28 Nisan 2011 Perşembe

Soyle bir baktim icime

Canim yazmak istedi. Ne yazacagim ki diye sordum kendime. Baktim bu siralar nerelere akmisim. Esim cok calisti, bitirdi isini gucunu, simdi yeni isine basliyor. Orda yazacak birsey bulamadim.
Asilari hala arastiriyorum, yeni hikayelerle karsilasiyorum, yuregim yaniyor. Yazacak birsey yok ama. Icten ice belki de bunca kurban isin asli gorulebilsin diye verildi diyorum.
Mira'ya bakiyorum. Orda var yazacak birseyler. Cok guzeliz, keyfimiz cok yerinde. Ancak onunla ilgili onemli konularda soylediklerimi dinlemediginde, 3-5 tekrar sonunda yine bagirirken buluyorum kendimi. Gecenlerde koltukta demlenirken bu konu ustune, kendime sunu derken buldum: "Sen kendi bagirmani kontrol edemiyorsun, cocugu nasil kontrol edeceksin?"
Mesela bin kere elini agzina sokma diyorum, bin kere o dolabin ustune yuklenme beraber duseceksiniz diyorum, karsidan karsiya gecerken beni bekle diyorum. Ama oyle ozgur ki. Etrafa bakiyor, kontrollu bir sekilde geciyor karsidan karsiya. Neden gectin diyemiyorum, cunku dogru gecti. Niye uyarayim ki. Ama oncesinde beni bekle diye bagirmak zorunda kaliyorum, cunku o sirada o kucuk beyninin icinden ne geciyor bilemiyorum. Ya yola birden atlarsa diye korkuyorum.
Iyi ki yazmaya baslamisim, bak, cikti iste yine, bir baska "korkuyorum"
Elini agzina sokma diye kiziyorum, cunku mikroplar giriyor, hasta oluyor, atesi cikiyor, bir daha havale gecirmesin diye korumaya calisiyorum. Olsa olandan korkmuyorum, ama olmadan once olacak olandan korkuyorum.
Dolabi cekerse dolapla beraber duser, altinda kalir, ya cok ciddi yaralanir, ya sakat kalir, ya olur diye korkuyorum.
Peki niye korkuyorum!
Mira'yi kaybetmekten korkmuyorum.
Deli deselerde arada kendimi kontrol ederim, ya simdi dursa nefesi nerdesin Uma, ne kadar bagimlisin, yoksa avuclarin acik mi? Beden mi baglandigin, yoksa icindeki Can'a mi asiksin diye. Her ay olmasa da, kendime bakarim hep, ceki duzen veririm. Esegi saglam kaziga baglarim. Yani dogru yere demirlerim kendimi.
Peki niye korkuyorum? Gercekten korkuyor muyum? Yoksa bunu da mi ogrendim? Buraya biraz daha bakmam lazim, cunku buna birden cevap yazamadigima gore, daha derini var bu isin.
Burdan iki konu cikti:
Kendini kontrol edemezken baskasini kontrol etmeye calisma (37465.versiyon)
Avucun aciksa, teslim olduysan birinci hamleden, virvir edip durma, seyret Askla sadece. Uyarmak gereken yerde de uzaktan bagirmak yerine, git saril operek indir koltugun ustunden, usenme. Yoldan gecmeden kos yanina yetis, tut elinden. Elini agzina sokmasina ne yapabilirim bilmiyorum. Cunku gercekten sadece TV seyrederken neden elini arada agzina soktugunu bilmiyorum. Sıkıntıdan olabilir. Ceviz badem uzumle arayi doldursam diyorum, bu sefer de Tv karsisinda birsey yemeye bagimli olmasindan korkuyorum. Off ne fena is bu yaa, sabah sabah.
Bu ikinci konu bitmemis daha, nokta koyamiyorum henuz. Daha ogreneceklerim var demek.
Hayatimdaki son konu da evdi. Bir suredir ev bakiyorduk. Bizim olsun diye. Simdi oturdugumuz ev kira, bence o da bizim evimizdi, yuvamiz yani. Simdi buldugumuz da oyle olacak. Sadece aileler sevinecek cocuklarimizin evi oldu diye.
Bir hafta icinde nerdeyse 30 ev gordum. Gecen hafta birinin kapisinda durduk emlakcimizla. Arabadan indim icime bir ilik his yayilmaya basladi. "Birseyler olmaya basladi bana" dedim. Guldu emlakcimiz. Kapisina geldik. His iyice yogunlasti kalbimi sardi. "Bu ev" dedim. Dur bir girelim de diye durdurdu E. beni. Peki dedim, guldum. O sirada kapinin kenarinda dua eden St Therese stickerina takildim. Evet burasiydi.
Iceri girdikce his daha da yogunlasti, her adimda iyice yerlesti icime. Bahceye cikinca esimi aradim, yeni adresimizi veriyorum dedim. Sasirdi. Hadi cabuk gel bak, bakalim sen ne diyeceksin dedim. O da begenince, islemleri baslattik. Cumartesi gunu eve bakacaklar, herhangi bir arizasi var mi diye. Yoksa pazartesi gunu onaylanacak islemler.
Uzagina gecip dusunuyorum, aslinda Tanri bizi hic yanliz birakmiyor. Uzuldugumuz, kendimizi sıkıntıya soktugumuz her an O'nun iradesinin karsiti bir yerdeyiz. Onca ev gezdim, her evde bu evin burasi esime gore, burasi Mira icin. Burasi esime uymaz, burasi Miraya gore degil diye gecti. Baskalarinin da yararina isler yapmak icinse atilan adim, olusu daha da hizli, daha da sorunsuz oluyor.
Simdi Neem Karoli Baba'yi hatirladim. Onu gormeye kim gitse, dilegi neyse yerine getirirmis. Baba niye boyle yapiyorsun diye soran olursa da, "hicbir istekleri kalmasin ki bir O'nu istesinler" dermis.
Sen'den daha guzeli var mi ki !
ben ne isteyeyim ki bu gecici dunyada.
ASKla...

