6 Ağustos 2010 Cuma

Ben kimim ?

Toronto'ya geleli 2 hafta oldu. Hala cok yerlestigimiz soylenemez ama annem soruyor alistin mi diye. Ben alisigim heryere diyorum. Alisacak birsey yok hayatimda, hersey zaten daha once de varmis gibi. Sasirdigim seyler de yok. Hayran oldugum da yok diyebilirim. Dogal ortamlarda bulusuyorum yine O'nunla. Geri kalan zamanlar ruyanin icinde bir o yana bir bu yana kosturmacadayim, adi gorev, adi hizmet.

Geldigimizin ilk gunlerinden birinde su anda gecici olarak kaldigimiz evin karsisindaki parkta oturuyordum. Mira'yi takip ediyordum oyun alaninda. Sonra gozlerim agaclara kaydi, sonra cimenlere, sonra gokyuzune. Mira'yi unuttum, kendimi de. Bosluk oldu, ben kimim diye sordum icerden bir yerden. Su anda kimim ki ben? Sonra derin bir nefes geldi, cektim icimi. Elimde evin anahtari vardi. Gozum kaydi anahtara. Ustunde bir amblem. Tersten DIVA yaziyordu. Gulumsedim :)

Dun Hindistan'dan bizim ashramdaki Swamilerden biri Ganjin videosunu koymus, bana haber verdi. Tamam simdi bakiyorum dedim. Hava durumu nasil diye sormus oldugumdan, ona cevap niyetiyle yollamisti videoyu. "Al bak bakalim nasilmis" diye. Cunku videoda Ganj genislemis, yer yer evlerin iclerine, merdivenlere kadar girmisti sulari. Cok yagmur yagmisti. Ilk bir dakika buydu. Sonra bu dusunceler gecip, ben Ganj'a gercekten bakinca birden Ganj kalbime dogru akmaya basladi. Fiziksel olarak, elle tutulur sekilde, kalbimin icinden akip gecmeye basladi. O aktikca kalbimin icinden biseyler yuzeye atildi sanki, gozyasi seli seklinde disari cikti.

Bulundugum duruma cok sasirmistim. Sanki annemi ozlemisim gibiydim. Anneme kavusmusum gibi. Hindistan'da Ganj'a "Mother Ganga" yani Anne Ganj denir. Kaynak O'dur.

Gurudev bir anektodunda soyle diyordu bir inanana. Eger benim gordugum gozle gorebilseydin Ganj'i nasil bir isik oldugunu o zaman anlardin. Ben de hicbir zaman O'nun herkesin belgesellerde seyrettigi, okudugu dinledigi Ganj olmadigini biliyordum. Oyle hissetmiyordum icimde bir yerlerde. Ama dun yasadigim sekilde oldugunu da bilmiyordum.

Aksam esime gostermek istedim, Rishikesh'teki son havadurumunu gostermek amaciyla. Ve ta daaa, acar acmaz yine basladim aglamaya... Hayirdir dedi, bilmem ki diyebildim cevap olarak.

Gurudev'in sozleriyle; Annem Ganj, babam Himalayalar...

Ilgili video; http://www.youtube.com/watch?v=LgcL0CqJUcg

8 Temmuz 2010 Perşembe

Oyun oynama kurallari

Mira'yla sabah oyun oynayacagiz. Dizdi arabalari, bana verdi istediklerini, digerlerini kendine sakladi. Oyuna basladik. O surmeye basladi arabalari ustumde, dizimden bilegime, obur bacagima. Ben de kendimce basladim arabalarimi gezdirmeye. Mira kizdi. Olmaz oyle oynayamazsin, benim gibi burdan dolastiracaksin arabalari, dedi. Niye canim, ben istedigim gibi dolastirmak istiyorum, dedim. Hayir, oyle degil diye israr etti ve bana istedigim gibi oynama izni vermedi. Bu durum ikinci kez tekrar edince; "guzelim boyle oyun oynanmaz. Eger biriyle oyun oynamak istiyorsan onu da kendi istedigi gibi oynamasi icin birakmalisin" dedim ve durdum, dediklerimi duydum. Guldum.
Acaba ben hayatima benimle oynamak icin girenlerin, kendi istedikleri gibi oynamasina ne kadar izin veriyordum ? Izin vermeliydim.... Herkes kendi oyununu oynamaktan zevk aliyordu ve oynamak icin gelmislerdi buraya. Kimsenin oyununu kendi istedigim gibi degistirmeye hakkim yoktu... Iyi ki varsin Mirabai!

Arunachala

Mira'ya sordum burasini biliyor musun sen diye. Bakti, sonra; "Burasi bizim yolumuz mu?" dedi. Cevap vermedim baktim yuzune, durdum. Sonra "Eveeet, burasi bizim yolumuz", dedi.

Arunachala, Shiva'nin dunyada bedenlenmis hali olarak kabul edilir. Gelenler Arunachala dagini, Shiva'yi tavaf ediyor olduklarini bilerek dolanirlar etrafinda ozellikle her dolunayda.

Mira yine kalbimden vurdu yani :)

Om Namah Shivaya....

http://www.arunachala-live.com/

18 Haziran 2010 Cuma

Kundalini Shakti

Uyanik yine kralice. Yakiyor icimi, cikiyor yavas yavas sıkıştırıyor kalbimi. Nefesim icimde kaliyor, dunyaya cikisim zorlaniyor. Sonra biraz daha yukari. Zihine geldi mi sira, sizliyor hucrelerim. Yanip yanip donusuyor. O'na karisiyor. Midem bulaniyor bu surecte. Ayakta durmak zor, oturmak zor, normal yasamaya calismak en zoru.
Alev, yer bulsa volkan misali patlayip cikacak gibi. Ama kafamin icinde kaliyor hepsi.

Durmak gerek, sakince, nefes alip vermek, beklemek, dogumu beklemek. Dogacak cocugu beklemek...Beklerken donusume direnmemek...

