdir "I".
Isa babama ait olanlari almaya geldim diyordu. Oysa cogu duymuyordu, geri alinacak olan neydi. Swamiji anlatiyordu: I am a woman, I am beautiful, I am good... Onu kullaniyorduk, yaratmak icin. I am ise O'ydu. Gerialmaya gelmisti Isa.
Bugun Christmas. Diz cokuyorum onunde, ellerim kalbimde, tek bir duam var Sana. Yuregimden bagiriyorum, duy beni.
Bu Christmas vesilesiyle soy beni sifatlarimdan, Sen kalacagim An'a kadar. Bu kadar giyinmis usuyorum karsinda. Yak alevlerinle, bosalt kalbimi sifatlarindan. Hazir degilsem daha da ver odevlerini, dert gibi gorunen dermanlarini. Bekliyorum. Yeterki goster gul yuzunu, gonul gozume.
Sana geldim, senin icin geldim, Sen olmaya geldim. Baska ne varsa dolasan bu deli dolu zihinde geri al demeye geldim.



SILENT NIGHT

20 Aralık 2008 Cumartesi

Er kisi

Sri Ma Anandamayi bir satsang sirasinda sorulari yanitliyormus. Kadin muritlerden biri sormus:
Ma ogretide der ki Tanri'nin Cemaline erebilmek icin erkek olmak gerekirmis. Nasil oluyor, dogru mudur bu?
Ma cevap verir: Evet dogru.
Ve etrafindaki kadinlara ve erkeklere bakar ve devam eder: "Ama ben bu odada hic erkek goremiyorum"

20. yy'in en bilinen, azizelerinden biri Sri Ma Anandamayi. Rishikesh'te kalirken olaganustu bir dogumgunu supriz paketimin icindeydi onun ashramina yapilan ziyaret. Dogumgunu ise bir omurde yasanacak belki de ancak bir kere yasanabilir bir gundu. Yillar boyunca her dogumgunumde aglamistim. Beklentilerim vardi, cok dusuk olsalar da varlardi, benim icin onemlilerdi. Ve hemen hic bir dogumgunumde gerceklesmezlerdi. Ben ise o geceyi aglayarak gecirirdim. Hindistan'a gittigim ilk sene kalbime kazinmisti bu beden olmadigim. Oyle rahatlamistim ki pekcok anlamda. Ozgurlesmedeki ilk adimdi o benim icin. Gelen dogumgunumu hic umursamiyordum. Ben bu beden degilim, hic dogmadim, hic olmeyecegim, neyi kutlayacagim diyordum. Esime (ki o zaman esim degildi) ben bu konuyu astim artik, bu sene dogumgunumu ister kutla ister kutlama diyordum rahat rahat.
Dogumgunum gelip cattiginda Tanri hayatimda yasayip yasayabilecegim en mucizevi gunu vermisti bana.
Sabah saat 5.oo am'deki meditasyondan sonra Shiva Puja supriz.
Shiva Puja'yi yapan rahip, guzel ruh Swami Gurupriyananda'nin odasinda kahvalti supriz. Kendisine daha onceden hediye edilmis bir muzikli dogumgunu kartindan H.Birthday sarkisi, Hint usulu kahvaltinin ustune dikilmis mum.
Kaldigim ashrama geri dondum. Baska birinin dogumgunu kutlamasina. Kimse benim dogumgunumu bilmiyordu. Birden beni one cikardilar (Biri biliyormus). Hindistan'da Tanricalarin dogumgunu nasil kutlanir gorun diyerek, boynuma cicekler asarak, mantralar okuyarak, gul yapraklarini mantralar esliginde ustume atarak bitti toren.
Ogleden sonra sevgili Gabriel beni alip Dehradun'a goturdu. Ma Ananda Mayi'nin ashramina. Orada yasayan bir baska Muhtesem Ruh'a, Swami Vijyananda. Boynuma Ma Anandamayi'nin boynundan cikardiklari cicekleri taktilar, mendilini hediye ettiler, guller verdiler. Swami Vijyananda'nin o guzel kalbi ise hala kalbimle atiyor.
Tanrica tapinaklarini ziyaret, teleferikle daga cikma.
Siddhi Ma'yi ziyaret (Hanuman Temple-Neem Karoli Baba)
Niye bu kadar yazdim. Hem benim balik hafizama guven olmaz. O gunu Tanri'dan en guzel showu olarak kalbimde detaylariyla kalmasini istedigimden. Ki simdi bile unutmusum bazi yerlerini... (Mesela ben senelerce kimse benim dogumgunumu hatirlamiyor diye uzulurken, o gun kahvalti yaptigim cafede oturan turistler bana donup, pardon bugun sizin dogumgununuzmus, nice mutlu yillara, demislerdi...
Tanri bir kere sizi altust etmeye karar verdiyse, sakasi yok, hucrelerinizin tamami yer degistirir bu altustte.)
Hem de Er kisileri anmak icin.
Ashram'da cok sevdigimiz bir arkadasimiz vardi. Scott cok senelerdir ashrama gelip uzun donemler boyunca kaliyordu. Cok guzel bir insan olmasina ragmen, bunca sene ashramda kalan birine benzemezdi pek, insanca yonleri pek coktu...Sohbetlerimiz sirasinda ortaya cikmisti ki Scott'in bu hayat suresince Hindistan'da yasayan tum aziz, azizeler ve erdemli kisilerle birlikte olmustu. Nasil oluyordu da bunca temastan sonra hala Gercegi kabul etmekte direniyordu.
Simdi ben bu Er kisileri yazdim. Gurudev Swami Shivananda (O'nun bedenini gormemis olsam da O'nu gordugumu biliyorum), Swami Chidananda, Swami Muktananda, Siddhi Ma, Swami Vijyananda, Swami Premananda.
Soyle benim kucuk kizim. Bunca temastan sonra hala nedir derdin? Bilmez misin su anda bulundugun yer en dogru yer. Tanri seni zor durumda birakmayacak kadar cok seviyor. Kimseyi birakmadi ki seni biraksin. Her şerde bir hayir gercekten var. Biliyorsun ki dogru yoldasin, yuzun gunese donuk. Nedir bu durup durup geri donup, yuzum gunese gercekten donuk mu sorgulaman. Guven, baktigin gunes, BEN'im. Teslim ol. Seni sadece BEN goturecegim. Hicbir caba, hicbir meditasyon, hicbir kitap, hicbir ogreti degil. Sadece BEN. Kurcalayıp durma hayatini, en mukemmeli yasadigin, daha otesi yok, senin iyiligin icin tasarlandi butun dertler tasalar.
Arkana yaslan, kurekleri Baba'nin cektigini hatirla, bu seyahatin keyfini sur. Nehirin sularinda (Ganj olsun benimki) usul usul gidecegiz. Firtinalardan korkma kurekler benim elimde. Yolun sonu OKYANUS.

