29 Nisan 2009 Çarşamba

Gurudev-Incil

Appeal. Knock. You will be heard. The door shall be opened unto you.
Do not seek him far and wide - He is in your own heart - He has his dwelling there.

25 Nisan 2009 Cumartesi

Daha neler neler....

Dogumdan sonraki kilolar kadinlarin bir donem konusu olmustur sanirim. Ben guzel guzel kilo verirken bir sene kadar once bel sorunu yuzunden doktora gittim. Doktor su kiloya ineceksin dedi. Zaten o kiloya demese iki ay icinde inmis olacaktim. Ama doktor dedi ya, ben o tarihten sonra kilo veremedim. Kisin 9 sinava calistim, 9 sinav verdim. Simdi bir tavsiye uzerine akupunktur ile kilo veriyorum. Sanirim bitince 9 kilo olacak :) Bak su ise ! :)

Her seansa gittigimde 15 kadin karsimda. Ben onlarda... Herkesi dinliyorum, seyrediyorum, kendimi goruyorum. Ilk gittigimde salonda bekleyen herkes sisman ve oyle cirkindi ki. Aman Allahim dedim ben kendimi bu kadar mi cirkin goruyorum. Ve neden ? Neden baskalarinin cizdigi sekile uymadigimda guzelligimi goremez hale geliyorum. Ben de baskalarina sekiller cizip onlari o sekillere uydurmaya calisip, uymadiklarinda guzelliklerini gormuyor muyum!

Ne yazik hersey icin gecerli olmasa bile, cevabim evet. Bir miniminnacik tohumu bile kalmayana kadar Tanri kaziyor icimi. Bu da onlardan biri. Ben farkettikce seyrediyorum.

Sikayet ediyor herkes, hickimse buranin duzeni bu kendimi buna uydurayim demiyor. Kendimi dinliyorum. Evet belki hayatimin cogunu her olana adapte etmeye calisarak gecirsem de iste o miniminnacik tohumu gostermek icin cikariyor Tanri o degerli kadinlari karsima.

Daha da neler neler...

Sukrediyorum gozlerime gor geldigi icin...
Sukrediyorum kulaklarima duy geldigi icin...

Bir de Konya'dan sonra farkediyorum ki icime Mevlana kacmis :)
Herkese sarilmak istiyorum. Sarilmak istemediklerimi sarilayim diye onume getiriyor.
Icim tereddut ediyor bazi zamanlar, oylesine kapanmisim ki yillarca, korunayim diye. En kutsal mekan kaldi acilacak sanirim simdi. Ve Mevlana oturmus dibinden, acmis kollarini sesleniyor. Gel kim olursan ol gel!
Onlar geliyor, ben kucakliyorum....

Dedikodu

Konustugum, konusmalarimi dinledigim zamanlardan birinde oyle rahatsiz oldum ki :) Artik soyle agiz tadiyla, kendimden gecerek dedikodu bile yapamadigimi farkettim. Kimin dedikodusunu yapacaktim, kime ne soylesem ben'dim. Bunu konusurken bile biliyor olmak buyuk lutuf olsa da, insan dogasi geregi herhalde ariyor arada :) Bir aci kahve yanindaki o zararsiz dedikodulari :)

24 Nisan 2009 Cuma

Sukur

Allah'a ne kadar sukretsem azdir diye dusundum gun boyu. Gecmiste ne kadar cok aci cekmis oldugumu dusunup ve bunlarin nedenlerini de hic bilmezken hayat ne kadar zordu, cekilmezdi.
Simdi kimle ne yasarsam yasayayim, kim yanimda ne yasarsa yasasin, herkes Ben. Herkesi dinliyorum ben nerdeyim diye. Ben ne goruyorum diye, ben neyi duymaliyim diye.
Iki haftadir esimin ailesi bizde. Olaganustu farkindaliklar yasaniyor ardi ardina. Her aksam ayri bir toplu terapi seansi gibi. Herkes eteklerindekini dokuyor, herkesin ici aciyor, herkesin sesi titriyor, herkes sinirleniyor, herkes seviniyor, simariyor bazi zaman. Herseyi yasatiyor bu zaman suresinde sukretmeye doyamayacagim Tanrim. Bugun ben sinirleniyorum, sinirlenirken bile biliyorum sinirlenecek birsey yok. Denilenleri bes kulak dinliyorum, soylediklerimi soyleyip dinliyorum.

Ara verdigimde dua edip durdum. Nerdeyim ben, bunlarin neresindeyim. Ne gorecegim, ne ogrenecegim, ne cikiyor. Konusmaya devam ettim, konusurken dinlemeye, biliyordum, emindim cikacakti konusurken. Ve guvendigim gibi en kucuk detayin, en olmadik cumlenin icinde gosterdi sirrini. Allah'a sukurler olsun, gosterdi yuzunu. Gordugumde rahatlamistim, teyidi de ne kadar sevildigimi duymakla geldi. Seven de O'ydu. Kendi soyledigimde de gordum yuzunu. Sukur ettim her ana, yasattigi.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Huzurunda egiliyorum...

Sen ve senin suretlerin, derslerinden birini itinayla verdin yine bugun. Sen ve senin suretlerin.
Butun gun dondum durdum insanligimin icinde, uzuldum, agladim, incindim, ofkelendim, insandim.
Seyrettim, kayboldum, kendime geldim yine seyrettim.
Derinlerden bir nefesle cikti icimdekiler, dokulduler. Yorum yazan suretlerin gosterdiler nerelere bakmam gerektigini, daha ozellestirdiler ozeldekini. Telefondaki suretlerin baska baska yonlerine isaret ettiler, durdum, duruldum, yumusadim. Seni gorur oldum, edilen kufurde, aciyan kalpte. Yorum yazdi babanesi guzel kadin, Rumi'nin goz kirpisini gordum, yagmuruyla rahmet yagdiracak sonra da gunesi actiracakti.
Butun ulkede yagmur yagdi, dort bir yandan haber verdiler bilip bilmeden yagmur yagiyor diye. Gulumsetti beni derinden. Biraktim dusunceleri, basladim Mira'yla oynamaya. Kimbilir o acitan dedigim, o O'nu gormekte zorlaniyorum diye hayiflandigim es nasil gelecekti? Icim yumusacikti, yuzum, gozum yumusacik. Geldiginde yine sertlesecek miydi bakislarim? Kendimi hayal ettim. Niyetim ne olursa olsun ona yaptiklarimi gordum. Hickimsenin hakki yoktu Hakk'i sekillere sokmaya. Hakk'tan ozur diledim. Hakk'in suretindeki esime zihnimde ve kalbimde kapiyi actim. Hindistan'da Tanrilarin onunde egilindigi gibi boylu boyunca egildim onunde. Sen O'sun, goremedim, affet, dedim. Icim daha bir yumusadi, sakinlestim. Esim nasil gelirse gelsin, ister aksam ayni siddetle kavga devam etsin, ister konusmayalim farketmeyecekti, gormustu kalbim kalbimde.
Bir zaman gecti, kapi caldi. Mira kostu kapiyi acti, kosa kosa yanima geldi oyuna devam etmek icin. Esim geldi yanimiza, "zihnimde yaptim ama bir de hareket olarak yapacagim" deyip onumde egildi. Tanri'ma sukrettim ozrumu kabul edip, huzuruna kabul ettigi icin...

Ozelden ...