17 Haziran 2010 Perşembe

Domino taslari

Tam yazacagim sey aklima geldi, blogu acmisken, baglantisini da goruverdim.
Yine Hindistan, yine ben Swamiji'nin ayaklarinin dibinde degisiyorum. Karsimdaki herkes birbir yok oluyor, ben anlayamiyorum neler oldugunu. Bir "ben" hissi kaliyor bana. Hepsi o.

Gidise az kaldi. Mira Mayis basindan beri hasta. Ben hastalik oncesi Mira'nin okula gitmesini bir avantaj olarak goruyordum, boylece son toparlanma asamasinda islerimi kolaylikla, onu dert etmeden yapabilecektim. Ama Tanri senin ne dusundugunle ilgilenmez, aksine senin zaaflarinla ilgilenir ya. Mira benim bu dusuncemin cikisiyla hastalandi. Ve cok agir gecirdi. Bir ay evde kaldik beraber. Onsuz 1 saat yalniz kalamadim. Yapilmasi gereken herseyi yaptim ayni anda. Anladim oluyormus.
Gecen sene cok sorunlu gecmisti iliskimiz Mira'yla. Ben tum seneyi kendi cocuklugumla yuzlesmek, acilarimi iyilestirmek, kendimi ve etrafimdakileri kabul etmeyi ogrenmekle gecirmistim. Bu Mayis ayi oncesi Mira'yla tum gun yalniz kalmaktan oyle korkuyordum ki; ona yanlis davranmaktan, onu hirpalamaktan duygusal olarak, zarar vermekten. Mayis butun korkularimi sildi atti. O hastalik sirasinda bile oyle guzel gecirdik ki zamanimizi. Oyle yakinlastik, birbirimizi anladik, kabul ettik, sevdik, sarmalandik. Sukrettim Tanri'ya. Rahatladim. Okul stresim kalmadi.
Mira iyilesince okula gitmek istedi. Goturdum, ezberimdeki cumle geri geldi. Mira okula basladi iyi, ben islerimi halledebilecegim kendi kendime. Bir hafta gecmedi bir daha hastalandi. Bu ikinci hafta hala hastaligi gecmedi. Gecmekuzere...
Birkac gun once gordum kendi zihinsel kurgumu. Icim dedi, yeter bu okul. Mira'ya sordum bir daha okula gitmeyelim istersen, ne dersin? Olur gitmeyelim dedi. Istersen gotururum, sen karar ver dedim. Yok gitmeyelim dedi. Peki dedim. Okulu aradim, haber verdim.
Sonraki gunlerden birinde konusurken ogrendim ki bizim okula gitmeyecegimizi haber verdigimiz gun, Mira'nin okulunun ismi indirilmis ve yeni okulun ismi asilmis. (Bizim Kanada'ya gidisimiz kesinlestikten iki hafta sonra Mira'nin cok cok bayildigim, bu okul bizim icin kurulmus buraya dedigim okulu, hic gondermeyecegim bir baska okula satildi :) Okul Haziran'da kapanacagini acikladi.) Gordum, sukrettim. Bu okul sayesinde Mira cok guzel bir sene gecirmisti. Ben o keyifli oldugu icin rahatlamistim, ders calisabilmistim, okulu bitirebilmistim. Simdi amaci bitince Mira'nin da gitmesi gerekmiyordu demek :) Artik tatiliz.
Tatil demisken, bir de bizim hep gittigimiz bir ciftlik vardi Izmit'te. Icinde cok guzel 5 ev, ortasinda havuz ve ciftlikte de bir suru kopekler, kediler, inekler, koyun ve kuzular, ordekler, tavsanlar, hatta bir atlari bile vardi. Yaz geldi mi gidiyorduk iki senedir. Esimin dogumgunu icin yine dusunuyordum gitmeyi, hem vedalasmis da olurduk sahibesiyle. Ogrendim ki konaklama kalkmis artik, kimse kalamiyormus. Bak su ise dedim, orasi da kapanmis.
Arkamda kalan hersey yavas yavas kapaniyor, isini bitiren herkes baskalasiyor, donusuyor, birtek "ben"hissi kaliyor bana. Tanri bunu gorecek goz veriyor.

Bunun yani sira yeni ogrenecegim dersler icin acik kalanlar, yanimda gorunenler ogretmek icin sirasini bekliyor....
Sukurler olsun...

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yenilik

Blogger yenilemis sayfasini, benim de tam yazmak istedigim seydi. Mutfakta kahve yaptim kendime o sirada ellerime ne kadar uzun zamandir, yaz demedigimi animsadim. Yaz desem ne yazacaksiniz ki diye sordum icimden, kahveyi karistiriken. Kimse senin degistigini kabul etmeyecek, sen bile etmezken dedi ellerim.
Biryerlerde yazmisimdir bunu, yine tekrar olacak belki ama insan degil miyim, tekrarlar benim icin icat edilmis iste. Yeniden yeniden yeniden yapa yapa aklim basima geliyor. Her seferinde acita acita. Komik testler vardir, kisilik testi gibi mesela. Kim oldugunu soyleyecektir sana, soru sorar. Romantik misinizdir ? Evet derim, hic dusunmeden. Ama durdugumda farkederim ki, romantizm, romantik ben yillllaaar ve yilllarrr oncesinde kalmistir. Baska bir kisilik olmusumdur, oldugumu bilirim ama cevap vermeye kalkinca otomatik olmadigim olani soylerim, eskiden oldugumu sandigimi.
Simdi bugunlerde etrafinda dolandigim hep bu. Kimse kim oldugumu bilmiyor, ben de. Kimse kim oldugumu umursamiyor, herkes kendisini en iyi ifade edecegi "guc bulacagi" tarafimi tutup cikariyor. Beni cok sucluyorsun, beni cok kontrol ediyorsun mesela. Suclanmak isteyen kisinin neden bunu kullandigini cozumlemek benim isim degil, tek durdugum ve baktigim yer neden burdayim. Niye oyalaniyorum. Neden hala milletin bu en yakinlarim da olsa, agzina o bali suruyorum, oynuyorum.
Bugun Gurudev'in bir yazisini okudum, Tanri'ya olan baglilik, iman seklinden bahsediyordu. Kulun kendini yok sayip Tanri'ya; "bu vucudda senin, sen kullaniyorsun" dedigi. Komik olan, bu siralar pek cok olayda, kullanildigimi gorsem de, bugun degersizlik duygum yine oyle ortalamanin ustunde ki 'sen kimsin ki" diyor. Sonra sakinlestigimde; "dua etmedin mi, yeterince temizle beni, kullan beni" diye, fisildiyor kulagima, yuregimde hissediyorum, sonra baskasina inaniyorum, "senin bu cirkin zihnin" diye bagiran, beni kasteden.
Son birakislar sanirim. 26sinda bir eklips 11inde bir baskasi varmis. Bizim gidisimiz 22si. Butun bunlarin burada kalacagina inancim buyuk.