19 Aralık 2008 Cuma

Sikayet

Uzaklardan geldi kulagima ses, 'kader kime sikayet edeyim seni bilemem'...
Swami Muktananda son Hindistan'dan donusumuzde "istemeyi birakin" demisti.
Bir sonraki sene Italya'da onunde otururken, ihtiyacin olan herseye sahip olacaksin, demisti. Ihtiyaclarimiz ve isteklerimiz. Verilmis bir odev. Ihtiyaclarini isteklerinden ayir, istemeyi birak, guven, teslim ol. Sen istemesen de O zaten ihtiyacin olanlari verecek sana bir bir, gerek zamAN'da. Zira zaman yok! Ya sikayetler. Birine soylesem yerlere duser gulmekten, bana ise koca bir deniz derya. Sukurler olsun. Dev aynasini koymasa onume, nasil gorurum en derinlere, kuytularda bir yerlere saklanmis o cok zararsiz gibi gorunen isteklerimi. Isteme-sikayet etme. Birbirlerinde sakli tohumlari. Doguma hazir. Istedikce, istediklerin yerine gelmedikce, sikayet ettikce, uzaklasacaksin O'ndan. Karar ver!!! Simdi, sahip oldugun tek AN olan su AN'da. Kimi istiyorsun, neyi istiyorsun, BENI MI? on'u-lari mi?
Bir hastanenin kogusunda 10 kör adam gozlerinden ameliyat olmuslar. Doktor tembihlemis, aman sakin gozlerinizdeki bantlari acmayin, acarsaniz sonsuza kadar kör kalirsiniz, diye.
Gecenin bir yarisi, bir gurultuyle uyanmis adamlardan biri ve panik halinde acmis gozunu. Actigi an, akli gelmis basina ama is isten gecmis coktan. Bakmis, digerleri uyuyor hala, hazmedememis bunu. Durtmus yanindakini. Yanindaki de panikle uyanmis acivermis gozunu, sonradan farketmis yaptigini. Ama donusu yok. Ve o da digeri gibi rahat edememis digerlerinin uyuyor olmasindan ve uyanmis her biri gozlerindeki banti cikararak ve ebediyen kör kalarak.
Gozlerim kapali, durtuluyorum ama acmayacagim gozumu. Kader seni sana da sikayet etmiyorum. Sikayet kelimesi bile yoruyor artik beni. Ben sectim SEVDIGIMI. Nasil oldugunu, nerde oldugunu bilmiyorum ama inaniyorum ki O ve BEN biriz. ( I dont know where, I dont know how, but I know; I and my father are ONE and the SAME. )

17 Aralık 2008 Çarşamba

Aile

Gerilmis bir tel gibi gecen yaklasik 2 haftanin sonucunda bugun ogleden sonra dogdu gunes. Hicbir zaman bir nedene bagli olmayan, ne zaman gidip ne zaman gelecegi ise hic belli olmayan O buyuk ASK. Yokluguna alismak, yoklugunda yasamak oylesine zor ki. Ama varligina olan ASKIM kadar, yoklugunda yasamayi ogrenecegim ASKINI. Aglayip sizlanmadan, sikayet edip, mizmizlanmadan. Beklemeden. Yokluguna da Asik olarak, ogrenecegim, ogreniyorum SENI.
Yillar once Amerika'da yoga yaparken satin almisim dergiyi Ascent June 5 2003 sayisi.
Dun Mira yoga hareketlerine baksin diye verdim eline. Bugun esim derginin kurucusunun ismini soyledi dergiye bakarken. Swami Shivananda Radha. Gurudev Swami Shivananda'nin ailesinden oldugunu anlamistim, emin olmak icin baktim biraz. Gozlerim doldu, okudukca. Icten ice ne kadar sansli oldugunu dusundum ve simdi bunu yazarken de ne kadar sansli oldugumu dusunuyorum. Hepimiz ayni ailedeniz. Dergiyi bile daha O'nu gormeden, hissetmeden once aldirtmis bana. Beklemis beni o guzel bakan gozleriyle. Acmis kucagini, kalbini sonsuza kadar, ve baslamis taa o zamandan, taa evrenin dogumundan itibaren beni sevmeye, daha ben kendimi sevmezken. Swami Radha ilk inisiye edilen batiliymis Gurudev tarafindan ve hemen batiya geri yollanmis "update the Teachings for the Western mind".
"love, service, humility, meditation, consciousness, mind, energy and God" zihinleri berraklasmislarin kendilerinin nerde olduklarini bulacaklari formuldu, kaynagi Gurudev.
Yasaminin erken donemlerinde hayatin amacini sorgulayan bu guzel ruh, Gurudev'in bir meditasyonu esnasinda kendisine gorunmesinden sonra Gurudev'in yanina Rishikesh'e gitmisti. Gurudev onu, derinden kim oldugunu ve hayatinin amacini dusunmeye itmisti. “Her ani bir sey ogretmek icin kullanirdi” diyordu Swami Radha O'nun icin. Gurudev'in mesaji Gercegin ancak dengeli bir hayatta bulunabilecegi ve uclara gitmekten kacinmak icin belli disiplinler kullanmak gerektigiydi. Gurudev her firsatta Swami Radha'ya, karsiliksiz hizmetin onu Ilahi yapacagini soyluyordu.
Daha bugun bu son iki haftada ne kadar cok negatif uca dogru meylettigimi ve bu karanligin kalbime nasil agir geldigini dusunurken, Gurudev yine soylemisti sozunu.
Gozlerim doldu cunku hem O'nun gibi Gurudev'in ayaklarinin dibinde olmak istedim ve sozlerini duymak, hem de Gurudev'in bugun bana nasil konustugunu duydum yine, her zaman oldugu gibi.
SUKURLER OLSUN !