Konya Konya diye dua ettim, Mevlana'nin cagirisini bekledim. Biri gosterse bak gidisinden sonra bunlar olacak diye yine giderdim biliyorum ama, "yaa gercekten boyle mi olacak?" derdim icten ice.
Ruyalarla baslayan temizlenme gercek hayata akti. Bir yerde okumustum once ruyada cikarmis halledemezsen gercek hayatta cikarmis, halledemezsen hastalik olarak cikarmis, onu da halledemezsen ölürmussun.
Bir ben vardir bende benden iceri diyor Yunus Emre, sanirim benim esim de bir Uma var evde, Uma'dan disari der. Oyle bir insanla yasiyor ki o evde, bana anlattiginda ben inanamaz bir sekilde yuzune bakiyorum. Oyle bir insan oyle cileler cektiriyor ki ona, Allahim bana bu kadini neden verdin cevabini soyle diye dua ediyor. Varligim onun icin kaldirilmasi gereken bir eziyet, cekilmesi gereken cile Allah yolunda. Allah icin. En kotu es oldugumu soyledi dun. Mira icin bu kurumu devam ettirdigini de bu ikinci soyleyisi. Gun boyunca emailin chat penceresinden uc bes konusurduk, "ben hasta" oldugum icin, onu da kaldirdi aramizdan. Soyleyecegim birsey varsa telefon acip soyleyecekmisim. Aglamaktan gozlerim sisti, beter olsunlar, patlasinlar diyorum. Tek derdim var, nedeni ASKa cevirebilmek ve Allah'a sukredebilmek. Ceviremiyorum!
Yasadigim ruyaya istinaden cikanlardan farksiz degil, aynilari. Dislaniyorum, sevilmiyorum, birak sevilmeyi tahammul edilemiyorum, kotuyum, haketmiyorum, hastayim, olmadigimi dusundugum sifatlari duyup bir de haksizliga ugramis hissiyle doluyorum. Bunlarin oyun oldugunu bilip oyunun disinda duramiyorum. Simdi yapamiyorum. Allah'tan sabir, sevgi, anlayis ve iyi niyet diliyorum. Hicbiri su an bende degil cunku. Bu nasil bir kontrattir hic anlamiyorum. Dayanamiyorum demek istemiyorum, icim oylesine aciyor ki, ama donusecegine inaniyorum, yaziyorum, acisin beter olsun diyorum. Ne kaybedeceksin senin olan ne vardi diyorum. Soylediklerine ne bakiyorsun, sen kendini bilmiyor musun diyorum. Soyledikleri neden canini acitiyor onda Tanri'nin varligini inkar mi ediyorsun diyorum. Diyorum demesine de icim durulmuyor bu sefer.

Yazdim yaziyi dolaniyorum evde bos bos, Swamiji geldi aklima, sonra dun butun bu konusmalar olmadan onceki 45 dk benim Hare Rama Hare Krishna diye mantralar yapiyor oldugum. Simdi icim daha rahat. Olani degil OLdurtani umursuyorum simdi. Mantralarla baslayan hicbir sey kotu degildir, vardir bir hikmeti. Temizle ne kaldiysa, eksik, yanlis, sakat, sagliksiz. Sana hazir olacak bu mabed biliyorum. Senin sesinden baska ses, Senin gozunden baska goz olmayacak. Hazirim vereceklerine, bunlar azsa coguna da, bunlar coksa zaman geldiginde Sana da hazirlanmis olacagim Seninle....

3 Nisan 2009 Cuma

ASK her daim ASK...

Konya huzur dolu iki gunle arkamda kaldi. Hayatimin degismez kanunu gibi oldu, ne kadar dibe dalarsan o kadar cok camurla geri donuyorum, sonra zaman aliyor camurlara bakip, onlarin ustumden dususunu seyretmek. Dune kadar bu cumleyi soyle yazabilirdim. Ne kadar dibe dalarsam o kadar pislikle cikiyorum ve temizlemem zaman aliyor. Aradaki fark oyle bir fark yaratti ki bu sefer. Bu farki gormeme vesile olan anlara sukurler olsun.
Donusumuz felaketti, ben herseye ofke ile bakan bir kadin olmustum, esim de herseyi benim istemedigim gibi yapan bir erkek. Biz ne zaman "benkadin" "oerkek" olsa, catisiriz. Dun konusuyorduk, buyuk olasilikla ben cok erkek olmusum ve sorunlarimi halletmisim, o da cok kadin olup asmis, ama o erkek olarak ben kadin olarak karsi karsiya geldigimizde bir meydan muharebesi tadina donuyor hayatimiz. Ne cok ogreneceklerimiz var bu kadinliktan-erkeklikten anliyoruz. Savas bitip farkindaliklar Allah lutfedip kalbe indiyse o zaman ya ikimiz de cinsiyetsiz oluyoruz evde, sadece gorevimizi yerine getirip huzur icinde yasiyoruz, ya da gecmisteki uyumlu enerjilerimiz dogrultusunda akis devam ediyor okyanus istikametinde.
Konya donusu cekilmis bir fotografimiza baktim da dun, ikimizin de surati suratliktan cikmis, bakislarda ne biz variz, ne O. Belli icerde altust edilmis birseyler. Firtina belli. Muharebe belli.

