13 Nisan 2010 Salı

Yalan dolan midir hayat?

Hayat neden verildi bize? Kim oldugumuzu bulalim diye. Anamiz babamiz, kocamiz karimiz, cocuklarimiz ve es dostlar hep arac. Varliklariyla sorgulatiyorlar her animizi. Kimsin sen?

Peki bu senaryo icinde yalan nereye sigar?

Zaaflarimizi kapatmak icin soylediklerimiz, korktugumuz icin soylediklerimiz, yuzlesemedigimiz icin soylediklerimiz. Soyledigimizi bile farkedemediklerimiz.
Soyleyince ne oldugunu ne kadar dusunuruz acaba?

ben "uma" bu dunyaya kim oldugumu bulmak icin geldim. Tahammulum yok oyalanmaya. Surekli savas halinde biri gibi gorunurum, savasim kendimledir, az bilen vardir. Kavga ederken bile kulaklarim dinler bu nereye gidiyor diye. Aci geldiginde takip ederim korku nerede diye. Hicbir firsati harcamam. Gecmem gecistirmem. Kavgami ederim son zerreme kadar. O son zerrem de huzuru hissedene kadar surer kavganin seyahat suresi. Yaranin derinligiyle ve etrafimdaki aracilarimin yardima gonulluluguyle de alakalidir bu. Yalan soylemeyi secip gecistirmeye calisanlarla devam eder durur kavgam. Temcit pilavi gibi... Cunku ben kavgami ederken kendim icin, beni anlayamayip benimle kavga edenler bilmezler iclerindeki yaralari. Onlar sadece benim kavgaciligima cevap verdiklerini sanarlar. Herkesin zamani gelir oysa... Bir bir.

Araclarim gorevlerini bitirdiklerinde degisir yerleri digerleriyle ve yeni yaralar acilir. Degisirken bunlar istemeyi biraktiklarim da bir bir gonderilir hayatima.

Oyunu tek sebepten oynuyorum, uyanmak dilegim. Beni hala uyutmaya calisanlarin ninnilerine tikandi kulaklarim. Uyuyanlar icin de cok can sikici benim feryatlarim. Ne guzel surda uyuyorduk di mi?

22 Mart 2010 Pazartesi

Haber

Uzun sayilmayan 18 aylik bir surecin sonucunda Kanada oturma iznimizi verdi.
Bu surecte once huzurun orda, burda olmadigini icimde oldugunu ogrendim.
Kendimi gitmek zorunda hissettigim halimden, hayirlisiysa giderim degilse kalirim ve yine de bir guzel huzur icinde yasarim'a gectim.
Gelecegi dusunerek yasama, bugun elinde ne varsa onu yasa'yi pek cok defa tecrube ettim. Gelecege yatirim yapip durursan bombos bir elle simdi'de kalabilirsini ise derinden anladim.
Bugun haber aldigimda sevinmedim bile, ayniydim, huzurlu, dingin, sakin.
Dun annem Meryem Ana'daydi, mum dikmisti benim icin ben dua etmistim. Hayirli cevaplar gelsin, evet veya hayir cevabi farketmez, neyse hayirlisi olsun.
Ama surec benim merakli halimi cok torpuleyemedi. Hala o site benim bu site senin acaba ne zaman haber gelecek diye dolandim durdum gecen gunlerde :)

Bugun sadece bu var yazabilecegim. Kimbilir bu surec daha neler neler ogretecek bana akarken.

6 Mart 2010 Cumartesi

Niye Oynuyoruz?

Kuzenim Amerika'da psikoloji egitimi gorup cocuk terapisti oldu. Uzmanlik alanlarindan biri de oyun terapisi. Cok derin ve detayli bir konu ama ozetle cocugu oyuncak dolu bir odaya aliyorlar. Terapist ve cocuk odada oyun oynamaya basliyor. Oyuncaklari ve oynamak istedigi oyunu cocuk seciyor. Terapistte onun oyununa eslik ediyor. Seanstan sonra seansin video kaydi (aslen boyle olup, bazi uygulamalarda kayit kullanilmiyor) terapist tarafindan seyredilip cocugun analizi yapiliyor. Bu terapi sayesinde cocugun kac yasinda ne travmasi gecirdigi saptaniyor ve o ortam ayarlaniyor yeniden cocugun etrafinda. Mesela cocugun sectigi oyuncaklardan cocugun 2 yasinda bir travma gecirdigi tespit ediliyor ve aileye o donemde cocugun oynadigi oyuncaklarin, emiyorsa emzigin, su ictigi bardagin vs vs bir takim hatirlaticilarin evda etrafinda olmasi saglaniyor. Cocuk yapay olarak 2 yasindaki ortama donduruluyor ve terapi seansiyla desteklenerek adim adim buyutuluyor. Su anda cocuk 7 yasindaysa 2 yasindan bugune kadar adim adim sifalandirarak geliniyor.
Birgun kuzenim bize geldi. O ve ben sohbet ederken Mira'nin salonun ortasindaki treni dikkatini cekti. Ne kadar guzel bir tren diye konusmaya basladi, yanina indi bakmaya, ben de ona gostermek icin yanina oturdum. Tarif ettim, bak iste soyle konuyor, sonra suraya basiliyor, sonra soyle ray degistirebiliyor derken, trene elim carpti. Tren devrildi, ben kaldirmaya calistim, kaldiramadim, bir daha devrildi, kufur etmeyen ve bunu da sevmeyen ben, ayy ne gerizekaliyim, ay ne gerizekaliyim deyip durdum arka arkaya ve kendimi kaybetmis gibiydim. Birden kendime geldim, kuzenim bana gulumsuyordu. Kufuru tekrarlayan ben degil babamdi, aslinda. Ben treni koyamadikca babam bana gerizekali misin sen diyordu icimde bir yerde, ben de onaylayip ay ne gerizekaliyim diyordum.
Muhtesem bir tecrube olmustu o gun, oyun terapisine ve etkisinin olaganustulugun dair.
Hepimiz oynarken aslimizi, yaralarimizi, zayifliklarimizi cikariyorduk. Ancak oynarken dalip, o zayifliklara gore oyuncak secip, ona gore oyun kurup oynuyorduk, sifalanabilmek icin.
Bu dunya ucsuz bucaksiz bir oyun alani, ici oyuncak dolu. Terapist ise (terapist bile degil artik adi) her daim seyrediyor, sadece seyrediyor.
Iste butun bunlar son gunlerde gorunduler hep beraber. Yazildilar, anlasildilar.