Dizayn degismis en begendigim Kanada'nin yapraklari oldu. Dokuluyorlar, beni birakip giden sifatlarim oldugunu hayal ediyorum. Rengi turuncu sectim, Hindistan'da "renunciation" yani el-etek cekmenin rengidir. Herseyi yakmanin. Dualarim kabul olsun insallah....

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Dua - 2004

Beni kendinden ayirma. Beni senden ayri sandigim anlardan uzak tut. Ben sen, ben senin parcan, zerren. Sen ben icimde, okyanus. Sen okyanus, ben damla, sen bahce, ben cicek.
Kullan beni, senin en iyi enstrumanin yap. Kullan beni sonuna kadar. Gercegi ac gozumun onunde. Kaderimi ac onumde yolunda yuruyeyim. Senin kelimelerini konusayim. Sevginle cosayim. Kullan beni. Umutsuzlara umut olayim,korlere isik, zalimlere ask olayim. Yoluna yoldas olayim. Yurut beni, yuru benimle. Yalnizligimda buldum seni, cogal benimle, yardim et dokunayim insanlara. Hayata gelis amacimi ac onumde. Konus benimle. En sadik dinleyicin olayim. Elim ol, yaz seni. Kulagim ol dinlet bana. Kalbimde cosan sevgimsin, huzurum, sevincimsin. Konus benimle. Onunde egiliyorum, her hucrem emrine amade. Beni sen yarattin, kullan beni. Iyilik icin kullan, durustuluk icin kullan. Kopru yap beni, melek yap beni. Ozbenligime kavustur beni. Kim oldugumu ogret, en iy ogrencin olayim. Yolundan ayirma beni. Dogru sozum ol, manifest yourself in my words. Ac gozlerimi, ac kalbimi. Ac kaderimi. Ac dogruyu onumde goreyim.

Hindistan Notlari III - 2004

Sessiz kalan, butun bunlari yazan, yoneten kimsin Sen?

Sen oldugunu sandigin kadin misin? Sevgili misin? Ana misin? Evlat misin? Guzel misin, kiskanc misin? Korkak misin, uykuda misin?

Uyuyan kim? Uyudugumu bilen kim? Uyudugunu bilip ruyasini goren kim? Butun kimliklerin dustugu yerde geriye kalan kim?

Oturdugun yerde, sessizligin icinde, gozlerini kitlediginde, nefesin herzamanki gibi vucuduna girip ciktiginda, sen, giren nefesle iceri girdiginde, bir dusunce beraberinde, dusunce seni terkettiginde, iste o an, o sessizlik aninda oturdugunu goren, dusuncesiz, sessiz, nefessiz, O, O kim??

Yazdigini seyreden, kelimeleri izleyen kim? Kelimeler nereden geliyor? O kelimeleri getiren zihnin durdugunda, o durma noktasini farkeden kim?

22.20 Yazan hala yatagin ustunde. Yan odada oturan artik yatiyor. Obur odada yemegini yiyen tuvalete gidiyor. Bir buyuk oyun, herkes sadece kendi payina duseni yasiyor. Yazan, onunla, bununla, sununla tanisiyor. Yan odadaki onlari tanimiyor oysa. Zincirler birbirine eklenerek uzuyor. Omurler nefes alip verdikce kisaliyor.

Dusunmeyi ogrettiler once, simdiyse ogreniyorum gunbe gun, dusuncenin bittigi yerdeyim ben, ben O'yum. O'nun oldugu herseyim ben huzur, ben mutluluk, ben sevgi, ben ölümsüz. Doğmadım ki öleyim. Doğan kim? Beden. Bedeni nasil öğrendim. Bebekken. Bir basim, iki kolum, iki bacagim var. Iki elim iki kolum bacaklarim var, her insanda bir burun bir de agiz var :))

Hindistan notlari II - 2004

Kalbim acildi, dilim sustu, dusunceler uctu. Icimde uyuyan enerji kivrila kivrila uyandi, kirini atti.

Elimde kalem, kafamda binbir dusunce. Baristim sizlerle.

Gece oldu, kuslar sustu, herkes odasina cekildi. Simdi basliyor asil hesaplasma. Maskeler dusuyor, kalp aciliyor.

Yazmak istiyorum. Icimdekileri disari cikarmak. KOnusmak gereksiz. Kelimeler yetersiz. Gozler anlatiyor kalbin derinliklerindekini. Bir bakis bir bakisi yakaladiginda, ruh kendine gececek kopru buldugunda, hersey bos...