P.S Bugunun St Therese okumasi:
"O my God, my eternal Love, my whole Good, and never-ending Happiness, I desire to reserve nothing to myself, but freely and most willingly to sacrifice myself and all that is mine to Thee."

St. Therese, the Little Flower

19 Nisan 2011 Salı

Ölüm-kalim

Baslik ciddi ama merak uyandirmasin. Sadece icimden gecenleri yazacagim, onemli bir konu mudur degil midir bilemem ama dunyali anlamda onemli birsey yok.

Mira etraftaki bin hasta cocuktan almis gelmis birseyler. Hapsurdu, burnu akti, ben de nasiplendim sayesinde. O iki gunde kendine geldi. Benimki bu sefer yordu. Yatak dosek olmadik ikimizde, ama bugun entersan birseyi deneyimledim.

Ev ariyoruz bir iki saat bilgisayarin basinda, cok kendimi vererek arastirma yapinca, hastaligin ustune birden kendimi cok kotu hissettim. Kalktim yerimdem yataga yattigimda midem bulaniyordu, beynim yaniyordu. Gozlerimi acamiyordum. Burnum gun icinde akmisti ama yataga yatmamla burnum tamamen tikandi. Oyle zor nefes almaya basladim ki. Ustumde biri oturuyor gibiydi. Nefes yetmedigi icin daha hizli nefes almaya basladim. Hicbir sey dusunemiyor olmakla beraber, tamamen cok cok rahatsiz bir ortamdaydim. Vucudum cok rahatsizdi, yanan beynim de. Nefeslerim daha da siklasti. Artik cigerlerim agrimaya baslamisti. Noluyor diye kendimi seyrettigimi biliyorum. Sonra birden nefesim durdu. Tumden gitti nefesim. Yaklasik 1.5 dakka hic nefes almadim. Kendim durdurmamistim, belki cok sik nefes aldigim icin vucut artik yeter diye kesmisti veya baska bir sebebi vardi bilemiyorum. Tek bildigim nefesimin kesilmesiyle tarif edemeyecegim bir huzur vucudumu sardi. Oyle hafiflemeye basladim ki. Sonra biraz ciliz bir nefes daha aldim, sonra yine nefesim kesildi. Bu dongu de 5 dk kadar surdu. Ve birden gozlerim acildi. Sanki 5 saatlik bir uykudan uyanmis gibiydim ve burnum tamamen acilmisti. Ne beynim yaniyordu, ne midem bulaniyordu. Kendimi oyle iyi, oyle huzurlu, oyle hafif hissediyordum ki.

O halimi de seyrettim.