11 Aralık 2008 Perşembe

Yeni bilgi

Yeni ogrendim, ogrendigime bir sevindim bir sevindim. Gun vardir cok uzgun, cok sinirli, cok kotusunuzdur. Hani olur ya insanin gogsunde bir sanci. Boyle doner durur. Iste o donen sey, O'nun cagrisiymis, Ben burdayim, Bana gel, uzulecek bir sey yok cagrisiymis. Hani olur ya ucaktasinizdir ucak baslar sallanmaya, gogsunuzde korkunc bir yanma, korku diye tanimlariz cogumuz, iste o yanma O'ymus. Korkma, gelecegin yer Ben'im diyormus. Hani olur ya insanizdir paylasamayiz bazi bazi sevdiklerimizi, kiskanclik yapariz, icimiz yanar bir baska. Iste o da O'ymus. Paylas herkesteki Ben'im, kaybedecegin kimse yok, oyun bittiginde herkes Ben'im diyormus. Korku diye korktugumuz, Sevmeyi bilemedigimiz O'ymus. Bilince adi Sevgi'ymis.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Aynalar

Bir bayram gezmesindeydik. Bayram isin adi, yoksa kutlanacak bir bayramimiz yok bizim.
Bir kanserin ucundan donmus akrabam, kocasini sikayet ediyordu. Kirk sene sigara tiryakiliginden sonra, kanser olmasinin ilk sebebi bu tiryakiligiydi. Ve mutlaka sigarayi birakmasi gerekiyordu. Biraktin mi dedim, bir iki tane iciyorum dedi. Sonra esinin nasil ona hic destek olmadigindan serzeniste bulunarak, bunca yillik tiryakiyim, onumde icme cik disarda ic diyorum, once cikti, sonra yine gozumun onunde yakti bir sigara, diyordu. Bunun adi sevgi mi, insan sevdigine boyle mi yapar, diyordu.
Tarife ve kafamizdaki kavramlara gore evet kocasi onu sevse boyle yapmazdi, en azindan onunde icmezdi. Sonra birden icimde bisey durttu, hic icimde tutamam. Peki sen kendini ne kadar seviyorsun, dedim. Kendini yeterince sevsen gunde bir iki tane sigarayi icmezdin. Sigara seni oldurebilir bunu gordun. Sustu. Kocasi ona aynalik ediyor, kendine olan sevgi-sevgisizligine isik tutuyordu. Disardaki insanlarin hayatlarinda olan bitenleri gormek goreceli olarak daha kolay. Oysa insanin kendisiyle yuzlesmesi, aynalarda kendine bakmasi ise ne cok zaman, ne cok hayat aliyor. Peki bu benim karsima neden cikmisti? Neyime ayna tutuyordu. Sevgi-sevgisizlik??? Ben kendimi ne kadar seviyorum ???

7 Aralık 2008 Pazar

Tekbasina

Son yazdigim yazida yalnizim diyordum. Ne mutlu ki baska bloglar var, okuyorum, buyuyorum onlarla da. Bu sefer universitedeki hocamin blogu yol gosterdi. Yazmis kalbinin derinlerinden o da. Yalnizlik degil tekbasinaliktan bahsetmis. Yalnizligin egoya ait oldugunu hatirlatti bana. Kendini yeterince degerli gormediginde ego yalnizliga siginiyor, kendine aciyordu. Bu muydu benim hissettigim diye dusundum yazidklarimi yeniden okurken. Umursamadigimi yazdigimi gordum arada bir yerde. Demek ki yalnizlik degildi hissettigim, ya da icinde bulundugum. Tekbasinalik, kelimesini yollamisti Tanri yakinlardan bir yerden. Dogru konustum, tekbasimayim...

Sonra bu kelimeyi dusunurken (dusunmek benim icin zihinde baslayip kalpte biten bir eylem-icimde hissedene kadar, kalbimde anlayana kadar zihin dondurur durur birseyi) aklima cok sevdigim bir parcasi geldi, cok ozel bir santcinin.

bir sevda çekerdi kalbim sessiz tek başına
varamaz dokunamazdı elim umutsuz yarasına
biliyorum kavuşmak imkansız anlıyorum yaşamalıyım sensiz
tek başına tek başına..

her gece hayalimde düşümde her kadehin bitişinde
bir buruk bir gariptir içim aklımdan her geçişinde
biliyorum kavuşmak imkansız anlıyorum yaşamalıyım sensiz
tek başına tek başına..

Sonra kavusamadiklarim geldi aklima. En basta annem. Tanri'nin hayatimda cok meshur bir oyunu vardi. Bir sevda cekerdi kalbim, sessiz tek basina. Ben ne zaman sevda ceksem, tokadi yedim alim allah. Ne zaman kalbim fikirdasa, gozlerimden bosanir yaslar. Bu klasik cok gulme aglarsinla ozdes degil, yanlis anlasilmasin. Ama oyunu oyle iyi ogretti ki yillar icinde, simdi yerimden seyreyliyorum sevdalari, sevdalandiklarimi. Annem annem dedim, soyle doyasiya hala icimdeki sevgimi yasadigimi bilmem. Kardesim diye sevda cektim, o da ayri bir tokat hikayesi. Esim deseniz alti sene dile kolay. Ne zaman sevdalansam ilk gunku gibi yerle bir olur hayatim. Dersimi aldigim Mira'dan belli. O Tanri'nin, hic heveslenmedim BENIM OLSUN SEVEYIM diye :) Senin cocugun o ben bakiyorum dedim,hissettim. Mira deyince aklima geldi, ne kadar da aynalik yapiyor cocuklar bizlere. Mesela ben o sevdalanma hallerindeyken ki halime dalip gittigimde hatirliyorum, tam Mira gibiydim, iki yasinda bir kiz cocugu gibi yani. Mira'ya birseye olmaz deyince, sirasiyla ve suratle diger olmazlar geliveriyor ardindan. Nasil mi ? Mesela Mira elini prize sokma tehlikeliden sonra diger butun tehlikeli ve olmaz seyleri isaret ediyor. O da tehlikeli, evet o da, evet o da. Ayni boyleydi hikayem. Tanri'ya gosteriyordum, bunu seveyim mi ? Hayir. Bunu, hayir, ya bunu, hayir. Vedanta'da Neti Neti ogretisi vardir. Ne bu, ne bu. Kim oldugumuzu anlamak icin uygulariz. Ben kadin miyim, ben evlat miyim, ogrenci miyim? Sorulan butun sorulari kalpten cevapladigimizda hicbiri olmadigimizi iyice hisseder, bilincine variriz. Iste o misaldi benim sevdalanmam. Ne o, Ne o. Peki ya SEN ? Bu soruyu Hindistan'da sormustum, belli belirsiz ama yine ayni kalp fikirdamasiyla. Bir volkan gibi patlayarak geldi cevap. Lavlar artik heryerdeydi, herseyin ustunu kapatmisti yakarak. Simdi heryerde Sen varsin, sevdigim hersey Sen, sevmediklerimse ben. ben olecegim yasarken, Sen olacagim öldüğümde, bu yolu Sana gelecegim tekbasima....