Hindistan notlari 2004

Gelenler gidenler, gelip gidemeyenler. Hayatim bir oyun, ben bir oyuncu. Bugun var, yarin yok. Seyrediyorum kenardan ne kadar dahilim savaslara, ne kadar dahilim barislara. Sevgilerde ortak, nefretlerde nerdeyim. Hindistan, dogdugum ulke.Tanrinin kucaginda oturdugum ulke. Yazmak istiyorum, elim yazmaz olmus, icimde onca birikinti, soylesem nereye kadar, yazsam nereye kadar. Konusmalar, ardi arkasi kesilmeyen konusmalar. Sessizlik en buyuk hazine. Orda buldum kendimi, orda buldum Tanrimi. Nefretim orda eridi, sevgim orda costu.
Ben sevgi, ben huzur, ben mutluluk. Sessizlik, hediyesini yenice sundu. Gundogumunda uyanan duygular, gun battiginda koselerine cekildiler sessizce. Gunlerce gecelerce aglamalarimin, dokulen onca gozyasinin meyveleri sessiz gecelerde toplandi. Herbir gozyasi yildiz oldu karanligima, aydinlatti yuregimi. Tanri o yildizli gecelerde cikti saklandigi kalbimin en derin koselerinden. Kucakladi beni. Sevgililer... Sevgi sanilan adina sevgi denen savaslar. Egonun oyunlari, zihnimin dalavereleri. Savas bitti denilen yer egonun olumu, zihnin gomulusu, Ben'in uyanisi. Huzur, mutluluk, sevgi mayamiz.

* Tasinma nedeniyle acildi eski kutular, yazilari yirtip atamadim, yazayim dedim.

25 Mayıs 2010 Salı

Gokkusagi

Bugun Mira'yla cizgi film seyrettik. Mickey'nin renklerle olan macerasi. Mickey'nin Clubhouse'unun butun renkleri kaybolmaya basladi ve onlar renkleri geri kazanmak icin gokkusagi yakalayicisi isimli bir alete, gokkusagini olusturan renkleri tekrar bulup geri koydular, sonra onunla renkleri geri yuklediler. Cok nefis anlattim...

Neyse baktim ki gokkusaginin renkleri soyle; kirmizi-turuncu-sari-yesil-mavi-mor

Acaba boyle degil mi ki diye de dusundum? Cok emin olamadim, bilemedim, umursamadim.
Gordugum sadece gokkusaginin renkleriyle chakra'larimizin renkleri ayniydi, sira olarak bile. Durunca gordum ki sudan olusan biz (ya da cogunlugumuz su olan diyeyim) ancak ISIK geldiginde renklerimizi gosterebiliyoruz...

Isik, uyanis, rengarenk bir hayat....

11 Mayıs 2010 Salı

Dramalar...

Kalbim mengene icinde. Hayat hep seni en sevdigin, en bag"im"li oldugun noktadan yakaliyor. Yillar yillar onceydi. "Ben bu dramanin parcasi degilim ve olmayacagim, mutlu olmak icin bu evden cikmam lazim" dedigimde. Umurumda olmamisti hicbirsey. Ne kaldigim yer, ne yattigim yer, ne yedigim yemek. Onemli olan ben'dim. Saglikli bir ben icin yapilmasi gereken sey buydu. En sevdigim seyi kardesimi arkamda birakip cikmistim. Ama onu birakamadigimi yillar icinde hep yasadim. Onu biraktigim icin suclandim, cunku kendimi suclamistim. Onu biraktigim icin sevgisini eksik gormustum, cunku kendimi cezalandiriyordum. Senin gibi abla tabii sevilmez diyordum. Birkac ay oncesine kadar pek cok sey yasadim sayesinde. Gizli kalmis koselerin kokusmusluklarina isik tuttu beraber yasadiklarimiz.
Simdi o bir dramanin icinde. Kalbim mengene icindeydi dunden bugune. Simdi icimden cikti, ellerim yazmak istedi. Herkesin onunde secim var, iyilesmek icin. Iyilesene kadar ayni olaylari tekrar tekrar yasatiyoruz kendimize. Ta ki iyilesene kadar. Iyilestigimizde ancak o olaya "hayir" artik sana ihtiyacim yok deme cesaretine sahip oluyoruz, yoksa hicbir zaman diyemiyoruz bu tek kelimeyi.
Bugun ben ona iyilesmeyi secmesi icin konustum. Ancak o duydu mu bilmiyorum. Ben duydum. Ben, Uma, iyilesmeyi seciyorum. Hickimsenin dramasina ait degilim, kendiminkine bile. Bag"im"liliklarim acitan kalbimi. Iyilesmeyi seciyorum. Gecmisteki tum tehditleri, olumun ucunda yasanan aile hayatini, kavgalari, dovusleri degil "huzur'u seciyorum. Bugun sembolik bir kaniti daha var bunun. Kanada'ya gidis biletimizi aldik. Savasmayan ulkeye. Mira'nin, Uma'nin dunyadaki dogumgunu gibi 22'si cikti. Yeni bir dogum gibi. 22 Temmuz'a kadar Turkiye bana neler ogretecek ve sonrasinda bilemiyorum. Bildigim teksey bu dunyanin kurtaricisinin ben olmadigi.
* Her konusmak istediginde O'nun elcisiyim, Allah'a emanet ol canim kardesim.

13 Nisan 2010 Salı

Yalan dolan midir hayat?

Hayat neden verildi bize? Kim oldugumuzu bulalim diye. Anamiz babamiz, kocamiz karimiz, cocuklarimiz ve es dostlar hep arac. Varliklariyla sorgulatiyorlar her animizi. Kimsin sen?

Peki bu senaryo icinde yalan nereye sigar?