23 Şubat 2010 Salı

Ben

Ben bugun, simdi, su anda herseyin icimde dogdugu, herseyi seyrettigim, herseyin akisini gordugum, gulmeyen, aglamayan, sadece bakan gozum. Gozlerin arkasindaki goz...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Dogumgunu

Onunde yerlere kapansam, her gun her gece el acip dua etsem, malimi mulkumu varimi ve de yokumu kullarina dagitsam, senin beni su evirip cevirip sana dondurme seklinin binde birine erisemem... Aramizdaki fark bu.
Simdi bak olayi taa nerelere getirmisim.
Ikiligin dibine vurmusum.
O ordaaaaa, bense buracikta.
Aci olmaz da ne olur bu bilinc seviyesinde.
Neyse yine enteresan bir sey bunu gorebilmem.
Bu kismini henuz cozememekle birlikte bu kadar kuculdugumu farkedebilmek guzel.
Eveeet geldik bir baska dogumgunune.
Yemin ediyorum bakiyorum benim dogumgunum kadar cibiliyetsiz kutlanan bir baska dogum gunu yok. Bakiyorum, bakiyorum ya iste aci o yuzden var. Aci var mi aslinda; yok.
Iyice doladim dilime de, neyse olay soyle:
Bir suredir cok sukur oylesine yuzuyorum ki Okyanusunda, kim acsa dogumgunu muhabbetini, inan oyle uzagim ki hic ugrasamayacagim simdi dogumgunu konusuyla diyip susturuyordum.
Kardesim kalkti geldi baska sehirden. Benim icin geldigini hic dusunmedim bile. Yani o benim icin gelmistir de, ben oylesine Ben'de demirliydim ki umursamadim. Kardesimin varligini tattim yanimdayken o kadar.
Mira guzel zaman gecirsin ve de hos anisi olsun diye, babasina soyledim bana kart aldirttim.
Sonra gittim kucuk kek kaliplari aldim. Sonra pazar gunu Mira'ya kekleri yaptirdim, kaliplara koydurttum. Ustlerini kalp sekerlerle suslettim. Butun bu olanlari kameraya cekti kardesim. Sonra ben seyrettim. Duyduklarima inanamadim. Bir Nazi'nin yeniden dunyaya gelmis hali gibiydim. Oysa ben onceki hayatimda melek oldugumu dusunmustum hep. Ama gozlerim ve kulaklarim nazi olduguma dair onayliyordu beni.
"Onu oraya koyma, suraya birak, sunu koysana, kapa simdi, oyle mi yaziyor, bir daha oku emin misin?" OFFFFFFFFFFFFF!!!
Sonra herkes kendi isine gomulmusken ben ciktim gidip kendi dogumgunum icin mumlar aldim.
Sonra geldim onlari diktim. Sonra mumlari Mira ile sondurduk. Kimse iyi ki dogdun anne sarkisi soylemedi.
Icim o kadar uzaklardayken, bu detaylar zihnime yem atiyordu. Seyrediyordum. Ve icimde huzurum hala ayniydi, el degmemisti. Sadece guluyordum. Bak nasil beni yine ayni oyuna cekmeye calisiyor diye.
Sonra bugun oldu. Asil dogdugum gun. Aslinda dogmadim ve de olmeyecegim ama, zihnim hala anlamadi bu konuyu. Oyuna siddetle devam etmek istiyor.
Esim gecen hafta ben sana hediye almadim yaa deyince, bosver ne hediyesi, oylesine uzagim ki dogumgunu konusuna demistim guvenle.
Sonra ben sana pasta alicam o zaman dedi.
Ertesi gunu canim pasta istedi, iyi ki almamissin alicam ya ben sana pasta dedi. Evet hatirladim, o yuzden almadim dedim. O noktada dogumgunu sadece pastaya duyulan asermisligin tatmin edilisi olacakti. Esim en sevdigi pasta cesidini soyledi, onu alicam ben dedi. Guldum, nasil yani, dogumgunu benim ve senin begendigin pastayi mi yiyecegim dedim. Cok gulduk...
Sonra bugun esim hic nedensiz soyle bir email yolladi. "Ben bir hafta tatli ve seker yemeyecegim" Hayirdir, dedim. Dun mac sirasinda cok abur cubur yemis, karni agrimis, kendisini disiplin etmek icin boyle bir karar almis. Zihnim uyanmisti artik !