Eskiden ruyalarimda cok ölürdum ben. Araba kazasi gecirir ölürdüm, ucurumdan duser ölürdüm, bisikletle yuvarlanir ölürdüm. Cok ölmüşlüğüm vardir ruyalarimda. O ruyalar bana ölümün ne kadar muazzam bir baslangic oldugunu yasatmislardi.

Bugunku nefesimin yakisi ve sonra kesilisi ve devamindaki huzurda bir baska onay gibiydi.

Zor olan nefes almakti, nefessizlik muhtesem bir deneyimdi. Huzur, tek kelime ile !

Allah hepimize guzel sonlar nasip etsin insallah, son geldikten sonra baslayan sey cunku cok cok muhtesem... (Anladigim kadariyla ) :)

Askla...

16 Nisan 2011 Cumartesi

Yaptigin ise bagimlilik...

Yaklasik bir haftadir yine zorlasti Mira'yla iliskimiz. Ben ne zaman akamiyorum, ne zaman icimde birseyler olan bitene itiraz ediyor, zaman, sorun, duruyor orda oldugu yerde. Ve her yeni gun ayni sorunla yeniden doguyor, yeniden butun gun kendini tekrar ediyor ve ayni sikintiyla gun batiyor. Akmayi basaramadikca, gun gunun tekrari oluyor.
Iste bir hafta kadardir yine durum bundan ibaret.

Bu sabah aglamaya baslamadan once ben "bu kadar zor mu olmasi gerekiyor herseyin!" diyordum. Sonra bir dakika kadar aglarken, icimdeki duygulari kolacan ettim. Bu sefer duygularimdan biri ses verdi. Sonunda sesini duydum. Cumle yine ayniydi.

Bir haftadir Mira'yla konumuz su; ben ne yaparsam yapayim, onun en sevdigi seylerle doldursam da gunu, onun istediklerini yapsam da sonunda farketmiyor Mira bir yerde basliyor aglamaya, yapmadigim (yapamayacagim) sacma sapan birseye ve susmuyor. Ya da mutluyken birden modu degisiyor ve hircin, kizgin oluyor. Normalde onun o mod degisikliklerinde ayni saglam zemini sunarak ona izin vermeye calissam da, bir haftadir benim duygusal inis cikislarim nedeniyle bu zemini hazirlayamadim.
O ne zaman kriz gecirse, bir sure durdum sonra patladim ben de. Ve ikimiz de krize girdik.

Bu sabah icemdi tekrar eden duygu suydu; "benim aglamama izin vermediler, sen de bu kadar aglayamazsin! Ustelik ben senin istedigin, ihtiyacin olan herseyi bu kadar vermeye calisirken, ben bu kadar sana hizmet ederken"

* Isin daha da ozu suydu, gesmiste yaptiklarima, ben yaptim, diyordum, ve sonuclara bagimliydim.

Dun ogleden sonra da su olay yasanmisti;

Esimle kahve icmek icin oturduk ve ev konusundan basladik konusmaya. Esim cok zor karar veren biri oldugu icin, nerede oturacagimiz konusunda su anda geldigimiz noktaya gelene kadar, seksen egzersiz yaptim diyebilirim.
Yani olabilecek her yeri onumuze serdim, baktik, bazilarini begendik zaman icinde. Sonra o begendiklerimizin de kosullarini onumuze serdim, sundum esimin begenisine, ordan da eledik, bir yer kaldi elimizde.
Yine de tamamen emin olmak icin o karar verdigimiz yerle ilgili baska aktiviteler de yaptik, ve evet burasi dedik.
Emlakciyla konusmalarimiz basladi, yere karar vermisiz. Dun esim bana o yer olmayabilir manasinda bir cumle soyledi. Boyle bakakaldim. Bu yere gelmek icin yapilan butun isler cope atilmisti sanki. Benim gozumde hatirlamiyordu bile bu noktaya nasil geligimizi. Ofkem inanilmazdi, ve icimde sondurmeye calistim.

Dun de gecmiste yapilmis isin bana ait oldugunu dusunup, sonuclara bagimli oldugumu anlar gibi olmustum. Ancak bu sabah Mira'nin kriziyle kesinlesti durumum.

Hayat ne ilginc, boyle bakmayi beceremedigimde veya basaramadigimda, sucluyu esim ve kizim diye isaret etmek ne kadar kolay. Hayat aslinda o zaman ne kadar kolaymis :)
Ama tekrar tekrar ayni seyleri yasamak da bir o kadar zor ve mide bulandirici kanimca...