Zaaflarimizi kapatmak icin soylediklerimiz, korktugumuz icin soylediklerimiz, yuzlesemedigimiz icin soylediklerimiz. Soyledigimizi bile farkedemediklerimiz.
Soyleyince ne oldugunu ne kadar dusunuruz acaba?

ben "uma" bu dunyaya kim oldugumu bulmak icin geldim. Tahammulum yok oyalanmaya. Surekli savas halinde biri gibi gorunurum, savasim kendimledir, az bilen vardir. Kavga ederken bile kulaklarim dinler bu nereye gidiyor diye. Aci geldiginde takip ederim korku nerede diye. Hicbir firsati harcamam. Gecmem gecistirmem. Kavgami ederim son zerreme kadar. O son zerrem de huzuru hissedene kadar surer kavganin seyahat suresi. Yaranin derinligiyle ve etrafimdaki aracilarimin yardima gonulluluguyle de alakalidir bu. Yalan soylemeyi secip gecistirmeye calisanlarla devam eder durur kavgam. Temcit pilavi gibi... Cunku ben kavgami ederken kendim icin, beni anlayamayip benimle kavga edenler bilmezler iclerindeki yaralari. Onlar sadece benim kavgaciligima cevap verdiklerini sanarlar. Herkesin zamani gelir oysa... Bir bir.

Araclarim gorevlerini bitirdiklerinde degisir yerleri digerleriyle ve yeni yaralar acilir. Degisirken bunlar istemeyi biraktiklarim da bir bir gonderilir hayatima.

Oyunu tek sebepten oynuyorum, uyanmak dilegim. Beni hala uyutmaya calisanlarin ninnilerine tikandi kulaklarim. Uyuyanlar icin de cok can sikici benim feryatlarim. Ne guzel surda uyuyorduk di mi?

22 Mart 2010 Pazartesi

Haber

Uzun sayilmayan 18 aylik bir surecin sonucunda Kanada oturma iznimizi verdi.
Bu surecte once huzurun orda, burda olmadigini icimde oldugunu ogrendim.
Kendimi gitmek zorunda hissettigim halimden, hayirlisiysa giderim degilse kalirim ve yine de bir guzel huzur icinde yasarim'a gectim.
Gelecegi dusunerek yasama, bugun elinde ne varsa onu yasa'yi pek cok defa tecrube ettim. Gelecege yatirim yapip durursan bombos bir elle simdi'de kalabilirsini ise derinden anladim.
Bugun haber aldigimda sevinmedim bile, ayniydim, huzurlu, dingin, sakin.
Dun annem Meryem Ana'daydi, mum dikmisti benim icin ben dua etmistim. Hayirli cevaplar gelsin, evet veya hayir cevabi farketmez, neyse hayirlisi olsun.
Ama surec benim merakli halimi cok torpuleyemedi. Hala o site benim bu site senin acaba ne zaman haber gelecek diye dolandim durdum gecen gunlerde :)

Bugun sadece bu var yazabilecegim. Kimbilir bu surec daha neler neler ogretecek bana akarken.

6 Mart 2010 Cumartesi

Niye Oynuyoruz?

Kuzenim Amerika'da psikoloji egitimi gorup cocuk terapisti oldu. Uzmanlik alanlarindan biri de oyun terapisi. Cok derin ve detayli bir konu ama ozetle cocugu oyuncak dolu bir odaya aliyorlar. Terapist ve cocuk odada oyun oynamaya basliyor. Oyuncaklari ve oynamak istedigi oyunu cocuk seciyor. Terapistte onun oyununa eslik ediyor. Seanstan sonra seansin video kaydi (aslen boyle olup, bazi uygulamalarda kayit kullanilmiyor) terapist tarafindan seyredilip cocugun analizi yapiliyor. Bu terapi sayesinde cocugun kac yasinda ne travmasi gecirdigi saptaniyor ve o ortam ayarlaniyor yeniden cocugun etrafinda. Mesela cocugun sectigi oyuncaklardan cocugun 2 yasinda bir travma gecirdigi tespit ediliyor ve aileye o donemde cocugun oynadigi oyuncaklarin, emiyorsa emzigin, su ictigi bardagin vs vs bir takim hatirlaticilarin evda etrafinda olmasi saglaniyor. Cocuk yapay olarak 2 yasindaki ortama donduruluyor ve terapi seansiyla desteklenerek adim adim buyutuluyor. Su anda cocuk 7 yasindaysa 2 yasindan bugune kadar adim adim sifalandirarak geliniyor.
Birgun kuzenim bize geldi. O ve ben sohbet ederken Mira'nin salonun ortasindaki treni dikkatini cekti. Ne kadar guzel bir tren diye konusmaya basladi, yanina indi bakmaya, ben de ona gostermek icin yanina oturdum. Tarif ettim, bak iste soyle konuyor, sonra suraya basiliyor, sonra soyle ray degistirebiliyor derken, trene elim carpti. Tren devrildi, ben kaldirmaya calistim, kaldiramadim, bir daha devrildi, kufur etmeyen ve bunu da sevmeyen ben, ayy ne gerizekaliyim, ay ne gerizekaliyim deyip durdum arka arkaya ve kendimi kaybetmis gibiydim. Birden kendime geldim, kuzenim bana gulumsuyordu. Kufuru tekrarlayan ben degil babamdi, aslinda. Ben treni koyamadikca babam bana gerizekali misin sen diyordu icimde bir yerde, ben de onaylayip ay ne gerizekaliyim diyordum.
Muhtesem bir tecrube olmustu o gun, oyun terapisine ve etkisinin olaganustulugun dair.
Hepimiz oynarken aslimizi, yaralarimizi, zayifliklarimizi cikariyorduk. Ancak oynarken dalip, o zayifliklara gore oyuncak secip, ona gore oyun kurup oynuyorduk, sifalanabilmek icin.
Bu dunya ucsuz bucaksiz bir oyun alani, ici oyuncak dolu. Terapist ise (terapist bile degil artik adi) her daim seyrediyor, sadece seyrediyor.
Iste butun bunlar son gunlerde gorunduler hep beraber. Yazildilar, anlasildilar.

23 Şubat 2010 Salı

Ben

Ben bugun, simdi, su anda herseyin icimde dogdugu, herseyi seyrettigim, herseyin akisini gordugum, gulmeyen, aglamayan, sadece bakan gozum. Gozlerin arkasindaki goz...