Icimdeki huzur dalgalanmaya baslamisti. Ortam musaitti, dun Mira butun gece uyumadigi icin ben yorgun ve uykusuzdum.

Sonra ben bir daha cevap yazip hani yanlis anlasilmasin ama bana pasta alacaktin ama simdi tatli diyetine mi girdin dedim. Ama icim coktan giciklanmaya, dusundukce gozlerim islanmaya baslamisti. Hayretler icinde bir kenarda oturmus bana kis kis gulen zihnime bakakalmistim. Hani hersey yolundaydi, hani cok uzaktim dogumgunune.
Esim yoldan aradi ben ne zaman pasta alayim diye. Artik sinirliydim. Sen gel eve de konusuruz dedim. O zaman sen ismarlayiver bir yerden dedi :)))

Pes degil mi?
Esime tapiyorum. Bu oyunu ondan daha iyi oynayacak biri olamazdi asla.
Tanri'ya ne diyebilirim ki. O orda ben burda olunca olmuyor bu isler :)
Zihnimin o guzel elinden opuyorum, hakiki is cikardi.
Ne kadar miniminnacik bir dogumgunu tohumu hala varmis, gorduk :)
Simdi esim gidip pasta alip gelmis. Yemek istemiyorum ve sorunu olan ben gibi gorunuyorum su anda. O da karsimdaki koltukta uyuyor. Ben de gunluk diye yaziyorum.
Guluyorum, hem de cok. Yeniden icimin ferahlamasi herseyden onemli :)
BENI SEVIYORUM......

21 Şubat 2010 Pazar

Maharajji



Birgun Neem Karoli Baba'nin yanina biri yaklasir. Maharajji ne istiyorsun diye sorar. Bana nasil meditasyon yapilir soyler misin diye sorar. Maharajji kendine ozgu tarziyla soru sorana odanin dibine digerleriyle beraber oturmaya gitmesini soyler ve o giderken "Isa gibi meditasyon yap" der.
Ilerleyen zamanda bir baskasi Maharaj'a Isa gibi meditasyon yapmanin ne demek oldugunu sorar. Maharaj gozlerini kapar. Sanki yok olmus gibidir. Sonra gozunden bir yas yanaklarindan suzulur ve gozlerini acar. "O, Kendini ASK'ta kaybetti" der.

18 Şubat 2010 Perşembe

Laissez-faire

Birakiniz gecsinler, birakiniz yapsinlar bir ekonomik politika aslinda ama tam da benim hayatima uydugu icin esinlendim.
Sukur yine oyle bir noktaya getirdi ki tiksiniyorum kendimden :)
Herkesin herseyinin icindeydi burnum. Ona nefes terapisine gitsene, su gun gitsene, bu gun gitsene, hala gitmedin mi? Suna sertifika programi ayarlama, orada ayarlama, surda da var, su saatler uygun, sunlarda var.
Oburunde baksana, ne zamandir suna bakmadin, ne zaman bakacaksin ki?
Digerine de benzerleri. Aslinda tabii olaylarin ust uste gelmesi bir yana ben de biraz abarttim yazarken ama durumum aynen buymus Gorebildim sonunda.
Sana ne!!! diyorum simdi surekli kendime.
Bir Tanri'nin seni kullanmasi var, bir de Tanri seni kullandiktan sonra senin bu konuyu uzatip taciz etmen var. Anladim sonunda.
Ben Hindistan'da mesaj tasiyan diye bilinirdim, acigim bu olaya. Tasitir mesajlarini, cani ne zaman isterse. Ama sonra Uma o mesaji alana baslar sormaya, ee aldin mi mesaji? okudun mu? ee ne yapacaksin bu konuda? Ama sana demis sunu soyle yap, hani hala yapmadin?
Yahu sana ne????
Sen musaitmissin tasimissin mesaji, gerisinden sana ne? Tanri isini yapamiyor mu? Seni denetici mi tuttu bu dunyaya? biraksana insanlari kendi hallerine. Ve dahi kendini O'nun kollarina sakince.
Ama yok sessizlige tahammulun yok degil mi? Tanri aldi butun isi gucu elinden. Simdi oyle baskalarinin isine satasarak, sarkarak, sulanarak vaktini doldurmaya calisiyorsun. Ama Tanri'nin bildigi yok muydu butun bu isleri senden alirken. O bilmez miydi disardaki milyonlarca insan gibi seni cok mesgul yapamayi.
Anladim sonunda, icimden. Bir cirpida. Acik acik. Cocuk gibi :)
Gorduklerimden tiksindim ama oyle olmasi gerekiyordu bu anlayisa gelebilmek icin. Onlara da sukur.
Simdi herkes, yani O'nun cocuklari O'na emanet. Herkes kendi isinde.
Benim ise hicbir isim kalmadi O'ndan baska. Oturup durumaktan baska dizinin dibinde.
Ta ki bir sonraki is tanimina kadar. Ki o da gelince goruruz, simdiden onu da dusunmeye gerek yoktur :)
Simdi, olanla, oldugu gibi olma zamani...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Yuzlesme