O gunun gecesi ruyamda iki erkek gordum gecmisime ait. Biri eski patronlarimdan biri, digeri ilk erkek arkadasim. Sabah uyandigimda kendimde degildim. Ruya ve yogunluklari beni oyle sarsmisti ki. Ayaklarim birak yere basmayi kafam baska alemlerde geziyor gibiydi. Bende olan ve bana ait olan hicbir parcam yoktu sanki. Nefes alisim, bakislarim, konusmam. Bir dost "aa kadin yuzunu gordum simdi senin" demisti hatta o gun. Kadin miydim neydim bilemiyorum. Simdi bildiklerim var, parmaklarima yaz geldi yaziyorum. 5 yili kapsayan ilk ask. Sevdim, sevildim, kotulendim, alay edildim, yalan soylendim, kandirildim, oynandim, oynatildim, kortum, korkuttum, kizdim, kinlendim, küstüm, sustum, eridim, dusundum, yazdim, agladim, bol bol agladim, kabul etmedim. Zaman ilac oldu ben donup gecmise bakmadim. Icimde kapattim yarayi, ustune attim bol bol ani, gormedim, gostermedim. Anlattim soranlara, anlatirken guldum. Sanki film anlatiyormusum gibi ilgilenmedim. Acip kalbimi bakmadim. Bakmis gibi yaptim, oldugum kadariyla olani anlamis gibi yaptim, sonra da arkami dondum yurudum gittim. Soranlara konustum. Guldum konusurken, yazarken agladim. Hikayeyi sadece hikaye gibi okudum, oynadim, perdeyi kapattim.
Yer Konya, Sema gosterisi oncesi Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu Mesnevi'den konusuyor. Ben dinlemeye calisiyorum. Mira konusmaya konsantre olmadi haliyle. Bir oraya cikiyor bir suraya iniyor. Gozum onda, kulagim Adnan Beyde. Ayaginiza diken battiginda ayaginizi kaldirip kenara tedavi edersiniz, dikeni cikarir merhemi surersiniz. Bir sure ustune basmaz istirahat edersiniz. Iyilestirirsiniz. Oysa gonlumuze batan dikenlere boyle mi yapiyoruz diyordu, ozetle. Diken? Diken kaldi mi ki dedim gulumseyerek ve gordum gecmiste biraktigim gozlerini. Hala kalbimdeydi, kaniyordu.
O gece iki erkek gormustum ruyamda. Ikisinin sembolize ettigi ortak noktalari gormek icin durdum, firtina sonrasi. Durdum geldiler: degersizlik, sevgiye layik olmama, yeterince iyi olmama, haketmeme, gurur, bunlarin tasidigi kayiplarin korkulari. Alay edilme, kucuk dusurulme.
Patronum beni kovmus ve bir beyaz tahtaya benim nasil kotu, nasil degersiz, nasil ise yaramaz vs vs yazmisti. Sirketin koridoruna koymustu beyaz tahtayi. Gordugumde yuregim degirmen tasinin altinda ezildi. Beter olsun diyorum simdi, biliyorum beyaz tahtaya yazdiklarinin yuregimle alakali olmadigini. Egom demiyorum bu sefer gordugum farkindalikta, ego ve ben diyince de ikilik oluyor, simdi farkediyorum neden demedigini. Beyaz tahta, silinebilir yazi. Gidip yuzune bakip neden yazdin ki? diyorum. Cevap vermiyor, yaninda yeni ise aldigi kiz onunla konusuyor, isi anlatiyor, yuzume alayla bakiyor. Yerime baskasini koymus bile. Bakiyorum, yuregim yaniyor. Sabah uyandim ama asil uyanisim yeni oldu. Gulumsetiyor, sukrettiriyor beni. 4 sene oncesinde kalan deneyimimi temize cektiriyor o gece.
Hemen sonra diger ruyayi goruyorum. Yuzunu gormeyeli 20 sene olmus. Ben uzakta duruyorum temkinliyim. Zarar vermesini istemiyorum bana. Bu iki hafta icinde 5. ruyam. Hep ayni kisi hep ayni tema. Uzagimda duruyor, ama uzagimdan bana bir sevgi, bir sefkat veriyor. Yanimda degil, degil yakinimda ama nasil sariliyor sefkat ve sevgiyle. Billur gibi bir sevgi, piril piril, puruzsuz. Her ruya ayni...
Sabah oluyor beni aliyor bir telas, ne yapmali, ne etmeli, nasil anlamali, aramali mi yazmali mi... Sorular sorular. Pisman mi, beni mi dusunuyor, kadinca sorular. Bir koca gun geciyor, sanki Kurtulus Savasi, ben sirtimda mermiyi tasiyan nine. Aksam bitmis durumdayim. Kafami kaldiramiyorum yorgunluktan.
Sabah oluyor. Gozlerimin ardindaki gozler bakiyor. Gulumsuyor. O an kalbime doluyor ASKi. Butun oyunlardaki SENdin, SENsin diyorum. Yerden yere vuruldugumda da yasatan SENdin. Degersiz bulunup kovuldugumda da kovan SENdin. Bunu dilim kimbilir kac zamandir soyledi ama kalbimin dibinde donusmesi bu demekmis. O gun defalarca cekildim ASKINA. Defalarca yuzdum SEVGInde. Kalbim yuvan, bedenim mabedin, ben hic oldum. Aksam esimi aldim vapurdan, eve gelirken onumdeki arabanin plakasinda AF yaziyordu. Af cikmisti yurekten.
5 yilimi yukledigim o yare veda ettim, affettim, kendimi affettim. Olmadiklarimi biraktim. ASKi buyur ettim. Gonlumden, gozume, gozumden sozume, sozumden ellerime. Esim sordu bugun iyisin degil mi? Evet, bisey mi oldu? dedim. Gormemek mumkun degil, dedi. Nasilsin ASK dedi, herdaim iyi dediM.
Sukurler olsun dunume bugunume. ASKla....

28 Mart 2009 Cumartesi

An

Beyaz carsaflarin ustunde, kucagimda elektronik su alet, altinda yorgan. Bagdas kurmusum, parmaklarim tasvir ediyor vucudumun konumunu. Oysa Ben yazamiyorum. Oturdugum otel odasinin penceresinden Selimiye Camii'nin minaresi gorunuyor, yaninda da uzanmis gulumsuyor Rumi yesil kubbenin altinda, onunde babasi, yaninda ogluyla. Ben yazamiyorum. Kalbim ellerine emanet, aklim donen dervislerinde, kulagim okunan Kur'an ayetlerinde.

Eksik olan tamamlanir bu kapidan girince diyor, agliyorum. Tamamlanmak ne buyuk bir odul diye agliyorum, tam olmanin tarifsiz hazzi yuregimi kabartiyor, gozyaslarimi tasiriyor. Beni gormeyen Mira bir sure sonra yanima gelip kollarini bana uzatiyor, kucagina al diye. Kucakliyorum, sariliyor boynuma, opuyor opuyor, agladin mi sen diyor. Halbuki hicbir yerimde delili yok o anin, o hissediyor. Ya da O gonderiyor, opsun diye. Ya ben nasil opecegim seni, nasil gosterecegim katmer katmer kabarmis Sevgiyi. Kime ne gostereceksin diyorsun degil mi?

Annemin sozleri kalmis hep kulagimda cagirmadan gidilmez Rumi'ye diyor. Senelerce bekliyorum cagirsa da gitsem diye. Bu sefer firsat doguyor, ben ise temkinli. Cagirmissa gideriz diyorum iki gun oncesine kadar. Bize yol gosterecek candan bir rehberi ariyorum iki kere otelle ilgili (yanlis anlamis olabilecegimi dusundugum fiyatlar nedeniyle). Telefonda otel sahibinin sozlerini iletiyor bana. "Gelsinler gelsinler, gelsinler de misafirimiz olsunlar. "
Benim soylediklerimin sorduklarimin bahane oldugunu anliyorum. Rumi'nin öldüğünü soyleyenlerin de yanildigini.... Ask oyle bir doluyor ki kalbe, sinavlar su gibi bitip gidiyor basariyla. Yolda bekleyen var. Gitmeli!

Cok sukur cagriya, cok sukur ....
Eksiktik tamamlanmaya niyet ettik... Cok sukur niyetin dile gelisine.

19 Mart 2009 Perşembe

Oyle bir gun...

Bugun o tuhaf gunlerden biri yine :)
Mira'nin turk ismi Iraz. Iraz ismini koyus nedenlerimizden biri hayatina giren herseye riza gosterebilecek olgunluga erisebilmesi dilegimizdi. Bugun esim okudugu kitapta nefs-i raziyeyi yeniden okuyup, Iraz'in ismini ilk koydugumuz zamanlarda okuduklarimizi animsamis. Simdi bana yazdi. Cok guzelmis hatirliyor musun dedi. Hatirladim ama, yine okumak icin actim baktim interneti. Ne cikti karsima bu sabah yazdigim yazinin ustune :))

nefs-i raziye olarak da bilinen nefis mertebelerinden beşincisidir. kişi bu nefis mertebesinde allahtan razı olmuştur. başına gelen iyiliklerin de kötülüklerin de allahtan geldiğini bilir ve bunları öylece kabullenir.

"Hoştur bana senden gelen
Ya hilat u yahut kefen
Ya taze gul yahut diken
Kahrin da hoş lutfun da hoş.

Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa
ikisi de cana safa
Kahrin da hoş lutfun da hoş."

Digeri de asagidakiydi, onu da koymadan edemiyorum, insanin kalbinin kipirdamadan kalmasi imkansiz oluyor bunlar okunduktan sonra...

Beşinci makamda nefs-i natıka, bütün hallerinde rızanın kemal derecesini kazandığı için ona Raziye adı verilmiştir.