4 Aralık 2008 Perşembe

Bugun

Yilan yine cikiyor kivrila kivrila, atesi yakiyor beyin hucrelerimi.... Delirecegim... Ne zamandir bu kadar ucunda hissetmemistim kendimi hayatin. Bu kadar ucurumunda. Atla deseN atlayacagim. Sen'i bekliyorum. Oyle yalnizim ki. Kimse, hicbirsey dindiremiyor yalnizligimi. Dindirmesini isteyen kucuk ben de yok su siralar. Yalniz olmayi seviyorum, cunku bir Sen varsin simdi yolun sonunda. Baska hersey onemini kaybetti. Delirecek gibiyim ama bugun. Biliyorum sonu yine iyiye alamettir, ama tasimasi cok guc bugun.

28 Kasım 2008 Cuma

Yuruyus

Yuruyorum-z, ben ve beni yaratan ve Yaradan. Konusuyoruz ordan burdan. Yuzunu gunese dondurmussen golgen seni takip eder, sirtini donduysen gunese golgenin pesinde kosar durursun. Isa der: "Once Tanri'nin kralligini iste, gerisi eklenecektir." Eger istedigim sadece Sen'sen, ne farkeder annem anne olmus mu, kizim kiymet bilmis mi? Eger istedigim sadece Sen'sen ne farkeder kim bana nasil bakmis, beni nasil tanimis veya hic taniyamamis. Durup durup sadece Sen'i istiyorum diyorum. Ya nedir aradaki mizildamalar? Sus! Sessizce seyret. Vazgec. Tuttugun her seye izin ver kaysin avuclarindan, donsun geldigi yere. Soyun. Tek tek. Birak arkanda derisinden soyunan yilan gibi ise yaramayanlari. Yaradigini sansan da birak. Birak. Sus. Sevin. Kayboldugunu dusundugunde kollarindasin Ben'in.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Gecmis

Ne gecmis, ne de gelecek var diyorlar. Varolan tek an, bu AN. Blogda duzenlemeler yaparken goruyorum, hep bir gecmis linki var. Bir sey anlatmak icin hep gecmisten ornekler, gecmisten anilar anlatilmis. Ask'i paylastigim her an gecmiste kalmis gibi. Gecmiste mi yasiyorum acaba diye dusunuyorum. Oyle ki sanki o yasadiklarimi hasretle anar, su anda o gunleri yasamaz gibi gorunuyorum. Oyle mi acaba? Yok degil SUKUR. Ama an oyle hizli geciyorki hep Simdi geliveriyor ve hep yasanan gecmis oluyor. Mesela bir ornek verecegim yine gecenlerde olacak ... Evde yalnizim, sevgili ve Mira disari ciktilar. Oyle yorgundum ki kipirdayacak halim kalmamisti. Sasirtici bir sekilde tum haftasonu evde kaldim. Pencereden disari bakarak, hicbir sey yapmadan oturuyordum. Hicbirsey dusunmeden. Evimizin karsisinda, baktigimizda icimize huzur veren kucuk agaclik bir yer var. Oraya bakiyorum. Agaclarin renklerinin nasil birbirinden baska olduguna, her yapragin bir birinden baska sekillerde yaratildigina bakiyorum, hayranlik duyuyorum, hep duymusumdur. Ordasin iste dedim, icimden. Ben seni goremesem de pek cok kez, Sen ordasin. O agaclar da Sen'sin. Insanlarin Sen olduguna inanabilmek ne kadar zorsa, dogada Seni bulmak o kadar kolay, dedim. Icimden konusuyordum Senin'le. Hava yavas yavas kararmaya, agaclarin renkleri koyulasmaya, gokyuzu geceye burunmeye baslamisti. Ben bir zamandir dusuncesizce oturuyordum ayni yerde. Meditasyon yapilmaz, meditasyon bir durumdur dendigi aklima gelir boyle zamanlarda. Simdi hazirlanip ben meditasyon yapacagim desem bu yasanan derinliklerde olunur muydu acaba? Neyse meditasyon gelmis, beden icine coreklenmisti coktan. Birden gozum bir agaca daha dikkatli takildi. Hayal goruyorum sandim. Guldum. Yok canim dedim. Biraz daha kistim gozumu, bir daha baktim. Hala ordaydi. Kafasinin uzerinde lotus yapraklari, iri gozleri, duz burnu, oval ama ince yuzuyle Siddharta karsimdaydi. Agacin ta kendisiydi. Kafami baska yere dondurdum, miyopum ondan boyle goruyorum, dedim. Bir daha baktim. Ordaydi. Kalbim kabardi kabardi. Allah'im sana sukurler olsun, seni heryerde gormeye calisirken bana boylesi guzel bir hediye verdigin icin, dedim. Gozlerimi Siddharta'dan alamaz ve minnettarlikla o ani sukranla yasarken yine icimden Swamiji ile konusmaya basladim. Acaba azizlerin meditasyon hallerinde gordukleri Tanri'larda boyle mi gorunuyordu onlara? Gulumsedim, icimden biryerden baska bir ses, Sen Kimsin ki sana gorunsunler, dedi. Ben gulumsemeye devam ettim. Siddharta'nin yuzu beyaz mat bir isikla aydinlandi, sekli degisti Krishna oldu. Kendi kendime gulecegim,gulemiyorum. Saka degil mi diye durup duruyorum pencerenin onunde. Allah'im ben halusinasyon goruyorum herhalde diye icimden konusmadan edemiyorum. Hala pur dikkat agaca bakiyorum. Genislemis oval olan Siddharta'nin surati, makyaj yapilmis gibi mat beyaz simdi. Basindaki lotus yapraklar cikmis tac giyilmis. Gozler ama ayni kisik-kapali. Hayal kesin diye kendimi avuturken, gozleri acildi Krishna'nin. Gulumsedi yanaklari agizi hic acilmadan. Simarmistim mutluluktan. Sevgili gelsin diye bekliyordum artik insanca, heyecanla. Geldiler. Nasilsin diye sordu herhalde onu animsamiyorum :) Ne cevap verdigimi de. Ne cevap verilir ki? Hemen oturtturdum onu ayni yere. Gosterdim. Gordu o da Siddharta'yi. Krishna'dan da bahsettim. Onu gormedi, onu sonra ben de gormedim. O An'di sadece. Sonra animsadim. Siddharta ve Krishna'nin Vishnu'nun incarnation'lari olduklarini. Sevgili de O'nun suretiydi.
Vipassana Meditasyonda gecen 10 gun icinde en sevdigim sey "Anniccha" idi. Hicbirseye tutunmayin. Ne iyi ne kotu. Hersey Annicha, yani gecici.
Guzel yasanan, ozellikle boyle mucizevi anlara cok tutunuldugunda, zor gecen ama asli odul dolu olan gunler daha da zor gecer. Zihin hep o mutlu anlarindaki sarhoslugu arar durur. Oysa her zevkin icinde saklidir aci, ve her acinin icinde bekler zevk. Mutluluk ise Ben'im. Ben'de kaldigim An'lardayim.
Ps. Bu yaziyi yazmayi, o ani unutacak kadar bekledikten sonra yazmayi tercih ettim. Tekrar hatirlayarak ama baglanmadan. Siddharta hala orda, o agacta bize bakiyor :)