Cok seyler oluyor, sukur Tanrima. Gorecek gonul, goz veriyor.
Okul bitti, artik sosyolog diye anilabilecegim. Simdi artik ilk defa sosyolog degilim diyebilecek duruma gelebildim. Bu etiketimi de atabildim ustumden. Yillardir sosyolog olmaya ramak kalmis biri olarak itildim, asagilandim, kucumsendim, layik gorulmedim ve digerleri. Simdi butun o gunler geride kaldi. Diyenler de unuttular bile dediklerini. Iste o gun o herkesin benimle huzur buldugu gun firsat dogdu, Swamiji bitir dedi, ben bitirdim okulu. Ne daha az benim, ne de daha cok. Eskiden yarim kalmislik hissiyle doluyken, her soze alinir, her konusana gucenirdim. Degersizlik hissimi besleyip duruyordum. Form doldurulur ya luzumsuz yerlerde, mesela alisveris yaptiginiz magazada. Sorarlar formda ne mezunusunuz diye, Hacettepe Sosyoloji yazardim. Oysa degildim. Ama lise mezunu da degildim. Senelerimi vermistim, hem de cok emegimi. Nasil yok sayabilirdim. Is gorusmelerinde sosyoloji egitimi aldim derdim, ileri gidip daha da sorarlarsa diplomami alamadim derdim. Ama egitimini almistim son seneye kadar.
Neyse simdi bitti. Gunu gelmis, doldu-ay. Ben artik, biliyorum, sosyolog da degilim. Ve sorgulamam devam ediyor ben kimim?
Bu surecte annem bizi ziyarete geldi. Annemle olan sorunlarimi coktan huzura erdirmistim. Olan herseyin Tanri'dan geldigine olan inancim temizlemisti gecmisimi. Ama nasil olduysa bir adet oncesi sendrom anneme patladi. Icim yaniyordu. Annem beni birakip ilk defa tanistigi insanlarla yemege gitmisti. Ve onlarla kalmisti, ve sabah onlarla kahvalti yapmisti. Yine ben "diger insanlar" icin degistirilmistim. Hep oyle hissetmistim. Bu hissimle kocamin da hayatini zehir etmistim. Digerleriyle daha soyle konustun, digerleriyle daha cok gorustun, digerlerine daha cok soyle yaptin vsvsvs. Degersizlik ikinci perdesini oynuyordu. Agladim cokca annem yanimda otururken. Sonra anlatmaya calistim onunla alakasi olmadigini, temizlendigimi.
Sonra dusundum benim annem olmak ne kadar zordu kimbilir. Ne yapsa elestirirdim herhalde. Kendime bu kadar acimasiz elestiriler yaptigima gore, ona nasil sefkatli olabilirdim ki? Ve simdi anliyorum. Ne kendimi, ne de baskalarini elestirmek degil, once kendimi ve nihayetinde baskalarini oylece kabul etmek. Bu benim diye etiketlememekten geciyordu yol. Ana yol. Annemin ziyaretinde, benim annem soyle olamaz, boyle olamaz, soyle olmali ve boyle olmali diye oyle cok konusmustu ki icsel ego sesi. Ben onun kiziydim, ve tabii o da annem. Boyle olunca pek cok konsept isin icine girmek zorundaydi. Bir anne kizina soyle der mi? Boyle der mi? Boyle bakar mi?
Sadede geldigimde gorebildim. Ben kimim diye sordugumda hala kendimi onun kizi saniyordum. Coktum O' nun huzurunda dua ettim. Lutfen benden al bu etiketi, ben sadece ve sadece sana aitim. Ve o etiketsiz oldugum yerde bana annelik yapan o guzel gozlu kadini oyle cok seviyorum ki. Ve oyle cok sefkat duyuyorum ki. Ve duam devam ediyor, sadece ama sadece Sendeyken onunla iliskiye gecmeme yardimci ol. Yani artik sadece kalbimden gelince arayacak, soracaktim. O'nun emriyle. Kendi istegimle degil.
Kendi istegimle aradiklarimda annemde "zaten beni hep isiniz olunca ararsiniz" yargisinin olusmasina neden olmustu. Yanlis heryerde yanlisi doguruyordu.
Ben kimim? Dogmadim, dogurulmadim. Olmeyecegim.
O anlarda gecmise oyle cok bakmistim ki annemi sucladigim seylerden biri bana hic sarilmadi cocuklugumda idi. Isten geldiginde soguk merhabalasirdik. Simdi'me baktim. Esim gunu nasil gecerse gecsin, biz dunyanin en buyuk kavgasini da etsek, isten dondugunde, kapiyi acip eve girerken yuzunde kocaman bir gulumseme olur. Dunyanin en mutlu erkegini gorurum hep kapinin esiginde. Ben ise oldugum yerde durmaya devam ederim, pek ender gulumserim. Ne moddaysam o yuz ifadesiyle bakarim o en guzel guluse. Yerimden kalkmam, yerde oturuyorsam o yanima kadar gelir, egilir yerlere kadar ve oper beni hic gucenmeden. Iste bu sahnede gordum nasil gecmisin acisini yasatmaya calistigimi. Oysa gecmis bitmisti. Bugun, simdi huzur burdaydi. Gulumsuyordu Tanri karsimda. Ve affettim gecmisimi, ve sifalandi gecmisteki kiz, ve bugunku kadin kendini iyi hissetti. Kapi acildi bir sonraki aksam, ben kostum kapiya ve annemin bana sarilmasini istedigim gibi sarildim simsiki kalpten esime. Oylece kaldik kapinin onunde, kocaman bir kalp seklinde. Herkes huzura kavustu.
Sonra o dongunun icinde kardesim belirdi. Icimdeki acilardan biriydi. Nesemi paylasmak istesem soguk sesiyle donup kaldigim, yaninda olmak istesem uzaklastirildigim, konusmak istesem uzatmamam gerektigini duydugum, derdimi anlatmak istesem sacmaladigimi soyleyen, her seferinde ama her seferinde kafami duvara carptigim, kalbimin cokca acidigi iliskim. Benden 9 yas kucuk olmasina ragmen sesimin ararken korkudan titredigini farkettigim, kendimi ona begendirmeye calistigimi sik sik yakaladigim, beni sevsin bana daha yakin olsun diye son olarak borc para verdigimi farkettigim iliskim. Annemle arasi kotu oldugunda bana yakinlasan, derdi oldugunda beni animsayan, hayatiyla ilgili yorum yapmaya kalkisacak olursam kesip atilan iliskim. Ne kadar cok negatiflik yuklenmisti bu iliskiye. Ise ilk neden korkuyorum diye kendimi sorgulamakla basladim. Bulamadim nedenini ama korkusuzca konusabildim son telefon konusmamizda. Icim rahatlamisti, icimdem geleni oldugu gibi, hissettigim kelimelerin aynisini kullanarak soyleyebilmistim ilk defa. Daha onceleri, surekli kivirirdim, hayir guzelim soyle demek istedim, yok kizma onu kastetmedim gibi konusurken, ilk defa net ve korkusuzca soylemistim icimden geceni. Bu kimin sucuydu onun mu? Hayir. Ve Tanri'ya ayni duayi yaptim, sadece Sen'den gelen emirle, kalbimden geldiginde iliskiye gecmeme yardim et.
Sorumluluklarim o kadar ben olmus ki, kalbimdeki gercegi yasatamiyorum hic. Ben abla olarak soyle yapmaliyim, boyle demeliyim, kiz evlat olarak soyle yapmaliyim vs vs. Bunu yaptiklarima da ayni sorumluluklari yukluyordum. Ben ablayim soyle yapmali, ben kiziyim boyle yapmali. SEVGI nerelerde kalmisti ???
Kim oldugumu ogrenmek icin annem ve kardesim bu zor gorevi ustlenmislerdi. Onlardan af diliyorum, bugune kadarki tum suclamalarim icin. Simdi ben gittim, ne zaman ki elini uzatacak Tanri, benim elimden, benim elim de uzanmis olacak onlara. Ustumdeki gecmis anilari, suclandiklarimi, sucladiklarimi, kizdiklarimi, kirdiklarimi, kin duyduklarimi simdi su anda birakiyorum. Artik ihtiyacim kalmadi. Ben kimim? abla da degilim.
Nasil bir insan kardesini, annesini puruzsuzce, safca, bebek gibi kucaklayamadan tum dunyanin Tanri oldugunu, O'nun yansimasi, yaratisi oldugunu zihninden degil, yureginden yasayabilir?
Kendime mal etmisim butun iliskilerimi. Affet Tanrim, herseyi bu kucuk beden kendinden saydigi icin...
Sana teslim oluyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Kizginlik