Bu makamdaki nefsin nitelikleri, yasaklardan sakınmak, temiz kalple sevmek, huzur, keramet, teslim ve rızada kemal göstermek, Allah’tan başka her şeyi terkedip unutmaktır. Kişi, dünyadaki olayları itirazsız, heyecansız ve gönül hoşluğu ile kabul eder. Nefsine hakim olduğu için yasak ve mekruh şeylere yönelmez. Cenab-ı Hak, onun duasını hiç geri çevirmez, mutlaka kabul eder. Fakat haya ve edebinin çokluğu, onu dua etmekten alıkoyar. Allah’tan bir şey istemeye utanır. Ancak güç durumda kalırsa dua eder ve bu dua, muhakkak kabul olunur. Allah katında azizdir. İç alemde öyle bir saltanat tahtı üzerine kurulmuştur ki, bütün dış alem onun emrini bekler.

P.S Iraz ismini koyduk o mertebeye erissin diye, asli ise Iraz ismini ona verdik ki bizi o mertebeye cikartabilsin diye... O Mertebe bizim dilegimiz yani...Daha da asli benim dilegim. Daha da asli O'nun dilegi....

Askla...

Varligi ile Yoklugu BIR

Universiteyi kazandim cok sukur Allahima.
Ise kabul edildim cok sukur Allahima.
Sevdigim adamla evlendim cok sukur Allahima.
Bir oglum oldu cok sukur Allahima.
Universiteden atildim
Isten atildim
Sevdigim adami kaybettim
Oglum!!!

Tanri'nin varligina duydugumuz sukrani, O'nun bize yokluk sifatiyla gorundugu hallerinde de duyabiliyor muyuz acaba?
Tanri'nin gelisim icin verdiklerine duydugumuz sukrani, gelismemiz icin geri aldiginda da duyabiyor muyuz ?
Tanri'nin mucizeleriyle sarhos oldugumuz gunleri, Tanri'nin dertlerinin geldigi gunlerde de yasayabiliyor muyuz acaba?
Tanri'nin bizi kucakladigi anlarda O'na duydugumuz sevgiyi, Tanri bizi sadece seyrettiginde de animsayabiliyor muyuz acaba?

Varligina yokluguna, verdigin zevke kedere, sagliga hastaliga, doguma olume sukurler olsun, senden her gelene. Attigim kahkaha sesleri kulaklarimi, doktugum gozyaslari kalbimi temizliyor. Sukurler olsun.
Simdi oyuncaklarin arasinda kosturuyorsun beni, biliyorum herbiri senin yaradisin, kosuyorum yorgun argin ama zevkle. Midemde salincakta sallanirken giren kramplarin keyfi. Kosturuyorum. Durdugum anlarda kafami yasliyorum gogsune, bir Sen bir de ben, eriyip kayboluyorum...
Soylemistim biliyorum, daha yuzlerce hayatim olsa, daha yuzlerce sene olsa yasayacagim, hergun soylerim biliyorsun... Seni seviyorum... Seni oyle seviyorum ki, Sevgi ne demek anliyorum her sevisimde. Sevginden iciyorum, kanim oluyor, terim oluyor, dilim oluyor. Seni seviyorum. Tarifi olmayacak sekilde seviyorum. Bu sabah uyandim, oyle yorgun, oyle hircin. Seyrediyorum cikanlari. Kalbim ellerinde... Ellerim elleriN, gozlerim gozleriN. Dilimde hep Sen.
Sukurler olsun dunyada olusuma, Seni gorebilisime, Seni duyabilisime, Sana dokunabilisime, Seninle dansedebilisime, Seninle uyuyabilisime, Sana dalabilisime. Ruyalarima, ve devaminda uyanislarima. Sukurler olsun sabah sabah...

17 Mart 2009 Salı

Dedi ki:

"The world loves you more than you love it, and God loves you more than you love Him.
You may move slowly towards the Goal, but it comes often with a great force.
When the ocean rushes into the river, it will come with a greater energy and push than the force with which the river enters the ocean."
- Swami Krishnananda.


"Everyone wants things created by God, but very few want the Creator and the Creator alone, Him and Him alone. Ask for that being Who is beyond all things - the Thing-in-itself. If you ask for lesser things, you get lesser things. Be careful of what we ask of God, because, He is a wish-yielding tree."
-
Swami Chidananda.

How can you please the world? There are so many tongues, so many talks, so many opinions, so many remarks. This world is a strange mixture of Sattva, Rajas and Tamas. Tamasic people are in abundance. Their nature is to find fault always and pronounce unnecessary criticism. Therefore, follow the dictates of your own conscience and the prompting of your soul. If you are satisfied, the whole world must be satisfied.

Even if the whole world opposes you, fear not. Never move a fraction of an inch from your firm resolve and determination. Stand up and proclaim the Truth. Even if the whole world leaves you, fear not. The Inner Ruler stands by your side in your heart.

- Gurudev Swami Sivananda

15 Mart 2009 Pazar

Mucize cevap

Dunku sorun ayni siddetiyle bugun sabahtan beri devam ediyor. Sabah 6'da uyanan Mira aglamaya basladi, benimle beraber asagi inip oynamak istiyordu. Oysa ben gece ders calisip yorgun dustugumden ve de sabahlari aslinda babasiyla vakit gecirme zamani oldugundan ve en onemlisi de Mira'nin aglayarak bir seyi elde etmemesi adina yarim saat onu ikna etmek icin konustum. Ben ne konusursam, nasil guzel konusursam konusayim o susmadi. Taa ki ben yine avaz avaz bagirana kadar. Ve sonra susup babasiyla asagi inip oyuna basladi. Bense yine bitmistim.
Sonra ne uyuyabildim ne dinlenebildim, sadece ona gosterebildigim aglayarak birsey elde edemedigimizdi.
Simdi eline almis bir tukenmez kalem, ellerini boyamak istiyor. Yine guzelce izah ediyorum, ellerimizi bugun boyayamayacagimizi, nedenlerini. Ama o hayir dedi mi bitmis oluyor konu, ikna edilmesi imkansiz oluyor. Ve ben yine ofke icinde kalana kadar devam ediyor bu olay da.

Onlar alisverise gittiler ben gozyaslarina boguldum. Swamiji'ye email yazdim. Dedim ki Swamiji annem gibi ofkeli olmak, bagirmak istemiyorum. Bunun tek cozum gibi gorunmesine ragmen, kendimi iyi hissetmiyorum ve dogruyu yaptigima inanmiyorum. Lutfen bana yardim edin, ben sadece filin kuyrugunu gorurken, siz butun resmi gorebiliyorsunuz. Sorun neyse, benim ondan bagimsiz olmam icin bana yol gosterin. Sonra yolladim emaili, asagi mutfaga indim, hayalet gibi, suyumu koydum, yukari ciktim. Emailimde yeni bir email vardi, acaba Swamiji bu kadar cabuk cevap yazmis midir diye dusunerek actim. Buldugum emaili kopyaliyorum. Email iki gun once bir dost vasitasiyla gordugum ve mektup listelerine uye oldugum sifacemberi isimli bir gruptan geliyordu.

Rotanizi Koruyun

Tanri dedi ki:

Caninizi sikan bir mesele oldugunda, birakin bu durum kisa omurlu olsun. Hayatta olup bitenlerin sizin derdiniz olmasi gerekmez. Hayat eksiklikler icerdiginde siz kendinizi tamamlayin. Saskinliga dustugunuzde toparlanin. Yapacaginiz daha baska ne vardir ki? Zira hayatta korkunc olarak gordugunuz seyler, yasam ilerledikce daha az korkunc bir hale gelecektir. Cok muhim gordugunuz seyler daha az onem tasiyacaktir. Felaket bir sey, daha sonrasinda dusundugunuz denli felaket gelmeyecektir. Cok muthis olarak gordugunuz seyler de ihtisamini yitirecektir. Zaman, ihtisami da kargasayi da azaltir. Bilinc duzeyiniz dunyada olup biten herseyi daha onemsiz kilar.