22 Kasım 2008 Cumartesi

Krishan Das : "Mere Gurudev"

1. Mere Gurudev, charanon par sumana shraddha ke arpita hai
Tere hee dena hai jo hai. Wahi tujha ko samarapita hai

My Gurudev I offer these flowers of my faith at your feet
Whatever I have, you have given to me, and I dedicate it all to you.

2. Na priti hai pratiti hai, na hi puja ki shakti hai
Meraa yaha man, meraa yaha tan, meraa kan kan samarapita hai

I have no love, nor do I know you.
I don’t even have the strength to worship you,
But this mind of mine, this body of mine,
my every atom is dedicated to you.

Tuma hee ho bhaava men mere, vicharon mein, pukaron mein.
Banaale yantra ab mujhko mere saravatra samarapita hai

You are the only one in my heart and my thoughts.
You are the one who I call out to.
Now Make me your instrument…all I am I offer to you

Youtube'a yasadisi yollardan girerek dinleyip, benden gectigim Krishna Das'tan Mere Gurudev.

Risihikesh'te yasarken internet cafelerde calan Amerikan aksanli vedic chant'lere hic mi hic sempati duymazdim. Vedic Chant onlar, tok sesli rahiplerin yurekten titreyen seslerine yakisirdi. Nazimin gectigi yerlerde degistirtirdim. En begenmedigim ise Krishna Das'ti. Kimdi bilmezdim, Amerikaliligini bilirdim.
Ekstazi gunlerinden biri. Hapsizindan, haplisi hic yasanmasa da benzetme yapma adina kullanma hakkim oldugunu dusunuyorum. Neyse iste o gunlerden biri. Askin almis benden beni, bana Seni gerek SENI. Rishikesh cok gelir oyle zamanlarda. Sesler agir gelir kalbime, sessizlik gerekir. Icimin sessizligine es...Icim caglarken, disim sessiz olursa, icimdeki aska kulak kabartabilirim. Gidilecek en ideal yerlerden biri Siddhi Ma. Neem Karoli Baba'nin ashrami. Hanumanji'nin ayaklarinin dibi. Siddhi Ma bir de ordaysa, ashramin tadini anlatmakla bitiremem.
Yuregim asktan patlamak uzere. Daha da buyutmek lazim kaseyi. Yoksa nasil sigdirabilirim o ucsuz bucaksiz ASKI. Tapinak herzamanki guzelligiyle onumde, gulen guzel insanlari kapinin onunde. Cicekler sarmis heryani. Guzellikten baska birsey goremiyorum. Hanumanji'nin dev abidesinin onunde oturuyorum, sessizligin icinde. Titresiyor O heryerimde, icimde, disimda, etimde, kemigimde. Gozlerim sarhos gibi bakiyor etrafa, simdi bile gorebiliyorum baktigimda o an'a. Dolasiyorum biraz etrafta, oturuyorum sonra tapinagin icinde. Hic kimsecikler yok. Bir ben, bir de O.
Ben bunu hakedecek ne yaptim acaba dusunuyorum bazen, aklim basimda oldugunda. Nefes aliyorum, kalbim yaniyor, titriyor, nefes veriyorum, huzur heryerde, ilik ilik...
Gozlerim bir kapaniyor yok oluyorum, O oluyorum, bir aciliyor, bakiyorum, O'nun oluyorum. Elinde harmonium'u ile bir adam giriyor iceri. Gozlerimi kapiyorum. O oluyorum. Gozlerim kapali bana dusuyorum. Kim acaba gelen? Adam aciyor harmoniumu basliyor parmaklari tuslarin uzerinde dans etmeye. Bir ses basladi Hanuman Chalisa'yi soylemege, soyleyen ses degildi eminim. Ben ordayim ama yokum. Muzik, ask, Hanuman, Siddhi Ma. Neem Karoli Baba'nin fotograflarina gulumsuyorum. Bagira bagira, katila katila, aslinda gule gule aglamak istiyorum. Icim bas bas bagiriyor, ben bu guzellikleri hakedecek ne yaptim... Bir ben, bir adam. Bir muhtesem dinleti. Bir ben, bir adam. Dakikalar gecmis olmali, baska bedenler katildi birlige. Gozlerim bakti herbirine. Muzik ara verdiginde donus yolu gorundu. Cikista guzel kalpli adami gordum. Yanina gidip "Merhaba" dedim. Ben Uma'ydim, O Krishna Das. Amerikali, Ingiliz, Fransiz farketmedi. Ask deyince kimlikler gitti, kalpler birlesti. Ders kalpte ogrenilmisti...