Su hayatta en cok "an" icinde akip giderken birsey yaptigim icin suclandigimda kiziyorum. Oylesine ben'den uzak, oylesine kesintisizce akarken, nasil olur da ben olurum onu yapan, sen nasil "sensin suclu" dersin diye kiziyorum.
Sonra kendi kizdiklarim sucladiklarim geliyor aklima. En cok kizdiklarimi, sucladiklarimi daha bir sefkatle affediyorum. En zor gorev onlara verilmisti. Karsimda suclu konumda oturmak... ben orada oturmaya dayanamazdim, ben kacar giderdim, kuser, uzaklasirdim, korumaya calisirdim kendimi.
Kendini korumaya almadan karsimda durup, butun suclarinin agirligiyla boynu yere dusenleri affediyorum, ki affedilebileyim.
Son asamada kim affediyor, kim affediliyor bakiyorum. Kimse kalmadi O'ndan baska.
Simdi gidiyorum, tutunmadan kimseye, kar tanelerinin birinden digerine degerek, ruzgarla... Gidiyorum.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Uyandirdin yine sukurler olsun

"Hatırla"
("Re-member" A Handbook for Human Evolution)
Steve Rother&Grup
Akaşa Yayınları

Belki bunu da okursun bir gün. Benim elimde, zihnimde, kalbimde dört mevsime döndü bu kitap.

En son altını çizdiğim cümle şuydu;
"Bir insan ancak bir şeye yaslanıyorsa düşebilir."

demis Gevezecim ....
Bekledigim kelime geldi, icim acildi. Kimi ay tutulmasini, kimi gunesi soyluyor. Kimi gecmise, kimi gelecege suc atiyorken, durup durup bulmaya calisiyorum. Nerden geldim buraya? Nedir icinde kalakaldigim bu hal ve durum? Bakiyorum bakiyorum, konustukca batiyorum...batiyordum. Kelimeler ete bedene burunmus halime yapisirken, baska bir sey dolaniyordu icimde. Cikamiyordu. Bildigim bir seydi ama neden bu kadar da uzaga gitmisti anlamiyordum.
Sagol Gevezecim, bugun sabah bulunca, anlayinca, huzura tekrar kavusunca, tekrar O'nun kucagina sigininca, senin suretinden de geldi teyidi.
Yaslanmistim son zamanlarda iki seye. Uzun uzun anlatamam, gerek de yok, gecmis gecmiste kalmali. Yaslandigim seyleri gordum derinlerinden. Yaptigimi anladim. Bir dustum ki yine sorma gitsin. Dusunce insan anliyor genelde. Tutundugum fikirleri birakiyorum. Affina siginiyorum Tanrim senin. Senden baska seyler gordugum, etimle bedenimle yorumladigim icin affina siginiyorum. Sukur dustum, sukur uyuyakalmadim.