22 Şubat 2010 Pazartesi

Dogumgunu

Onunde yerlere kapansam, her gun her gece el acip dua etsem, malimi mulkumu varimi ve de yokumu kullarina dagitsam, senin beni su evirip cevirip sana dondurme seklinin binde birine erisemem... Aramizdaki fark bu.
Simdi bak olayi taa nerelere getirmisim.
Ikiligin dibine vurmusum.
O ordaaaaa, bense buracikta.
Aci olmaz da ne olur bu bilinc seviyesinde.
Neyse yine enteresan bir sey bunu gorebilmem.
Bu kismini henuz cozememekle birlikte bu kadar kuculdugumu farkedebilmek guzel.
Eveeet geldik bir baska dogumgunune.
Yemin ediyorum bakiyorum benim dogumgunum kadar cibiliyetsiz kutlanan bir baska dogum gunu yok. Bakiyorum, bakiyorum ya iste aci o yuzden var. Aci var mi aslinda; yok.
Iyice doladim dilime de, neyse olay soyle:
Bir suredir cok sukur oylesine yuzuyorum ki Okyanusunda, kim acsa dogumgunu muhabbetini, inan oyle uzagim ki hic ugrasamayacagim simdi dogumgunu konusuyla diyip susturuyordum.
Kardesim kalkti geldi baska sehirden. Benim icin geldigini hic dusunmedim bile. Yani o benim icin gelmistir de, ben oylesine Ben'de demirliydim ki umursamadim. Kardesimin varligini tattim yanimdayken o kadar.
Mira guzel zaman gecirsin ve de hos anisi olsun diye, babasina soyledim bana kart aldirttim.
Sonra gittim kucuk kek kaliplari aldim. Sonra pazar gunu Mira'ya kekleri yaptirdim, kaliplara koydurttum. Ustlerini kalp sekerlerle suslettim. Butun bu olanlari kameraya cekti kardesim. Sonra ben seyrettim. Duyduklarima inanamadim. Bir Nazi'nin yeniden dunyaya gelmis hali gibiydim. Oysa ben onceki hayatimda melek oldugumu dusunmustum hep. Ama gozlerim ve kulaklarim nazi olduguma dair onayliyordu beni.
"Onu oraya koyma, suraya birak, sunu koysana, kapa simdi, oyle mi yaziyor, bir daha oku emin misin?" OFFFFFFFFFFFFF!!!
Sonra herkes kendi isine gomulmusken ben ciktim gidip kendi dogumgunum icin mumlar aldim.
Sonra geldim onlari diktim. Sonra mumlari Mira ile sondurduk. Kimse iyi ki dogdun anne sarkisi soylemedi.
Icim o kadar uzaklardayken, bu detaylar zihnime yem atiyordu. Seyrediyordum. Ve icimde huzurum hala ayniydi, el degmemisti. Sadece guluyordum. Bak nasil beni yine ayni oyuna cekmeye calisiyor diye.
Sonra bugun oldu. Asil dogdugum gun. Aslinda dogmadim ve de olmeyecegim ama, zihnim hala anlamadi bu konuyu. Oyuna siddetle devam etmek istiyor.
Esim gecen hafta ben sana hediye almadim yaa deyince, bosver ne hediyesi, oylesine uzagim ki dogumgunu konusuna demistim guvenle.
Sonra ben sana pasta alicam o zaman dedi.
Ertesi gunu canim pasta istedi, iyi ki almamissin alicam ya ben sana pasta dedi. Evet hatirladim, o yuzden almadim dedim. O noktada dogumgunu sadece pastaya duyulan asermisligin tatmin edilisi olacakti. Esim en sevdigi pasta cesidini soyledi, onu alicam ben dedi. Guldum, nasil yani, dogumgunu benim ve senin begendigin pastayi mi yiyecegim dedim. Cok gulduk...
Sonra bugun esim hic nedensiz soyle bir email yolladi. "Ben bir hafta tatli ve seker yemeyecegim" Hayirdir, dedim. Dun mac sirasinda cok abur cubur yemis, karni agrimis, kendisini disiplin etmek icin boyle bir karar almis. Zihnim uyanmisti artik !

Icimdeki huzur dalgalanmaya baslamisti. Ortam musaitti, dun Mira butun gece uyumadigi icin ben yorgun ve uykusuzdum.

Sonra ben bir daha cevap yazip hani yanlis anlasilmasin ama bana pasta alacaktin ama simdi tatli diyetine mi girdin dedim. Ama icim coktan giciklanmaya, dusundukce gozlerim islanmaya baslamisti. Hayretler icinde bir kenarda oturmus bana kis kis gulen zihnime bakakalmistim. Hani hersey yolundaydi, hani cok uzaktim dogumgunune.
Esim yoldan aradi ben ne zaman pasta alayim diye. Artik sinirliydim. Sen gel eve de konusuruz dedim. O zaman sen ismarlayiver bir yerden dedi :)))

Pes degil mi?
Esime tapiyorum. Bu oyunu ondan daha iyi oynayacak biri olamazdi asla.
Tanri'ya ne diyebilirim ki. O orda ben burda olunca olmuyor bu isler :)
Zihnimin o guzel elinden opuyorum, hakiki is cikardi.
Ne kadar miniminnacik bir dogumgunu tohumu hala varmis, gorduk :)
Simdi esim gidip pasta alip gelmis. Yemek istemiyorum ve sorunu olan ben gibi gorunuyorum su anda. O da karsimdaki koltukta uyuyor. Ben de gunluk diye yaziyorum.
Guluyorum, hem de cok. Yeniden icimin ferahlamasi herseyden onemli :)
BENI SEVIYORUM......

21 Şubat 2010 Pazar

Maharajji



Birgun Neem Karoli Baba'nin yanina biri yaklasir. Maharajji ne istiyorsun diye sorar. Bana nasil meditasyon yapilir soyler misin diye sorar. Maharajji kendine ozgu tarziyla soru sorana odanin dibine digerleriyle beraber oturmaya gitmesini soyler ve o giderken "Isa gibi meditasyon yap" der.
Ilerleyen zamanda bir baskasi Maharaj'a Isa gibi meditasyon yapmanin ne demek oldugunu sorar. Maharaj gozlerini kapar. Sanki yok olmus gibidir. Sonra gozunden bir yas yanaklarindan suzulur ve gozlerini acar. "O, Kendini ASK'ta kaybetti" der.