MERE GURUDEV

Vata gunleri

Ayurveda'ya gore herkes dogdugunda belli bir karisimla dogar. Bunlar belirli oranlarda olmak kaydiyla Vata, Pita ve Kapha olarak adlandirilir. Vata ruzgar elementi, Pita ates elementi, Kapha ise toprak elementidir. Uzun uzadiya burda bilgi verememekle beraber neden burdan girdim konuya cunku ben bir Vata Pita'yim. Ruzgar agirlikli bir dogam var ve ruzgarli gunlerde busbutun dagilirim. Topraklanmaya ihtiyacim var. Koklerimi salmaya. Pita ikinci agir basan elementim. Ruzgarli gunler de es kaza atesimi korukleyecek sekilde beslenmissem, o zaman seyreyle Rudra'nin ofkesini...
(Rudra: Shiva'nin ofkeli yuzu)Ruzgar alir ofkemi savurur bir elden digerine. Ya da ates almissa icim dur durak bilmez icimden cikan volkan. Akar akar, yakarak gecer herseyi. Yanmak sarttir bu yolda. Yanmadan olan gorulmemistir sonunda. Yangin devam etmekte uzun zamandir. Ilk hatirladigim 4 sene oncesi. Babama döndüm, gördüm, öldü, öldüm. O zamanlar yoktu icin neyse disin odur inancim. Bilmezdim. Simdi yasiyorum, bakinca goruyorum. Ben babamla öldüm. Yasayan birkac yerim kalmis demek ki kardesimle annemin gecirdigi trafik kazasinda öldüm. Tam ölememisim demek ki, sevgilinin esyalarini toplayip gittigi gun öldüm. Su isi bir adam gibi beceremedim, hala dolaniyorum, yarali bereli sargili sedyeli.
Kelimeler bos bos kovaliyor birbirini. Paragraflarin birinin digeriyle alakasi yok. Ama soyledim Vata agirlikli bu bedenin dogasi. Disarda lodos benim yerimde yeller esiyor. Bir ordayim bir kapi arkasinda.
Sevgili yoktu, babam yoktu, annem, kardesim yoktu. En islek caddelerden birinde karsidan karsiya geciyordum. Zaman durdu. Etraf gorulmemis bir grilik icinde boguluyordu. Nefesim cikmiyordu cigerlerimden. Biri bogazimi sıkıyordu. Sari dolmuslardan birinin on koltugunda kimi arayip eve gidince kendimi oldurecegimi soyleyecegim diye telefonuma bakiyordum. Sakam yoktu. Bir sehir ustumden geciyordu, uzuldugum bir gram sebebim yoktu. Eve gittim, nefes alamiyordum, cami actim asagiya baktim, cigerlerime nefes cekmeye calistikca cigerlerim daha da kuculuyordu. Camdan atlamakla bitmeyecegini anladim icimde olan seyin. Yaniyordum. Saatlerce evin icinde ordan oraya dolastim, en sonunda uyudum. Uyandigimda yaniyordum. Karnimdan yukari akiyordu yangin. Once karnima gelisini hissediyordum, sonra kalbimden geciyordu, bogazimi gecip de kafama gelince "iste simdi cildiracagim" diyordum. Yaniyordum. Sevgiliyi arayip agliyordum. Aglayinca yangin soner saniyordum, sonmuyordu. Zaman akti gecti, yangin cok seyi temizledi, temizlemeye devam ediyor. Bugun Lodos var, dun de vardi. Hizlandirir atesi. Yemek yememeye calisiyorum. Dusunmemeye calisiyorum. Bir yerden tutsam bulsam sebebi, esecegim deli deli, yakacagim gelip geceni, susuyorum. Sessizlik icimde, disimsa mecbur el pence. Shiva'nin bogazina sarilan yilan geliyor aklima. Zehir yukari cikmasin diye dokulen sut, yogurt, yag, bal geliyor aklima. Shiva geliyor aklima. Geri kalan hersey geri gidiyor. Shiva, yerle bir eden Tanri'm. Ortaligi kasip kavuran, ise yaramayanlari yikan savuran Tanri'm. Az kaldi biliyorum. Sana teslim oluyorum. Karin oluyorum, kizin oluyorum, kulun oluyorum. Sen HEP, ben burda O-luyorum.

13 Kasım 2008 Perşembe

Dolunay

Yine bir dolunay gecesi. Aksam saatlerinde artik dolunaylar aglamadan geciyor diye icten ice sevinirken, ortada huzunlu olmak icin bir sebep bile yokken, Mira tumden iyilesme belirtileri gosterip beni daha da rahatlatmisken kardesten cikti piyango.

Bu olayi ilk farkedisim 2002lere denk geliyor sanirim. Ben her bahar asik olmam ama her dolunay felaketim olur aglarim. Hersey sut liman giderken, sebepsiz firtinalar kopar dolunay geceleri. En zor gecen dolunayin bir gun oncesidir. Hindistan'a ilk gittigimde oraya asik olmak icin bir diger sebepti dolunaylar. Hintliler dolunaylarin gucunu yadsimamis, insanin ruh halini nasil da altust ettigini kabul etmislerdi. Oysa hayatta kime ben dolunayda boyle oluyorum desem, hadi canim dolunayi gordugun icindir diye cevap almisimdir. Hindistan'da 12 ay boyunca her dolunayda bir baska festival vardir, insanlar ruh hallerini yuksek tutsunlar diye. Maalesef bizim evde festival havasi olmadigindan ben her dolunay bir baska firtinayla sallanirim.

Kardes dedim ya, kardes degil baska birsey. BEN yolunda parlatmam ihtiyaci olan bir mucevher o da. Hayatimdaki diger mucevherler gibi. 12 yasinda eline verilmis bir bebege abla degil annelik yapmis olman tabii normal dedi sevgili. Kardes diye hayatima giren kanatsiz melekti. Tum sorumluluguyla benimdi. Bana teslim edilmisti.
Hayatim (simdi hayatim denen seyin dusundugum sey olmadigini biliyorum) engellenmisti, elimden alinmisti cocuklugum, genc kizligim. Icim kinlenirdi, kizginliklarimi sondurmeye calisirdim gozyaslarimla. Yillar gecip mutluluk pesinde yola cikma zamani geldiginde arkama bile bakmamistim. Ben de ailem kadar vurdumduymaz olmustum, ve bencil. Oyle gorunuyordum. Oysa icimde bir yer kendi hayatimi kurdugumda onunda bu firtinadan cikip siginacagi bir yer olur diye hayal ediyordu. Bunlari onunla konusmus muydum? Yok, bunlari kendime cok soyledigimi bile sanmiyorum. Gidisim onu sevmedigim anlamina gelmiyordu elbet ama onda ne buyuk yaralar acacagini hayal bile etmemistim.

Kardesimi dusundugumde en buyuk pismanligim ona yalan soylemeyi benim ogretmis olmamdi. Aslinda herkes her daim once kendisine yalan soyluyor ama benim soyledigim ben suraya gidiyorum soyleme, bize bu gelecek soyleme gibi yalanlardi. Kendimi kurtarmak icindi soylenen yalanlar. Baskiya direnemedigim icin, kacak oynamakti benimki. Ama el kadar bebeye yalan soylemegi ogretiyorum diye de aklima gelmemisti. Yillar sonra farkettim. Yalansizligi, toptan durustlugu kabul ettigimde farkettim. Af diledim once kendimden, kendimi affetmek en zoru oldu. Sonra ondan, beni affetti mi bilmem.