25 Aralık 2009 Cuma

Remember - Animsa



Yukardaki youtube linkine girebiliyorsunuz diye dusundum ama megersem gorunmuyormus :) Ben Basbakan gibi bu ulkede youtube girenlerdenim :))
Siz de eminim baska yollardan girebiliyorsunuzdur, o zaman Mooji River of love diye yazarsaniz asagidaki sarkinin videosunu seyredebilirsiniz.
Mooji Jamaika asilli bir Master.
Video onunla ilgili...

This life is a dream Bu hayat bir ruya
And it will be over Ve bitecek
In a blink of an eye Bir gozkirpista
Remember who you are Animsa kim oldugunu
Remember what you are Animsa ne oldugunu
Whose life is this ? Kimin hayati bu
Whose hands are these? Kimin elleri bunlar
Whose voice is this? Kimin sesi bu
What am I? Ben neyim?
This life is just a dream Bu hayat sadece bir ruya
Om Gam Ganapataye Namah (Ganesh mantrasi)
Om Gam Ganapataye Namah
Om Gam Ganapataye Namah

This life is beautiful Bu hayat guzel
This life is horrible Bu hayat korkunc
This life is wonderful Bu hayat muhtesem

And this life is just a dream Ve bu hayat sadece bir ruya
A dream made of love Asktan olusmus bir ruya
Remember who you are Animsa Kim oldugunu
Remember what you are Animsa Ne oldugunu

Om Gam Ganapataye Namah
Om Gam Ganapataye Namah
Om Gam Ganapataye Namah

Remember You're before Animsa Sen onceydin...
Before these questions Bu sorulardan once
Before the answer Bu cevaptan.....

10 Aralık 2009 Perşembe

Tekbasinalik devam

Simdi karsima cikti, bak su tesadufe dedim. Hepsini okumaya vaktim yok malum ders calisiyorum, ama esirgemeyeyim paylasayim dedim :)

http://www.derki.com/dergi/index.php/sayi-33/yalniz-misiniz-tek-basina-mi.html

Tek-basinalik

Yazmisligim var tekbasinaligi, yalnizliktan farkini. Bugun yine Swami Chidananda'dan geldi tekbasinaligin guzelligi.

Silence is always the most real part of your being. When you are alone, you are silent. When you are alone, you are in God, and you are aware of God in you.

-Swami Chidananda

3 Aralık 2009 Perşembe

Anlasilmak

Tek derdimiz bu aslinda sanirim. Uzun bir zamandir yine deniz calkantiliydi buralarda. Simdi donup baktigimda herkesin tek derdinin bu oldugunu goruyorum. Belki de bu bizim eve mahsustur bilemem. Mira sabah geldi makarna istiyorum dedi. Ben ama kahvalti zamani annecim, ben makarna pisirmemistim dedim. Aglamaya basladi. Mira'ya kahvalti zamani ve aksam yemegi zamanini aciklarken yakaladim kendimi. Sonra diz coktum onunde sarildim simsiki. Makarna istiyorsun degil mi dedim. Evet dedi, biraz sakinlesmeye calisarak. Daha siki sarildim, cok mu seviyorsun sen makarnayi dedim. Evet dedi. Ve sessizce sarilip oturdum yaninda. Sonra sakinlestigini hissettigimde, usulca ayaga kalktim ve sofraya yurudum, elimde kahvaltiliklarla. Sonra sofraya oturdugumda Mira da yanimda oturuyordu. Elinde bir kac tane pismemis makarna. Onlari dizdi tabagina ve sonra bir guzel yapti kahvaltisini.
Bazen de soyle oluyor bizim evin hali. Gunler gunleri kovaliyor ve ben icimde yolladigim mesajlara hic cevap alamamis oluyorum. Icim mesela yorgunum cookkk diye bagirirken, disim herkesin istedigi seyleri yapabilmek icin kosturuyor. Tek bir hedefi var sevilmek. Boyle ogrenmisim ben ailemden. Birseyler yapmali, o zaman insanlar seni daha cok sever. Ve ne zaman yoldan ciksam icimde, kendimi birileri icin cilginca biseyler yaparken bulurum. Sevsinler beni. Oyle gunlerden birinde diyelim ki humus yaptim kocama cok sever diye. Aslinda onun cok sevmesi degil konu. Cok sevdigi seyi yaparsam beni sever asil konu. Iste o gunlerde mutlaka bu is benim kafama patlar. Tanri sever beni. Asla oyalamaz boyle dissal islerle. Kocamdan yerim tokadi bir guzel. O iki saat ayakta kalarak yaptigim humusu begenmez. Benim icimde kucuk bir cocuk kapatir kafasini dizlerinin ustune. Ama gorunuste asarim bir guzel suratimi. Burda secim baslar. Secim sandigimiz diyelim. Birinci secenekte esim (ki esleri bu nedenler seciyoruz) senin kucuk Uma'nin sevgiye ihtiyaci var bu siralar sanirim, der ve bana sarilip, sen humusu camurdan yapsan da ben seni seviyorum der. Sarilir, oper, oksar ve beni anlar. Ve humus tamamen konu disi kalir. Cunku tek ihtiyac sevilmektir.
Ikinci secenekte ise disariya bagimlilik tumden ekarte olmustur. Humusu yaparken bunu farkedersem, yani aslinda humusu esimden sevgi almak icin yaptigimi farkedersem, once ben kendi kendime bunu anlatip, kendimi anlayabilirim ki bu en zoru ve en kokten cozumlusu bence.
Bir diger secenekte de ben esime, biliyor musun sen humusu begenmeyince icimdeki kucuk Uma icine kapandi, uzuldu. Sanirim sevgiye ihtiyaci var diyebilirim. Bunun karsisinda esim biraz onceki davranisi secebilecegi gibi bunu reddetip ruhani veya dunyevi aciklamalarla bu verme islemini kesintiye ugratabilir. Ruhani soyle soyleyebilir; hayatim, sevgi disimizda degil ki, biz sevgiyiz. Sevgiyi benden bulamazsin, sevgi zaten icinde. Dunyevi; senin sevgiye ihtiyacin var benim yok sanki, bes saattir yollardayim...
Iste bu karmancormanlikta anlatmak istedigim suydu aslinda, dogumumuzdan bu yana tek derdimiz anlasilmak. Anlasilmadikca hep disardaki baska konseptlerle kendimizi eylemeye calisiyoruz ve sonunda da duvara tosluyoruz. Cunku disimiz baska icimiz baska.
Mira 3 yasinda. Ogrendim ki 3 yasina kadar sol beyin gelisemiyor. Yani ben istedigim kadar bak guzelim ustune onu giyersen usursun dersem diyeyim,O bunu anlayamiyor. Ancak neden, niye sorularini sormaya basladiginda bu sol beyinin gelismeye basladiginin gostergesi o zaman anlamaya basliyor, ama yavas yavas. Bu 6 yasina kadar gelisiyor. Sol beyinin gelismedigi durumlarda, sadece sag beyinle hareket eden Mira, sadece sozsuz davranislari okuyabiliyor.Yani ben icimden cok yorgunum oynamak istemiyorum diyor ama oynuyorsam, o on dakka sonra huzursuzlaniyor, bana sinirleniyor, bagiriyor, ve yapilmamasi gereken seyleri yapiyor en sonunda da ikimiz birbirimize patliyoruz. Cunku ben bence o kadar yorgun olmama ragmen onunla oynama lutfunda bulunuyorum ve buna sukretmeyen bir cocugum var. Onun da bir yanda evet bir yanda hayir mesajlari veren bir annesi.
Hep soylerim cocuklar egitmeye geliyor diye. Bizim evin Hz. Mevlana'si Mira'dir. Ya gorundugun gibi ol, ya oldugun gibi gorun der hep bize.
Bugun daha da aciga cikti hareketlerimizin mensei. Simdi bizi daha degisik gunler bekliyor. Her gun, her saat yani her an, bunu hatirlayacak kadar "farkinda" olmak...
Yeni yila girmeden, yeni bir egzersiz atildi evimize Tanri tarafindan. O nedenle cok mesguluz ailecek :)