Solmasi gereken seyler birakin solsunlar, gecmis izdiraplarin da solup yitmesi dogaldir; zira tum isiginizla gunduz gunesle dolu olan, gece ise yildizlarla kapli gokyuzune bakarsiniz ve onlarin isigi solmasi gereken seyleri soldurur. Daimi olan, daimi olandir. Daimi olmayan ise oyle olmayandir. Hicbir zaman da olmamistir. Cok daha muazzam bir ozden yaratildiniz. Siz kendi kendinizin de isigisiniz. Her kosulda o isiginizi yayabilirsiniz. Dalgali hircin sularda yol alirken bile pruvaniza yon verebilir, ufukta sizi bekleyen sakin sulara ulasabilirsiniz.

Dunya ve ondaki olaylar sizin dumeniniz degildir aziz cocuklarim.
Hayat yon degistirdiginde sizin de savrulmaniz gerekmez. Rotanizi koruyabilirsiniz. Yolunuza muntazaman devam edebilirsiniz. Tum yelkenlerinizi acabilirsiniz. Hangi ruzgarlar eserse essin yureginizi metin tutabilirsiniz. Eger ruzgar karsisinda zayif oldugunuzu dusunuyorsaniz, artik guclu oldugunuzu dusunun. Firtinada da, sukunette de ayni dengeyi koruyabilirsiniz. Surekli, bir aksiligin beklentisi icinde olamazsiniz ve eger boyle bir sey olursa da bunun sizi durdurmasi gerekmez. Herseye ragmen ilerlemeye devam etmeniz gerekir. Er ya da gec ilerleyeceksiniz. Erken olmasini tavsiye ederim.
Hayat onunuze ne atarsa atsin, geri firlatmaniz icin sizindir o. Hicbir seyin sizi yaralamasina gerek yoktur. Kendinizi hayat tarafindan saldiriya ugramis hissetmediginizde, iyilestirmeniz gereken hangi yarayi alabilirsiniz ki? Ne tipi ne de saganak sizi vazifenizden alikoyabilir. Hayattaki vazifeniz tipki acik sulardaki denizciler gibi saglam durmaktir. Bir korsan gibi
yurekli olun. Gozunun uzerindeki siyah bant yuzunden bir korsanin nesesi asla kacmaz. Gemi dalgalarla sarsildiginda da siki tutunur, saglam durur o.

Hayatin zor oldugunu ve onun getirdigi zorluklar karsisinda perisan olmaniz gerektigini dusunmek icin pek cok nedeniniz vardir. Fakat ya perisan olmak zorunda degilseniz? Hava nasil olursa olsun sarsilmaniz gerekli degilse ya? Ya sizin icin gozle gorulenden cok daha fazlasi varsa eger? Ya cok saglam bir soydan geliyorsaniz? Ya olaganustu derecede gucluyseniz?
Asli olarak gordugunuz seyleri birakabilseniz, hayatin nasil olmasi gerektigine yonelik inanclarinizi birakabilseniz nasil sarsilabilirsiniz ki? Bir deprem dahi dengenizi bozamaz. Deprem oncesinde, deprem suresince ve de sonrasinda siz hala ayni sizsinizdir.

Yasamin, tadi cikarilmasi gereken dortbasi mamur bir bayram olmasi gerekliligini savunan Stoa'ci bir yaklasimda olmanizi soylemiyorum. Demirden bir kazik gibi kati ve egilmez olmaniz gerektigini soylemiyorum. Esneklik gostermeniz gerektigini ifade ediyorum aziz cocuklarim. Tum lastik toplar bu esnemenin ve sicramanin nasil bir sey olduguna yonelik fikir verir. Ve sizler de aziz cocuklarim, gokyuzunun zirvesine sicramak, sonra esnekce Yeryuzune geri donmek, tekrar daha yuksege sicramak ve bunu dert etmemek icin varoldugunuz fikrini kavramalisiniz.

Ceviren: Engin Zeyno Vural
www.heavenletters.org

Paylasmak istedim. Canli bir ornek olmak istedim, sorularimiza Tanri'nin aslinda nasil da cevap verdigini gostermek icin.

Prem OM

14 Mart 2009 Cumartesi

Bebe-erkil ev

Gecen gun bolume gittigimde iki hoca konusuyordu. Biri kizlarinin dogdugundan beri sabah 5 de kalktigini ne yapsalar bunu degistiremediklerini, digeri de cocuklarinin istedikleri seyleri kendilerine nasil yaptirttigini anlatip gulusuyorlardi. Olaylarin ustunden zaman gecince anlatirken insanlar ne kadar da rahat olup, kahkahalar atarak o gunleri yadedebiliyorlar.
Bizse bugun "bitmis" durumdayiz. Mira bizim tozumuzu attirdi.

Bizim ev tam manasiyla bir bebeerkil duzende isler. Hersey Mira'ya gore duzenlenir. Sabah o uyandiginda uyaniriz, kahvalti onun aciktigi saatte yenir, sonra onun istedigi oyunlar istedigi gibi oynanir, sonra oglen yemegi zevkine gore hazirlanir, sonra oglen uykusu zamani geldiginde eger onu uyumaya ikna etmeyi beceremediysek, yani neden uyumasi gerektigine ikna olmadiysa bir tur aglama seansi baslar. Diyelim ki uyudu bu sefer de uyandiginda keyfi pek yerinde uyanmamis olabilir ve onun keyfini yerine getirinceye kadar kirk takla atilir, beceremediysem yine bir baska aglama seansi yasanir. Es kaza istedigi bir seyi istedigi sekilde yapmayalim, onun zararina oldugu icin veya dogruyu ogrenmesi adina, bir baska aglama seansina hosgeldiniz.

Bugun ben ders calisirken, esimle Mira oynuyorlar. Benim bir kulagim da onlarla salonda. Mira sandalyeyi istedigi gibi duzeltemedigi icin hircinlasiyor, esim guzelce izah etmeye calisiyor. Ama sandalye hala ayni sekilde. Vayyy efendim nasil oyle! Mira baslar aglamaya... Bir aglama seansi basladiginda onu susturmak icin ikinci istedigini yapmak zorundasinizdir. Yani sandalye yamuk diye agladi ya, sonra anne gel diye aglamasi devam ettiginde ben gitmek zorundayim yoksa bir 10 dk uzama yasanir aglama suresinde. Sonra o oldu ya, Mira susmaz sanildigi gibi, bu sefer de mesela bana elma ver der aglayarak. Ben aglayarak birsey yapmayi ogrenmesin diye "once sus oyle" demeye kalktim mi, aglama suresi bir 10 dk daha uzar. Ve bu oyun gercekten boyle uzar gider. Sonu var midir? Tabi vardir, sonu benim bittigim andir. Benim tukenip avaz avaz bagarmaya basladigim andir. Bu seanslar 3-10 gun arasi sabrima gore uzar. Ama en son bir yerde patlarim. Patlamamin sonucunda hep kendime yuklenirim, esim de bana. Ben soyle yapmasaydim, sen soyle yapmasaydin cumleleri. Kifayetsiz kalir her aciklama. Yenik dusmus, bagirmisimdir. Neden bagaramadigimi bulamiyorum, neden aglamaya bu kadar hassas oldugumu da. Bulsam Mira aglamayacak biliyorum. Bugun esim, "Mira herseyin farkinda, herseyi biliyor, sadece yapmayi tercih etmiyor" dedi. Ben de "ayni bizim gibi" dedim. Biz de oyle degil miyiz? Neler yazip, neler ciziyor, dost sohbetlerinde neler neler ahkam kesiyoruz. Is uygulamaya gelince. Hadi bakalim Uma! In kalbindeki sevgiye, asil simdi cikar sevgiyi, bak olaya sevgiyle. Basarabiliyor musun? Su anda hayir. Maalesef hayir. Butun bunlari benim yaptigima da inanmadigim icin, ben su anda ailecek bu surecten bu sekilde gecmemiz gerektigine inaniyorum. Herkes payina duseni alacak.