Hayatimiza ne varligiyla ne de yokluguyla huzur verememis super bir babamiz vardi. Demistim ya alkolik. Ben sansliydim babamin ayik oldugu gunleri gorecek kadar yasliydim. O degildi. El kadardi babamin yatakodasi kapisindan iceri girip annemi dovemeye calismasini engellemek icin kapi arkasina oturup, ayaklarimizla kapiyi kapali tutmaya calistigimizda yatagin altina saklanmaya calisirken. Yazdiklarini okudum bugun. Yuregim daglandi. Acilarini icimde soluyamadim. Yakti. Butun bu olanlar yillar once olsaydi nasil tepki verirdim bilmiyorum. Simdi bildiklerim sunlar. Yasamamiz gereken seyleri yasiyoruz. Ne eksik ne fazla. Hersey oldugu gibi guzel. Resmin tamamini goremedigimiz icin ve eger O'na da guvenmiyorsak yasadiklarimizi sorgulaya sorgulaya kendimizi bitiriyoruz. Resmi su anda goremiyorum. Gordugum kardesime olan bagimliligim. Ne zaman bagimliliklarimiz varsa, aci cekmemiz kacinilmaz. Mira 2 yasini gecti, ben hala onu zaman zaman kardesimin adiyla cagiriyorum. Bu dolunayin parlakliginda bana gosterilen buydu. Sorun varsa cozumu de mutlaka vardir. Onemli olan farkindalik. Farkinda olmaya devam ettikce, hastalikli baglari bir bir kestikce, ASK dolacak. Hersey ASK olacak. Ne kardes kalacak, ne sevgili, ne biri. O'na guveniyorum. Teslim ettim kendimi. Kaziya kaziya bosaltiyor icimi, seve seve kaniyorum....

8 Kasım 2008 Cumartesi

Benim Degil

Mira'nin dogumunun ustunden tam 18 ay gecmisti. Asilarinin yapilmasinin ardindan bir bulanti, kusma basladi. Basireti baglanmak deyimini hep duyarim, arada bana da olurdu. Ama hic o geceki gibi degildi. Gece uyandiginda Mira'nin atesi vardi ve mizildaniyordu. Yanima getirdim, sarildik yattik. Kis, kombi yaniyor, iki kat yorgan altinda o ve ben. Bir tarafim kalksana yataktan kizin atesi var ustunu soy diyor, diger yanim sagir gibi konusana bakiyor. Uykum hic yok. Yataktan kalk desen firlayabilirim o kadar uyanigim. Ama ustumde biri oturuyor sanki. Esim odasindan bir bant getirdi, basina koyalim atesi duser belki diye. Bir tarafim avaz avaz bagiriyor. Kalk soy kizi atesini dusur, obur tarafim tumden felcli gibi hala. Mira birden kalkti yataktan, emekler gibi yuzunu yataga dondu ve sallanmaya basladi. Ilk havalesini gecirdi. Ben havale nedir hic bilmezken, Mira kollarimda öldü sandim. Gozleri kaydi, yuzu ve vucudu morardi. Ben bogazina takilan seyi cikaramadigim icin o kollarimin arasinda öldü sanirken, bir sey beni banyoya goturdu, Mira'yi dusa soktu, sonra sarilip ayilmasini izledi. Sonra da melekler gibi uyuyusunu.
Hayatimin belki de en onemli anlarindan biriydi. Ne kadar caresiz oldugumu bu kadar acik gorebildigim baska bir an yoktu. Hicbir seyde kontrolum yoktu. Var saniyorduk hep ama iste gormustum gozlerimle, yuregimle tumden yasamistim, yoktu. Tanri o gece bir mucize yasatmisti bize. Mira'yi almadan, onun bedeninin gidisinin ne oldugunu gostermisti. O kollarimda morarmis, gozleri geriye donmus dururken, asil sevdigimin o beden olmadigini gormustum. Asik oldugum onun icindeki Can'di. O'ydu. Hersey O'ndandi. Allahtan boyle oldu diyorduk lafin gelisi, ne gelmiyordu ki!?!
Eger bugun Mira burda bizimleyse, sukrediyorum Allah'a onun gibi bir cocuga annelik etme sansi verdigi icin bana. Eger alacaksa geri, sukrediyorum bize yasattigi guzel gunlere ve ogrettiklerine....
Simdi aklima Halil Cibran Ermis adli eserindeki misralari geldi, eklemeden edemedim...
Sonra yavrusunu gogsune bastirmis bir kadin soz aldi ve bize Cocuklardan soz et, dedi. Ve El Mustafa yanitladi.
Sizin diye bildiginiz evlatlar gercekte sizlerin degildirler,
Onlar kendini ozleyen Hayat'in ogullari ve kizlaridir.
Sizler araciligiyla dunyaya gelmislerdir ama sizden degildirler.
Sizlerin yanindadirlar ama sizlerin mali degildirler.
Onlara sevgininizi verebilirsiniz ama dusuncelerinizi asla.
Cunku onlarin kendi dusunceleri vardir.
Onlarin vucutlarini barindirabilirsiniz ama ruhlarini asla.
Cunku onlarin canlari gelecegin sarayinda oturur ve sizler duslerinizde bile orayi ziyaret edemezsiniz.
Kendinizi onlara benzetmeye calisabilirsiniz ama onlari kendinize benzetmeye calismayin hic.
Cunku hayat ne geriye gider, ne de gecmisle ilgilenir.
Sizler evlatlarin birer canli ok gibi firlatildiklari yaylarsiniz.
Yayi geren sonsuza acilan yolda kendine bir hedef edinmistir ve oklarini en uzaga eristirebilmek icin kendi gucuyle sizleri gerer.
Yayi gerenin elinde seve seve bukulun.
Cunku oku atan O guc, uzaklasan oklari sevdigi kadar elindeki saglam yayi da sever.