26 Kasım 2009 Perşembe

Kurban Bayrami

Kedi gibi miril miril soylenmeyi birakip, insan gibi olgun ve sus pus olmayi seciyorum.
At gibi uysal gorunup, hakikatli bir cifte atmayi birakip, insan gibi acik, ama nazik, durust ama yumusak, olani oldugu gibi ama acitmadan konusmayi seciyorum.
Yilan gibi tislamayi birakip, insan gibi huzurla oturup, sabirla dinlemeyi seciyorum.
Fil gibi unutmamayi birakip, insan gibi ani yasayip, her an'a sukretmeyi seciyorum.
Yine kedi gibi yemek verilmediginde tirmik atmayi birakip, insan gibi olup, isin aslini goremedigim anlarda da sukredilecek lutuflarin sakli oldugu gercegini her daim biliyor olmayi seciyorum.
Bu bayramda hayvan dogami kurban edip, insan gibi insan olmayi seciyorum.

19 Kasım 2009 Perşembe

Franz Kafka

Dilerdim ki, sen bu dunyada degil yalniz ve yalniz benim icimde var olaydin, ya da daha iyisi ben hic varolmayaydim da salt senin icinde yasasaydim. Bu dunya ikimizden biri icin cok fazla...

10 Kasım 2009 Salı

Gurudev oyle dedi...

"Every failure is a stepping-stone to success. Every
difficulty or disappointment is a trial of your real
faith. Every disease is a Karmic purgation. Every
unpleasant incident is a test of your trust in God.
Every temptation is a test of your spiritual
strength. Therefore Nil Desperandum. Be ever bold and
cheerful. March on courageously. Be sincere and
earnest in all your endeavours. March forward like a
hero." - Swami Sivananda

30 Ekim 2009 Cuma

Dus-tum

Rishikesh'te baslayan, neye bagli tekrarladigini bilmedigim basdonmem gecen gun tekrarladi. Bu seferki en siddetlisiydi ve en ogreticisi.

