13 Kasım 2008 Perşembe

Dolunay

Yine bir dolunay gecesi. Aksam saatlerinde artik dolunaylar aglamadan geciyor diye icten ice sevinirken, ortada huzunlu olmak icin bir sebep bile yokken, Mira tumden iyilesme belirtileri gosterip beni daha da rahatlatmisken kardesten cikti piyango.

Bu olayi ilk farkedisim 2002lere denk geliyor sanirim. Ben her bahar asik olmam ama her dolunay felaketim olur aglarim. Hersey sut liman giderken, sebepsiz firtinalar kopar dolunay geceleri. En zor gecen dolunayin bir gun oncesidir. Hindistan'a ilk gittigimde oraya asik olmak icin bir diger sebepti dolunaylar. Hintliler dolunaylarin gucunu yadsimamis, insanin ruh halini nasil da altust ettigini kabul etmislerdi. Oysa hayatta kime ben dolunayda boyle oluyorum desem, hadi canim dolunayi gordugun icindir diye cevap almisimdir. Hindistan'da 12 ay boyunca her dolunayda bir baska festival vardir, insanlar ruh hallerini yuksek tutsunlar diye. Maalesef bizim evde festival havasi olmadigindan ben her dolunay bir baska firtinayla sallanirim.

Kardes dedim ya, kardes degil baska birsey. BEN yolunda parlatmam ihtiyaci olan bir mucevher o da. Hayatimdaki diger mucevherler gibi. 12 yasinda eline verilmis bir bebege abla degil annelik yapmis olman tabii normal dedi sevgili. Kardes diye hayatima giren kanatsiz melekti. Tum sorumluluguyla benimdi. Bana teslim edilmisti.
Hayatim (simdi hayatim denen seyin dusundugum sey olmadigini biliyorum) engellenmisti, elimden alinmisti cocuklugum, genc kizligim. Icim kinlenirdi, kizginliklarimi sondurmeye calisirdim gozyaslarimla. Yillar gecip mutluluk pesinde yola cikma zamani geldiginde arkama bile bakmamistim. Ben de ailem kadar vurdumduymaz olmustum, ve bencil. Oyle gorunuyordum. Oysa icimde bir yer kendi hayatimi kurdugumda onunda bu firtinadan cikip siginacagi bir yer olur diye hayal ediyordu. Bunlari onunla konusmus muydum? Yok, bunlari kendime cok soyledigimi bile sanmiyorum. Gidisim onu sevmedigim anlamina gelmiyordu elbet ama onda ne buyuk yaralar acacagini hayal bile etmemistim.

Kardesimi dusundugumde en buyuk pismanligim ona yalan soylemeyi benim ogretmis olmamdi. Aslinda herkes her daim once kendisine yalan soyluyor ama benim soyledigim ben suraya gidiyorum soyleme, bize bu gelecek soyleme gibi yalanlardi. Kendimi kurtarmak icindi soylenen yalanlar. Baskiya direnemedigim icin, kacak oynamakti benimki. Ama el kadar bebeye yalan soylemegi ogretiyorum diye de aklima gelmemisti. Yillar sonra farkettim. Yalansizligi, toptan durustlugu kabul ettigimde farkettim. Af diledim once kendimden, kendimi affetmek en zoru oldu. Sonra ondan, beni affetti mi bilmem.

Hayatimiza ne varligiyla ne de yokluguyla huzur verememis super bir babamiz vardi. Demistim ya alkolik. Ben sansliydim babamin ayik oldugu gunleri gorecek kadar yasliydim. O degildi. El kadardi babamin yatakodasi kapisindan iceri girip annemi dovemeye calismasini engellemek icin kapi arkasina oturup, ayaklarimizla kapiyi kapali tutmaya calistigimizda yatagin altina saklanmaya calisirken. Yazdiklarini okudum bugun. Yuregim daglandi. Acilarini icimde soluyamadim. Yakti. Butun bu olanlar yillar once olsaydi nasil tepki verirdim bilmiyorum. Simdi bildiklerim sunlar. Yasamamiz gereken seyleri yasiyoruz. Ne eksik ne fazla. Hersey oldugu gibi guzel. Resmin tamamini goremedigimiz icin ve eger O'na da guvenmiyorsak yasadiklarimizi sorgulaya sorgulaya kendimizi bitiriyoruz. Resmi su anda goremiyorum. Gordugum kardesime olan bagimliligim. Ne zaman bagimliliklarimiz varsa, aci cekmemiz kacinilmaz. Mira 2 yasini gecti, ben hala onu zaman zaman kardesimin adiyla cagiriyorum. Bu dolunayin parlakliginda bana gosterilen buydu. Sorun varsa cozumu de mutlaka vardir. Onemli olan farkindalik. Farkinda olmaya devam ettikce, hastalikli baglari bir bir kestikce, ASK dolacak. Hersey ASK olacak. Ne kardes kalacak, ne sevgili, ne biri. O'na guveniyorum. Teslim ettim kendimi. Kaziya kaziya bosaltiyor icimi, seve seve kaniyorum....

1 yorum:

BERNACAN dedi ki...

Yüreği güzel, aklı güzel, düşüncesi güzel, paylaşımı güzel insan. Yine ne güzel paylaşmışsın kalbini. Paylaştıkça hafifliyor, paylaştıkça büyüyor, paylaştıkça güzelleşmiyor muyuz?
Dolunay'a kızma, ben dolunayı çok severim. "Sebepsiz hüzün, hocam benim" der ya Asaf Halet Çelebi, işte sebepsiz hüznümün sebebi, hocamdır dolunay benim de hep. Her dolunayda, birşeyler daha olgunlaşır, ve düşer içime. Ya içime dert olur, ya hayatıma, ya yakınlarıma. Ama dertlene dertlene öğrendiğimiz de doğru değil mi? Bizi biz yapmıyor mu bu yaşadıklarımız. Sen, "sen" olabilir miydin, olmasaydı pişmanlıkların, ağlamaların, hataların, yaşadıkların. Ve de dolunayın olmasa idi?
Mesela ben BEN olabilir miydim, her yağmurda içimden akıtmasaydım gözyaşlarımı. Bu dünya, bizim için dönüyor unutma bunu. Dolunay bir sebeple orada, yağmurun yağmasının da bir sebebi var. Öğreneceğiz, daha çok büyüyeceğiz.
Daha kaç dolunay dönecek, bileceğiz ki yine dönecek gün,
ilk dördünü görürken,
işte birşeyler öğretti dün..
Diyorsun ya farketmeden düzeltemeyiz, farkındalık için aydınlığa ihtiyacımız var ya hani? Sahte ışığıyla da olsa, aydınlatıyor işte dolunay bizi..
Bu arada "Kusursuz Cinayet" ve Berna diye aratırsan, benim de dolunay takıntıma şahit olabilirsin belki. Halen duruyorsa biryerlerde..