Bugunku ilk seans aglama, 30 dk kadar surdu, bir biri ardina eklenen pazarliklarla, en son ben agalayacaksan odana git dedim. Daha cok agladi. Ben kendimi mutfaga kapadim. Daha cok agladi. En sonunda cikip yine susmasi icin ve beni mutfakta birakmasi icin bagarinca, karsi komsu gelip kapimizi caldi. Evde bakici var cocuga kotu davraniyor sanmis. Ofkem daha da katlanarak buyudu. Taciz edilen bizken, komsular bizim Mira'ya zarar verdigimizi dusunuyordu. Baskalari benim hakkimda yanlis dusunuyordu!!! Oysa ben nasil soyle boyle bir insan, anne vs vs dim.
Dun Swami Chidananda'nin iyilikle ilgili cumesini yazmistim. Biz Mira'ya iyilik yaptikca o bize bedel odetiyor gibiydi. Gun icinde gormustum bu linki, simdi yazarken daha iyi gorunuyor. Mira da bizi temizlemeye gelen meleklerden iste. Olay yasanirken disinda kalabilmek ne kadar zor...
Sakinlesme zamanlarinda bunu ne kadar cok kalbimde hissedersem, firtina zamanlarinda bunu animsayip sakin kalmak o kadar kolay olacak. Temizlik hergun her an devam ediyor. Sen ister hazir ol, ister olma.
Bugun guya ders calisacagim, 1 saat ancak oturabildim. Ama bu duzeni kim kurdu, vardir bir bildigi. Teslim oluyorum. Senin dedigin gibi olsun... Her zamanki gibi.

P.S Ne zaman icimde o dunku dev uyansin, ne zaman kenidimi ekstazi halinde bulayim, ne zaman olagan disi dinginlik icinde kalayim, hic gecikmez hemen sonrasi boyle bir firtina kopar. Simdi bakiyorum, derine indikce nasil da camurlar yuzeye cikip suyu bulandiriyor...

13 Mart 2009 Cuma

Meraklisina

Paylasmak istedim...

"We see people who engage in doing good things having
a lot of misfortune, lot of troubles, lot of
suffering. That is a law. If debts are accumulated,
you have to repay them. If someone is suffering even
while doing good to others, it means that he is
getting rid of old debts. A little negative past is
being cleared and finished." - Swami Chidananda.

Geldi...

Bugun sabah Safinaz gibiydim. Zorla kalktim yataktan, zaten belim agriyor, ilk 5 adimi burkula burkula atiyor ayaklarim. Sonradan belim isiniyor herhalde, dogruluyorum. Var yine sirtimda tasidiklarim, yuzlestiklerim, bazilarini ise beklettiklerim belki de. Gorevler birbiri ardina ezbere ve sevgiyle yapildilar. Sonra Mira'nin okul vakti. O eglenirken arkadaslariyla ben de ders calisiyorum. Ders bitmeden bir goruntu geldi gozumun onune, simdi bunu yaziyorum ki animsayacagim ilerde. O cok sevdigim hocam gelmis Kanada'ya, tatilde, bizdeymis. Ara verip gulumsedim, sevincli bir goruntuydu benim icin. Sonra calismayi bitirdim. Kulagima taktim bir Mercan Dede. Basladi calmaya 800. Ceza dile geldi...
aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
zapteyledi bütün ensai vücudumu.
kaldı kâvi bir namı bana, baki

şu koskoca alemde yalnız bir kulum
aşk olmasa hiçbir işe gelmezdi gün ışığı

aşk geldi, damarlardaki kanım gibi oldu
varlık boşalıp, her tarafım dost eliyle doldu
zapteyledi bütün ensai vücudumu.
kaldı kâvi bir namı bana, baki

ya sana varmak ya bana varman
ya bana gitmeden yanıma kalman
yasını tutmasam, yaşına varsam
karanlık doğmadan, ışığa kalsam
hayal hiç ölçülmez, ne boyu ne de eni
kaya kürür, gönül yakar hep, koru benim
hayata seninle dayanırım her nefes diken
diken ne derttir gülüm, canın sağ olsun da senin
aşkın yok nispeti, bir anda bağlanır kısmetin
her düğüm çözülür, çek hasreti
havadaki kasvet birazcık benden
karadaki ben değil, havadaki bazen
uçan bir kuş, bazen kaybolan bir kumum
koskoca alemde yalnız bir kulum
kolkola gezmek her can ile suç mu
tamam o zaman, benim bu alemde en suçlu

baktım göğe masmavi, bastığım yer hâki
gördüğüm diyar çok, görmediğimse gani gani
nefes alıp veren bu can da çaresiz kalınca
özlemim büyük, yolum uzun, ben de bir karınca
yanan gönül akan suda, o yolun en sonunda
dostum bende solur, eğer dostum benle kalırsa
dostun senle yaşar, dostun eğer senle ölürse
bir çiçek olup açar belki tekrardan doğunca
her açan senin gülün, hergünse benim günüm
gözyaşı insan külüyse, her yakan insan sözü
kıvılcım sözün özüyse, ayrılık yakar gözü
tek gören gönül gözüyse, kelamım gönül sözüm
yalnızlıktan galip çıkmaktır irfan hiç olmadan
irfan çıktığın her seferden dönmek hasret ekmeden
ektiysen de ders almaktır hasret filizlenmeden
ekmediysen gönül almaktır seferin bitmeden

Dolanmaya devam ettim okulun koridorlarinda. Sakin, huzurlu, dusuncesiz, sessiz, sessizden daha derin. Icimde birsey buyumeye basladi. Bir aslan kukredi kukreyecekti, bir volkan patladi patlayacakti. Bir dev sanki uykudan uyanmis ayaga kalkmisti. Vucudumun icindeydi hepsi. Nefessiz kaldim, hani sevincten konusamaz insan agzini acinca kikirdar ya. Oyle...
O anlarda Hindistan'dan paket gelmis. Icinde dogumgunu karti, binlerce Hindistan fotografi, ve Shivaratri'de Shiva'ya sunulurak kutsanan uzumler, kuller, yapraklar.
O anlarda sevgili dost bir guzel cuha cicegi yollamis, fotograf formatinda.
O anlarda biri uyandi, ayaga kalkti.
ben etrafa baktim, ben degildim bakan, herkes ayniydi, genislemisti bu beden. Duymaz gormez, dilsiz, sozsuz, gulumseyerek dolasmaya devam ettim koridorlarinda okulun.
Simdi sakince parmaklar basip yaziyor, ne dev burda ne de ben... Ama butun bunlari goren biri var burda....

9 Mart 2009 Pazartesi

Sevgi kaca?