8 Nisan 2011 Cuma

Yeni ders

Kendimi bildim bile astrolojiye bir ilgim vardir. Inanirim yildizlar gezegenler sekil degistirince bizim de degistigimize. Yilin sonunda tesadufen Suan Miller'in astroloji sitesi ile tanistim. Aylik burc yorumlarina girdim. Esim o haftasonu snowboard yapmaya gidecekti ilk kez arkadasiyla. Onun burcunda bu haftasonu snowboard ski gibi kar sporlari yapmayin kendinizi yaralama riskiniz cok yuksek diyordu. Isiyle ilgili de tarih tarih inanilmaz detaylar anlatmisti. Okudum esime de sok olduk ikimiz de.

Bu arada benim burcumun benle hic alakasi yoktu, normal bir yasantim yok diye sanirim :) Neyse ben o gunden itibaren esimin burcunu her ay takip etmeye basladim. Nisan ayina kadar. Bu ay Mercury'nin gerilemesi var 23 Nisan'a kadar. Hicbir isi kabul edemezsiniz eger eskiden tanidiginiz biri teklif etmiyorsa diyordu.

Oysa esim bir is teklifi almisti. Ve 7 Nisan'a kadar da cevap ve imza bekliyorlardi. Beni aldi bir sıkıntı. Bir butun haftasonu basinin etini yedim. Soyle dersin, soyle itelersin tarihi, soyle yaparsin, boyle de yapabilirsin. Bak icine sinmeyen en ufak birsey olursa hayir diyebilirsin. Arkandayiz biz. Neler neler. Gorusmesi Pazartesiydi. En son Pazar aksami kendi sesimden tiksindim ve cumleyi yarida birakip patates cuvali gibi attim kendimi koltugun ustune. Kendimi nasil da kaybetmistim.

Derin nefesler aldim. Kafami gokyuzune cevirdim. Dua etmeye basladim. Zaafimi gormustum, korkumu. Sonra acmaya basladim kalbimi ki ucsun icindeki tortular, korku adinda beni sıkıntıya sokanlar.

Mercury de Sen'sin, Ay da, Gunes de Sen'sin, Saturn de. Ne geliyorsa her gelen Sen'den. Bizim hayrimiza. Belki ilk basta kotu gibi gorunse de biliyorum, her yol Sana biraz daha yaklastiriyor bizi. Hep bir korku vardi icimde, eyvah Mercury geriliyormus, ya simdi imza atarsa ve sonra sorun cikarsa? Eee sonra sorun cikarsa ne olur? Sorun cikar, sorun cozulur. Hepsi iyiligimiz icin olur. Sana teslimim, dedim.

Pazartesi gunu gorusmeye giden esim aksam geldi. Icin rahat mi dedim. Karnimda kelebekler ucustu, dedi. Iste Tanri'nin dilegi buydu. Ne zaman icimiz heyecan icinde, o zaman orda iste O. O kelebeklerde.

O istemezse yaprak kimildamaz, O istedi, biz oynuyoruz...

7 Nisan 2011 Perşembe

Karar

Iki gundur ustu uste yazdigim konunun bitmeyecegini farketmis bulunmaktayim. Bu bahce Gul bahcesi. Bu bahcenin disina tasima karari aldim asilari ve asiyla ilgili konulari. Sadece belki asi da olmaz, belki bagisiklik sistemimiz nasil kuvvetlendirecegimizi de konusuruz bol bol. Ama icimden bu bahcenin yaninda baska bir bahcede yapmak geldi. Bu bahce baska bahce, obur butun bahceler icinde olsa da...

Burda bir O'nun sesi vardi, bir O'nun sesi kalsin...

www.asihakkinda.wordpress.com

Kapiyi aralamak isteyen buyrun burdan iceri girebilirsiniz...

6 Nisan 2011 Çarşamba

Turkcesi

Dun yazdigim yaziyi ingilizce bilmeyen biri okur da, verdigim linklerden birsey anlamaz diye, bugun bir bakayim dedim internette neler yaziyor. Ne cizgisini bilirim, ne felsefesini, sadece uzun zamandir yaptigim arastirmalarla yazilan bilgiler ortustugu icin internette buldugum bu yaziyi burda yayinlayacagim. Arada verilen Kur'an ayetlerini de bundan anlayan, buna inanan insanlara birakiyorum.