Yan yatiyordum, gozumu kapadim, ve birden donemeye basladim ama hizi inanilmazdi. Sanki bir gokdelenin tepesinden done done dusuyor gibiydim. Bagirdim ve yanimdaki masayi tuttum. BIr kac dakika sonra tekrarladi, yine korkunc bir hizla dustum. Bagirdim ve esimin kolunu tuttum sikica. Son seferinde yine ayni hizla dustum, yine bagirdim ve bu sefer esimi tutup birakmadim. Sonra kendimi seyretmeye basladim.
Bagirmistim, korkmustum. Dusmekten.
Bagirip sonra tutunmustum, korkmustum. Birakip gitmekten.
Bagirip duruyordum bitsin artik bu oyun diye, hani ?? Hala gidecek olsam bagirip, dunyaya ait olan kocama sarilip gitmeye direniyorum.
Dustugum yer neresiydi. Bagirmasam baska seyleri farkedebilir miydim?
Duserken tutmasaydim, gercekten gider miydim ?
Durdugumu sandigim yer neresiydi ki?
Oylece uzaniyordum. Vucudum uyusmus gibi, aslinda cok titresir halde.
Zihnimdeki uma'nin sesi vir vir konusuyordu. Ben dinliyordum. Uma'nin sesi, Ben'im dudaklarima dokunmuyordu bile. Uma'nin sesi kenarda bir yerde susmadan konusuyordu.
Laf edip duruyordu o an olmakta olan, daha dogrusu olmayan seylere. Beklentilerini ve beklediklerini goremediklerini konusuyordu vir vir. Su anda bana boyle olurken benim kocam, kizim vs vs diye devam ediyordu vizildamasi.
Ve Ben dusuyordum.
Uma bagiriyordu.
Korkuyordu.
Hala mi ?
Neden ?
Birakamadigin ne ?

25 Ekim 2009 Pazar

Mektup

benden Tanri’ya;

Kanada ile ilgili surekli suphelerim var, guvensizliklerim, kaygilarim. Sana bu kadar guvenmeme ragmen neden hala bunlari hissediyorum?

Tanri’dan sana

Gunlerdir sana cevap vermek icin sabirsizlaniyordum. Senin bana zaman ayirmani bekledim. Simdi burdasin, dinliyorsun. Icine al butun soylediklerimi. Herseyin bir temizlikten ibaret oldugunu bildigin gibi, herseyin birbaska seyle kendini gosterdigini de biliyorsun. Kanada. Ne anlama geliyor senin icin Kanada. Kanadayi neden yaptin? Huzur, baris, sukunet, adalet. Ozlem duyduklarin. Hazir misin? Simdi degilsin. Cunku hala kendini bunlari alabilecek kadar temizlenmis hissetmiyorsun. Haklisin, bu surecte, bu vesileyle cikacak olan pek cok sey var. Bunlari su anda sen bile dusunemiyorsun. Goreceksin. Kendini seyredeceksin. Gozyaslarinla temizleyeceksin. Bir bir cikacak kendinden, sana ait olan ama Bana ait olmayanlar. Onlara veda edeceksin. Biraz daha bosalacaksin. Aradigin huzur baris adalet gelecek. Sen onu nerde yarattiysan orasi gibi. Sonra bunlar da bitecek. O kullandigin sifatlarin aradiklarinin orada da olmadigini anlaman icin yasaman gerekenleri yasayacaksin. Ve sonra yine bana doneceksin, sadece bana. Ben’den baska bir yer, biri, birsey olmadigini bilerek. Daima bilerek. Daima bileceksin.

11 Ekim 2009 Pazar

Celiskiler

Cagan Irmak'in filmine gittim gecenlerde. Sinemaya pek gitmem, kultursuz degilimdir de artik komik geliyor sinema filmini seyretmek. Mesela filmdeki sekreter cok iyi temsil edilmis dedim cikinca filmi soranlara. Yani ayni sekreter gibiydi, cok iyi gozlemci Cagan Irmak dedim. Sonra temizlikci icin ve guvenlik gorevlisi icin de ayni seyi soyledim. Iste Cagan Irmak'a verdigim prim filmindekileri ayni hayattaki gibi yansitabilmesi, derinlerde kalmis konulara dokunabilmesiydi. E biz hayatta sekreter gormussek neden yeniden sinema perdesinde seyredip cok iyi oynamis, oynatmis, senaryolastirmis diye ovelim. Iste bu sebepten sinemaya gitmem pek. Etrafimdaki oyunlari ve oyunculari seyretmek daha olaganustu benim icin. Ve hepimizde usta oyunculariz. Kimse oynadiginin farkinda degil, ya da karsisindaki onun rol yaptigini anlayamiyor bile. Oylesi muhtesemiz. Neyse nerden nereye geldim. Simdi filmi seyretmeyenlerden ozur dileyerek devam ediyorum. Filmden ciktiktan sonra soyle bir dusunce belirdi kafamda. Eger bana tecavuz edilse bebegi dogurur muyum? Esim bebegi kabul eder mi? Bebegin dunyaya gelmesinde benim de payim varken hem de? Neden bu sorular cikiverdi. Esimle soyle konusurduk biz. Iraz'in mucizevi dunyaya gelisini seyrettikten sonra eger bir kaza sonucu hamile kalirsam tekrar, asla bebegi aldiramayiz. Cunku bir bebegin ne demek oldugunu biliyoruz, tecrube ettik.

Iste bu kesin, alti cizilmis birsekilde ifade ettigimiz cumleyi cope attirtti aklima gelen dusunce. Bir bebek bu kadar kutsalken, bir tecavuzcunun bebegi kutsal olmayacak miydi? Herkes Tanri iken, Tanri'nin rizasi olmadan bir yaprak kimildamazken tecavuzcu kimdi? Bu bebek tecavuzcunun bebegi miydi Tanri'nin mi?
Ve iste sonucta suna baglandim. Soylemesi kolay pekcok seyi. Oysa hayatin icindeki kosullarinin ne oldugu asil onemlisi. Tanrim Gercekten sasmayacak gonul, kucukten buyuge olgunlasma yolunda herkese anlayis versin...