Bu Ankara beni pek bir altust etti, havalandirdi. Icimdeki yasam enerjisini bir aciga cikardi ki, yollarda cam acik gezdim karin sogugun ortasinda. Dondugumde bir aci vardi uzerimde bir turlu cikmayan. Esimin bir saf sozune, gozune patladi aci. Sonra dindim, duruldum, baktim patlayana. Gosterdiklerine.
Sevgi, gercek dogam benim, oldugum hersey olmayi biraktigimda bana kalan tek miras, Baba'min emaneti. Baba'min tohumu. Baba'm ve ben... Hersey aslinda. Oysa bilmemek bunu ve satin almaya calismak. Takas etmek dunyada senin elinde oldugunu sandigin seylerle.
Cici kizlar sevmezdi beni, ya da ben onlarin yaninda durmaya layik bulmazdim kendimi. Hep kapici kizlariyla oynardim. Simdi sukrediyorum onlarin o safliklarinda bozulmadan kalabildigim icin. Cici bir kiz geldiginde de bebegimi verirdim misal, beni sevsin diye. Sonra yemek ismarladim beni sevsin diye. Sonra vaktimi, kulagimi, kalbimi verdim beni sevsin diye. Sonra ellerimi, kollarimi, yatmak icin bagrimi verdim beni sevsin diye. Sonra verilecek her cm2 yi verdim beni sevsin diye. Zihnimden dogan suprizlere bogdum herkesi bir bir, beni sevsinler diye. Elimdekileri verdim, bir damla sevgi icin. Geriye alamadigimi simdi bilerek, elimde oldugunu sandigim herseyi verdim. Umutlarimi, hayallerimi, gozyaslarimi... Yeter ki beni sevsinler diye.
Oyle cok sevmis ki beni, ne verdiysem izin vermedi o bir damlanin bana gelmesine. Gelse de sonra zehir zemberek etti. Bir damla sevgi icin hazirim, oderim bedelleri derdim. Odedim, her zaman odedim. Bir damlaydi...
Oyle sevmis ki beni, cogu zaman hiiicc vermedi, ben bedelleri odedim, ama eve elim bos dondum. Evde, kalpte bekleyendi, beni hep bekledi. Ne zaman yeter artik bitir bu cileyi desem, ne zaman ki elimi etegimi ceksem hayattan, ölüme yalvarsam, sabahina bir cosku filizleniverirdi kalbimden, bir ciglik, bir sevinc. Sanki kan aglayan benim gozlerim degil, sanki parcalanmis, lime lime edilmis benim kalbim degil. Hoooppp degis ton ton edalariyla bambaska bir ben yaratirdi dokuntulerin arasindan. Bir sevgi dolar tasardim, gulerdim, delirdim herhalde diye.
Cok sukur elimi hic birakmayan Eli'ne. Cok sukur kanayan yaralara, cok sukur karsiligini bulamadigim eksik sevgilere. Onlar olmasaydi nasil arkami donerdim, nasil Gunes'i gorurdum ciplak gozumle.
Sukur vermediklerine, sukur benim olmayanlara, sukur doktugum butun gozyaslarina, kanayan butun anilara. Bitti....

8 Mart 2009 Pazar

Baglanma

Sinavlardan birincisi psikolojiydi, en onemsenen konu ise Baglanma. Hoca en cok buna calis demisti. Zaten Mira'nin dogumuna yaklasirkenden beri calisiyordum aslinda bu konuya. Onun rahmime dusmesiyle pek cok gecmis aniyla yuzlesmistim. Ofkelenmistim, kan kusmustum. Gecmiste yasadiklarimi seyretmis, cok sonra annemi affetmistim. Affetsen de birini, sistemin temizlenmesi zaman aliyor aslinda. An donup donup kontrol ediyor hala ayni yerde misin, ayaklarin yere saglam basiyor mu diye. Saglamdim, icim de tuy gibi hafifti. Sonra Mira buyumeye basladi icimde. Gecmiste yasananlar dersti bana, ben bilinmeden yapilmis o hatalari yapmayacaktim, bize misafirlige gelen bu kucuk kiza. Dersimi cok calismistim, cunku en zor anlarda ezber bozulur. Ezberlediklerin degil sistemdekiler calisir. 3 seneye yaklastik, misafir halinden memnun, hatalar, olmazsa olmaz, yoksa o nasil ogrenir, yoksa ben nasil gelisirim. Ankara'ya gidis bir sinavdi bu egitimde. Ankara'daki baska bir sinav. Onlar baba, kiz, anneanne Istanbul'da kaldilar. Ben cok tedirgindim, ya benim yasadiklarimi yasarsa, ya o kucucuk cigeri yanarsa diye. Sonra biraktim tedriginligimi, teslim ettim onu gercek Anne'sine. Gittim. 4 gece, 4 gun sorunsuz gecti. Dondugumde ders notlarimdan ogrendigime gore, sorun ciksa Mira beni protesto edecekti, ama o biraktigim gibi duruyordu. Nese icinde sarildi, optu, cigliklar atti. Sinavdan gecmistim...
Annem ozledin mi diye sordu, yoo dedim. Niye ozleyeyim ki o hep kalbimde...

Gunce'nin guncellenmesi...

Gunluk tutmak buyuk disiplin isi. Ortaokul yillarinda vardi bir gunlugum, kuzenimden ozenip ben de baslamistim. Sonraki yillarda acip acip gulmustum, Hindistan donusunde de atmistim. Soyle seyler yaziyordu. Sevgili gunluk, bugun cok sikiliyorum, hicbir sey yapmadim. Saat simdi 20.15 ders calisip yatacagim. Sevgili gunluk, bugun kardesimin basi egik olarak yatmasina izin verdigim icin ozur diliyorum. Oyle yatmamaliydi. Onun haricinde bugun digerleri gibi sikici bir gundu. Saat 20.24 ders calisip yatacagim. Sevgili gunluk annemle babam yine kavga etti. Bugun E. okula gelmemisti. Saat 20.18 ders calisip yatacagim :)))
Yani anlasildigi uzere cok cikarilacak ders yoktu. Herseyle ilgili sucluluk duyabiliyordum, surekli sikintiliydim, asik oldugum kisinin ismini gizliyordum, annem anlamasin diye :) Ama annem ben uyuyunca basucuma gelip hipnoz gibi kendi gelistirdigi bir yontemle bana sorup, cevabi alir, ertesi gun de beni bin pisman ederdi :))
Biraz once Gurudev'in gunluklerinden okuyordum. Gunluk tutun, sonra yillar oncesine donunce ne kadar ilerlediginizi goreceksiniz diyordu.
Gecen hafta Ankara'daydim, bahsettim dostuma, BIR'likten konusurken. Ben neysem dunya o, oyle iyi biliyorum ki dedim. Bilsen 20 sene once bu dunya nasildi, kimler vardi yakinimda. Kimleri gorup, kimlerle konusuyordum, neler yasiyordum, nelerle yuzlesiyordum.
Simdi ise neler var, kimler var....
Bin sukur yasadiklarima beni bugune tasidiklari icin. Bin sukur bugunume, sagligima sihhatime, INANCIMA.
Ankara'ya gittim, cikan Af'tan yararlanmak icin. Kime soylesem beni taniyan, gulumseyip, demek kendini affetme zamanin gelmis dediler :) Evet, insanin herkesi affetmesi kolay da, kendini affetmesi ne kadar da zor. Cunku yalan soylesen de kendine ani kurtarmak icin, cig gibi buyuyup gelir gercekler, hayat olur yasanirlar, acisiyla tatlisiyla. Insanin kendini affetmesi ne zordur. Hele de ayrilinmis sehre, ayriliklarin besigi sehre, Afedilmek icin gidildiyse. Kalkar gelir butun hayaletler, basucunda birikir. Gormezden gelinmez bu seyahatte cunku adi Af'tir. Haril haril ders calisilir. 9'un 6 si affedilir. Geriye iki sinav bir odev kalir. Herkes cok sevinir, gurur duyarlar. Oysa affedilmek icin bekleyenin kalbi, zihni hala agirdir. Insanin kendini affetmesi en zorudur. Degerli oldugunu animsamasi. Ilk dogdugu gunku gibi saf oldugunu aslinda, hicbirseyin kirletemeyecegini bilmesi.
Kurumlar Sosyolojisi dersimden oyle kortum ki, gecemem kesin dedim, gecemedim tabii ki. Hoca benimle konusmaz dedim, konusmadi tabii. Hoca kimdi, ders neydi? Nadasa biraktim bekliyorum, cicek acip cikmasini, gormeyi koklamayi. Hoca da ben, ders de. Ogrenmem gereken neyse bekliyorum.
Bunlari yasarken Ankara'nin birinci gun kar yagan, ikinci gun yagmur yagan, ucuncu gun gunes acan, dorduncu gun bahar gibi iliyan havasinda anladim ki yasananlar yasanacaklari gibi yasaniyor ancak, ya ben dusuncelerimle dusunduklerimi yasiyorum, ya da yasanacaklari dusunup yasanmasini bekliyorum. Hangisi bilmiyorum, umursamiyorum da.
Elimde cok seyler kaldi gecen haftadan. Hepsi bir seferde cikmaz diye dusunuyorum ama parmaklarim yazmaya devam ediyor....