Saygilarimla,

AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER

(Zorunlu tutulan veya kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)

Ağustos 2009´da İngiltere ve Fransa´da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD´de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.

Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye´de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır. Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması bugüne kadar Türkiye´nin göreceği en büyük tehlike olabilir.

Aşılar Zararlı mı?

Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir. Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır. AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.

Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.

Grip aşılarının Bilinen İçeriği

1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B

2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.

3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton

4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.

5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)

6-Maymun böbrek hücreleri

7-Yıkanmış Koyun kanı

8- Monosodyum Glukomat

9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)

10- İnsan spermi

11- Etilen gliserol (antifriz)

12- Antibiyotikler

13- Skualen

Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.

İmmünolojist Hugh Fudenburg´un ifade ettiğine göre son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)

Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.

Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.

Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.

Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.

Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.

Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.

Aşı Denen Şey Korur mu?

Dr. G. Buckwald´a göre: Herhangi bir aşının (domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.

Peki Bu Israrın Sebebi Ne?

Tüm bunlar karşısında neden aşılama üzerinde bu kadar ısrar edilmektedir sorusu akla geliyor.

Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki Rekombinant DNA insan DNA’sına ´sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.

Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.

Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!

Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak, tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an´ı Kerim´de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:

De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.

Ancak kök hücrenin hedef hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.

Genetik Yapıyı Değiştirmek... Ne Demek?

Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide “Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir” temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.

Halbuki Kur´an-ı Kerim´de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”

Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı

İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile ´koruyucu hekimlik´ adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.

İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları ´zaruret´ halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.

Korunmak İçin Ne Yapmalı?

Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”

Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.

Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?

Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.

Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.

Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre “Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.” Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.

Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: “Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”

Dünya, Aşılara Karşı Mesafeli

2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.

ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul´un ifade ettiği üzere “1997´de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”

İngiltere’deki doktorlar şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan aşının analogudur (eşi).

Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor

1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:

Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.
500 kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.
Guillain-Barre sendromuna yakalanma riski 8 kat arttı.
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.

Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:

Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e

Tetanos: Beyin iltihabı’na

Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)

Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na

Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a

Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne

Grip Aşısı: Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır

Düşünün ve Karar Verin

Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda SADECE SİZ karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.

Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.

Sade Hayat Derneği -dunyabizim.com

Devamı için tıklayınız: http://www.aamedya.com/fikralar-saglik-ruya-tabirleri-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi/haber-domuz-gribi-asisi-icinde-neler-var-domuz-gribi-asisi-olalim-mi-19712#ixzz1IkZmakcJ



Yeni site:
www.asihakkinda.com

5 Nisan 2011 Salı

Ssttt

Yolda biri dusmus, ne oldugunu anlamiyor yuruyor insan yanindan bakarak,
Araba kenarda kaza yapmis hayretler icinde bakarak geciyor araba kaza mahalinden,
6 yasinda otistik cocuga tren carpmis, cocugu 38 kisi gormus, bir kisi polise basibos dolasan kucuk bir cocuk var diye telefon acmamis. Acsaymis, kurtulurmus.
Metroda iki kisi kavga ediyor, dergiler kitaplar yukari kalkiyor gormemek icin.
Kulaklarda muzikcalarlar, etrafta olan biteni duymamak icin.

Bu bir sendrommus.

Secici olmak cok onemli, Tv'de haberleri seyretmemek mesela, sabah haber seyretmek yerine gol kenarinda kosmaya gitmek mesela. Insanin hayatinda cok buyuk fark yaratir. Gunu guzel baslayan kisi, digerine bulastirir. Gunu kotu gecenlerin de gunlerinin guzel gecme olasiligi artar.

Peki ya bilip susmak? Ogrendiklerini paylasamamak. Senin isin degil Umaji, senin cocugun degil diye susturmak kendimi her daim. Oysa hercocuk BEN'in cocugu, dolayisiyla paylasiyoruz her cocugu derinden. Biziz herbiri...

Ama olmaz, sus Umaji. Insanlar alisilmis duzenlerinde gidiyorlar, hayatlarinda yeterince huzursuzluk var. Sana kalmadi Umaji.

Evet ama ya bilmiyorlarsa, ya hic duymadilarsa, ya duyarlarsa, belki farkederler neler oldugunu. Belki fikirlerini degistirirler.

Sus Umaji, fikirlerini degistirdiler diyelim, ya o fikrini degistirenin cocuguna birsey olursa. Kendi cocugun degil sorumlulugu tasiyabilir misin ?