31 Ekim 2008 Cuma

Egitim

Bugun bir egitimde buldum kendimi. Orda olmam gerekiyormus. Konu basligi istediginiz anne baba olun. Halinden memnun olamayan, istedigi gibi olamayan pek cok insanla ayni odadaydim. Herkes bir seyin pesindeydi. Daha yuksek enerji, daha iyi cocuk-ebeveyn iliskisi, daha dengeli bir is-ev hayati, daha dengeli zaman kullanimi, daha organize bir hayat, daha ... daha ... daha....
Iste icinde bulundugumuz durum. Herkes bir dahanin pesinde gidiyor. Herkes oldugundan daha olmak istiyor. Ben orda oturmus dururken, daha dedigim yerlerdeki mutsuzluklarimi farkettim yeniden. Oysa hayat akip gidiyordu. Pek cogu cocuguma daha cok vakit ayirmaliyim diye dusunurken, icine girilen stres, katlanarak cocuga geri donuyor, beraber gecirilen zaman cocuga bu stresin aktarildigi bir paylasim olup cikiveriyordu. Veya daha iyi bir es olmaliyim diye yeni stratejiler gelistirirken, belki de bu bize eslerimizle en buyuk tartismalari yasatiyordu. Egitmen bir seyi cok istemezsek onu yapmak icin motivasyonumuz olmayacagini, ben ise bir seyi cok istersek ve elde edemezsek onun bize verecegi uzuntunun ve hayalkirikliginin, o seyi istemeden oncekinden daha buyuk olacagini soyledi-m. Citalar oyle yukseltilmis ki farkettim, kimse kendini iyi hissetmiyor. Oysa olmak istedikleri kisinin bir ornegi de yok kimsenin onunde. Herkes bir yaris, bir kosturmaca icinde daha iyiye dogru. Oysa yasadigimiz yerin ismi DUNYA: ikilikler yeri. Mutluluk varsa mutsuzluk var. Istek varsa hayal kirikligi var. Istediklerimizin icinde ekili uzuntunun tohumu. Huzur ise isteklerin duruldugu yerde. Elindekilerin kiymetini bilen, sukreden, hayatina doymus, tatmin olmus kalplerde.
Oynamak isteyenler ise isteklerine puanlar veriyor. Bu haftasonu butun sorumluluklarimin esim tarafindan alinmasini istiyorum. Puanliyorum 10 puan! Pazartesi gune aciyan bir kalp, sismis gozlerle basliyorum. Cunku esim de ayni seyleri istiyor. Istemeyi birakiyorum. Birakmaya calisiyorum, her gun, her saat. Anda kalmayi sectigimde, yarinin endiseleri, dunun hayalkirikliklari olmadiginda, gunden huzurlusu, benden mutlusu yok. Hayat akip gidiyor, kenardaki taslara tutunup durdukca akinti canimizi acitiyor. Yol okyanusa cikiyor eninde sonunda... Okyanusla BIR olmaya...
Gurudev soyle diyor "Simple Living, High Thinking" Basit yasayip, dogru dusunce sistemine sahip olarak ozumuz olan mutlulugu daha uzun surelerde yasama imkani buluyoruz. Iyi anne olmak icin, once benim anne oldugum fikrinden vazgecip, sahneyi O'na birakmam gerekiyor.
Egitime geri donersek "istediginiz anne-baba olun". Oysa ben teslim ettim kendimi O'nun istedigi gibi bir anne olmaya.
Egitime geri donersek "Ozguvenli cocuklar yetistirmek icin, kendine guven duyan ebeveynler olmalisiniz" Oysa kendine guven duyan ebeveynler olmak icin O'na guvenmek gerekir...
Egitime geri donersek; "Hayatin kumandasi sizin elinizde". Oysa bizler kurek ceken babanin kucaginda oturmus cocuklariz. Babanin elleri kurekte, bizim ellerimiz ise babanin ellerinin uzerinde. Kurekleri cektigimizi sanarak keyifle, heyecanla, mutlulukla nehirde ilerliyoruz. Row row row your boat gently down the stream, merrily merrily merrily life is but a dream !
Egitime geri donersek; tesekkur ederim yasadiklarima sukretme sansi verdiginiz icin.
Teslim olmaya devam...

29 Ekim 2008 Çarşamba

Oyun

Nedenini hic sorgulamadigim tereddutlerle oturdum bilgisayarin basina. Yoga ile ilgili yazar misin sorusunun cevabini bulamamis biri olarak ellerimin kontrolunu tamamen O’na birakmis durumdayim. Yoga egitimciligi egitimi almis ogretmek icin bunu yeterli bulamamis, Hindistan’a gitmis felsefesini yuregine sindirmis, yasam tarzi yapmis ama hala bunu da yeterli bulamamis bir ruhum. Bireysel ruhlarimizin evrensel ruhla birlesmek icin firsat bulmus alan olan yoga da bence ne yapsak yeterli degildir. Cunku konu hicbir zaman yapmakla veya yapmamakla ilgili degildir. Ne kadar egitim alirsak alalim evrensel ruhla birlesmenin egitimini ancak kendi ogrendigimiz kadar paylasabiliriz. Ne kadar ozumsersek ozumseyelim ancak ozumsedigimiz alan kadar yasayip yasatabiliriz. Gercek ogretmenlik O’nun emriyle yapildiginda ogretmenliktir. Bu nasil olur derseniz zaten bunu ogrenmek icin bu hayat okuluna yollanmadik mi? Bizler hala oyun parkinda oynayan cocuklariz. Bu parkta yaptigimiz ise salincakta cok sallanmissak, salincakta nasil sallanacagimizi gosterebiliriz. Kaydirak merdiveninden tirmanirken cok dusmussek, dusunce nasil kalktigimizi ogretebiliriz. En iyi ogretmenlik ornek olarak yaptigimizdir. Ve hepimizin ogretmen oldugu mutlaka bir alan vardir. Veya bircogumuz da bu alani bulmak icin aramaktadir. Neyi ariyoruz, neyi dogru yapmadiysak, neyi dogru yapmayi deneyimleyerek ogrendiysek onu. Halbuki yoga yapmanin bu anlattiklarimdan farkli ve diger herseyden kutsal yapan kismi sudur. Parkta oyun oynamaktan sikildigimizda ne oluyor?
Cok keyifle okudugum ve defalarca tekrarladigim bir ornegi sizlerle paylasmak istiyorum. Bir cocuk dusunun, sizin cocugunuz olsun. Oyun oynuyor, siz seyrediyorsunuz. Sonra oyundan sikilip anne diyor. Siz ona bir baska oyuncak veriyorsunuz. Onunla da oynuyor. Sonra ondan da sikiliyor. Yine sizi cagiriyor. Ve siz oyun ustune oyun kurarak onun oynamasini seyrediyorsunuz. Ta ki cocuk anne diye susmamacasina aglayana kadar. Iste o zaman yapacaginiz tek bir sey kalmistir. Onu kucaginiza almak. Bir olmak. Cocuk ve anne degil, sen ve Ben degil. BIR olmak! Oyun oynadikca ogreniyoruz, oyun oynadikca buyuyoruz. Oyun oynadikca oyunu anliyoruz. Baslayan hersey bitmek zorundadir. Oyun da bir gun bitecektir. Iste oyunun bittigi andir Yoga.
Bunu da ancak oyunu bitirmis kisi anlatabilir. Bir olmus kisi. Parktan cikmis, parktakileri seyreden kisi. Ne anne olan, ne ogretmen olan, ne oyuncu olan. Oyun parkini kuran kisi.

Hepinize iyi eglenceler, oynadikca.