27 Şubat 2009 Cuma

Temizlik var...

Kimsenin hayatini bilemem, ama benimkini ve bana yansiyan hayatlari bilebiliyorum ancak, bilmek aslinda cok derin kelime, gozleyebiliyorum diyebilirim belki de.
Birkac haftadir dunyevi bakis acisiyla bir guzel haber duymadim. Hastaliklar ve olumler her yanda.
Daha once yoklar miydi eminim vardilar, ama bu kadarina hayatim boyunca denk gelmemistim. Simdiki bilincimle sukurler olsun hicbir hastaliga hastalik, olume de kayip gozuyle bakmadigim icin baska turlu gozlemleme sansi veriyor Tanri.
Martin ilk haftasi sadece benim sinav haftam degil gibi bir icgoru icindeydim bugun. Yazmak istedim. Esimle konusuyordum bunu. Benim icin yillardir, eksikligini hissettigim bir tamamlanmamislik duygusunun sinavi girecegim. Oysa tam'im, hic eksilmedim. Bir diplomayla ben, ben'ligimden birsey eksiltmedigim gibi artirmayacagim da. Ama Tanri bu donem bunu uygun gordu, calistim, giriyorum simdi sinavlara. Icimde korku degil ama migde bulantisi ile karisik kaygilar var. Basarbilmek diye bir kelime gorunuyor silik, gri, titrek. Parlak, sari, canli degil. Babami animsiyorum. 15 gun calisarak kazandigim H.U Sosyoloji Bolumunu duyunca "senin yerinde olsam bosuna puanlarimi harcamazdim, kaydimi yaptirmayip seneye bir daha girerdim. Kazandigin okul mu, bolum mu?" gibi yorumlari aklima dusuyor. Mukemmelliyetciligini nasil da genetik olarak almisim. Bu kadar calistim, basarabilecek miyim? Basarmazsam ne olacak? Ne fark edecek? Kim icin farkedecek? Hayatimda verdigim en iyi kararlardan biriymis kaydimi o bolume, o zaman yaptirmak ve bunca aradan sonra bu sene yine geri donebilmek. Bitmesi gereken, yarim kalmis bir is var ortada. Gurudev'in DIN kisaltmasi vardir. Do it Now. Simdi bitirme zamani. Aklimda kalan grilikleri Nefes ile ufleyip, gunesi dogurma zamani.
Bu surec icinde annem bizde kalacak, ben Ankara'da. Annem damadinin yaninda dogru anneanneligi oynayabilmek icin, Mira ilk defa annesinden ayrilmayi, bu sure icinde onu kalbinde bulmanin ne demek oldugunu anlayabilmek icin bir sinav atlatacak kendi icinde. Esim kayinvalidesiyle gecirecek bu gunleri, kendi icindekilerle yuzlesecek. Kiziyla basbasa olacak babaligiyla yuzlesecek. Ben herkesten uzak olacagim, kendimle yuzlesecegim. Eger hala gecerliyse kime ne kadar bagli ya da bagimli oldugumu test edecegim. Kimi ne kadar kontrol ettigimi veya etmekte oldugumu gozleyecegim, veya durup kontrol etmeyecegim. Dunaynin, bu evin bensiz de donecegini gorecegim. Kayinvalidem saglik sorunlariyla yuzlesecek, acilarini, hayalkirikliklarini saglik sorunlarina cevirip ya onlari temizleyip yollayacak yerlerine, ya kabul edecek icinde, buyumek adina. Daha da cok sey var ama ozellik alanina girdigi icin yazamiyorum...
Neyse yani diyecegim su ki, Martin ilk haftasi cok koklu seyler oluyor. Ciddi temizlik var buralarda. Boylesine hic denk gelmedim.
Bir ara vakit bulunca da yazacagima dair kendime soz veriyorum. 23 Subat yani d.gunumun ertesi gunu, yani hastaligimin ertesi gunu, yani kayit yaptirdigim gun MahaShivaratri idi. Yani Shiva'nin yeryuzune inip Parvati (Uma) ile evlendigi gundu. Shiva yikim Tanrisi diye bilinen...
Ortaligi hep temizler, yanlislari yikar, yenileri insa edebilmemiz icin...
Ne Tesaduf !?!

26 Şubat 2009 Perşembe

Hatirlatma

Niye yaziyorum, yazmak istedim yine. Yaz demisti icimde bir ses. Neyi diye dinlemeye calistigimda neyi yazacagimi bile bilmeden yaz demisti. Simdi durdugumda, icimdeki ses hala devam etmem gerektigine yonlendiriyor beni. Yazmak istedim, yazmaya basladigimin bir noktasinda, egomun yonlendirmesiyle beni okuyanlari gormek istedim. Ekledim bir arac cubugu, eklendi isimler ardi ardina. Yazdiklarim oylesine Ben'ceydi ki, bunlari paylasacagim bir kac kisi bulamazken yasadigim dunyada, yazdiklarimi kim ne yapsindi, icimden gecen. Ama yine de egom bak bakalim kim okur diye durtmustu beni. Icimin umurunda degildi, cunku inanci tamdi, disarda kimsenin olmadigina, herkesin icerde olduguna. Egomun oyununu seyrettim hep. Blogu actigimda kac kisi var diye bakisimi. Icimdeki hissi izledim. Biri eklendiginde, biri yorum yaptiginda. Sonra bunlari da oynayamadi egocum. Dustuler. Acikcasi boylesine oz'den misafirler beklemiyordum. Yine de hatirlamak hatirlatmak istedim. O guzelim bloglarlardaki o guzelim resimleri koyamiyor benim elim, o guzelim bloglardaki o guzelim edebiyati yapamiyor artik benim dilim. Bir ASK var bildigim, bir de ardi ardina dusen oyunlarim. Guncemin nedeni oyunlarimi yaza yaza bitirmek. Oyunlar bittikce, icim bosaldikca dolani yazmak, yazmakla dolmak. Bosalmak ve dolmak sonra Birlige doymak, dolmak, dolmak, tasmak ve okyanusun dibine inip bir daha cikmamak.
Yolculugumda eslik ettiginiz icin Ic'ten tesekkur ederim :)