Sorumluluk O'na ait ama, belki de bana konus diyor simdi.
Sus Umaji, ssst.

Olmaz olmaz, bunca aci var, bunca bilinmeyen. Bari arastirsinlar, bari baksinlar, bari biraz aralasinlar kapilari. Soru sorsunlar. Bu ne kardesim desinler. Icinde ne var desinler, ne ise yarar desinler, ne kadar sure etkisi kalir desinler, yan etkisi nedir desinler. Arastirmalari var mi desinler. Soramiyorlarsa, kendileri okusunlar. Bak internet, sadece gunluk yazmak icin kullanmiyoruz ya bunu, sadece dedikodu icin, sadece haber icin. Degil mi ?

Insanlarin isine gelmez Umaji boyle seyleri arastirmak, herkes yeni pencere acmak istemez. Hem guveniyor o da sen nasil guvendiysen doktoruna.

Guveniyor guvenmesine ama diyorum ki o doktor acaba soru soruyor mu? Yoksa sunu yapacaksin diyor bakanlik, o da onu mu yapiyor. Tipki doktorlarin bize sunu yapacagiz simdi dediginde, peki yapin dedigimiz gibi.

Cocugumu doguruyorum oylesine kiymetli. Aliyor bir kadin onu elimden. Guveniyorum o herkimse. Sonra goturuyor icerde bir odaya. Dogar dogmaz elimi surmeye kiyamayacagim etine batiriyorlar igneyi. Gun geliyor 5 asiyi birden, gun geliyor 11 asiyi birden, gun geliyor oldugu asiyi, vuruyorlar ardi ardina. Oyle cahilim ki. Bu ne icinde ne var diye sormasini akil bile edemiyorum. Icinde 60 kimyasal madde var deseler, delirdiniz herhalde ben bunu kendimi siringa ettirmem, kaldi ki su el kadar cocuga nasil ettireyim. Biz her pazar kalktik Istanbul'da kopru gectik, organik pazarlara gittik. Organik yedirdik. Misafirlige giderken bile yemegini yanimizda goturduk. Sehirlerarasi yolculuklarimizda bile ekmeklerimizi, Kanlica yogurtlarimizi yanimizda goturduk. Egzos dumanindan, sigara dumanindan, sakinabildigimiz herseyden sakindik.
Ahh Mira'cim bilsem yaptirir miydim.

Mira DBaT asisin sonrasinda havale gecirdi. Bir daha hicbir asi vurdurmadik. O zamana kadar 18 aylik olana kadar 21 tane asi olmus. DBaT, MMR gibi karma asilar ki onlarin icinde birden fazla asi var. Hicbir gun verin bakayim su asinin icinde ne varmis bir de ben bakayim demedim. Alsaydim ve okusaydim maymun beyni var, domuz kani var, insan DNAsi var, 60 tanede kimyasal. Delirmis olmaliydim...
Ben sansliydim. Asi sonrasi birden kaybetmedim bebegimi. Adina SIDS diyeceklerdi. Ani olum sendromu. Kimse yazmayacakti asidan diye. Hala kimsenin yazmadigi gibi. Cocuklarini kaybeden annelerle beraber agliyorum son gunlerde.
Ssstt dedi duydum, ama susamadim.
Bahce benim ya, konus demis, bugun bu konusuldu....
23 ay emzirdim, iyi besledim, Allah'a emanet ediyorum. Hastaliklar gelir ve gecer demisler. Ben bagisiklik sistemini guclendirmeye niyet ettim bastan beri. Piril piril beyinlerine batirtmayacagim artik o ucu sivri igneleri...
Hakkimizda hayirlisi olsun...

Okumak isteyenlere;
http://drtenpenny.com/default.aspx
http://www.vaccineriskawareness.com/Why-I-Don-t-Vaccinate-My-Children
http://vran.org/personal-stories/
http://www.amazon.com/tag/health/forum/ref=cm_cd_dp_rft_tft_tp?_encoding=UTF8&cdForum=Fx1EO24KZG65FCB&cdThread=Tx1TBFI9792E6Y4
(bu iki tarafinda fikirlerini sundugu bir forum)
http://www.vaccinationnews.com/home-page
http://www.nvic.org/
http://forums.ivillage.com/t5/Vaccination-Debate/How-to-research-the-decision-to-vax/m-p/67118161