18 Şubat 2010 Perşembe

Laissez-faire

Birakiniz gecsinler, birakiniz yapsinlar bir ekonomik politika aslinda ama tam da benim hayatima uydugu icin esinlendim.
Sukur yine oyle bir noktaya getirdi ki tiksiniyorum kendimden :)
Herkesin herseyinin icindeydi burnum. Ona nefes terapisine gitsene, su gun gitsene, bu gun gitsene, hala gitmedin mi? Suna sertifika programi ayarlama, orada ayarlama, surda da var, su saatler uygun, sunlarda var.
Oburunde baksana, ne zamandir suna bakmadin, ne zaman bakacaksin ki?
Digerine de benzerleri. Aslinda tabii olaylarin ust uste gelmesi bir yana ben de biraz abarttim yazarken ama durumum aynen buymus Gorebildim sonunda.
Sana ne!!! diyorum simdi surekli kendime.
Bir Tanri'nin seni kullanmasi var, bir de Tanri seni kullandiktan sonra senin bu konuyu uzatip taciz etmen var. Anladim sonunda.
Ben Hindistan'da mesaj tasiyan diye bilinirdim, acigim bu olaya. Tasitir mesajlarini, cani ne zaman isterse. Ama sonra Uma o mesaji alana baslar sormaya, ee aldin mi mesaji? okudun mu? ee ne yapacaksin bu konuda? Ama sana demis sunu soyle yap, hani hala yapmadin?
Yahu sana ne????
Sen musaitmissin tasimissin mesaji, gerisinden sana ne? Tanri isini yapamiyor mu? Seni denetici mi tuttu bu dunyaya? biraksana insanlari kendi hallerine. Ve dahi kendini O'nun kollarina sakince.
Ama yok sessizlige tahammulun yok degil mi? Tanri aldi butun isi gucu elinden. Simdi oyle baskalarinin isine satasarak, sarkarak, sulanarak vaktini doldurmaya calisiyorsun. Ama Tanri'nin bildigi yok muydu butun bu isleri senden alirken. O bilmez miydi disardaki milyonlarca insan gibi seni cok mesgul yapamayi.
Anladim sonunda, icimden. Bir cirpida. Acik acik. Cocuk gibi :)
Gorduklerimden tiksindim ama oyle olmasi gerekiyordu bu anlayisa gelebilmek icin. Onlara da sukur.
Simdi herkes, yani O'nun cocuklari O'na emanet. Herkes kendi isinde.
Benim ise hicbir isim kalmadi O'ndan baska. Oturup durumaktan baska dizinin dibinde.
Ta ki bir sonraki is tanimina kadar. Ki o da gelince goruruz, simdiden onu da dusunmeye gerek yoktur :)
Simdi, olanla, oldugu gibi olma zamani...

1 Şubat 2010 Pazartesi

Yuzlesme

Cok seyler oluyor, sukur Tanrima. Gorecek gonul, goz veriyor.
Okul bitti, artik sosyolog diye anilabilecegim. Simdi artik ilk defa sosyolog degilim diyebilecek duruma gelebildim. Bu etiketimi de atabildim ustumden. Yillardir sosyolog olmaya ramak kalmis biri olarak itildim, asagilandim, kucumsendim, layik gorulmedim ve digerleri. Simdi butun o gunler geride kaldi. Diyenler de unuttular bile dediklerini. Iste o gun o herkesin benimle huzur buldugu gun firsat dogdu, Swamiji bitir dedi, ben bitirdim okulu. Ne daha az benim, ne de daha cok. Eskiden yarim kalmislik hissiyle doluyken, her soze alinir, her konusana gucenirdim. Degersizlik hissimi besleyip duruyordum. Form doldurulur ya luzumsuz yerlerde, mesela alisveris yaptiginiz magazada. Sorarlar formda ne mezunusunuz diye, Hacettepe Sosyoloji yazardim. Oysa degildim. Ama lise mezunu da degildim. Senelerimi vermistim, hem de cok emegimi. Nasil yok sayabilirdim. Is gorusmelerinde sosyoloji egitimi aldim derdim, ileri gidip daha da sorarlarsa diplomami alamadim derdim. Ama egitimini almistim son seneye kadar.
Neyse simdi bitti. Gunu gelmis, doldu-ay. Ben artik, biliyorum, sosyolog da degilim. Ve sorgulamam devam ediyor ben kimim?
Bu surecte annem bizi ziyarete geldi. Annemle olan sorunlarimi coktan huzura erdirmistim. Olan herseyin Tanri'dan geldigine olan inancim temizlemisti gecmisimi. Ama nasil olduysa bir adet oncesi sendrom anneme patladi. Icim yaniyordu. Annem beni birakip ilk defa tanistigi insanlarla yemege gitmisti. Ve onlarla kalmisti, ve sabah onlarla kahvalti yapmisti. Yine ben "diger insanlar" icin degistirilmistim. Hep oyle hissetmistim. Bu hissimle kocamin da hayatini zehir etmistim. Digerleriyle daha soyle konustun, digerleriyle daha cok gorustun, digerlerine daha cok soyle yaptin vsvsvs. Degersizlik ikinci perdesini oynuyordu. Agladim cokca annem yanimda otururken. Sonra anlatmaya calistim onunla alakasi olmadigini, temizlendigimi.
Sonra dusundum benim annem olmak ne kadar zordu kimbilir. Ne yapsa elestirirdim herhalde. Kendime bu kadar acimasiz elestiriler yaptigima gore, ona nasil sefkatli olabilirdim ki? Ve simdi anliyorum. Ne kendimi, ne de baskalarini elestirmek degil, once kendimi ve nihayetinde baskalarini oylece kabul etmek. Bu benim diye etiketlememekten geciyordu yol. Ana yol. Annemin ziyaretinde, benim annem soyle olamaz, boyle olamaz, soyle olmali ve boyle olmali diye oyle cok konusmustu ki icsel ego sesi. Ben onun kiziydim, ve tabii o da annem. Boyle olunca pek cok konsept isin icine girmek zorundaydi. Bir anne kizina soyle der mi? Boyle der mi? Boyle bakar mi?
Sadede geldigimde gorebildim. Ben kimim diye sordugumda hala kendimi onun kizi saniyordum. Coktum O' nun huzurunda dua ettim. Lutfen benden al bu etiketi, ben sadece ve sadece sana aitim. Ve o etiketsiz oldugum yerde bana annelik yapan o guzel gozlu kadini oyle cok seviyorum ki. Ve oyle cok sefkat duyuyorum ki. Ve duam devam ediyor, sadece ama sadece Sendeyken onunla iliskiye gecmeme yardimci ol. Yani artik sadece kalbimden gelince arayacak, soracaktim. O'nun emriyle. Kendi istegimle degil.
Kendi istegimle aradiklarimda annemde "zaten beni hep isiniz olunca ararsiniz" yargisinin olusmasina neden olmustu. Yanlis heryerde yanlisi doguruyordu.
Ben kimim? Dogmadim, dogurulmadim. Olmeyecegim.
O anlarda gecmise oyle cok bakmistim ki annemi sucladigim seylerden biri bana hic sarilmadi cocuklugumda idi. Isten geldiginde soguk merhabalasirdik. Simdi'me baktim. Esim gunu nasil gecerse gecsin, biz dunyanin en buyuk kavgasini da etsek, isten dondugunde, kapiyi acip eve girerken yuzunde kocaman bir gulumseme olur. Dunyanin en mutlu erkegini gorurum hep kapinin esiginde. Ben ise oldugum yerde durmaya devam ederim, pek ender gulumserim. Ne moddaysam o yuz ifadesiyle bakarim o en guzel guluse. Yerimden kalkmam, yerde oturuyorsam o yanima kadar gelir, egilir yerlere kadar ve oper beni hic gucenmeden. Iste bu sahnede gordum nasil gecmisin acisini yasatmaya calistigimi. Oysa gecmis bitmisti. Bugun, simdi huzur burdaydi. Gulumsuyordu Tanri karsimda. Ve affettim gecmisimi, ve sifalandi gecmisteki kiz, ve bugunku kadin kendini iyi hissetti. Kapi acildi bir sonraki aksam, ben kostum kapiya ve annemin bana sarilmasini istedigim gibi sarildim simsiki kalpten esime. Oylece kaldik kapinin onunde, kocaman bir kalp seklinde. Herkes huzura kavustu.
Sonra o dongunun icinde kardesim belirdi. Icimdeki acilardan biriydi. Nesemi paylasmak istesem soguk sesiyle donup kaldigim, yaninda olmak istesem uzaklastirildigim, konusmak istesem uzatmamam gerektigini duydugum, derdimi anlatmak istesem sacmaladigimi soyleyen, her seferinde ama her seferinde kafami duvara carptigim, kalbimin cokca acidigi iliskim. Benden 9 yas kucuk olmasina ragmen sesimin ararken korkudan titredigini farkettigim, kendimi ona begendirmeye calistigimi sik sik yakaladigim, beni sevsin bana daha yakin olsun diye son olarak borc para verdigimi farkettigim iliskim. Annemle arasi kotu oldugunda bana yakinlasan, derdi oldugunda beni animsayan, hayatiyla ilgili yorum yapmaya kalkisacak olursam kesip atilan iliskim. Ne kadar cok negatiflik yuklenmisti bu iliskiye. Ise ilk neden korkuyorum diye kendimi sorgulamakla basladim. Bulamadim nedenini ama korkusuzca konusabildim son telefon konusmamizda. Icim rahatlamisti, icimdem geleni oldugu gibi, hissettigim kelimelerin aynisini kullanarak soyleyebilmistim ilk defa. Daha onceleri, surekli kivirirdim, hayir guzelim soyle demek istedim, yok kizma onu kastetmedim gibi konusurken, ilk defa net ve korkusuzca soylemistim icimden geceni. Bu kimin sucuydu onun mu? Hayir. Ve Tanri'ya ayni duayi yaptim, sadece Sen'den gelen emirle, kalbimden geldiginde iliskiye gecmeme yardim et.
Sorumluluklarim o kadar ben olmus ki, kalbimdeki gercegi yasatamiyorum hic. Ben abla olarak soyle yapmaliyim, boyle demeliyim, kiz evlat olarak soyle yapmaliyim vs vs. Bunu yaptiklarima da ayni sorumluluklari yukluyordum. Ben ablayim soyle yapmali, ben kiziyim boyle yapmali. SEVGI nerelerde kalmisti ???
Kim oldugumu ogrenmek icin annem ve kardesim bu zor gorevi ustlenmislerdi. Onlardan af diliyorum, bugune kadarki tum suclamalarim icin. Simdi ben gittim, ne zaman ki elini uzatacak Tanri, benim elimden, benim elim de uzanmis olacak onlara. Ustumdeki gecmis anilari, suclandiklarimi, sucladiklarimi, kizdiklarimi, kirdiklarimi, kin duyduklarimi simdi su anda birakiyorum. Artik ihtiyacim kalmadi. Ben kimim? abla da degilim.
Nasil bir insan kardesini, annesini puruzsuzce, safca, bebek gibi kucaklayamadan tum dunyanin Tanri oldugunu, O'nun yansimasi, yaratisi oldugunu zihninden degil, yureginden yasayabilir?
Kendime mal etmisim butun iliskilerimi. Affet Tanrim, herseyi bu kucuk beden kendinden saydigi icin...
Sana teslim oluyorum.